insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

6. Bölüm — Adını Bilmediğim Ruh

Yuta - 6. Bölüm - Adını Bilmediğim Ruh

Yol, sabah ışığını uzun otların üzerinden taşıyor; Yörün arabalarının tekerlek sesleri, atların düzenli adımları ve çalgıların ritmi geniş düzlükte birbirine karışıyordu. Refah bölgesinin içlerinden güneye iniyorlardı. Önlerinde daha uzun bir yol vardı; sınırı aşabilirlerse, Sorgu Şövalyeleri ile birbirinden bağımsız hanelerin yönettiği Sorgun topraklarına gireceklerdi.

Hut, Sorgun’un neye benzediğini bilmiyordu. Yetişkinlerin konuşmalarından, şövalye hanelerinin aynı kurallara bağlı olmadığını, yolların sık sık denetlendiğini ve bazı geçitlerde hane armalarının kral mühründen daha çok anlam taşıdığını anlayabilmişti. Yörünler bu haberleri korkuyla değil, yol bilgisi gibi taşıyordu. Yeni bir bölge yalnızca başka tehlikeler değil; başka pazarlar, başka ezgiler ve başka yollar demekti.

Lerli ön arabanın yanında yürüyerek şarkı söylüyordu. Sesi yıllar önceki kadar güçlü olmayabilirdi ama açıktı; uzun süren hastalık günleri yüzünden incelmiş bazı notaları, şimdi yolun üzerine yeniden sağlam biçimde bırakabiliyordu. Tilin telli çalgısıyla ona eşlik ediyor, Yolli ile birkaç çocuk nakaratı yanlış yerlerden yakalayıp birbirlerine gülüyordu. Korhan, babasının eski kupasını kemerinde taşıyor, arada küçük çocukları tekerleklerden uzaklaştırıyor, sonra sanki kimse ona görev vermemiş gibi başını başka tarafa çeviriyordu.

Sephot ise ön ve orta arabalar arasında gidip geliyordu.

Üç yıl içinde boyu Torik’in omzuna yaklaşmış, gövdesi genişlemişti. Kıvırcık saçları ve gülerken ağzının bir kenarının hafifçe yukarı kalkışı Karot’u hatırlatıyordu. Fakat babasının rahatlığı onda yoktu. Karot’un omuzları sanki yolu hafife aldığı için gevşek dururdu; Sephot’unkilerse ailesinin yükünü uzun zamandır taşıdığı için erkenden sertleşmişti.

Bir koşum kayışını kontrol ederken Torik yanına geldi. Sephot düğümü yeniden sıkıp geri çekildi.

Torik kayışa baktı. “Baban bunu böyle bağlasa iki tepe sonra tekeri kaybederdik.”

Sephot kayışı bir kez daha çekti. “Babam önce seni suçlardı. Yol kendini savunamaz.”

Torik’in gülüşünde bir an Karot’un yokluğu göründü. “Evet. Bu da ondan kalmış.”

Korhan arkadan seslendi. “Babam tekeri kaybetmezdi.”

Sephot dönmeden cevap verdi. “Geçen yıl sen kupayı dereye düşürmüştün.”

“Düşürmedim.”

“Suya kendi mi yürüdü?”

Korhan kupayı kemerine daha sıkı bastırdı. “Sen karışma.”

Sephot ona döndü. Sert bir söz söyleyecekmiş gibi oldu, sonra vazgeçti. Korhan’ın yüzünde babasının kaybını hâlâ açık biçimde taşıyan o inat vardı. Sephot’un sorumluluğu sessizdi; Korhan’ınkiyse öfkeye dönüşüyordu.

Torik iki kardeşe de baktı ama araya girmedi. Sephot’a çocukmuş gibi davranmıyor, onun kararlarının üzerinden konuşmuyordu. Kafile nerede konaklayacak, hangi at dinlenecek, hangi araba öne alınacak gibi meselelerde görüşünü soruyor; bazen de Karot’la yaptığı gibi ona takılıyordu. Hut, Torik’in Sephot’a bakışında yalnızca dostunun oğluna duyulan şefkat değil, kendi yerini edinmiş genç bir adama duyulan saygı da görüyordu.

