insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kısım II – Yol Emanettir

Yuta - Kısım II - Yol Emanettir

Yuta 1. Kitap Haritası

9. Bölüm — Yol Yürümeyi Öğretir

Yol, iki gündür sol yanlarındaki ormandan ayrılmıyordu.

Sabahın ilk saatlerinde ağaçların gölgeleri tekerlek izlerinin üzerine kadar uzanıyor, güneş yükseldiğinde biraz geri çekiliyor, akşama doğru yeniden yola sokuluyordu. Kimi yerde kalın gövdeler birbirinden uzaklaşarak ormanın içinde birkaç yüz adım sonra kaybolan eski patikaları gösteriyor, kimi yerde dikenli çalılar, eğilmiş dallar ve topraktan çıkmış kökler tek bir duvar hâlinde birleşiyordu. Yolun sağında seyrek otlaklar, taşlı yükseltiler ve çoktan biçilmiş tarlalar uzanırken sol taraf, kafileyle birlikte ilerleyen koyu bir denize benziyordu.

Yörün arabaları ağır ama düzenli gidiyordu. Tekerleklerin gıcırtısına koşumların metal sesi, hayvanların solukları ve çocukların henüz tam yükselmeyen konuşmaları karışıyordu. TınGök Tanrıçası’nın toprağa verilmesinin üzerinden iki gün geçmişti. Yol yeniden başlamıştı fakat kafilenin eski neşesi dönmemişti. Kimse yas türküsü söylemiyordu artık; buna rağmen yük bağlarken, hayvan sürerken ya da çocuk sustururken kendiliğinden doğan şarkılar da eksikti.

Tarin, Lerli’nin arabasının arka tarafında, üst üste katlanmış örtülerin üzerine oturuyordu. Ateşi tamamen düşmüş, yanaklarına az da olsa renk dönmüştü. Yine de uzun süre ayakta kaldığında bacakları titriyor, heyecanlanıp arka arkaya konuştuğunda nefesi hızlanıyordu. Lerli gün boyunca onu birkaç kez yürütmüş, sonra bütün itirazlarına rağmen yeniden arabaya bindirmişti.

İsimsiz yavru, hareket eden zemine Tarin kadar kolay alışamamıştı.

Araba her çukura girdiğinde uzun bacakları iki yana açılıyor, ön pençeleri tahtanın üzerinde tutunacak yer arıyordu. Başlangıçta Tarin’in dizlerine sokulmuştu. Bir süre sonra tekerleklerin ritmine alışmış gibi ayağa kalkmış, arabanın kenarına kadar giderek dışarıyı koklamaya başlamıştı. Sağ taraftaki kuru toprak ve hayvan kokularına kısa süre ilgi gösteriyor, ardından başını sol taraftaki ormana çeviriyordu.

Mavi çizgileri görünmüyordu.

Bu hâliyle, gövdesine göre fazla büyük kulakları ve savruk adımları dışında sıradan bir kurt yavrusuna benziyordu.

Hut, yavrunun her sendeleyişinde Tarin’le birlikte geriliyordu. İki gün önce aynı bedenin hareketlerine müdahale ettiğinde kurdu nasıl ürküttüğünü unutamamıştı. Bu yüzden küçük canlı düşecekmiş gibi görünse bile kendisini geri tutuyor, Tarin’in ne yapacağını bekliyordu.

Tarin çoğu zaman onu karnından kavrayıp kendi tarafına çekiyordu.

Yavru bundan henüz rahatsız görünmüyordu.

Fakat Hut, Telli’nin söylediği sözü hatırlıyordu.

Ona bunu her gün yeniden seçtireceksin.

Tarin’in küçük elleri yavrunun sırtına kapandığında o söz Hut’un zihninde daha ağır bir anlam kazanıyordu. Bir canlıyı korumakla onu kendine ait saymak arasındaki çizgi üç yaşındaki bir çocuk için görünür değildi. Hut içinse çizgi görünür olsa bile nerede durması gerektiği hâlâ kesin değildi.

Araba hafifçe sarsıldı.

Yavru Tarin’in bacağına yaslandı.

Tarin onun başını okşadı.

“Düşmedin.”

Kurt başını kaldırıp çocuğun parmaklarını ağzına aldı.

“Isırıyor mu?”

Ses arabanın yanından geldi.

Tarin başını çevirdi.

Yolli, yürüyen arabanın yanında annesinin eteğine tutunmuş ilerliyordu. Dört yaşındaydı ama ince bedeni ve küçük yüzü onu daha da ufak gösteriyordu. Saçları iki yandan bağlanmıştı; bağlardan biri düzgün duruyor, öteki çözülmek üzere ensesine kayıyordu. Bir süredir yavruya bakıyor olmalıydı. Gözleri ondan ayrılmıyor, fakat yaklaşmak için Tarin’den izin bekliyormuş gibi arabayla arasında mesafe bırakıyordu.

“Hayır,” dedi Tarin.

Yavru aynı anda parmağını biraz daha sıkı dişledi.

Yolli kaşlarını kaldırdı.

“Isırıyor.”

Tarin elini kurtarmaya çalıştı. Yavru bunu oyun sandı ve başını iki yana salladı.

“Beni ısırmıyor.”

“Dişi elinde.”

“Acıtmıyor.”

Yolli bunu düşündü.

“Benim elimi de acıtmaz mı?”

Tarin yavruyu kendisine çekti.

“Bilmiyorum.”

Yolli’nin annesi arabaların ön tarafındaki kadınlarla konuşurken kızının geride kaldığını fark etmemişti. Yolli biraz daha yaklaştı ve başını arabanın kenarından içeri uzattı.

“Adı ne?”

“Yok.”

“Nasıl yok?”

“Daha koymadım.”

Yolli yavruya uzun uzun baktı.

“Her şeyin adı olur.”

“Bunun yok.”

“Sen koy.”

“Koyacağım.”

“Ne zaman?”

Tarin cevap vermedi. Yavrunun kulağını iki parmağının arasına almış, onu incitmeden düzeltmeye çalışıyordu.

Yolli arabanın yanında birkaç adım daha yürüdü. Sonra elini uzattı.

Tarin yavruyu hemen göğsüne çekti.

“Dokunma.”

Yolli’nin eli havada kaldı.

“Neden?”

“Benim.”

Hut, Tarin’in içinden geçen korkuyu hissetti. Kelime kıskançlık gibi görünse de altında başka bir şey vardı. Yavru annesinin yanından dönüp onu seçmişti. Tarin bu seçimin geri alınabileceğini düşünüyor, Yolli dokunursa, yavru onu severse ya da bir başkasına giderse yeniden yalnız kalacağından korkuyordu.

Bu korku Hut’a yabancı değildi.

Tarin’in kolları yavrunun çevresinde sıkılaştı.

Küçük kurt başını kaldırdı. Kulakları geriye yattı.

Beyaz çizgiler açıldı.


BAĞIL SÜNE TEMASI

Tarin ↔ İsimsiz GökTın Yavrusu

Eşruh Dengesi: %47 → %45

Bağ Durumu: Miras Teması

Denge Seviyesi: İşlevsel

SÜRTÜNME KAYNAKLARI

  • Sahiplenme Kaygısı
  • Seçim Alanının Daralması

Tarin ekranı görmüyordu. Yavrunun huzursuzlandığını ise hissetti.

“Dur,” dedi ona. “Gitme.”

Yavru gitmeye çalışmamıştı. Yalnızca Tarin’in kollarının içinde daha rahat durabileceği bir yer arıyordu.

Hut, Telli’nin sesini yeniden hatırladı.

Gelmek, kalmak değildir.

Bunu Tarin’e kelimelerle söyleyemezdi. Bedeni gevşetmeye çalışsa çocuğun kararını ele geçirmiş olurdu. Bu kez yalnızca kendi içindeki korkuyu bıraktı. Yavrunun gitmesinin mümkün olduğunu kabul etti; fakat gitmeyebileceğini de. Korumak için sıkıca tutmanın şart olmadığını, dönmek isteyen bir canlının önünde yol bırakmak gerektiğini düşündü.

Bu düşünce Tarin’e olduğu gibi geçmedi.

Sıcaklığı geçti.

Biraz da Telli’nin güveni.

Tarin’in kolları yavaşça gevşedi.

Yavru başını dışarı çıkardı.

Yolli’nin eli hâlâ havadaydı.

Tarin isteksizce konuştu.

“Böyle değil.”

Yolli kaşlarını çattı.

“Nasıl?”

“Elini aşağı koy.”

Yolli avucunu arabanın tahtasına yakın tuttu.

“Böyle mi?”

“Tutma onu.”

“Tutmayacağım.”

“Kaçarsa?”

Yolli omuzlarını kaldırdı.

“Geri gelir.”

Tarin bu cevabı beğenmedi. Fakat yavruyu bırakıp elini sırtından çekti.

Küçük kurt önce Tarin’e baktı. Sonra Yolli’nin açık avucuna doğru başını uzattı. Burnu kızın parmaklarına değdiğinde Yolli nefesini tuttu. Yavru onu uzun uzun kokladı, ardından dilini çıkarıp avucunu yaladı.

Yolli’nin yüzü aydınlandı.

“Beni sevdi.”

“Yaladı.”

“Aynı şey.”

“Değil.”

Yavru Yolli’nin elini ikinci kez yaladı.

Tarin, onun kızın tarafına doğru ilerlediğini görünce yeniden gerildi ama bu kez tutmadı. Yavru arabanın kenarında birkaç nefes kaldıktan sonra dönüp Tarin’in dizine başını koydu.

Beyaz çizgiler tekrar belirdi.


BAĞIL SÜNE TEMASI

Eşruh Dengesi: %45 → %49

Bağ Durumu: Miras Teması

Denge Seviyesi: İşlevsel

YENİ KAYIT

Paylaşılan Güven


Daha küçük bir kayıt onun arkasından açıldı.


EŞRUH DENGESİ

Hut ↔ Tarin

%34 → %35

Denge Seviyesi: İşlevsel

Uyum Etkeni: Baskısız Yönelim Paylaşımı


Hut, iki ekranı art arda görünce sayılardan çok nedenlerine baktı.

Yavru, Yolli’ye yaklaşabildiği için Tarin’den uzaklaşmamıştı. Tam tersine kendi isteğiyle geri dönmüştü. Hut ise Tarin’in ellerini yönetmemiş, yalnızca kendi duygusunu onun korkusunun yanına bırakmıştı.

İki bağ da aynı sahnede değişmişti.

Fakat aynı nedenle değil.

Yolli yavrunun kulaklarından birine dokundu.

“Yumuşak.”

Tarin hemen uyardı.

“Çekme.”

“Çekmiyorum.”

“Çekersen ısırır.”

“Beni ısırmıyor.”

Tarin ona kötü bir bakış attı.

Yolli güldü.

Bir süre arabanın yanında birlikte ilerlediler. Yolli kimi zaman koşup öne geçiyor, sonra yavruyu yeniden görebilmek için geriye dönüyordu. Yol hafifçe yükseldiğinde annesinin eteğini bıraktı ve arabanın kenarına iki eliyle tutunarak kendisini yukarı çekmeye çalıştı.

Lerli ön taraftan dönüp onu gördü.

“Düşeceksin.”

“Binmek istiyorum.”

“Annen biliyor mu?”

Yolli annesine baktı. Kadın birkaç araba ileride başka bir kadınla yük bağlarını kontrol ediyordu.

“Biliyor.”

Lerli’nin yüzünde bunun doğru olmadığına dair açık bir ifade belirdi. Yine de arabanın hızını azalttı ve Yolli’yi kolundan tutarak içeri aldı.

Yolli Tarin’in karşısına oturdu.

Yavru ikisinin arasında kaldı.

Bir süre yalnızca tekerleklerin sesi duyuldu.

Yolli küçük kurdun sırtını okşarken sordu:

“Annesi nerede?”

Tarin’in parmakları durdu.

Yolun gerisine baktı. TınGök’ün mezarının bulunduğu yamaç artık iki günlük mesafenin arkasındaydı. Ne toprağı ne taş halkası ne de onu gören kuzey ve güney yolu görünüyordu.

“Toprakta,” dedi.

Yolli’nin eli yavrunun sırtında kaldı.

“Öldü mü?”

Tarin başını salladı.

Yolli bir süre düşündü.

“Benim babam da toprakta.”

Sözü acısını göstermek için söylememişti. Yağmur yağdığını ya da bir taşın yuvarlak olduğunu söyler gibi sakin çıkmıştı. Belki ölüm onun zihninde hâlâ insanların toprağın altında yaşadığı başka bir yerdi. Belki Karot’un geri dönmeyeceğini biliyor ama bunun neden sonsuza kadar sürdüğünü anlayamıyordu.

Tarin ağzını açtı.

Ne söyleyeceğini bulamadı.

Hut, Taşköprü’yü gördü. Karot’un kanını, Torik’in kükremesini, Korhan’ın babasının kupasına sarılışını ve Yolli’nin başka bir kadının kucağında ağlayan küçücük bedenini hatırladı. Sonra kendi annesi geldi. Uzakta, belki hâlâ kapı sesine dönüp bakan, belki de oğlunun neden dönmediğini öğrenemeyen kadın.

Ölü ile geride kalan arasındaki mesafeyi kapatacak doğru bir cümle yoktu.

Hut bunu biliyordu.

Tarin bilmezdi.

Ama Hut’un hüznü ona geçtiğinde çocuk yetişkin bir cümle kurmadı. Yolli’nin elini tuttu.

Yolli önce ellerine, sonra Tarin’e baktı.

Yavru ikisinin dizleri arasında kıvrılmıştı.

Yolli onun başını okşadı.

“O zaman o da biliyor,” dedi.

Tarin neyi bildiğini sormadı.

Başını Yolli’nin omzuna yasladı.

Araba yolda ilerlemeyi sürdürdü.


EŞRUH DENGESİ

Hut ↔ Tarin

%35 → %37

Denge Seviyesi: İşlevsel

YENİ KAYIT

Paylaşılan Yas — Çocuk İradesiyle İfade Edildi


Hut kaydı okuduğunda içinde küçük bir sızı hissetti. Sistem onun hüznünü Tarin’e ait bir davranıştan ayırmıştı. Duygu Hut’tan gelmiş, hareket Tarin’in olmuştu.

Tarin, Hut’un yerine konuşmamıştı.

Onu kullanmış da değildi.

Hut’un taşıdığı şeyi kendi yaşına uygun bir şeye dönüştürmüştü.

Bu kez bir arada bulunmaları birinin diğerine yer kaybettirmesine yol açmamıştı.

Yol biraz daha yükseldi.

Arabaların ön tarafında konuşmalar başladı. Torik ile Sephot yolun sağındaki kuru dere yatağına bakıyorlardı. Dün öğleden sonra o yatağın daha güneydeki su kaynağına bağlanacağını düşünmüşlerdi. Fakat sabah vardıklarında dar geçidin içine üç büyük gövdenin devrilmiş olduğunu görmüş, arabaları oradan geçiremeyeceklerine karar vermişlerdi.

“Gece rüzgârı yoktu,” dedi Sephot.

Torik atının üzerinde sol taraftaki ormana baktı.

“Yaşlı ağaç kendi zamanını seçer.”

“Üçü birden mi?”

Torik cevap vermedi.

Kafile ana yolda kalmıştı.

Bu, iki gün içinde değiştirdikleri ilk güzergâh değildi.

Önceki akşam konaklamayı planladıkları açıklıkta altı ya da yedi atın taze izleri bulunmuştu. İzler alana girmiş fakat başka taraftan çıkmamıştı. Kimse görünmeyince orada kalmamış, geceyi taşlık bir yükseltinin ardında geçirmişlerdi. Sabah, yol ayrımındaki eski taşlardan birinin güneye değil doğuya çevrilmiş olduğunu Tilin fark etmişti. Torik taşı yerine döndürmüş ama bunun çocuk işi mi, yolcuların hatası mı yoksa kasıtlı bir iş mi olduğunu söylememişti.

Öğleye doğru karşılaştıkları tek yerleşik adam, güney yolunun güvenli olduğunu üç kez tekrarlamıştı.

Kimse ona sormadığı hâlde.

Kısa saçlı geyik kadın arabaların solunda yürürken bir anda başını kaldırdı. Ormanın derinliklerinden küçük bir kuş sürüsü yükseldi. Kuşlar yol boyunca ileriye doğru uçtu, sonra yeniden ağaçların arasına indi.

Kadın bir süre onları izledi.

Telli bunu fark etti.

“Ne duydun?” diye sordu.

“Bir şey duymadım.”

“Onlar duydu.”

Kadın kaşlarını çattı.

“Küçük bir hayvan olabilir.”

Telli sol taraftaki ağaçlara bakmayı sürdürdü.

“Olabilir.”

Kelime, onaydan çok sessiz bir uyarı gibi kaldı.

Yolli yetişkinlerin konuşmalarını dinlemiyordu. Yavrunun boynuna renkli bir bez parçası bağlamaya çalışıyor, Tarin ise buna izin vermiyordu.

“Boğulur.”

“Gevşek bağlarım.”

“Bağlama.”

“Adı yok. Böyle tanırız.”

“Ben tanıyorum.”

“Ben tanımıyorum.”

Yavru ikisinin ellerinden sıkılmış gibi ayağa kalktı. Araba tam o sırada yoldaki derin bir oyuğa girdi.

Tahta zemin sertçe sarsıldı.

Yolli yana devrildi.

Tarin örtülere tutundu.

Yavru ise dengesini kaybederek arabanın açık kenarına doğru kaydı.

Tarin’in içinden tek bir korku yükseldi.

Hut tehlikeyi ondan önce gördü: hareket eden tekerlek, sert yol, yavrunun aşağı düşerse arabanın altında kalabileceği dar açı. Eski refleksi bedenin üzerine kapanmak, Tarin’in kolunu hızla uzatmak ve kurdu yakalamaktı.

Bunu yapmadı.

Tehlikeyi saklamadı.

Paniğini Tarin’in üzerine de boşaltmadı.

Yalnızca gördüğü yönü, mesafeyi ve zamanın azlığını onun korkusunun yanında tuttu.

Tarin yavrunun üzerine atılmadı.

Aralarında duran kalın örtüyü yakalayıp kenara doğru çekti.

“Yolli!”

Yolli nedenini anlamadan örtünün diğer ucuna sarıldı.

Yavru kenardan kaydı.

İki çocuğun gerdiği örtünün üzerine yuvarlandı ve arabanın tahtasına çarpmadan ortada kaldı.

Tarin örtüyü hemen kendisine çekti.

Yavru birkaç nefes boyunca ne olduğunu anlamadan sırtüstü yattı. Sonra doğruldu, başını silkeledi ve Tarin’in göğsüne sokuldu.

Yolli nefes nefeseydi.

“Ben kurtardım.”

“Ben söyledim.”

“Ben tuttum.”

“Ben de tuttum.”

“Sen düşüyordun.”

“Düşmedim.”

Hut ikisinin de düşmeye çok yaklaşmış olduğunu düşündü ama bunu söylemenin bir yolu yoktu.

Lerli arabanın önünden dönüp üçüne baktı.

“Ne oldu?”

“Hiç,” dedi Tarin.

“Kurtuldu,” dedi Yolli.

“Düştü,” dedi Tarin.

“Kim düştü?”

“Kimse.”

Lerli bir süre onları süzdü. Yavrunun örtüye sarılmış hâlini görünce ne yaşandığını az çok anladı.

“Bir daha kenara yaklaşmayacaksınız.”

Tarin yavruyu gösterdi.

“O yaklaştı.”

“Sen de onun peşinden yaklaştın.”

“Yaklaşmadım.”

Lerli oğlunun alnına parmağıyla hafifçe dokundu.

“Yol boyunca gözüm üstünüzde.”

Yolli fısıldadı:

“Zaten bakıyordu.”

Tarin gülmemek için dudaklarını sıktı.

Beyaz çizgiler görüşün ortasında açıldı.


EŞRUH DENGESİ

Hut ↔ Tarin

%37 → %38

Denge Seviyesi: İşlevsel

YENİ KAYIT

Paylaşılan Bedensel Karar

Etki: Çelişkisiz Koruma


Ardından yavruya ait kayıt geldi.


BAĞIL SÜNE TEMASI

Tarin ↔ İsimsiz GökTın Yavrusu

Eşruh Dengesi: %49 → %52

Denge Seviyesi: İşlevsel → Uyumlu

Bağ Durumu: Miras Teması

YENİ KAYIT

Çelişkisiz Koruma


Hut son satırlara uzun süre baktı.

Denge seviyesi değişmişti.

Bağın adı değişmemişti.

Miras Teması hâlâ oradaydı.

Yavru ile Tarin arasındaki akış daha rahat, daha güvenli ve daha uyumlu hâle gelmişti. Fakat bu, ilişkinin ne olduğuna karar vermemişti. Denge bağın adını koymuyor, nasıl aktığını gösteriyordu.

Hut düşünceyi zihninde çevirdi.

Eşruh Dengesi bağın kendisi değildi.

Bağın iki Süne arasında ne kadar dirençsiz akabildiğinin ölçüsüydü.

Çıkarım ilk kez bütünüyle yerine oturdu. Yine de Hut onu değişmez bir yasa gibi kabul etmedi. Daha fazla görmesi gerekiyordu. Yavrunun Tarin’i seçmesi, ondan uzaklaşması, geri dönmesi ve Hut’un ikisini nasıl etkilediği henüz başlangıçtı.

Yolli’nin renkli bez parçası ortada yoktu.

Bir süre sonra bunu ilk fark eden yine Yolli oldu.

Saçının yanındaki bağı düzeltmek için elini kaldırdı, ardından cebine baktı.

“Bez nerede?”

Tarin yavruyu bırakmadan etrafına baktı.

“Düştü.”

“Düşmedi.”

“Bağlayacaktın.”

“Bağlamadım.”

Yolli arabanın tahtalarını kontrol etti. Bez parçası, annesinin ona bir önceki baharda verdiği küçük, kırmızı bir düğümdü. Değerli değildi ama Yolli onu saçına, bileğine veya bez bebeğinin boynuna bağlamayı seviyordu.

Yavru başını kaldırdı.

Arabanın kenarına gitti.

Tarin hemen arkasından uzandı ama bu kez tutmadı. Küçük kurt burnunu tahtaların arasındaki dar boşluğa soktu. Birkaç kez kokladı, sonra ön patisini uzatarak araya sıkışmış kırmızı bezi çekmeye çalıştı.

Bez daha da içeri gitti.

Yolli endişeyle yaklaştı.

“Yiyecek.”

“Yemez.”

“Her şeyi ısırıyor.”

Yavru bezi dişleriyle kavradı ve geriye çekildi. Kırmızı düğüm ağzında kaldı.

Yolli sevincinden ellerini çırptı.

“İzimi buldu!”

Tarin yavrunun ağzından bezi aldı.

“İzi buluyor.”

Yolli hiç düşünmeden söyledi:

“Adı İz olsun.”

Tarin’in yüzü sertleşti.

“Hayır.”

“Niye?”

“Adını ben koyacağım.”

“Ben buldum.”

“Sen bulmadın. O buldu.”

“O zaman kendi koysun.”

Tarin yavruya baktı.

Kurt kırmızı bezin peşinden yeniden ağzını açmıştı.

“Konuşamıyor.”

“Sen de küçükken konuşamıyordun.”

“Şimdi konuşuyorum.”

“Belki o da sonra söyler.”

Tarin yavruyu kucağına çekti.

“İz değil.”

Yolli omuzlarını silkti.

“Ben İz diyeceğim.”

“Deme.”

“İz.”

“Deme!”

Yolli güldü ve arabanın ön tarafına kaçtı.

Tarin arkasından somurttu.

Hut ise kelimeyi zihninde tekrarladı.

İz.

Yavrunun yolu annesinden Tarin’e uzanmıştı. Tarin’in içindeki iki Süne’nin arasında oluşan yönelimleri görüyor, onların bıraktığı izleri koklar gibi tepki veriyordu. Şimdi de küçük bir bez parçasını bulmuştu.

Kelime ona yakışıyordu.

Fakat Tarin’in bu adı kendi seçmesi gerekiyordu.

Telli’nin sözü yalnızca yavrunun seçimleri için geçerli değildi.

Tarin’in de kendi yolunu seçmesine izin vermek gerekiyordu.

Gün ilerledikçe orman yola daha çok yaklaştı. Sağ taraftaki açık arazi taşlık bir eğime dönüştü; arabalar birbirlerine yaklaşmak ve tek sıra hâlinde ilerlemek zorunda kaldı. Öndeki hayvanların kaldırdığı toz arkadakilerin üzerine çökerken güneş ağaçların tepelerinin ardına eğilmeye başlamıştı.

Torik kafilenin önünde gidiyordu.

Sephot ona yetiştiğinde elinde yerden aldığı kısa bir tahta parçası vardı.

“Yol taşı yine çevrilmiş.”

Torik parçaya baktı.

Tahtanın yüzünde silinmeye başlamış eski bir ok işareti bulunuyordu. Ok, Sorgun’a giden güneydoğu yolunu göstermek için yapılmıştı. Fakat direk yakın zamanda yerinden sökülmüş ve batıya çevrilmişti.

“Yerine koydun mu?”

“Koydum.”

“İyi.”

Sephot atını Torik’in yanına yaklaştırdı.

“Dün su yolu kapalıydı.”

Torik cevap vermedi.

“Geceki açıklıkta at izleri vardı.”

Sessizlik.

“Bugün bu.”

Torik yolun solundaki ormana baktı.

Aynı anda ağaçların arasından kuşlar havalandı. Bu kez küçük bir sürü değil, birbirinden uzak üç ayrı grup aynı çizgi boyunca yükseldi. İlk grup kafilenin biraz ilerisinden, ikincisi tam yanlarından, üçüncüsü gerilerinden çıktı.

Sephot da gördü.

“Bizi takip ediyorlar.”

Torik’in yüzü değişmedi.

“Takip eden görünmek ister ya da izini saklar.”

“Bunlar hangisini yapıyor?”

“Henüz bilmiyorum.”

Yol birkaç yüz adım sonra geniş bir taşın önünde ikiye ayrılıyordu. Taş, insan boyundan biraz daha kısaydı ve uzun yıllar boyunca yağmurla aşınmıştı. Bir yüzünde eski Refah simgesi seçiliyordu: başaklardan oluşan çelengin ortasında açık bir kapı, kapının altından uzanan iki yol.

Fakat açık kapının üzerine kalın bir demir sürgü çakılmıştı.

Sürgü yeniydi.

Altına asılan ahşap levhanın üzerindeki harfler de kısa süre önce boyanmıştı.

YOL PAYI

NEFES SAYIMI

ÇIKIŞ MÜHRÜ OLMAYANLAR GEÇEMEZ

Arabalar birer birer durdu.

Yörünler levhaya sessizce baktılar.

Bir kadın, “Nefesi de mi sayacaklar?” diye fısıldadı.

Başka biri cevap verdi:

“Saymıyorlar. Sahipleniyorlar.”

Telli bulunduğu arabadan levhayı görebilmek için doğruldu.

“Yol, yürüyenden nefes parası istemez,” dedi.

Sözü çevresindekiler tarafından tekrar edilmedi. Buna gerek yoktu. Her Yörün aynı cümleyi biliyordu.

Sephot atından indi.

Taşın çevresindeki zemini inceledi. Yolun açık tarafında çok sayıda nal izi vardı. Bazıları dümdüz devam ediyor, bazılarıysa yolun kenarında kayboluyordu. Sephot birkaç adım ormana doğru ilerledi ve çalıların arasında ezilmiş otları gördü.

“Atlar içeriden çıkmış.”

Torik de indi.

Toprağa çömelip izlerin derinliğine, yönüne ve birbirlerinin üzerine basışına baktı. Birkaç nal izi tazeydi. Fakat uzun süre aynı yerde bekleyen atların bırakacağı çukurlaşma yoktu.

Sephot taşın diğer tarafına geçti.

“Bizi bekliyorlar mı?”

Torik cevap vermeden önce yolun gerisine baktı.

İki gün önce kapalı buldukları su yolu geldi aklına. At izlerinin bulunduğu açıklık. Yönü değiştirilmiş taş. Güney yolunu gereğinden fazla öven yerleşik adam. Sol ormanda belli aralıklarla havalanan kuşlar. Şimdi de yan patikalardan ana yola çıkan nal izleri.

“Hayır,” dedi.

Sephot ona döndü.

Torik sol taraftaki karanlık ormana baktı.

“Bizi burada beklemiyorlar.”

Parmaklarını toprağa bastırdı.

“İki gündür buraya sürüyorlar.”

Ormanın içinden tek bir düdük sesi geldi.

İnce ve kısaydı.

Kafilenin gerisinden ikinci düdük cevap verdi.

Ardından yolun ilerisinde üçüncüsü duyuldu.

Yörünler bir anda hareketlendi. Kadınlar çocukları arabaların içine aldı. Erkeklerin bazıları ellerini silahlarına götürdü fakat henüz çekmedi. Kısa saçlı geyik kadın başını ormana çevirdi; gözleri ağaçların arasındaki hareketi arıyordu.

Torik ayağa kalktı.

“Kimse dağılmayacak.”

Yolun ilerisinde üç atlı göründü.

Ardından iki kişi daha ormandan çıkarak onlara katıldı.

Üzerlerinde kraliyet askerlerinin aynı biçimli zırhları yoktu. Kimi deri, kimi metal parçalar taşıyor; silahları ve eyerleri farklı görünüyordu. Ancak hepsinin omzunda aynı dar şerit vardı. Koyu yeşil kumaşın üzerinde altın başak çelengi, sürgülenmiş bir kapı ve tek çizgiye dönüşmüş iki yol işlenmişti.

Yol Sahipleri.

Yörünlerin dilinde Yol Gaspçıları.

Öndeki adam kırlaşmaya başlamış sakalını kısa kesmişti. Belinde kılıç, eyerinin yanında uzun bir mızrak taşıyordu. Atını kafileye doğru birkaç adım sürdü ve bakışlarını arabaların arasından Torik’e çevirdi.

“Torik.”

Adını söyleyişinde tanışıklık yoktu.

Kayıt vardı.

Torik cevap vermedi.

Adamın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

“Taşköprü’den bu yana yolun uzamış.”

Kafilenin içinde huzursuz bir kıpırtı yayıldı.

Sephot Torik’e yaklaştı.

Torik atlıdan gözünü ayırmadı.

“Yollar özgürdür.”

Adam başını hafifçe yana eğdi.

“Yol özgür olabilir.”

Bakışı arabaların, hayvanların ve çocukların üzerinde dolaştı. Tarin, Lerli’nin dizlerinin yanında duruyordu. Yavru kadının eteğine yakın bir yerde kıvrılmış, yabancılara sessizce bakıyordu. Mavi çizgilerinden eser yoktu.

Adam yeniden Torik’e döndü.

“Ama sen değilsin, Yol Aylağı.”

Söz adamın arkasındaki birkaç kişiyi güldürdü.

Yörünlerden kimse karşılık vermedi.

Torik’in yüzü sertleşti ama elini silahına götürmedi.

Adam eyer çantasından katlanmış bir belge çıkardı. Kâğıdın alt kısmında eski kraliyet mührüne benzeyen bir damga vardı. Üzerine yeni, koyu renkli bir mühür daha basılmıştı.

“Bahar Kavuşması’nda güzel konuşmuşsun,” dedi. “Köprünün kesildiğini, geçiş bedelini reddettiğini, adamlarımızın öldüğünü ve ödeme yapmadan yoluna devam ettiğini anlatmışsın.”

“Adamlarınız değildi.”

“O gün değillerdi belki.”

Adam belgeyi açtı.

“Yeni kayıt eski eksikleri tamamladı.”

Torik’in çenesi kasıldı.

Adam birkaç satırı parmağıyla takip etti.

“Kraliyet Yol Payının reddi. Yol görevlilerine silahlı direniş. Kraliyet gelir adamlarının ölümü. Nefes Sayımından kaçınma. Çıkış mührü olmadan güney sınırına ilerleme.”

Belgeyi kapattı.

“Bir de Tek Yol Bedeni hesabı var. O uzun.”

“Biz tek beden değiliz,” dedi Sephot.

Adam ilk kez ona baktı.

“Borç çıkınca öylesiniz.”

Sephot öne çıkmak istedi.

Torik kolunu uzatıp onu durdurdu.

Ormanın içinde metalin ağaca sürtünmesine benzeyen kısa bir ses duyuldu. Görünmeyen insanların yer değiştirdiği anlaşılıyordu. Kafile, açık yolda gördüğü beş kişiden çok daha fazlasıyla çevriliydi.

Adam belgeyi eyerine dayadı.

“Daha önce konuşmuşsun, Torik. Yeni hesapçılar birkaç şey daha sormak istiyor.”

“Sorularını burada sorsunlar.”

“Burada hesap yapılacak.”

Atlı arabalara baktı.

“Nefesler sayılacak. Mallar yazılacak. Hayvanlar mühürlenecek.”

Yörünlerden öfkeli sesler yükseldi.

Torik elini kaldırdı.

Kafile yeniden sustu.

“Ben gidersem onlar burada kalacak mı?”

Adam gülümsedi.

“Hesapçılar gelene kadar bütün nefesler yerinde kalacak.”

Bu kez sessizliğin ağırlığı değişti.

Yetişkinlerin çoğu kendi mallarını veya hayvanlarını düşünmedi.

Çocuklara baktılar.

Lerli Tarin’i arkasına aldı.

Yavru onun ayaklarının arasına sokuldu.

Torik ormanın karanlığına ve yolu kapatan adamlara baktı. Dönüşebilirdi. Birkaç nefeste öndeki atlıyı yere indirebilir, yolun açık tarafını parçalayabilirdi. Fakat ormandaki sayıyı bilmiyordu. Çocuklar arabalardaydı. Kadınlar dağılmadan savunma düzenine geçemezdi. Üstelik Taşköprü’den kalan söylentiler doğruysa bu adamlar onun dönüşebildiğini biliyor ve buna hazırlıklı bekliyor olabilirdi.

Elini kemerindeki silaha götürdü.

Çekmedi.

Tokasını açıp silahı Sephot’a uzattı.

Atlılardan biri hemen öne çıktı.

“Bize.”

Torik ona bakmadan silahı Sephot’un elinden alıp toprağa bıraktı.

“Yerden alabiliyorsan senindir.”

Adamın gülümsemesi kayboldu.

Başka bir Yol Sahibi atından indi, silahı kaldırdı ve mühürlü bir kumaş torbaya koydu.

Torik Sephot’a döndü.

“Kimse yerinden ayrılmayacak.”

Sephot’un gözlerinde itiraz vardı.

“Torik—”

“Kimse.”

Bu kez sözünde yalnız emir değil, bütün kafilenin güvenliğini ona bırakan bir ağırlık vardı.

Sephot dişlerini sıktı.

Başını eğdi.

Lerli öne çıktı. Tarin elinden kurtulup babasına gitmek istedi ama kadın onu tuttu.

“Geri dönecek misin?” diye sordu Lerli.

Torik ona baktı.

Yalan söylemedi.

“Dönmenin yolunu bulacağım.”

Telli oturduğu yerden oğlunu izliyordu. Yüzünde korku vardı fakat söz söylemedi. Torik’in kararının korkudan değil, zaman kazanmak için verildiğini anlıyordu.

Yol Sahipleri Torik’i zincirlemedi.

Bu, durumu daha az tehditkâr göstermedi.

İki adam atlarından indi ve iki yanında yürümeye başladı. Biri arkasında, biri biraz önünde kaldı. Torik’i yolun ilerisine doğru götürdüler.

Tarin annesinin elinden kurtulmaya çalıştı.

“Baba!”

Torik başını çevirdi.

Yalnızca bir kez.

Tarin peşinden koşmak istedi. Bacakları ilk adımda titredi ve Lerli onu iki koluyla kavradı.

“Bırak!”

“Koşamazsın.”

“Babam gidiyor!”

“Biliyorum.”

“Bırak!”

Korku Tarin’in içinde yükseldi.

Hut onu bastırmaya çalışmadı.

Kendi korkusu da vardı. Taşköprü’de silahını kaybettiği anı, sorgu odalarını, devletin bir insanı kayıtlar üzerinden nasıl suçluya dönüştürebileceğini biliyordu. Torik’in geri dönmeme ihtimali gerçekti.

Fakat bu korkuyu Tarin’in üzerine yığmadı.

Onun yanında tuttu.

Buradayım.

Kelime belki hiç oluşmadı.

Yalnızca yönelim vardı.

Bakıyoruz.

Henüz bitmedi.

Tarin’in bedeni gevşemedi. Ağlaması da durmadı. Fakat babasına ulaşmak için kendisini annesinin kollarından parçalarcasına çekmeyi bıraktı.

Hut’un sakinliği korkuyu yok etmemişti.

Onu taşınabilir hâle getirmişti.


EŞRUH DENGESİ

Hut ↔ Tarin

%38 → %39

Denge Seviyesi: İşlevsel

YENİ KAYIT

Birlikte Taşınan Korku


Tarin gözlerini babasından ayırmadan ağlıyordu.

Yanında birinin durduğunu fark edince irkildi.

Korhan’dı.

Ne zaman yaklaştığını görmemişti. Çocuk ellerini iki yanında tutuyor, başını hafifçe yana eğmiş, Torik’in götürüldüğü yolu izliyordu. Sephot birkaç adım ileride Yol Sahiplerinin yerlerini sayıyor, ormandaki seslere kulak vermeye çalışıyordu.

Korhan’ın dudakları kıpırdadı.

“Haklısın.”

Tarin ağlamasının arasından ona baktı.

Korhan kimseye dönmemişti.

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra daha alçak sesle söyledi:

“Buradan geçmeliyiz.”

Tarin kaşlarını çattı.

“Kiminle konuşuyorsun?”

Korhan’ın başı düzelmedi.

Gözleri yolun ilerisindeydi.

“Kimseyle.”

“Ne dedi?”

Korhan bu kez Tarin’e baktı.

Bakışında öfke yoktu. Ormanda ağladığı geceden sonra yüzüne yerleşen yorgunluk vardı. Yaşından büyük görünmüyordu; yalnızca çocukluğunun içine sığmayacak kadar uzun bir şey dinlemiş gibiydi.

“Burada kalırsak gelecekler,” dedi.

“Kim gelecek?”

Korhan cevap vermedi.

Yolun ilerisinde Torik ve onu götüren adamlar kıvrımın ardında kayboldu.

Ormandan bir düdük daha yükseldi.

Kafilenin gerisinden cevap geldi.

Korhan yeniden başını yana eğdi.

Sanki geçmeleri gereken yolu, onlardan başka biri çoktan görmüştü.


BÖLÜM SONU KARAKTER KAĞIDI — TARİN / HUT

Beden: Tarin

Beden Yaşı: 3

Doğal Süne: Tarin

Ortak Süne: Hut

Eşruh Türü: Zorunlu Beden Ortaklığı

Mertebe: 1 — Bağlı

Tekâmül Puanı: 0

Kut Durumu: TınGök Kut Mirasıyla Genişletilmiş

Kut Doygunluğu: Kararlı Değil / Taşınabilir

Eşruh Dengesi: %39

Denge Seviyesi: İşlevsel

Tın Durumu: Dalgalı fakat ayrıştırılabilir

Beden Hakkı: Tarin

Ortak Beden Etkeni: Hut

SÜNE YETENEKLERİ

  • Hut — Kilitli
  • Tarin — Kilitli

BEDEN YATKINLIKLARI

  • Yörün Doğa Yakınlığı — Açılmadı
  • Tın Ayırt Etme — Sezgisel / Sistemsel erişim yok
  • Hızlandırılmış Bilişsel Uyum — Aktif
  • Yaşa Bağlı Motor Sınırları — Aktif

EŞRUH KAZANIMLARI

  • Henüz açılmadı

AKTİF DURUMLAR

  • Hastalık Sonrası Fiziksel Zayıflık
  • TınGök Kut Mirası
  • Baskısız Yönelim Paylaşımı
  • Paylaşılan Yas
  • Paylaşılan Bedensel Karar
  • Birlikte Taşınan Korku
  • Beden–Süne Duygu Ayrıştırması Gelişiyor

BAĞIL SÜNE KAYDI — TARİN / İSİMSİZ GÖKTIN YAVRUSU

Bağ Sahibi: Tarin

Bağıl Süne: İsimsiz GökTın Yavrusu

Bağ Türü: Miras Teması

Eşruh Dengesi: %52

Denge Seviyesi: Uyumlu

Ortak Beden Etkeni: Hut

Ortak Beden Etkisi: Sürtünmeli → Dengeleniyor

TÜR UNVANI: GökTın Kurdu

Mertebe: 0 — Uyanmamış

Bireysel Ad: Atanmadı

Önerilen Ad Kaydı: İz

Doğal Yoldaşlık Bağı: Açılmadı

AÇIK KAYITLAR

  • İlk Geri Dönüş
  • Paylaşılan Güven
  • İlk İstemli Yaklaşma
  • Çelişkisiz Koruma

DOĞAL YETENEKLER

  • Kilitli
  • İz davranışı sezildi; yetenek olarak doğrulanmadı.

AKTİF DURUMLAR

  • Yeni Doğan Süne
  • Anne Kut Mirası
  • Tarin’e Yakınlık Arayışı
  • Serbest Seçim İhtiyacı
  • Ortak Beden Sürtünmesine Duyarlılık

BÖLÜM NOTU

Kısım II böylece başladı. Haritayı hikaye akışında sık sık kullanmanızı öneririm.

Yol böylece yeniden harekete başladı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı