insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Yollar Özgürdür

Yuta - 3. Bölüm - Yollar Özgürdür

Silah dolabının kapağı kapanırken çıkan metal ses, odanın içinde gereğinden uzun kaldı.

Hut görev kemerini masaya bırakmıştı. Telsiz, yedek şarjör, kelepçe ve fener yan yana dizilmişti. Aralarında, tabancanın durması gereken boşluk istemeden göze çarpıyordu. Dolabın anahtarını teslim alan amir tutanağı katlamış, kapının önündeki personele başıyla işaret edip hiçbir şey söylemeden çıkmıştı.

Hut sandalyesinde kaldı.

Sağ elinin eklemleri şişmişti. İşaret parmağındaki kurumuş kanın kendisine mi, yere yatırdığı adama mı ait olduğunu bilmiyordu. Avucunu açıp kapattığında sızı bileğine kadar ilerliyordu.

Kapı yeniden açıldı.

Rek içeri girdi, ardından kapıyı ayağıyla kapattı. Elindeki iki karton bardaktan birini Hut’un önüne bıraktı.

“Şekersiz,” dedi. “Cezan yeterince ağır.”

Hut bardağa dokunmadı.

Rek karşıdaki masaya yaslandı. Önce kemere, sonra dolaba baktı.

“Kaç gün?”

“Belli değil.”

“Silah?”

Hut gözleriyle dolabı gösterdi.

“İfade verdin mi?”

“Verdim.”

“Ne dedin?”

“Ne olduysa onu.”

Rek bardağından bir yudum aldı. “Bu, senin ağzından çıkınca güven vermiyor.”

Hut ona baktı. “Yalan mı söylemeliydim?”

“Hayır. Birazını unutabilirdin.”

“Sen unutabiliyor musun?”

“Çok şeyi.” Rek başını salladı. “Mesela çocukken beni havuza ittiğini.”

“Sen beni önce itmiştin.”

“Onu unutmuşum.”

Hut’un ağzının kenarı kıpırdadı. Rek bunu yeterli bulmuş gibi karşısındaki sandalyeye oturdu.

“Hutay.”

Hut’un kaşları çatıldı. “Hut de.”

“Bana bakmadığında Hutay diyorum.”

“Şimdi bakıyorum.”

“Geç kaldın.”

Hut bardağı eline aldı. Kahve ılımıştı.

“Sen de Reis Kerim diye doğmadın.”

Rek’in yüzündeki ciddiyet kısa süreliğine dağıldı. “Onu sen başlattın.”

“Beş yaşındaydık.”

“Altı.”

“Mahallede üç çocuğa emir veriyordun.”

“Organize ediyordum.”

“Reislik taslıyordun.”

“Kerim tek başına zayıf kalıyordu.”

“Reis Kerim uzundu.”

“Sen de kestin.”

Hut başını eğdi. “Rek.”

“İyi de oldu.”

Odadaki havalandırmanın uğultusu bir süre ikisinin arasını doldurdu.

Rek’in gözleri Hut’un eline indi.

“Adam yerdeymiş.”

“Yerdeydi.”

“Vurmaya devam etmişsin.”

Hut cevap vermedi.

“Silahına uzandı mı?”

“Hayır.”

“Bıçağı var mıydı?”

“Yoktu.”

“Kaçmaya çalıştı mı?”

“Hayır.”

Rek bardağını masaya bıraktı. “Peki neden?”

Hut parmaklarını kartonun çevresinde sıktı.

“Çocuğu bırakmıyordu.”

Rek’in yüzü değişti.

“Kolundan tutmuştu,” dedi Hut. “Çocuk bağırıyordu. Bırakmıyordu.”

“Sen bıraktırdın.”

“Evet.”

“Sonra?”

Hut gözlerini dolaba çevirdi.

“Sonrasını onlar yazdı.”

Rek birkaç saniye sustu. Ardından karşısına geçip çömeldi.

“Yanlış yaptın.”

“Biliyorum.”

“Fazla vurdun.”

“Biliyorum.”

“Durabilirdin.”

Hut bu kez cevap vermedi.

Rek’in sesi yumuşadı.

“Yanlış yaptın diye yanlış birine dönüşmedin, Hut.”

Hut gözlerini kaçırdı.

“Silahı aldılar,” diye devam etti Rek. “Görevi de alabilirler. Üniformayı da. Ama bunlar seni sen yapan şeyler değildi.”

“Bunu kurulda da söylesene.”

“Söylerim.”

“İşe yaramaz.”

“İşe yaraması gerekmiyor.”

Hut ona baktı.

Rek omuz silkti. “Doğru olması yetiyor.”

Arabanın tekerleği derin bir çukura girdi.

Metal dolap, ezilmiş bardak ve Rek’in yüzü bir anda dağıldı. Yerlerine tentenin içindeki soluk gün ışığı, sallanan püsküller ve Tarin’in küçücük göğsüne yayılan huzursuzluk geldi.

Beden irkilmişti.

Hut anının peşinden gitmedi. Rek’in son sözü birkaç nefes daha zihninde kaldı, sonra tekerleklerin gıcırtısına karıştı.

Kafile gün boyu yol aldı.

Orman seyrelmiş, yerini uzun otlaklarla alçak tepelere bırakmıştı. Toprak yol zaman zaman ikiye ayrılıyor, eski tekerlek izleri başka yönlere uzanıyordu. Torik her kavşakta öndeki arabaya sesleniyor, arkadakiler aynı çağrıyı birbirine aktarıyordu.

Akşama doğru rüzgârdan korunaklı bir düzlükte konakladılar.

Arabalar yarım halka oluşturdu. Atlar çözüldü, ortak ateş yakıldı ve gün boyu kapalı kalan insanlar bir anda dışarı taştı. Lerli, Tarin’i kalın bir örtüye sararak ateşin yakınına getirdi. Bebeğin başını kolunun içine yerleştirdi; yüzünü dumandan koruyacak biçimde göğsüne çevirdi.

Tarin uyanıktı.

Alevlerin ışığı görüşünde turuncu lekeler oluşturuyor, kahkahalar ve çalgı sesleri dikkatini bir noktadan diğerine çekiyordu. Hut artık bazı kelimeleri seçebiliyordu. Hepsi anlam kazanmıyor ama isimler ve tekrar edilen ifadeler yüzlere bağlanıyordu.

Torik ateşin karşısında oturuyordu. Yanında geniş omuzlu, kıvırcık saçlarına erken beyazlar düşmüş bir adam vardı. Adam tahta kupasını kaldırıp Torik’in kupasına vurdu.

“Bu yıl Tilin üç ezgi çalmadan iki kese dolduracak.”

Tilin hemen başını kaldırdı. “Üç mü?”

Adam ciddi biçimde düşündü. “Haklısın. İki.”

Torik içkisinden bir yudum aldı. “İki keseyi doldurur, üçüncüsünü şekerlemeye verir.”

“Ben çocuk değilim.”

“Geçen yıl beş renk şeker aldın.”

“Dördü Korhan’ındı.”

Ateşin öbür yanında oturan küçük çocuk itiraz etti. “Biriydi!”

Karot kahkahayla oğlunun ensesinden tutup kendine çekti. Korhan altı yaşlarındaydı; babasının dizine tırmanmaya çalışıyor, bir yandan da yanmış ekmek parçasını kurtarmaya uğraşıyordu.

“Gördün mü?” dedi Karot. “Çocuk dürüst. Birini yemiş, dördünü ablasına bırakmış.”

Tilin dilini çıkardı.

Karot’un büyük çocukları ateşin gerisinde oturuyordu. On beş yaşındaki oğlu koşum kayışı onarıyor, on üç yaşındaki kızı Korhan’ın ayakkabı bağını düzeltiyordu. Bir yaşındaki Yolli başka bir kadının kucağında, iki eliyle parlak kupaya uzanıyordu.

Karot kupayı göğsüne bastırdı. “Bu benim.”

Yolli bağırdı.

“Duydun mu?” dedi Torik. “Senden akıllı.”

“Benden güçlü de. Sabah saçımı çekti, gözümden yaş geldi.”

Korhan babasının saçına uzandı.

Karot elini yakaladı. “Sen deneme.”

Ateşin çevresinde kahkaha yükseldi.

Hut, Tarin’in içindeki rahatlığı hissetti. Bu insanlar yalnızca aynı yolda yürümüyorlardı. Birbirlerinin çocuklarını tanıyor, şakalarını daha söylenmeden biliyor, sofralarını ve yüklerini paylaşıyorlardı.

Karot kupasını kaldırdı.

“Bahar Kavuşması’na.”

Çevresindekiler kupalarını ona doğru uzattı.

“Yollar birleşsin.”

“Ocaklar tütsün.”

“Keseler dolsun,” dedi Karot.

Telli oturağından baktı. “Senin kesen geçen yıl dolmadı.”

“Sanatımı ucuza sattım.”

“Sanatın yoktu.”

Karot göğsünü tuttu. “Çocukların yanında.”

Korhan babasına döndü. “Sanatın ne?”

Torik cevap verdi. “İçmek.”

Korhan düşündü. “O zaman çok iyi.”

Karot gururla kupasını kaldırdı.

Tilin ateşe biraz daha sokuldu. “Kral gerçekten gelecek mi?”

Konuşmalar hafifledi.

Karot omuz silkti. “Refah’ın adamları öyle diyor.”

Torik kupasını dizine koydu. “Geçen yıl da öyle demişlerdi.”

“Geçen yıl ayağı ağrıyordu.”

“Bu yıl yaşı ağrıyor.”

Ateşin diğer tarafından biri, “Dört oğlu onu ayakta tutar,” dedi.

“Birbirlerini tutmaktan vakit bulurlarsa,” diye karşılık verdi bir başkası.

Hut konuşmaların tamamını anlayamıyordu. Yine de yaşlı kralın Refah’ı uzun süredir savaşsız tuttuğunu, dört oğlunun daha o ölmeden taraf toplamaya başladığını ve kralın kızının hepsinden daha zeki sayıldığını çıkardı.

Karot kupasını ateşe doğru uzattı.

“Dört oğul birbirinin ayağını yerken kızları tahta oturur da haberleri olmaz.”

Torik kaşını kaldırdı. “Prensesi gördün mü?”

“Hayır.”

“Saray?”

“Onu da görmedim.”

“Yine de biliyorsun.”

Karot içkisinden bir yudum aldı. “Bilmediğim şeyleri daha rahat anlatıyorum.”

Telli başını salladı. “Fark ediliyor.”

Konuşmalardan Hut, Bahar Kavuşması’nın Refah halkı için büyük bir bahar şenliği olduğunu öğrendi. Şehirdekiler ona Refah Bereket Festivali diyordu. Meydanlar süsleniyor, pazarlar kuruluyor, kralın ilk gün görünmesi bekleniyordu.

Yörünler içinse Kavuşma bundan fazlasıydı.

Dağılmış kafileler buluşuyor, kış boyunca değişen yolları ve tehlikeleri birbirine aktarıyordu. Atlar, kumaşlar, bitkiler, çalgılar ve el emeği eşyalar takas ediliyor; gençler gösterilerle para kazanıyordu.

Evlilik çağına gelenler de orada tanışıyordu.

Karot büyük oğluna bakıp sırıttı. “Bu yıl bunu iyi bir aileye takas edeceğiz.”

Çocuk başını kaldırmadan konuştu. “Beni verirseniz arabayı kim tamir edecek?”

“Doğru. Kız kardeşini verelim.”

On üç yaşındaki kız ayakkabıyı babasına fırlattı.

Karot eğilip kurtuldu.

Telli’nin sesi ateşin öbür tarafından geldi.

“Gençler takas edilmez.”

Karot başını eğdi. “Elbette.”

“Yolları birleştirilir.”

Karot oğluna göz kırptı. “Daha pahalı oldu.”

Bu kez ayakkabı yüzüne çarptı.

Kahkahanın ortasında kampın dışından hızlı ayak sesleri geldi.

Bir köpek havladı. Ardından başka biri cevap verdi.

İki atlı karanlıktan çıktı. Atlardan birinin boynu ter içindeydi, diğerinin sol ön ayağı kanıyordu. Öndeki adam attan inerken sendeledi.

Torik ayağa kalktı.

“Ne oldu?”

Adam nefesini düzenlemeye çalıştı. “Taşköprü’yü tutmuşlar.”

Ateşin çevresi sessizleşti.

“Kim?” diye sordu Karot.

“Arma yok. Krallık askeri değiller.”

“Kaç kişi?”

“Gördüğümüz on iki. Ağaçların arasında daha fazlası var.”

Torik’in yüzü sertleşti. “Ne istiyorlar?”

“Geçiş payı. Para, yiyecek… Hoşlarına ne giderse.”

“Verdiniz mi?”

Adamın çenesi kasıldı. “Öndeki arabanın atını aldılar.”

Öfkeli sesler yükseldi.

Birisi, “Ödeyip geçelim,” dedi.

Karot ona döndü. “Bugün veririz, yarın her ağacın arkasından biri çıkar.”

“Çocuklar var.”

“Bu yüzden verirsek çocuklarımız da vermeye devam eder.”

Torik çevresindekilere baktı.

“Yol kimsenin malı değil.”

Karot kupasındaki son yudumu ateşe döktü. “Köprü de onların babasından kalmadı.”

Torik’in sesi ağırlaştı.

“Yollar özgürdür.”

Cümle ateşin çevresinde bir kişiden diğerine geçti.

“Yollar özgürdür.”

“Yollar özgürdür.”

Tarin yükselen seslerle irkildi. Küçük bedeni Lerli’nin kollarında gerilirken Hut da çevredeki öfkeyi hissetti. Fakat korkunun altında başka bir şey vardı.

Yörünlerin tınısı, ateşin çevresinde tek bir ağır vuruş gibi birleşmişti.

Gece boyunca hazırlık yaptılar.

Arabalar birbirine yaklaştırıldı. Çocukların ortada kalacağı düzen kuruldu. Kadınlar yay, mızrak ve ipleri arabalara dağıttı. Kimse Torik ve Karot’un önlerine geçip kendilerini kurtarmasını beklemiyordu; herkes kendi yerini biliyor, bilmediği yerde soruyordu.

Tilin, babasının kemerine kalın deri bağlar taktığını görünce yaklaştı.

“Baba?”

“Efendim?”

“Ayı olduğunda kıyafetlerin yine yırtılacak mı?”

Ateşin çevresinden gülüşler yükseldi.

Torik iç çekti. “Tilin.”

“Geçen sefer yırtıldı.”

Karot araya girdi. “Bu yüzden annen babana güzel kıyafet almıyor.”

Lerli ona ters ters baktı.

Tilin’in yüzü ciddileşti. “Ayı olduğunda yine babam mısın?”

Torik’in elleri durdu.

Telli, Tilin’e elini uzattı. Kız yaşlı kadının yanına çömeldi.

“Sen ne düşünüyorsun?” diye sordu Telli.

“Beni tanıyor.”

“Başka?”

“Annemin sözünü dinliyor.”

Karot öksürüğünü gülüşe çevirdi.

Tilin biraz daha düşündü. “Gözleri farklı oluyor.”

“Bedeni de,” dedi Telli. “Tını da.”

Kız başını salladı.

“Ama Süne’si Torik kalır.”

Tilin kelimeyi yavaşça tekrarladı. “Süne.”

“Seni sen yapan şey.”

“Saçım mı?”

“Kesilir.”

“Sesim?”

“Değişir.”

Tilin bileğindeki boncukları salladı. “Bunlar?”

“Kaybolur.”

“Tınım?”

Telli bir süre bekledi.

“Tının büyür. İz taşır. Bazen yaralanır. Ama Süne, bütün bunların içinden kendisini taşır.”

Hut kelimeleri Tarin’in eksik kavrayışı ve kendi sezgisi arasında parçalı biçimde anladı.

Süne.

Seni sen yapan şey.

Silah dolabının kapağı zihninde yeniden kapandı.

Görevi de alabilirler. Üniformayı da.

Rek’in sesi ateşin çıtırtısına karıştı.

Ama bunlar seni sen yapan şeyler değildi.

Hut o gün arkadaşına inanmamıştı. Şimdi bu dünyada aynı düşüncenin başka bir adı olduğunu fark etti.

Süne.

Sabah gün doğmadan yola çıktılar.

Çocukların bulunduğu arabalar ortada, yükü azaltılmış iki araba ön ve arkadaydı. Kadınlar birbirine yakın yürüyordu. Lerli, Tarin’i geniş bir kumaşla göğsüne bağlamıştı. Telli ön arabanın açık kısmında oturuyor, gözleri kapalı hâlde rüzgârı dinliyordu.

Taşköprü, iki kayalık kıyı arasında yükseliyordu. Altındaki dere gece yağmuruyla bulanmış ve kabarmıştı. Köprünün girişine kalın kütükler yığılmıştı.

Sekiz adam önde duruyordu. Dördünde mızrak, ikisinde yay, diğerlerinde kısa kılıç vardı. Ağaçların arasında metal parıltıları görünüyordu.

Karot ve Torik arabaların önüne geçti.

Yolli başka bir kadının kucağındaydı. Korhan, büyük ablasının elini tutuyor ama gözlerini babasından ayırmıyordu.

Deri zırhlı, yüzü eski bir yara iziyle bölünmüş adam ileri çıktı.

“Buradan geçiş paralı.”

Torik durdu. “Kimin adına?”

Adam kollarını açtı. “Köprüyü tutanın.”

Karot taş kemerlere baktı. “Köprü konuşmayı ne zaman öğrendi?”

Adamın arkasından bir gülüş yükseldi, lider dönünce hemen kesildi.

“Araba başına iki gümüş. Hayvan başına bir. Çalgı taşıyanlar ayrıca verir.”

Karot Torik’e eğildi. “Müziği sevmiyorlar.”

Torik’in bakışı adamdan ayrılmadı. “Krallığın armasını göremiyorum.”

“Arma geçiş sağlamaz.”

“Sen de sağlamazsın.”

Liderin yüzü sertleşti. “Geri dönebilirsiniz.”

Torik arkasındaki kafileye baktı. Sonra yeniden köprüye döndü.

“Yollar özgürdür.”

Adam yere tükürdü. “Bu yol değil. Köprü.”

Karot gülümsedi. “Altındaki su da senin mi?”

“Son kez söylüyorum,” dedi lider. “Ödeyin.”

Torik de son kez cevap verdi.

“Hayır.”

Ormanın içinden bir yay kirişi titreşti.

Telli gözlerini açtı.

“Yatın!”

Ok, kafilenin ön arabasına saplandı. Tahta gövde sert bir sesle titredi. Atlar kişnedi, çocuklar bağırdı ve kadınlar onları tekerleklerin koruduğu iç bölgeye çekti.

Lerli çömelerek Tarin’in başını örttü.

Küçük beden korkuyla kasıldı. Kalp atışları hızlandı, nefesler parçalandı. Hut’un zihni de aynı gürültünün içine sürüklendi.

Torik okun geldiği ağaçlara döndü.

Bir şey değişti.

Hut bunu görmedi. Ne beyaz çizgiler vardı ne ışık. Yalnızca Tarin’in babasını tanıdığı o ağır, güvenli his bir anda genişledi. Torik’in bedenine sığmıyor, çevresindeki havayı daraltıyormuş gibi geldi.

Tarin hâlâ babasını tanıyordu.

Hut ise ilk kez ondan korktu.

Torik yeleğini omuzlarından sıyırdı, kemerindeki bağları çözdü.

Köprünün önündeki lider kılıcını çekti.

“Son şansınız bitti.”

Torik cevap vermedi.

Omuzları geriye, ardından dışarı doğru genişledi. Derisinin altında kaslar kalın halatlar gibi yer değiştirdi. Parmakları kalınlaştı, tırnakları koyulaştı. Omurgasından kuru çatlama sesleri yükseldi.

Hut gördüğünü anlamaya çalıştı.

Bir hastalık değildi.

Bir numara değildi.

Bir insan bedeni böyle değişemezdi.

Torik’in göğsünden yükselen ses artık bir insanın çıkarabileceği kadar dar değildi. Çenesi öne uzadı. Boynundan koyu kıllar çıkarak omuzlarına yayıldı.

Tarin’in içindeki sevgi değişmedi.

Bu hâlâ babasıydı.

Hut’un düşüncesiyse çok daha yalındı.

Bu mümkün değil.

Torik’in elleri toprağa değdi.

Parmakların yerinde taşı kırabilecek büyüklükte pençeler vardı.

Köprü başındaki adamlardan biri geri çekildi.

Torik başını kaldırdığında yüzü artık bütünüyle insan değildi; fakat dönüşüm tamamlanmamıştı. Genişleyen çenesinden çıkan nefes sabah havasında beyaz bir bulut oluşturdu.

Ardından kükredi.

Ses köprünün taşlarında, derenin suyunda ve Tarin’in küçücük göğsünde aynı anda yankılandı.


SİSTEM ÖZETİ

Beden: Tarin
Doğal Süne: Tarin
Yabancı Süne: Hut

Mertebe: Uyanmamış
Eşruh Dengesi: %3
Denge Seviyesi: Çatışmalı
Tekâmül Puanı: 0

AKTİF DURUMLAR

  • Gelişmemiş Sinir Sistemi
  • Düşük Beden Kontrolü
  • Duygusal Kaynak Karışması
  • Süne Taşması: Düşük
  • Yoğun Korku Tepkisi

GELİŞEN ALGILAR

  • Duygu Kaynağı Ayrımı
  • Tın Algısı: İlk Temas

KAVRAM KAYITLARI

  • Süne: Kısmi Kavrayış

SON KAYITLAR

  • Tın ile Süne arasındaki ilk ayrım gözlemlendi.
  • Doğal Süne, değişen bedensel Tın içinde tanıdık Süne’yi ayırt etti.
  • Dış tehdit kaydedildi.

KİLİTLİ KAYITLAR MEVCUT


Yuta - 3. Bölüm - Yollar Özgürdür

BÖLÜM NOTU

Biraz Hut'ın geçmişi, biraz Yörünlerin yolu… ve sonunda biraz da Torik. Bu bölümün sonunu uzun zamandır paylaşmak istiyordum.

Evet. Torik konusunda artık başka sorularımız var. 😃




user

Hut'un geçmişindeki o anı, Rek ile olan diyalogları üzerinden bu kadar net hissetmek... "Yanlış yaptın diye yanlış birine dönüşmedin" cümlesi çok etkileyiciydi. İki farklı zaman dilimini bu kadar akıcı bağlaman da harika. Tarin'in o ortamdaki rahatlığı hissetmesi, Yörünlerin "Yollar özgürdür" diye birleşmesi, o ruhu çok güzel yansıtmış. Tilin'in babasına "Ayı olduğunda yine babam mısın?" diye sorması ise hem çok tatlı hem de bu dünyanın farklılığını çok güzel gösteriyor. Merak ediyorum, bu "ayı olma" durumu ne anlama geliyor? Bir sonraki bölümü heyecanla bekliyorum!

user

Teşekkürler yorum için. 🥰

Hut ve Rek'in arasındaki ilişkinin izleri çok taze ve Hut'un geçmişini bu bağlamda hissettirerek yumuşak bir geçiş yapmak istedim. Hatta biraz sert mi oldu diye düşünürken yorumun çok rahatlattı. O cümle tam da bu geçişi iyice hissettirebilmek için itinayla yerleştirilmişti. 😊

Tilin başlı başına çok tatlı, değil mi? 🥰

user

Rica ederim! 🥰 Hiç sert olmamış bence, tam da o yumuşak geçişi hissettirmiş. O cümlenin etkisi çok büyük oldu gerçekten. Tilin de kesinlikle öyle, çok sevdim onu! 😍