Tarin annesinin sesini duyunca tentenin açık kenarına doğru uzandı. Üç yaşındaki bedeni yolun sallantısına alışmıştı; dizlerinin üzerinde doğrulabiliyor, arabanın kenarına tutunabiliyor ama uzun süre dengede kalamıyordu. Birkaç nefes Lerli’yi izledikten sonra ayağı kaydı ve örtülerin üzerine oturdu.

“Ben de söyleyeceğim,” dedi.

Tilin başını çevirip güldü. “Önce düşmeden otur.”

“Düşmedim.”

“Az önce ne yaptın?”

“Oturdum.”

Telli oturağından kahkaha attı.

Hut da gülmeye yaklaştı. Bu his artık yalnızca Tarin’den gelmiyordu. Lerli şarkıyı kestiğinde eksiklik hissediyor, Torik arabanın yanından uzaklaştığında dönüşünü bekliyor, Tilin’in çalgısındaki yanlış bir nota onu huzursuz ediyordu. Sephot’un erken yaşlanmış dikkati içini burkuyor, Korhan’ın kupaya dokunuşu Karot’un köprüdeki son bakışını hatırlatıyordu. Yolli güldüğünde yolun, eksiklerine rağmen yeniden yaşamaya başladığını düşünüyordu.

Telli’ye gelince, yaşlı kadın bir an bile aileden kopmuyordu. Oturağı taşınırken bile gözleri birinin üzerindeydi. Tarin’in üstü açıldığında ilk o fark ediyor, Lerli yorulduğunda hiçbir şey söylemeden şarkının yükünü Tilin’e bırakıyor, Torik yaralı omzunu fazla kullandığında yalnızca kaşını kaldırarak onu durduruyordu.

Telli’nin yokluğunu düşünmek, Hut’un göğsünde Tarin’den gelmeyen bir ağrı bırakıyordu.

Bu acının kendisine ait olduğunu artık inkâr edemiyordu. Tarin’in ailesine yayılan sevgisi Hut’a geçiyor, Hut’un içindeki bazı bağlar da Tarin’e sızıyordu. İkisi hâlâ ayrıydı; fakat ayrılığın iki tarafında da boşluk kalmıyordu artık.

O sabah Hut gözlerini kendi dünyasında açtı.

Önce bunun bir rüya olduğunu anlamadı. Yatak küçüktü; duvarlar sarıya çalan eski bir boyayla kaplı, oda gecenin sonuna özgü ağır bir sessizliğe gömülmüştü. Alnında yakıcı bir sıcaklık, saçlarında serin bir el vardı.

“Uyuma,” dedi çocuk Hut.

“Uyuyabilirsin.”

Annesi yatağın kenarında oturuyordu. Saçları aceleyle toplanmış, yüzündeki yorgunluk gözlerinin altına koyu gölgeler bırakmıştı. Bir elinde su bardağı, diğerinde ıslak bez vardı. Bezi Hut’un alnından kaldırıp yeniden suya batırdı, suyunu sıktı ve yerine koydu.

“Ben buradayım,” dedi. “Sen uyuyabilirsin.”

Tarin bu anının içine bir görüntü gibi girmedi. Önce dokunuşu hissetti. Lerli’nin ellerine benzeyen ama daha ince, Telli’nin dokunuşu kadar sabırlı ama daha genç bir el. Başındaki serinlik, sabun kokusu ve Hut’un çocuk bedenine yayılan güven Tarin’in içine doldu.

Kadını tanımıyordu.

Yine de ona yaklaşmak istedi.

Öteki anne.

Kelime oluşmadı; anlamı kaldı.

Hut bunu fark ettiği anda anı daraldı. “Buraya gelme,” diye düşündü. Tarin sözcükleri duymadı ama önüne kapanan duvarı hissetti.

Kapının yanında uzun süredir kullanılmadığı belli olan bir çift erkek ayakkabısı duruyordu. Üzerlerine ince bir toz tabakası çökmüştü. Duvarda, bir zamanlar fotoğraf asılı olduğunu düşündüren kare biçimli soluk bir iz vardı.

Çocuk Hut gözlerini kapıya çevirdi.

“O gelecek mi?”

Annesi bezin suyunu sıktı.

“Sen uyumaya çalış.”

Ne evet dedi ne hayır. Odada yalnızca iki kişinin nefesi kaldı.

Rüya dağıldığında Hut arabanın içinde gözlerini açtığını sandı; fakat karanlık daha da koyuydu. Tarin’in bedeni yanıyordu. Boğazı kurumuş, kasları sızlamış, başının içinde ağır bir basınç oluşmuştu. Her nefes sıcak bir yüzeyin üzerinden geçiyor, göz kapaklarının ardında beyaz ışıklar patlıyordu.

Tarin kıpırdanmaya çalıştı.

“Anne…”

Sesi neredeyse çıkmadı.

Lerli hemen eğildi. Elini oğlunun alnına koyduğu anda yüzü değişti.

“Torik.”

Kafile durdu.

Torik Tarin’i kucağına almak için uzandı ama elleri titriyordu. Bir tas suyu kaldırırken yarısını örtülerin üzerine döktü. Köprüde kütükleri parçalayan adam, oğlunun ateşi karşısında bir tas suyu bile doğru tutamıyordu.

“Yavaş,” dedi Telli.

Lerli bezi ıslatıp Tarin’in alnına koydu. Tilin kardeşinin sevdiği ezgiyi çalmaya çalıştı ama parmakları iki kez yanlış tele değdi. Sephot, Torik’in bıraktığı boşluğu tek söz etmeden doldurdu. Arabaları gölge oluşturacak biçimde konumlandırdı, gençlerden su ve temiz bez getirmelerini istedi, atları çözdürdü ve insanların hasta çocuğun çevresine yığılmasını engelledi.

Korhan öne atıldı. “Ben de su getiririm.”

“Burada kal,” dedi Sephot.

“Çocuk değilim.”

“Şimdi tartışmayacağız.”

“Babam olma.”

Söz, aralarında sert bir şey gibi kaldı.

Sephot’un yüzü gerildi; fakat cevap vermedi. Bir an yalnızca kardeşine baktı, sonra su tulumunu başka bir gence uzattı.

“Dere kenarına tek başına gitmesin,” dedi.

Korhan uzaklaşırken kupası kalçasına vuruyordu. Sephot onu gözden kaybedene kadar takip etti, ardından yeniden işine döndü.

Torik bütün bunların olup bittiğini ancak birkaç dakika sonra fark etti. Sephot arabaları düzene sokmuş, gölgeli alanı hazırlamış, insanları görevlendirmişti. Torik onunla göz göze geldiğinde genç yalnızca başını eğdi. Torik de aynı biçimde karşılık verdi. Aralarında teşekkürden daha ağır bir güven geçti.

Hut yeniden düştü.

Bu kez mutfaktaydı.

Annesi sobanın başında çorba karıştırıyor, yorgunluğunu saklamak için omuzlarını dik tutuyordu. Ayak bilekleri şişmiş, nefesi kısa kısa çıkıyordu. Masada iki tabak vardı.

Üçüncüsü yoktu.

Ergenlik çağındaki Hut sandalyeye oturmuş, bir kavgadan mı okuldan mı geldiği anlaşılmayan sert bir sessizlik taşıyordu. Annesi çorbayı önüne koydu.

“Konuşmak istemiyorsan konuşma,” dedi. “Ama aç kalma.”

Hut kaşığı almadı.

“Sen yemedin.”

“Sonra yerim.”

“Yine mi?”

Kadın cevap vermedi.

Tarin, çorbanın kokusunu, kaşığın sıcaklığını ve Hut’un içine yayılan rahatlamayı hissetti. Sevginin içinde minnet kadar suçluluk da vardı. Öteki anne yorgundu, bazen nefes alırken acı çekiyordu, yine de kalıyordu. Birileri gitmişti. O kalmıştı.

Tarin o sıcaklığa uzandı.

Hut onu itti.

Bu masa Tarin’in değildi. Bu kadın da. Bu yorgunluk, bu ev ve bu sessizlik ona ait değildi.


YULA KAYDI

Paylaşılan anı alanında zorlayıcı sınır müdahalesi.

Eşruh Dengesi: %25 → %23


Hut ekrana öfkeyle baktı.

Bu senin değil.

Tarin korkuyla geri çekildi.

Gerçek dünyada küçük beden kasıldı, parmaklar yumruk oldu, dizler karna çekildi. Lerli oğlunu göğsüne bastırdı.

“Nefesi hızlandı.”

Torik dizlerinin üzerine çöktü. “Ne yapıyoruz?”

Telli cevap vermedi. Elini Tarin’in göğsüne koyup gözlerini kapattı.

Hut’un rüyasındaki mutfak ağır ağır kararırken çorbanın yüzeyi siyaha döndü. İçinde ince renk damarları dolaşmaya başladı. Masa uzadı, duvarlar birbirinden uzaklaştı ve mutfak kapısı karanlık geçidin ağzına dönüştü. Buzdolabının uğultusu telsiz parazitine karıştı.

“Hut?”

Rek’in sesi.

Annesinin yüzü karanlıkta kayboldu.

Siyah birikinti masanın altından yayıldı. Tarin bunu anlamlandıramadı; onun için yere dökülmüş, kendi başına hareket eden ıslak bir gölgeydi. Gölge yükselirken geçit uzadı, sokak lambası kayboldu ve Rek bir anda yok oldu.

Hut copunu kaldırdı. Vurduğunda gerçeklik cam levhalar gibi parçalandı. Arkasında sayısız ışık, birbirine uzanan damarlar ve yüzü olmayan biçimsiz bir dikkat vardı. O şey Hut’u görmüş değildi; onu fark etmişti.

Tarin’in korkusu Hut’unkine çarptı ve ikisini de büyüttü. Gerçek dünyada boğazından ince, kırık bir ses çıktı; bedeni yay gibi gerildi, nefesi bir an kesildi.

“Torik!” diye bağırdı Lerli.

Torik oğlunun yüzüne eğildi. “Tarin! Oğlum, gözlerini aç.”

Hut göğsüne gelen darbeyi yeniden yaşadı. Sert patlama, ayaklarının yerden kesilmesi ve ardından gelen düşüş, ilk kez kesintisiz biçimde zihninden geçti. Yine de yere çarpmamıştı.

Ben gerçekten vuruldum mu? Rek nereye kayboldu? O şey neydi?

Soruların hiçbirinin cevabı yoktu.

Tarin ise cevaptan önce korkuyu anladı. Hut bu dünyaya isteyerek gelmemişti. Bir yerden koparılmış, birilerini geride bırakmıştı. Öteki anne, Rek, kapısı kapanan bir ev ve arkasından uzanan karanlık, onun içinde birbirine bağlıydı.

Tarin kaçmak istedi. Lerli’nin kokusuna, Torik’in sesine, Telli’nin ellerine dönmek için bütün varlığıyla geriye çekildi. Sonra Hut’un yalnız kaldığını hissetti.

Islak gölge ona yaklaşıyordu.

Hut tek başınaydı.

Tarin korkmasına rağmen geri döndü.

Hut onu fark ettiği anda daha sert itti.

Git.

Tarin bırakmadı.


YULA KAYDI

Anı alanında karşılıklı reddetme.

Eşruh Dengesi: %23 → %21

Denge kararsız.


Ateş yükseldi.

Lerli oğlunun bedeninin yandığını hissedince ağlamaya başladı. Tilin çalgısını bırakıp Tarin’in ayağını tuttu. Torik ayağa kalktı, birkaç adım attı, sonra nereye gideceğini bilmeden durdu.

“Şifacı?”

“En yakın yer iki gün,” dedi biri.

“İki gün yok.”

Telli başını kaldırdı.

“Bu ateş yalnızca bedende değil.”

Kimse ne demek istediğini sormadı.

Hut başka bir anının içine düştü.

Geceydi. Yetişkin Hut kapının önünde ayakkabılarını giyiyor, üniformasının kemerini düzeltiyordu. Annesi mutfakta oturmuş, eliyle göğsünün üst kısmını ovuşturuyordu. Masada yarısı içilmiş su, ilaç kutusu ve açılmamış bir hastane zarfı vardı.

“Doktora gittin mi?” diye sordu Hut.

“Gideceğim.”

“Ne zaman?”

“Yarın.”

“Bunu geçen hafta da söyledin.”

Annesi yüzünü buruşturdu. “Sen işine geç kalma.”

Hut anahtarlarını aldı ama kapıyı açmadı.

“Rek uğrayacak.”

“Ben çocuk muyum?”

“Hayır. O yüzden seni yalnız bırakamıyorum.”

Kadın gülümsedi. Yorgun ama sıcak bir gülümsemeydi.

Hut kapıdan çıkarken arkasından seslendi.

“Geç kalacaksan haber ver.”

“Veririm.”

Kapı kapandı.

Anı burada bitmesi gerekirken sürmeye devam etti. Hut kapının öbür tarafında kaldı; annesi içeride tek başına bekliyordu. Bunun gerçekten yaşanmış bir görüntü mü, yoksa Hut’un yıllardır içinde büyüttüğü korku mu olduğunu bilmiyordu. Telefon ekranı karanlık odada parlıyor, masadaki tabak soğuyor, annesi kapıya her ses geldiğinde başını kaldırıyordu.

Rek ona ulaştı mı? O gece uğradı mı? Annem hâlâ bekliyor mu? Bedenimi buldular mı? Öldüğümü biliyor mu?

Özlem, ateşten daha ağırdı.

Tarin bunu hissetti. Öteki annenin kendi annesi olmadığını biliyordu. Onun kokusu Lerli’ninki değildi, sesi Telli’ninkine benzemiyordu. Ama Hut onu seviyordu. Bu yüzden Tarin de ona karşı sıcaklık duydu; yalnız kaldığını düşündükçe içi daraldı.

Hut yine öfkelendi. Annesine ait olan sevginin başka bir zihne taşınmasını istemedi. Sonra Tarin’in ne yaptığını fark etti.

Onu sahiplenmiyordu.

Yerini almıyordu.

Hut’un annesini kaybetmiş olmasına üzülüyordu.

Hut itmekten vazgeçti. Anı kapanmadı ama aralarında duvar da yükselmedi.


YULA KAYDI

Paylaşılan anı yükü karşılıklı kabul ile dengelendi.

Eşruh Dengesi: %21 → %26

Duygusal aktarım: Çift yönlü


Hut ilk kez sayının neden yükseldiğini gerçekten anladı. Tarin annesini gördüğü için değil; Hut onu ezmediği için. Kabul, anıyı teslim etmek değildi. Sınır koymak, ötekini yok etmek değildi.

Rüya yeniden değişti. Karanlık geçidin bir yanında Hut’un dünyası vardı: annesinin kapısı, Rek’in uzak sesi ve yerde yayılan siyah birikinti. Diğer yanında Yörün yolunun tekerlek izleri uzanıyordu; Lerli’nin sesi, Torik’in iri gölgesi, Tilin’in çalgısı, Sephot’un insanları düzene sokan sert sesi ve Telli’nin ninnisi oradan geliyordu.

Hut karanlığa doğru çekiliyordu.

Tarin Yörün yoluna dönmek istedi ama tek başına gidemedi. Ateş ikisini birbirine bağlamıştı. Siyah gölge yeniden yükseldiğinde Tarin geri çekildi; sonra Hut’un yanında kaldı.

Korkuyordu.

Yine de gitmedi.

Hut, Tarin’in içindeki anlamı hissetti.

Sen de korkuyorsun.

Hut uzun süre cevap vermedi. Ardından kendi korkusunu saklamaktan vazgeçti.

Evet.

Bu bir kelime değildi; yine de Tarin anladı.


YULA KAYDI

Paylaşılan korku reddedilmeden taşındı.

Eşruh Dengesi: %26 → %28


Gerçek dünyada Telli Tarin’i kucağına aldı. Yaşlı kadının kolları titriyor ama tutuşu çözülmüyordu. Bir elini çocuğun alnına, diğerini sırtına yerleştirdi. Önce uzun bir nefes aldı, ardından alçak bir ezgiye başladı.

Uzak yolcu, sesimi duy,
Ateş içinde yolunu duy.
Onun korkusunu yalnız bırakma,
Elini çekme, yanında kal.

Adını bilmem, izini duyarım,
Karanlıkta ikinizi ararım.
Miniğimin yolunu kaybettirme,
Onu tut, bana geri getir.

Şarkı rüyanın içine çok uzaktan girdi. Hut önce annesinin sesi sandı; sonra ses yaşlandı ve Telli’ye dönüştü. Siyah birikintinin yüzeyinde halkalar oluştu, geçidin içinde Yörün çanları çaldı ve annesinin kapanan kapısının altından ince bir ışık sızdı.

Tarin sese yöneldi.

Hut yerinde kaldı.

Telli şarkıyı kesti.

“Ey adını bilmediğim ruh…”

Geçit sustu.

“Miniğimi bana geri getir!”

Hut bunun kendisine söylendiğini hissetti. Belki yanılıyordu. Belki Telli ateşin içinde uzaklaşan Tarin’e sesleniyordu. Ama sonraki söz, karanlığın içinden doğrudan ona ulaştı.

“Sana güveniyorum!”

Annesinin sesi o cümlenin içinde yeniden duyuldu: Ben buradayım. Rek’in yüzü belirdi; hiçbir kurulun veya sonucun değiştiremeyeceği bir doğruluğa inanıyormuş gibi bakıyordu.

Hut karanlık geçide bakmayı bıraktı. Annesini bırakmadı, Rek’i unutmadı, siyah gölgenin korkusunu inkâr etmedi; ama Tarin’i de yalnız bırakmadı.

Ona uzandı.

Tarin bir el görmedi. Yalnızca Hut’un yöneliminin bu kez itmediğini, üzerine kapanmadığını ve onu bir yöne sürüklemediğini hissetti. Yan yana döndüler; Yörün yoluna, Telli’nin sesine ve kendilerini bekleyenlere doğru.


YULA KAYDI

Ortak dönüş yönelimi kaydedildi.

Eşruh Dengesi: %28 → %31

Karşılıklı Anı Teması: İlk Denge

Eşruh Dinamiği: Kısmi Kavrayış


Tarin’in bedeni gevşedi. Nefesi hâlâ hızlıydı ama düzenliydi. Alnındaki ateş terle birlikte kırılmaya başladı. Lerli oğlunun saçlarını yüzünden çekip ağladı. Torik iki eliyle tası tuttu; bu kez tek damla dökmeden suyu Telli’ye uzattı.

Tarin gözlerini açtı.

Önce Telli’yi gördü; ardından Lerli’yi, Torik’i, Tilin’i ve biraz geride, insanları sessizce uzak tutan Sephot’u. Korhan onun yanında duruyor, kupasını iki eliyle tutuyordu.

Hut da aynı yüzlere baktı.

Tarin, Telli’nin parmağını kavradı.

Yaşlı kadın bebeğin gözlerinden ayrılmadı.

“İşte buradasınız,” dedi.


SİSTEM ÖZETİ

Beden: Tarin
Cinsiyet: Erkek
Doğal Süne: Tarin
Yabancı Süne: Hut

Mertebe: Uyanmamış
Eşruh Dengesi: %31
Denge Seviyesi: İşlevsel
Tekâmül Puanı: 0

AKTİF DURUMLAR

  • Yüksek Ateş Sonrası Zayıflık
  • Yaşına Göre İleri Bilişsel Gelişim
  • Yaşa Uygun Motor Sınırlılık
  • Süne Taşması: Dalgalı
  • Anı Alanı Geçirgenliği: Geçici
  • Ortak Yönelim Toleransı: Artıyor

GELİŞEN ALGILAR

  • Duygu Kaynağı Ayrımı
  • Tın Algısı: İlk Temas
  • Sinirsel Uyum: İlk Eşik
  • Çift Kaynaklı Ayırt Etme: Başlangıç
  • Karşılıklı Anı Teması: İlk Denge

EŞRUH KAYITLARI

  • İlk karşılıklı koruma davranışı
  • İlk ortak bedensel yönelim
  • İlk kabul edilmiş ortak seçim
  • İlk çift yönlü duygusal aktarım
  • İlk ortak dönüş yönelimi

KAVRAM KAYITLARI

  • Süne: Kısmi Kavrayış
  • Eşruh Dengesi: Dinamik Yapı — Kısmi Kavrayış
  • Sınır ile reddetme arasındaki fark: İlk Gözlem
  • Paylaşılan anı yükü: İlk Gözlem

SON KAYITLAR

  • Eşruh Dengesi zorlayıcı sınır müdahalesiyle düşebilir.
  • Karşılıklı kabul ve ortak yönelim dengeyi yeniden artırabilir.
  • Doğal Süne, Yabancı Süne’ye ait duygu ve anı izlerini ilk kez reddetmeden taşıdı.
  • Yabancı Süne, Doğal Süne’nin anı alanındaki varlığını zorlamadan kabul etti.
  • Beden ateşi, Süne yükünün dengelenmesiyle birlikte hafifledi.

KİLİTLİ KAYITLAR MEVCUT


Adını Bilmediğim Ruh

BÖLÜM NOTU

Telli'nin “İşte buradasınız.” dediği an, bu bölümde en sevdiğim küçük dönüm noktalarından biri.

Hut geri döndü.

Ama bu kez Tarin'i dışarı iterek değil.

Yuta - 6. Bölüm - Adını Bilmediğim Ruh




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı