insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

10. Bölüm — Hesap Gelmeden

Yuta - 10. Bölüm - Hesap Gelmeden

Torik götürüldüğünden beri kimse yolun ne kadar uzun kaldığını konuşmamıştı. Önlerinde güneye doğru uzanan eski Refah yolu birkaç saat önce olduğundan farklı görünmüyordu; sol tarafta ağaçların gün ışığını içine çektiği derin orman, sağ tarafta taşlı düzlüklere doğru alçalan açık arazi ve geride, geldikleri yöne kıvrılarak kaybolan teker izleri vardı. Buna rağmen kafile artık yolculuğuna ara vermiş bir topluluğa değil, görünmeyen bir el tarafından bulunduğu yere çivilenmiş tek bir canlıya benziyordu. Arabalar hareket etmiyor, hayvanlar koşumlarından tamamen çözülmeden bekletiliyor, yetişkinler birbirlerine yaklaşarak alçak sesle konuşuyor, çocuklar ise ne olduğunu anlamadıkları hâlde gürültü çıkarmanın yanlış olacağını büyüklerin yüzlerinden okuyordu.

Yol Gaspçılarının son düdüğü ormanın içinde çoktan sönmüştü. Torik de o sesle birlikte yolun kıvrımında kaybolmuş, geride yalnızca ayrılmadan önce söylediği emir kalmıştı.

Kimse yerinden ayrılmayacak.

Tarin, Lerli’nin eteğine iki eliyle tutunmuş, babasının götürüldüğü yöne bakıyordu. Birkaç kez yolun ilerisinde yürümek istemiş, her defasında hastalıktan yeni kurtulan bacakları ona henüz ne kadar güçsüz olduğunu hatırlatmıştı. Sonunda Lerli oğlunu kaldırıp arabanın yanına serilen örtülerin üzerine oturtmuştu. Tarin buna itiraz etmiş, babasının arkasından gitmesi gerektiğini söylemiş, fakat sesi öfkesinden önce yorulmuştu.

İz, çocuğun dizlerine sokulmuştu. Yol Gaspçıları uzaklaştıktan sonra bir süre onların kokusunu takip eder gibi başını havada tutmuş, sonra Tarin’in yanına dönerek küçük başını bacağına bırakmıştı. Kürkünün altındaki mavi çizgiler görünmüyor, uzun bacakları ve henüz tam doğrulmayan kulaklarıyla sıradan bir kurt yavrusuna benziyordu. Tarin parmaklarını sırtında gezdirirken, “Babam gelecek,” dedi. Sözü kendisine mi, yavruya mı söylediği belli değildi.

Hut cevap veremedi. Torik’in dönmesini o da istiyordu; fakat çocuk zihninin ulaşamadığı ihtimalleri görüyor, adamın ikinci kez sorguya götürülmesinin önceki gibi kısa bir ayrılık olmayabileceğini düşünüyordu. Yol Gaspçılarının ellerinde artık eski ifadeler, geriye doğru değiştirilmiş suçlar ve kafilenin bütünü için hazırlanmış yeni bir hesap vardı. Torik’i öldürmek zorunda değillerdi. Bazen bir adamı yaşatıp ailesinin başına ne geleceğini ona izletmek, ölümden daha kullanışlı olabilirdi.

Telli birkaç adım ötede oturağında duruyordu. Yaşlı kadının elleri dizlerinin üzerinde birleşmiş, bakışları Torik’in kaybolduğu yol kıvrımına yerleşmişti. Yüzündeki korku saklanmıyordu; fakat o korkunun üstünde, ondan daha ağır ve daha sakin bir şey vardı. Telli beklemiyordu. Ne yapılması gerektiğini tartıyordu.

Kafilenin ortasında Sephot erkeklerle konuşuyordu. On sekiz yaşındaki delikanlı son üç yılda yalnızca uzamamış, omuzları genişlemiş, yüzündeki çocukluk yavaş yavaş babasının çizgilerine yer açmıştı. Kazma veya balta kaldırdığında Karot’u hatırlatıyor, fakat Karot’un hareketlerindeki rahatlık onda bulunmuyordu. Babası hayatı omuzlamak zorunda kalmadığı zamanlarda omuzlarını gevşek tutardı; Sephot ise daha çocukluğunun sonuna ulaşmadan bir evin, bir annenin ve iki kardeşin sorumluluğunu sırtına almıştı. Torik ayrılırken bütün kafilenin yükünü de kısa bir cümleyle onun üzerine bırakmıştı.

“Kimse yerinden ayrılmayacak,” dedi yeniden.

Karot’un dul eşi ona baktı. “Ne zamana kadar?”

Sephot’un cevabı hazır değildi.

Lerli, Tarin’in başındaki örtüyü düzeltirken konuştu. “Hesapçılar gelene kadar bütün nefeslerin yerinde kalacağını söylediler.”

Bu söz, yolun üzerindeki sessizliği daha da ağırlaştırdı. Birkaç yetişkin istemsizce çocuklara baktı. Yolli annesinin arkasında durmuş, ne konuşulduğunu anlamasa da korkması gerektiğini seziyordu. Tilin, Tarin’den birkaç adım ötede bekliyor, kardeşinin yeniden ayağa kalkmaya çalışıp çalışmadığını gözlüyordu. Korhan ise diğer çocuklardan uzakta, yolun solundaki ormana bakıyor ve zaman zaman başını çok hafif yana eğiyordu.

Telli sonunda gözlerini yoldan ayırdı.

“Oğlum bizi toprağa çivilemedi.”

Sephot ona döndü. Yaşlı kadının sesi yüksek değildi; yine de çevredeki konuşmalar kesildi.

“Dağılmayın dedi.”

Sephot’un kaşları çatıldı. “Buradan ayrılırsak Torik bizi bulamaz.”

“Burada kalırsak bulacağı kafileyi yerinde bulamayabilir.”

“Torik açıkça—”

“Oğlumun sözünü taşıyacaksan ağırlığını doğru yerinden tut.” Telli’nin bakışı Sephot’un yüzünde kaldı. “Bize beklememizi söylemedi. Birbirimizi bırakmamamızı söyledi.”

Sephot cevap vermedi. Torik’in emrine karşı gelmek istemiyordu. Öte yandan kendisine bırakılan şey yalnız arabalar ve yük hayvanları değildi. Tarin, Tilin, Yolli, Korhan, hasta yaşlılar ve Karot’un geride bıraktığı aile onun vereceği karara bağlıydı. Oldukları yerde kalmak, emri yerine getirmek gibi görünebilirdi; fakat Hesap Muhafızlarının gelişiyle birlikte aynı karar, çocukları teslim etmek anlamına dönüşebilirdi.

Korhan aniden konuştu.

“Ana yolda kalamayız.”

Kimse ona soru sormamıştı.

Sephot kardeşine döndü. Korhan hâlâ ormana bakıyordu.

“Bunu zaten biliyoruz.”

“Hayır.” Çocuk başını yana eğdi. “Onlar yolu biliyor.”

“Kim?”

Korhan cevap vermedi. Dudakları çok hafif kıpırdadı.

“Biliyorum.”

Tilin bunu duydu. “Kiminle konuşuyorsun?”

Korhan irkildi ve çevresindekileri yeni fark etmiş gibi gözlerini kırpıştırdı.

“Kimseyle.”

“Birine cevap verdin.”

“Vermedim.”

Tilin ona şüpheyle baktı. Korhan yüzünü yeniden ormana çevirdi.

“Ana yolun altında eski bir kuru yatak var.”

Sephot’un sabrı azalmakla birlikte sesini kontrol etti. “Bu yolu hayatında kaç kere gördün?”

“Görmedim.”

“Öyleyse yatağın orada olduğunu nereden biliyorsun?”

Korhan’ın yüzünde kısa süreli bir öfke belirip kayboldu. “Var işte.”

“Arabalar geçer mi?”

Çocuk yine sustu. Bu susuş, bir şey düşünmesinden çok başka bir cevabı dinlemesine benziyordu.

“İlk yerde geçmez.”

“Sonra?”

“Sonra geniş.”

Sephot ona doğru bir adım attı. “Korhan.”

“Önce sağdaki gövde alınmalı.”

“Ne gövdesi?”

Korhan alnını ovuşturdu. Birkaç nefes önce ayrıntısıyla anlattığı şeyi ilk kez duyuyormuş gibi huzursuz görünüyordu.

“Ben nereden bileyim?”

Tilin gözlerini ondan ayırmadı.

Telli daha uzun baktı.

Yaşlı kadın hiçbir şey söylemedi.


Torik, eski yol hanının avlusuna girdiğinde yeni Refah’ın neye benzediğini ilk kez açık biçimde gördü.

Han bir zamanlar güneye inen yolcuların hayvanlarını suladığı, sıcak yemek bulduğu ve kötü havalarda çatısı altına sığındığı bir yer olmalıydı. Avlunun kenarlarında silinmiş ocak izleri, çatlamış yalaklar ve eski yol işaretleri hâlâ duruyordu. Fakat kapının üzerindeki ahşap levha sökülmüş, yerine koyu yeşil zemin üzerine bakır harflerle işlenmiş yeni bir ad asılmıştı.

HESAP DURAĞI

Feruk Geçitçi atından indi. Torik’e zincir vurulmamıştı; buna ihtiyaç duymuyorlardı. İki Yol Gaspçısı iki yanında, biri arkasında yürüyordu. Kapının önünde nöbetçiler, avlunun içinde silahlı adamlar ve her çıkışın yakınında yeni kraliyet şeritleri vardı.

Feruk, Torik’in levhaya baktığını görünce gülümsedi.

“Hanı beğenmedin mi, Yol Aylağı?”

Torik cevap vermedi.

Feruk’un sağ kaşının üzerindeki eski kesik, yüzü gülümseyince daha belirgin hâle geliyordu. Kırlaşmış sakalını kısa kesmiş, silahlarını yol tozuna rağmen temiz tutmuştu. Kendisini bir haydut gibi değil, yeni düzenin haklı sahibi gibi taşıyordu.

Torik onu Yol Sahibi olarak düşünmedi.

Yolun sahibi değildi.

Yalnızca gaspçılarından biriydi.

Avlunun arka tarafında dört ağır araba hazırlanıyordu. Normal yük araçlarından daha yüksek yan duvarlara sahiptiler; içleri bölmelere ayrılmış, dar pencereleri dışarıdan demir sürgülerle kapatılmıştı. Birinin içinde çocukların boyuna göre sıralanmış oturma yerleri bulunuyordu. Başka bir arabanın arkasında farklı renklerde sicimler sallanıyor, demir halkalar büyüklüklerine göre diziliyordu.

Torik’in adımları yavaşladı.

Bir görevli en küçük halkalardan birini ölçüyordu.

“Çocuklar için mi?” diye sordu Torik.

Görevli başını kaldırmadı.

“Bunlar çocuklar için değil.”

Halkayı diğerlerinin yanına bıraktı.

“Küçük dönüşenler için.”

Torik’in elleri yumruk oldu.

Feruk omzunun üzerinden ona baktı. “Her nefes kendi ölçüsünde tutulur.”

Torik ona saldırmadı.

Henüz.

Han odalarından birinin önünde toprak içindeki bir adam diz çökmüş yalvarıyordu. Yanında on yaşlarında, ateşli görünen bir çocuk duruyor ve babasının gömleğine tutunuyordu.

“Hasta olduğu için kız kardeşinin yanındaydı,” diyordu adam. “Sayım günü köyde değildi. Saklamadım.”

Karşısındaki Hesap Muhafızı, metal uçlu kalemini taş levhanın üzerinde gezdirdi.

“Bir saklanan nefes.”

“Hayır.”

“İki yanlış bildirim.”

“Lütfen.”

“Bir yetişkin borç sahibi.”

Çocuk babasına sarıldı.

Muhafız sesini yükseltmedi. Öfkelenmedi. Yanındaki askere iki parmağıyla işaret verdi.

“Çocuğu arabaya alın.”

Adam muhafızın ayaklarına kapandı.

“Borcu öderim.”

Görevli levhaya baktı.

“Borç para değil.”

Bu cümle, Feruk’un bütün hakaretlerinden daha ağır biçimde Torik’in içine oturdu.

Çocuk ağlarken Sayım Arabalarından birine götürüldü. Kimse ona vurmadı, saçından sürüklemedi veya bağırmadı. İşlemin kendisi şiddetin yerini almıştı. İnsanların acısı, görevlinin ses tonunu değiştirecek kadar bile önemli değildi.

Feruk Torik’in yüzünü izledi.

“Yeni düzeni anlamaya başladın mı?”

Torik ona baktı.

“Sizin düzeniniz değil.”

Feruk gülümsedi. “Birazdan kayda öyle geçmez.”


Kafiledeki sandıklar açıldığında Sephot kararını vermişti.

Ana yol üzerinde beklemeyeceklerdi. Kimse ayrı yöne kaçmayacak, çocuklar aynı arabaların çevresinde tutulacak, yükler hafifletilecek ve Korhan’ın söylediği kuru yatak bulunacaktı. Torik geri döndüğünde onları kamp yerinde bulamayabilirdi; fakat bir arada ve hayatta bulma ihtimali, Hesap Muhafızlarını beklemelerinden daha yüksekti.

Oyrun, yıllardır tamir ettiği arabaların arasında dolaşıyor, parmaklarını tahta ve metal birleşimlerine dokundurarak nerelerin bağlanması gerektiğini söylüyordu. Elli yaşını geçmiş, demir grisi saçlarını ensesinde gevşekçe bağlamıştı. Sağ elindeki eski kesikler, bıçak ve keskiyle geçen yılların izini taşıyordu. Boynunda farklı ağaçlardan kesilmiş düz parçalar bulunuyor; bunları süs gibi değil, sesleri birbirinden ayırmak için taşıdığı belliydi.

“Şu halkayı bezle sarın. Bu mil kuru ama yağlamayın; tozu toplar. Araya kumaş sıkıştırın.”

Sephot gençlere onun söylediklerini aktarıyordu.

Lerli eski bir sandığın kapağını kaldırdığında Tarin hemen öne eğildi. İplerin, kırık koşum parçalarının ve kullanılmayan araçların arasında küçük bir çatal gördü.

“Sapanım.”

Tilin arkasından baktı.

“Onu yine ona mı vereceksiniz?”

Tarin sapana sarıldı. “Benim.”

“Babam geri almıştı.”

“Babam yapmıştı.”

“Beni vurduğun için geri aldı.”

“Seni vurmadım.”

Tilin kollarını göğsünde birleştirdi. “Taş kulağımın yanından geçti.”

“Seni değil, yanını vurdum.”

“Yanım bendim.”

Yolli gülmeye başladı.

Tarin sapanı göğsüne daha sıkı bastırdı. Lerli elinden almak üzere uzandı, fakat Telli başıyla Oyrun’u gösterdi.

“Önce o baksın.”

Tarin sapanı vermek istemedi. Oyrun önünde çömeldi.

“Senden almıyorum.”

“Alıyorsun.”

“Babandan kalan sesi dinliyorum.”

Tarin bir süre düşündü ve sapanı isteksizce uzattı.

Oyrun İkizdal gövdeyi iki avucunun arasına aldı. Gözlerini kapatmadı, kulağını da tahtaya yaklaştırmadı. Başparmağını kısa çatalın damarları üzerinde gezdirerek bekledi.

“İkizdal hâlâ konuşuyor.”

Tarin kaşlarını çattı.

“Sapan konuşmaz.”

Oyrun’un ağzının kenarı kıpırdadı.

“Sen her gördüğüne taş atarsan konuşur.”

Tilin güldü.

Oyrun sapanın bir çatalına dokundu.

“Kendi düşmüş.”

Lerli başını salladı. “Torik fırtınadan sonra bulduğunu söylemişti.”

“Bir yanı önce kırılmış. Öteki rüzgâra direnmiş.”

Tilin yaklaştı. “Eğri mi yapmış?”

“Hayır.”

Oyrun bağların uzunluğunu karşılaştırdı.

“Eğriyi düzeltmemiş. Eğrinin ne istediğini anlamış.”

Sapanın bir çatalı diğerinden biraz daha kısaydı. Torik bu farkı keserek yok etmemiş, bağları farklı uzunlukta örerek atış merkezini dengelemişti. Sapın yan tarafındaki üç ince çizgi, kullanım ve toz altında hâlâ seçiliyordu.

Oyrun onları başparmağıyla temizledi.

“Üç çizgi.”

Lerli’nin yüzü yumuşadı.

“Torik, ben ve Tarin.”

Tarin sapanı geri istedi. Oyrun Sıçrayan Bağları kontrol etti; hayvan siniri ile saz lifinin örüldüğü bağlar yıllarca sandıkta kalmasına rağmen tamamen sertleşmemişti. Yine de Tarin’in küçük bedeni için fazla gerilim oluşturmaması amacıyla düğümleri çözüp yeniden ayarladı.

Sapanı çocuğa verirken sesi ciddileşti.

“Hedefin yoksa çekmeyeceksin.”

Tarin hemen başını salladı.

“Hedef bulurum.”

“Bulmak zorunda değilsin.”

“Hedef yoksa ne yapacağım?”

“Çekmeyeceksin.”

Tarin sapanına baktı ve bu kez daha yavaş başını salladı.

Beyaz çizgiler Hut’un görüşünde açıldı.


ENVANTER KAYDI

TORİK YAPIMI ÇATAL SAPAN

Tür: Hafif Atış Aracı

Gövde: İkizdal

Bağ: Sıçrayan Bağ

Kullanıcı Uygunluğu: Sınırlı

Etkili Menzil: Çok Kısa

Durum: Kullanılabilir

NESNE KAYITLARI

  • El Yapımı
  • Babalık Armağanı
  • Dengesiz Çatal / Dengelenmiş Bağ
  • Hedefsiz Kullanım Geçmişi

Hut son satıra bakınca istemsizce gülmek istedi. Sistem bile Tarin’in önceki kullanımını unutmayacak kadar acımasızdı.

Fakat ekranın gösterdiklerinden çok göstermedikleri önemliydi. Sapanın nasıl doğru kullanılacağını anlatmıyor, önlerindeki hangi yolun güvenli olduğunu söylemiyor, Torik’in başına gelecekleri haber vermiyordu. Yalnızca nesnenin ne olduğunu, nasıl yapılmış bulunduğunu ve üzerinde oluşmuş geçmiş kaydını gösteriyordu.


Torik, Başhesapçı Salkur’un karşısına oturtulduğunda odada yalnızca bir masa, iki sandalye ve duvarları kaplayan kayıt rafları vardı.

Salkur uzun ve ince bir adamdı. Saçlarını tamamen geriye taramış, boynuna küçük hesap levhaları asmıştı. Parmak uçları mürekkepten koyulaşmıştı. Silah taşımıyordu; kapının iki yanında bekleyen muhafızlar, buna ihtiyaç duymadığını gösteriyordu.

Masaya Torik’in Bahar Kavuşması sırasında verdiği eski ifade bırakıldı.

Salkur belgeyi açtı.

“Taşköprü.”

Torik sustu.

“Geçiş bedelini reddettiğini söylemişsin.”

“Gaspçı oldukları için.”

“Yol görevlileri.”

“O gün değillerdi.”

Salkur başını kaldırdı.

“O gün kayıtta değillerdi.”

“Farkı ne?”

“Geriye Dönük Yol İmtiyazı.”

Torik’in yüzü sertleşti.

“Sonradan yazılan levha, önce yapılan gaspı değiştirmez.”

“Gerçeği değiştirmez.”

Salkur belgeyi parmağıyla düzeltti.

“Adını değiştirir.”

Torik masaya doğru eğildi.

“Ölü adamı görevli yapamazsınız.”

“Kayıt adamın ne olduğunu değil, tahta ne borçlu olduğunu söyler.”

Torik, Sayım Arabasına götürülen çocuğu düşündü.

“Borcunuzu insanla ödüyorsunuz.”

“İnsanlar devleti oluşturur.”

“Hayır.” Torik’in sesi alçaldı. “İnsanlar birbirini oluşturur.”

Salkur bunu işe yaramayan bir duygusallık gibi dinledi.

“Eski Refah da böyle düşündü.”

“Eski Refah yolcuyu doyururdu.”

“O yüzden ambarları boşaldı.”

“Erdemir yolları açık tutardı.”

“Erdemir ülkeyi çocuklarına paylaştırdı.”

Torik sustu.

Salkur konuşmanın yönünü istediği yere getirmişti.

“Kral Erdemir IV Barkın. Uzun Baharın Kralı.”

Unvanı ne saygıyla ne de alayla söyledi.

“Ömrünün sonunda Refah’ı beş paya böldü. Kılıç, Ambar, Terazi, Güney ve Yol.”

“Çocukları yönetsin diye.”

“Çocukları birbirini yesin diye.”

“Sayra üçünü öldürdü.”

“Üç isyanı bitirdi.”

“Birini kaçırdı.”

“Bir kaçak kaldı.”

“Prens Törekin.”

Salkur’un gözleri ilk kez keskinleşti.

“Güney Payı. Sorgu Hanelerinin dostu. Kayıtsız kafilelerin umudu. Her orman yolunda görüldüğü söylenen adam.”

“Biz onu görmedik.”

“Güneye gidiyorsunuz.”

“Yolumuz orada.”

“Kaçakların da.”

Torik sandalyesinde geriye yaslandı.

“Bunun için mi çocuklarımızı sayacaksınız?”

“Çocuklarınız Refah toprağında doğdu, yürüdü ve tüketti.”

“Yol bizden önce vardı.”

“Şimdi sahibi var.”

Torik Feruk’un aynı sözünü hatırladı.

Salkur masanın üzerine beş küçük levha koydu.

“Kılıç kendi kralını istedi.”

İlkini çevirdi.

“Ambar kapısını kapattı.”

İkincisini.

“Terazi kendi yasasına sığındı.”

Üçüncüsünü.

“Güney kaçtı.”

Dördüncüsünü.

Son levhayı Torik’in önüne itti. Üzerinde bakır çizgilerle işlenmiş sürgülü bir kapı vardı.

“Yol kaldı.”

Salkur’un sesi değişmedi.

“Ve yol tahta çıktı.”

Torik eski Barkın sözünü hatırladı.

Yol açık, ambar dolu.

Yeni simgede kapının üzerine sürgü vurulmuştu.

Salkur başka bir belgeyi açtı.

“Kafilen Tek Yol Bedeni kabul edildi.”

“Biz tek beden değiliz.”

“Borç çıkınca öylesiniz.”

Ardından suçlamaları okumaya başladı: kraliyet yol hakkını ihlal, yol görevlilerine silahlı direniş, gelir adamlarının ölümü, Nefes Sayımından kaçınma, Nefes Saklama ihtimali, çıkış mührü olmadan güneye ilerleme ve kaçak prense yardım şüphesi.

Torik’in yüzü hareketsizdi.

“Kanıtınız yok.”

“Sayım bunun için yapılır.”

“Suçu bulmak için mi?”

“Eksik nefesi bulmak için.”

Salkur kapıdaki muhafıza baktı.

“Arabalar gün batımından önce çıkacak.”

Torik’in içi soğudu.

“Kafileme mi?”

“Bütün nefesler yerinde kalacak.”

“Çocuklar?”

“Kayda alınacak.”

“Dönüşebilenler?”

“Ayrı tutulacak.”

“Sonra?”

Salkur Torik’e baktı.

“Taht karar verecek.”

Torik artık beklerse ne olacağını biliyordu.


Kafile kuru yatağın girişini bulmakta zorlandı. Korhan’ın gösterdiği yer dışarıdan yol gibi görünmüyordu; çalılıkların ve iki devrilmiş gövdenin arkasında, yamacın içine doğru kararan bir yarık vardı. İlk araba buradan geçemezdi.

Tarin, Lerli’nin yanında durmuş karanlık açıklığa baktı.

“Orada yol yok.”

Telli oturağından ona döndü.

“Yuta’da görünmüyor diye yol yok sanma.”

Tarin kaşlarını çattı. “Yuta ne?”

“Ayağının bastığı taraf.”

Tarin kendi ayaklarına baktı. Sonra çamura.

“Toprak mı?”

“Toprak da Yuta’da. Sen de. Ben de. Araba da.” Telli parmağıyla kuru yatağın girişini gösterdi. “Gördüğün, tuttuğun ve bedeninle yürüdüğün taraf.”

Tarin bir süre düşündü.

“Öteki taraf ne?”

“Yula.”

“Orada kim var?”

Telli gülümsedi. “Yula başka bir yer değil, miniğim. Bastığın yerin seni hatırladığı taraf.”

Tarin anlamadı.

“Toprak beni hatırlar mı?”

“Her toprak değil. Her izi de değil.” Telli yolun kenarındaki kesilmiş dala baktı. “Bir dalı öfkeyle kırarsan Yuta’da dal kırılır. Yula’da bazen kıran elin öfkesi kalır. Bir yolu korkuyla geçersen Yuta’da ayak izin kalır. Yula’da korkunun yönü kalabilir.”

“Ben görebilir miyim?”

“Belki bir gün. Belki başka türlü.”

Tarin, karanlık yarığa yeniden baktı.

“Orada yol var mı?”

Telli cevap vermeden önce Oyrun devrilmiş gövdeye yaklaştı.

“Bunu yol söyleyecek.”

Tarin, cevaptan memnun olmadı.

Hut ise yaşlı kadının sözlerini zihninde tuttu.

Yuta ayağın bastığı taraftı.

Yula, bastığın yerin seni hatırladığı taraf.

Henüz bunun sistemle nasıl bağlandığını bilmiyordu.

Fakat ilk kez kavramın yalnızca mistik bir söz olmadığını hissetti.

Sekri toprağa eğildi ve avuçlarını yere koydu.

“Kuru.”

Sephot arka tarafın durumunu sordu.

“Derinleşiyor.”

Yelun başını kaldırmış, ağaçların üzerinde dolaşan Boz Kanat Yol Kargalarını izliyordu.

“İçeriden çıkıyorlar.”

Bu, yatağın başka bir çıkışa sahip olabileceği anlamına geliyordu.

Oyrun devrilmiş gövdelerden birine dokundu.

“Bunlar kendiliğinden düşmemiş.”

“Kesilmiş mi?” diye sordu Sephot.

“Kesilmemiş.”

Oyrun kabuğun altında açılmış ince yarıkları gösterdi.

“Zayıflatılmış. Rüzgâr tamamlamış.”

Yol Gaspçıları geçidi kapatmış, fakat kapanı doğanın işi gibi göstermişti.

Korhan sağdaki gövdeyi işaret etti.

“Önce bunu alın.”

Sephot ona baktı.

“Bunu sana kim söyledi?”

Korhan başını yana çevirdi. Bir süre sessiz kaldı, ardından çok alçak sesle konuştu.

“Araba oradan geçmez.”

Tilin yaklaşmıştı.

“Kimle konuşuyorsun?”

Korhan yüzünü ona döndü.

“Yolla.”

Tilin bunun alay mı, kaçamak bir cevap mı olduğunu anlayamadı.

Telli çocuğun dudaklarının cevap vermeden önce kıpırdadığını görmüştü.

“Bunu sen mi gördün?” diye sordu.

Korhan istemsizce cevap verdi.

“Biz gördük.”

Sessizlik oldu.

Çocuğun yüzü değişti.

“Ben gördüm.”

Telli gözlerini ondan ayırmadı.

“Öyleyse gördüğün şeyi iyi taşı.”

Daha fazlasını sormadı.

Erkekler sağdaki gövdeyi halatlarla çekti. Oyrun hangi noktadan bağlanacağını, Sekri zeminin hangi tarafının ağırlığı taşıyacağını gösterdi. Gövde birkaç karış oynayınca altından eski tekerlek izleri çıktı.

İsimsiz yavru hemen burnunu toprağa indirdi. Çamurla dolmuş oluğu kokladı, birkaç adım içeri ilerledi ve dönüp Tarin’e baktı. Sonra yeniden yürüdü; bu kez çalılıkların ardındaki karanlığın içinde kayboldu.

Tarin ayağa kalkmaya çalıştı.

“Gel!”

Yavru birkaç nefes sonra geri döndü, burnunu Tarin’in bacağına dokundurdu ve tekrar kuru yatağa yöneldi.

Yolli heyecanla bağırdı.

“Bak, iz buldu!”

Tarin yavruyu kucağına aldı. Bir süre yüzüne baktı ve adı bu kez gerçekten kendi seçmiş gibi söyledi.

“İz.”

Yolli ellerini çırptı.

“Ben demiştim.”

Tarin kaşlarını çattı.

“Şimdi ben dedim.”

Beyaz çizgiler açıldı.


BAĞIL SÜNE KAYDI GÜNCELLENDİ

Bireysel Ad: İz

Adlandıran: Tarin

Ad Kabulü: Karşılıklı yönelim algılandı

Bağ Türü: Değişmedi

Eşruh Dengesi: Değişmedi


Hut, ekranın son iki satırına özellikle baktı.

Ad önemliydi. Sistem onu kaydetmişti. Fakat her önemli olay Eşruh artışı değildi. İsim, bağın kendisi değil; o bağa verilen sesti. Bağ aynı kalmış, yalnızca iki canlının birbirlerine seslenebileceği bir kelime oluşmuştu.

Telli Tarin’in kucağındaki yavruya baktı.

“Ad yalnız çağırdığın şey değildir.”

Tarin başını kaldırdı.

“Ne?”

“Geri dönmesini umduğun yoldur.”

Tarin bunu tam olarak anlamadı.

Hut anladı.

İz’in annesini, Torik’i ve kendi annesini düşündü. Bazı adların, geri dönemeyenleri bile insanın içinde bir yere çağırabildiğini fark etti.


Arabaların ilki kuru yatağa sokuldu. Oyrun tekerleklerdeki metal parçaları bezle sardı, nallar çamura bastırıldı, çocuklar arabalara alındı ve kullanılamayacak ağır eşyalar yolun kenarında bırakıldı. Ateş yerleri dağıtıldı; geride kalacak izlerin, ana yola devam etmişler gibi görünmesi için birkaç teker izi güneye doğru sürüldü.

Tarin arabaya bindirilirken Telli onu yanına çağırdı. Yaşlı kadın çocuğun gözlerine baktı; bakışı Tarin’in yüzünde başlayıp içerideki Hut’a ulaştı.

“Babasını geri getiremiyorsan miniğimi yanında tut.”

Tarin büyükannesinin yalnız kendisine konuştuğunu sanarak başını salladı.

Hut sözün gerçek muhatabını anladı.

Telli artık yalnız varlığını kabul etmiyordu.

Ondan bir şey bekliyordu.

Hut cevap veremedi.

Fakat geri çekilmedi.

Kuru yatak birkaç yüz adım sonra iki kola ayrıldı. Sol taraf daha geniş ve düz görünüyordu. Sağ kol ise ağaç köklerinin altına giriyor, kısa bir mesafe sonra karanlıkta kayboluyordu.

Sephot Korhan’a baktı.

“Hangisi?”

Korhan başını yana eğdi.

Birini dinliyordu.

Tilin bunu artık açıkça görebiliyordu.

Korhan sağ kolu işaret etti.

“Orası.”

Sekri toprağı yokladı.

“Sol daha düzgün.”

“Sol kapalı.”

“Nereden biliyorsun?”

Korhan alnını tuttu.

“Bilmiyorum.”

Sephot’un sesi sertleşti.

“Bilmiyorsan neden söylüyorsun?”

Korhan da öfkelendi.

“Çünkü öyle!”

Tarin iki yolun girişine baktı.

Hut sistem ekranının açılmasını bekledi.

Güvenli yolu gösterebilirdi.

Yula’daki izlerden biri daha doğru olmalıydı.

Hiçbir şey olmadı.

Korhan sağ tarafı seçiyor, Sekri sol kolun daha kolay olduğunu söylüyor, sistem ise susuyordu.

Hut önce bunu bir eksiklik sandı.

Sonra geçmiş kayıtları hatırladı.

İz geri döndükten sonra dönüş kaydı açılmıştı.

Tarin yavruyu zorlamaktan vazgeçip bekledikten sonra güven kaydı oluşmuştu.

Torik götürülmeden önce hiçbir uyarı gelmemiş; korkuyu birlikte taşıdıklarında Eşruh değişmişti.

Sistem hiçbir zaman olacak olanı göstermemişti. Bir şey yaşanmış, bir yönelim oluşmuş ve ancak sonra kayıt açılmıştı.

Telli’nin az önce söylediğini düşündü.

Yuta, bedenin yürüdüğü taraftı.

Yula, yürüdüğün yerin senden kalan yönü taşıyabildiği taraftı.

Yula olacakları bekleyen görünmez bir kitap değildi. Olanların Yuta’da tutunamadığı izleri taşıyan katmandı.

Hut’un zihnindeki düşünce yerine oturdu.

Sistem geleceği göstermiyordu.

Bir kararın nereye varacağını da söylemiyordu.

Yalnızca gerçekleşmiş yönelimin, kurulmuş ilişkinin ve bırakılmış izin kaydını açıyordu.

Yula kaderi söylemiyordu.

Oluşmuş izi ve mevcut ilişkiyi saklıyordu.

Bu nedenle sistem sağ yolu seçmedi.

Çünkü seçim henüz yapılmamıştı.

Hut ilk kez ekrandan yön göstermesini beklemeyi bıraktı.

Korhan’a baktı.

Çocuk korkuyordu. Buna rağmen sağ kolu gösteren elini indirmiyordu.

Sephot sonunda karar verdi.

“Sağ.”

Tilin Korhan’ın yanından geçerken ona baktı.

“Yanlışsa?”

Korhan dudaklarını sıktı.

“Değil.”

“Bunu kim söylüyor?”

Çocuk bir an cevap verecekmiş gibi oldu. Sonra yüzünü çevirdi.

“Ben.”

Tilin onunla tartışmadı.

İlk kez söylediği yola girdi.


Torik, Salkur’un masasındaki Nefes Cetvelini gördüğünde artık kaçıp kaçmaması gerektiğini değil, ne kadar zaman kazanabileceğini düşünüyordu.

Levhanın üzerinde çocuklar için ayrılmış boş satırlar, dönüşebilenlerin yanına kazınacak halka işaretleri ve aileleri birbirinden ayıran bölümler vardı. Tarin’in adı henüz yazılmamıştı. Tilin’in, Yolli’nin, Korhan’ın da.

İz için ayrı bir hayvan satırı açılmış, yanında müsadere işareti boş bırakılmıştı.

Torik ellerini dizlerinin üzerinde tuttu.

Salkur başka bir belgeye uzanırken dış avludan at kişnemeleri geldi. Sayım Arabaları hazırlanıyordu.

Torik artık dönüş yolunu değil, o arabaların kafileye ulaşmasını ne kadar geciktirebileceğini hesaplıyordu.


Kafile kuru yatağın derinliğine girdiğinde gün ışığı dalların arasında parçalandı. Son araba da ağaçların altına girince ana yolun üzerinde yalnızca birkaç kırık eşya, dağıtılmış ateş izleri ve güneye devam ediyormuş gibi bırakılmış sahte tekerlek izleri kaldı.

Telli arkasına baktı.

Uzakta ağır tekerleklerin sesi duyulmaya başlamıştı.

Düzenliydi.

Yavaştı.

Kaçmak zorunda kalmayacağından emin olan bir şeyin sesi gibi yaklaşıyordu.

Hesap Muhafızları geliyordu.

Kafile karanlık yatağın içine kayboldu.

Hesap gelmişti.

Fakat sayacakları nefesler artık orada değildi.


BÖLÜM SONU KARAKTER KAĞIDI — TARİN / HUT

Beden: Tarin

Doğal Süne: Tarin

Ortak Süne: Hut

Eşruh Türü: Zorunlu Beden Ortaklığı

Eşruh Dengesi: %44

Denge Seviyesi: İşlevsel

Beden Hakkı: Tarin

Ortak Beden Etkeni: Hut

AÇIK EŞRUH KAZANIMLARI

  • Henüz açılmadı

ENVANTER

Torik Yapımı Çatal Sapan

Tür: Hafif Atış Aracı

Gövde: İkizdal

Bağ: Sıçrayan Bağ

Kullanıcı Uygunluğu: Sınırlı

Etkili Menzil: Çok Kısa

Durum: Kullanılabilir

Nesne Kayıtları

  • El Yapımı
  • Babalık Armağanı
  • Dengesiz Çatal / Dengelenmiş Bağ
  • Hedefsiz Kullanım Geçmişi

Diğer Envanter

  • Yumuşak Taş Kesesi — Boş
  • Küçük Yol Örtüsü

BÖLÜM DEĞİŞİMLERİ

  • Hut, sistemin geleceği veya güvenli yolu göstermediğini kavradı.
  • Yuta ile Yula arasındaki temel ayrımı öğrendi.
  • Yula’nın oluşmuş izleri ve mevcut ilişkileri taşıdığı çıkarımını kurdu.
  • Hut, Telli’nin kendisine yüklediği koruma sorumluluğunu kabul etti.
  • Torik Yapımı Çatal Sapan envantere eklendi.
  • Eşruh Dengesi: %39 → %44

AKTİF SINIRLAR / UYARILAR

  • Tarin’in hastalık sonrası bedensel dayanımı tam olarak iyileşmedi.
  • Sapan kullanımı yaşa, beden gücüne ve motor gelişime bağlıdır.
  • Hut’un doğrudan beden kontrolü Eşruh sürtünmesi yaratabilir.
  • Torik kafileden ayrıdır.
  • Hesap Muhafızları kafilenin eski konumuna ulaşmıştır.
  • Kafile gizli bir geçiş üzerinden takipten kaçmaktadır.

BAĞIL SÜNE KAYDI — TARİN / İZ

Bağ Sahibi: Tarin

Bağıl Süne: İz

Bağ Türü: Miras Teması

Eşruh Dengesi: %52

Denge Seviyesi: Uyumlu

Ortak Beden Etkeni: Hut

Ortak Beden Etkisi: Dengeleniyor

KİMLİK KAYDI

Tür Unvanı: GökTın Kurdu

Mertebe: 0 — Uyanmamış

Bireysel Ad: İz

Adlandıran: Tarin

Ad Kabulü: Karşılıklı yönelim algılandı

AÇIK BAĞ KAYITLARI

  • İlk Geri Dönüş
  • Paylaşılan Güven
  • İlk İstemli Yaklaşma
  • Çelişkisiz Koruma
  • Bireysel Adlandırma

BÖLÜM DEĞİŞİMLERİ

  • İsimsiz kayıt kapatıldı.
  • İz adı Tarin tarafından kesinleştirildi.
  • Adlandırma, Eşruh artışı yerine ilişki ve kimlik kaydı olarak işlendi.
  • Eşruh Dengesi değişmedi.

AKTİF SINIRLAR / UYARILAR

  • Yeni Doğan Süne
  • Anne Kut Mirası
  • Ortak Beden sürtünmesine duyarlılık
  • Doğal yetenekler henüz açılmadı
  • Doğal Yoldaşlık Bağı açılmadı

BÖLÜM NOTU

Artık adı İz!

Var mı onu sevmeyen? 😆




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı