5. Bölüm — Yolun Sustuğu Bahar

Yol susarsa iz kalır,
Ateş söner, köz kalır.
İnsan gider ardında,
Tını kalır, söz kalır.
Rüzgâr alır ayak sesin,
Dere alır son nefesin.
Yolu bize emanet et,
Biz taşırız sen yerine.
Bahar Kavuşması’nın ilk çalgıları Refah’ın dışındaki düzlükte yükselirken Yörün kafilesinde kimse onlara cevap vermedi.
Renkli bayraklar yol boyunca rüzgârla şişiyor, şehir kapısına uzanan tezgâhlardan kızarmış hamur, baharat ve sıcak içki kokuları geliyordu. Başka kafilelerin çocukları arabaların arasında koşuyor, çalgıcılar meydana giriş sıralarını bekliyor, akrobatlar iplerini ve uzun direklerini hazırlıyordu.
Karot’un kafilesinin önünde ise yalnızca ağıt vardı.
Yaşlı bir adam yayı ağır ağır tellere sürüyor, iki kadın dizeleri alçak sesle tekrarlıyordu. Başka hiçbir çalgı kılıfından çıkarılmamıştı. Araba süslerinin bir kısmı koyu kumaşlarla örtülmüş, Karot’un her konakta kullandığı tahta kupa kendi arabasının basamağına boş bırakılmıştı.
Korhan kupanın yanında oturuyordu.
Başını dizlerine dayamış, meydana giren kalabalığa bakmıyordu. Karot’un on beş yaşındaki oğlu atların koşumlarını düzeltiyor, on üç yaşındaki kızı Yolli’yi kucağında tutuyordu. Bir yaşındaki çocuk çevredeki gürültüye rağmen annesinin bulunduğu arabaya uzanıyor, ulaşamadıkça yeniden ağlıyordu.
Tarin de susmuyordu.
Temizlenmiş, emzirilmiş ve kuru örtülere sarılmıştı. Yine de küçük bedeni rahatlamıyordu. Yüksek sesler, yabancı kokular ve çevresindeki ağır yas birbirine karışıyor; kalbini hızlandırıyor, nefeslerini kısa kısa bölüyordu. Lerli onu salladıkça birkaç anlığına duruyor, uzaktan yükselen bir davul veya kahkahayla yeniden ağlamaya başlıyordu.
Hut da ağlamanın içindeydi.
Gözyaşları Tarin’indi. Boğazındaki yanma, kıvrılan parmaklar ve kesilen nefes de öyleydi. Fakat Korhan’ın boş kupanın yanında oturuşuna baktığında Hut’un içinde yükselen acı başka bir yerden geliyordu.
Karot’un köprü taşlarında boşalan gözleri.
Korhan’ın babasının elini iki eliyle çekişi.
Rek’in elinde karton bardakla karşısında duruşu.
Anılar birbirine değiyor ama artık Hut’u bütünüyle dağıtmıyordu.
On iki.
Sayı zihninde birkaç nefes boyunca kalabildi.
Önceden üçtü.
Şimdi on iki.
Hut bunun neyi değiştirdiğini anlamaya çalıştı. Tarin’in korkusu onu hâlâ geriye itiyor, bebeğin ağlaması düşüncelerini parçalıyor, çevredeki her sert ses zihnini yeniden karıştırıyordu.
Yine de bu kez düşünce bütünüyle yok olmadı.
On iki neyi değiştirdi?
Tarin yeniden ağladı. Soru dağıldı ama izi kaldı.
Hut, hâlâ orada olduğunu biliyordu.
Şehir kapısına yaklaştıklarında kırmızı ve altın renkli üniformalar giymiş altı muhafız önlerini kesti. Başlarındaki subay, Torik’in sarılı omzuna ve yanında yürüyen Yörünlere baktı.
“Taşköprü’den gelen kafile siz misiniz?”
Torik öne çıktı. Yaralı tarafını korumaya çalışmadan dimdik duruyordu.
“Biziz.”
“Torik sen misin?”
“Benim.”
“Komutan senin ifadenı istiyor.”
Lerli’nin kolları Tarin’in çevresinde sıkılaştı.
“Şimdi mi?”
Subay bakışını ona çevirdi. “Şimdi.”
Torik’in yüzü sertleşti ama sesini yükseltmedi.
“Ne kadar sürecek?”
“Anlattıklarına bağlı.”
Karot’un büyük oğlu öne çıkmak istedi. Torik tek bakışla onu durdurdu.
“Ben de geleceğim,” dedi genç.
“Hayır.”
“Oradaydım.”
“Annenin yanında kal.”
Gencin çenesi kasıldı.
Torik elini omzuna koydu.
“Bu yükü şimdi sen taşımayacaksın.”
Karot’un oğlunun gözlerinde kısa süreli bir öfke belirdi. Sonra başını çevirdi.
Torik, Lerli’nin yanına gelip Tarin’in alnını öptü. Küçük beden babasının kokusunu alınca ağlama bir anlığına hafifledi.
“Döneceğim,” dedi Torik.
Lerli cevap vermedi.
Muhafızlar Torik’in ellerini bağlamadı, onu ortaya almadı. Yine de birlikte şehir kapısından uzaklaşmaları bir davetten çok götürülmeye benziyordu.
Kafile festival alanının kenarında kendilerine ayrılan yere yerleşti.
Başka Yörünler haberi almıştı. Önce iki aile geldi, ardından üç kafile daha. Karot’un karısına sıcak yemek, temiz kumaş, süt ve odun getirdiler. Kimse ona uzun sözler söylemedi. Yanına oturdular, çocuklarını kendi çocuklarının arasına aldılar ve ağıdı bilenler sessizce eşlik etti.
Refah Bereket Festivali birkaç yüz adım ötede bütün neşesiyle sürüyordu.
Buradaysa yalnızca ağır bir yaylı çalgı vardı.
Karot’un kupası ateşin yanında boş bırakılmıştı.
Güneş alçaldığında Torik geri döndü.
Hut onu Tarin’den bir an sonra tanıdı. Küçük beden babasına doğru uzandı. Torik bebeği Lerli’den alırken yüzündeki yorgunluğu saklamadı.
“Ne dediler?” diye sordu Lerli.
“Dinlediler.”
“İnandılar mı?”
Torik Tarin’i göğsüne yasladı.
“İnanmak istediklerine.”
Telli oturağından onu izliyordu.
“Gaspçılar?” diye sordu.
“Kaçanlar kendilerini yol muhafızı diye anlatmış.”
Karot’un büyük oğlu ayağa kalktı. “Yalan.”
“Biliyorum.”
“Onlar da biliyor mu?”
Torik uzun süre cevap vermedi.
“Refah uzun zamandır huzurluymuş,” dedi sonunda. “İnsanlar huzurun kendiliğinden sürdüğünü sanmaya başlamış.”
“Peki kral?” diye sordu biri.
“Yaşlı.”
“Bu kadar mı?”
Torik Tarin’i Lerli’ye geri verdi.
“Şimdilik.”
Festivalin ilk gecesinde Yörünlerin çalgıları açılmadı.
Ertesi sabah da.
Torik, Kavuşma’da kalmayacaklarını söylediğinde kimse karşı çıkmadı.
“Bu yıl bize eğlence yok.”
Karot’un karısı başını eğdi.
Öğle olmadan yeniden yola hazırlandılar. Karot’un arabası hareket ettiğinde kupa artık basamakta değildi. Korhan onu iki eliyle göğsüne bastırmıştı.
Festival alanı geride kaldıkça Refah’ın davulları küçüldü.
Yol yeniden önlerine açıldı.
Gün batımına yakın Lerli, Torik’in yanına yürüdü. Tarin geniş bir kumaşla göğsüne bağlıydı. Bebeğin başı annesinin kalbinin üzerinde sallanıyor, gözleri yarı kapalı duruyordu.
“Belki,” dedi Lerli, “yalnızca bu baharı geçirecek bir yer aramamalıyız.”
Torik ona döndü.
“Ne demek istiyorsun?”
“Birkaç bahar.” Lerli nefes almak için durdu. “Birkaç kış.”
Torik’in yüzünde şaşkınlık belirdi. Lerli, yoldan uzak kalmaktan söz eden biri değildi.
“Yoruldun mu?”
“Hayır.”
Yalan söylediğini Hut bile anlayabildi.
Adımları küçülmüş, nefesi sığlaşmıştı. Bir elini arada sırada karnının altına bastırıyordu.
Torik yeniden konuşacakken bakışı kadının eteğine indi.
Koyu kumaşın üzerinde daha koyu bir leke yayılıyordu.
“Lerli.”
Kadın onun baktığı yeri gördü.
“Bir şey değil.”
Torik’in yüzünden renk çekildi.
Lerli bir adım daha attı. Dizleri çözüldü.
Torik onu yere düşmeden yakaladı.
Tarin iki bedenin arasında sıkışıp çığlık attı. Hut’un görüşü sarsıldı. Lerli’nin başı Torik’in koluna düştü; gözleri kapalıydı.
Telli geriden yaklaşıyordu.
Yaşlı kadın kanı gördü.
Sonra Tarin’e baktı.
“Doğum,” dedi alçak sesle, “yalnızca çocuğu değiştirmez.”
Tarin üç yaşındaydı ve Telli’ye göre beş yaşındaki bir çocuk kadar soru soruyordu.
“Rüzgâr eve neden girmiyor?”
“Girebilir.”
“Kapı kapalı.”
“Bazen kapıya ihtiyacı olmaz.”
Tarin pencerenin çatlağına yanaşıp yanağını esintiye uzattı. Konuşması yaşıtlarından daha düzgündü. Kelimeleri hızla öğreniyor, bir kez duyduğu şarkıların parçalarını hatırlıyor, kuşların seslerini birbirinden ayırabiliyordu. Bir yetişkinin yüzündeki sıkıntıyı, o kişi daha konuşmadan fark ettiği oluyordu.
Yine de üç yaşındaydı.
Yüksek bir taşın üzerine çıkmak istediğinde dizleri titriyor, hızlı koşmaya çalıştığında ayakları birbirine dolanıyordu. Bir şeyi yapamadığında yere oturup bağırıyor, uykusu geldiğinde kelimeleri karıştırıyor, sevdiği bir şeyi paylaşmamak için iki koluyla göğsüne bastırıyordu.
Zihni bedeninden önde gidiyordu.
Bedeni ona yetişemiyordu.
Hut bu farkı her gün hissediyordu.
Tarin’in dili, dikkati ve merakı hızla gelişmişti. Hut da onunla birlikte Yuta’nın temel kelimelerini öğrenmiş, konuşmaları daha uzun takip edebilir hâle gelmişti. Tarin sakin olduğunda kısa düşüncelerini koruyabiliyor, duyguların kime ait olduğunu daha kolay ayırıyor, çevredeki ayrıntıları birkaç nefes daha uzun inceleyebiliyordu.
Ama köprüden sonra Tarin uzun süre ona yaklaşmamıştı.
Hut bir yöne uzanmaya çalıştığında küçük bilinç kapanıyor, öfke veya korkuyla onu zihnin en gerisine itiyordu. Temas kurulmuştu ama güven kurulmamıştı.
Üç yılda denge yalnızca beş puan artmıştı.
EŞRUH DENGESİ
Eşruh Dengesi: %17
Denge Seviyesi: Temaslı
GÖZLEM
- Zihinsel yük toleransı artıyor.
- Duygu kaynağı ayrımı gelişiyor.
- Doğal Süne, Yabancı Süne yönelimlerini çoğunlukla reddediyor.
Hut ekranın son satırında her seferinde biraz daha uzun kalıyordu.
Tarin onu kabul etmiyordu.
Bunu sistem göstermese de biliyordu.
Aile, Refah’tan uzakta küçük bir taşra yerleşkesinde yaşıyordu. Tek katlı taş evin geniş bir avlusu vardı. Göç arabaları avlunun kenarında duruyor, tenteleri belli aralıklarla açılıp havalandırılıyordu. Torik odun taşıyor, hayvanlara bakıyor ve yerleşkedeki ağır işlerde çalışıyordu. Tilin çalgısını bırakmamıştı ama eskisi kadar sık çalmıyordu.
Lerli hayattaydı.
Fakat eski gücünde değildi.
Bazı günler avluda çalışıyor, bazı günler yatağından çıkamıyordu. Kanama çoktan durmuştu ama ateşli nöbetler, karın ağrıları ve ani halsizlik zaman zaman geri dönüyordu. Telli, doğumun bedende derin bir boşluk açtığını söylüyor; daha fazlasını anlatmıyordu.
Tarin en çok Telli’nin yanında zaman geçiriyordu.
Yaşlı kadın ona kuşları dinletiyor, kurutulmuş otların kokularını ayırt ettiriyor, çalgı tellerine dokunduruyor ve bazen hiçbir şey söylemeden uzun süre yüzüne bakıyordu.
Hut da izlendiğini hissediyordu.
Bir öğleden sonra Telli, Tarin’i yerleşkenin dışındaki orman kıyısına götürdü. Elinde küçük bir sepet vardı.
“Annenin otu azaldı,” dedi.
Tarin sepeti taşımak istedi. İki eliyle sapını kavradı ama yük bileğine ağır geldi. Birkaç adım sonra sepet dizine çarptı ve yere düştü.
“Ben taşıyacağım.”
“Taşıyamıyorsun.”
“Taşırım.”
Tarin yeniden denedi. Bu kez ayağı sapın altına takıldı ve çocuk yere oturdu.
Gözleri doldu.
Hut’un içinden düşünce yükseldi.
Sapı değil, altını tut.
Tarin kelimeleri duymadı. Ellerini kısa süreliğine sepetin altına götürdü, sonra aniden geri çekti.
“İstemiyorum!”
Telli hiçbir şey söylemedi. Sepeti kendi aldı ve yürümeye devam etti.
Orman kıyısında birbirine çok benzeyen iki bitkinin önünde durdu. Yaprakları aynı genişlikte, sapları aynı koyu yeşil renkteydi. Birinin altındaki damarlar daha koyu, diğerinin sapında ince beyaz tüyler vardı.
“Hangisi?” diye sordu Telli.
Tarin çömeldi.
“Bilmiyorum.”
“Bul.”
“Nasıl?”
Telli oturağına yaslandı.
“Dinle.”
Tarin iki bitkiye sırayla baktı. Elini önce soldakine uzattı.
Hut yaprak kenarlarındaki farkı fark etmişti. Soldaki bitkinin damarları koyuydu. Sağdakinin sapında, Telli’nin evde kuruttuğu otlarda gördüğü ince beyaz tüyler vardı.
Ama doğru bitkinin bu olup olmadığını bilmiyordu.
Tarin’in içinden gelen his başka türlüydü. Soldakine yöneldiğinde küçük bilinç geri çekiliyor, sağdakine yaklaştığında tanıdık bir sıcaklık beliriyordu. Fakat Tarin bu hissin ne söylediğini çözemiyordu.
Eli soldaki bitkiye yaklaştı.
Hut durmasını istedi.
Tarin’in zihni anında sertleşti.
Yıllardır olduğu gibi onu geriye itmeye hazırlandı.
Hut zorlamadı.
Sağdaki sapın üzerindeki beyaz tüyleri düşündü.
Telli’nin rafındaki kurumuş demetleri.
Düşünceyi Tarin’in önüne sürmedi.
Yalnızca orada tuttu.
Tarin’in eli soldaki bitkinin üzerinde durdu.
Yüzü buruştu.
Başını sağdakine çevirdi.
Hut, Tarin’in o bitkideki tanıdık Tına yeniden yaklaştığını hissetti.
İlk kez küçük bilinç içerideki yabancı yönelimi hemen reddetmedi.
Elini yavaşça sağdaki bitkiye götürdü.
Parmakları sapı kavradı.
Telli bütün bu süre boyunca onu izliyordu.
“Bu,” dedi Tarin.
“Neden?”
Çocuk bitkiye baktı.
“Bilmiyorum.”
Telli’nin bakışı Tarin’in gözlerinde durdu.
“Demek sonunda birbirinizi dinlediniz.”
Hut’un düşünceleri kesildi.
Tarin başını yana eğdi.
“Kimi?”
Telli cevap vermedi.
Beyaz çizgiler iki bitkinin arasından yükseldi.
YULA KAYDI
İlk kabul edilmiş ortak seçim kaydedildi.
Eşruh Dengesi: %17 → %25
Denge Seviyesi Değişti
Temaslı → İşlevsel
ORTAK KAZANIM
Çift Kaynaklı Ayırt Etme: Başlangıç
Çizgiler söndüğünde Tarin’in eli hâlâ bitkinin üzerindeydi.
Hut ilk kez onun zihninde sıkışmış bir yabancı gibi değil, yanında durmasına izin verilmiş biri gibi hissetti.
Telli sepeti uzattı.
“Bitkiyi içine koy.”
Tarin doğru otu sepete bıraktı.
Sepetin kendisini taşımaya çalışmadı.
Yerleşkeye dönerlerken uzaktan çalgı sesleri geldi.
Önce tek bir yaylı ezgi.
Ardından vurmalı bir ritim.
Torik avlu kapısına çıktı. Tilin içeriden koşarak geldi. Lerli pencerenin yanına yaklaştı.
Yolun kıvrımından ilk Yörün arabası göründü.
Ardından ikincisi.
Sonra başkaları.
Karot’un ailesi de gelenlerin arasındaydı.
Korhan artık dokuz yaşındaydı. Babasının eski kupası kemerine bağlıydı. Yolli dört yaşında, arabanın önünde oturmuş duyduğu şarkıya eşlik ediyordu. Karot’un büyük çocukları annelerinin yanında dizginleri ve yükü paylaşmıştı.
Karot yoktu.
Eksikliği yıllara rağmen arabada görünüyordu.
Yörünler avluya yayıldığında taş ev yeniden sesle doldu. Sarılmalar, ağlamalar, çocukların bağrışmaları ve uzun yol haberleri birbirine karıştı.
Akşam ateşinde Refah’tan gelen haber anlatıldı.
“Eski kral öldü,” dedi yolculardan biri.
Torik başını eğdi. “Oğulları?”
Adam ateşe baktı.
“Üçü öldü.”
Sessizlik oldu.
“Kim öldürdü?”
“Kız kardeşleri.”
Tilin’in nefesi kesildi.
“Dördüncüsü?”
“Son anda kaçtı.”
Bir başkası söze girdi.
“Prenses artık kraliçe.”
“Refah onun elinde.”
Torik’in elleri dizlerinin üzerinde kapandı.
“Yollar?”
Adam acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Köprüler paralı.”
“Pazarlar paralı.”
“Ormana girmek paralı.”
“Şehirden çıkmak bile kayıtlı.”
Yaşlı bir Yörün ateşe doğru eğildi.
“Yol artık özgür değil.”
Cümle, Karot’un kupasını ateşe boşalttığı geceyi Hut’un zihninde yeniden açtı.
Torik gelenlere baktı.
“Buraya neden geldiniz?”
“Eksik parçalarımızı almaya.”
Adam bakışını Lerli’ye, Torik’e, Tilin’e, Telli’ye ve Tarin’e çevirdi.
“Yörünler Refah’tan çıkıyor.”
“Yollar bizi istemiyorsa başka yollar buluruz.”
“Biz de sizi yeniden aramızda istiyoruz.”
Gece ilerlediğinde Torik, Lerli’yi evin önünde yalnız buldu.
Kadın avludaki arabalara bakıyordu. Eski tenteler, renkli ipler ve çalgı sesleri yüzüne yıllardır görünmeyen bir ifade getirmişti.
Torik yanına geldi.
“İyi misin?”
Lerli elini karnının üzerine koydu.
Sonra ona baktı.
“İyiyim.”
Avluda Korhan ile Tarin birbirlerini süzüyor, Yolli Tilin’in çalgısına dokunmaya çalışıyordu. Telli oturağında sessizce gülümsüyordu.
Lerli gözlerini yeniden arabalara çevirdi.
“Yolu çok özledim.”
SİSTEM ÖZETİ
Beden: Tarin
Doğal Süne: Tarin
Yabancı Süne: Hut
Mertebe: Uyanmamış
Eşruh Dengesi: %25
Denge Seviyesi: İşlevsel
Tekâmül Puanı: 0
AKTİF DURUMLAR
- Yaşına Göre İleri Bilişsel Gelişim
- Yaşa Uygun Motor Sınırlılık
- Duygu Kaynağı Ayrımı: Gelişiyor
- Süne Taşması: Düşük
- Ortak Yönelim Toleransı: Artıyor
GELİŞEN ALGILAR
- Tın Algısı: İlk Temas
- Sinirsel Uyum: İlk Eşik
- Çift Kaynaklı Ayırt Etme: Başlangıç
EŞRUH KAYITLARI
- İlk karşılıklı koruma davranışı
- İlk ortak bedensel yönelim
- İlk kabul edilmiş ortak seçim
- Temaslı düzeyden İşlevsel düzeye geçiş
KAVRAM KAYITLARI
- Süne: Kısmi Kavrayış
- Ölüm Sonrası Tın: İlk Gözlem
- Ortak Seçim: İlk Kavrayış
SON KAYITLAR
- Doğal Süne, Yabancı Süne yönelimini ilk kez reddetmeden kabul etti.
- Görsel ayrım ile Tın sezgisi aynı seçimde birleşti.
- Eşruh Dengesi ikinci eşiği geçti.
KİLİTLİ KAYITLAR MEVCUT

BÖLÜM NOTU
Lerli'nin “Yolu çok özledim.” dediği yer, tam da olması gerektiği gibi bir bölüm sonu, değil mi arkadaşlar?
YUTA yeniden yola çıkıyor.🥰
Yazar Notu — YUTA’nın Terimleri Üzerine
İlk birkaç bölümün altında özellikle **Süne, Tın** ve kitapta kullandığım diğer bazı terimlerle ilgili beklediğimden fazla soru gelmeye başladı. Kelimelerin nereden geldiğini soranlar oldu, tamamen YUTA için uydurulup uydurulmadığını merak edenler oldu; hatta Süne’nin başka bir anlamını hatırlatıp beni de güldürenler oldu. 😃
Normalde bunların büyük bölümünü ayrıca açıklamadan, hikâyenin içinde ve Hut’la Tarin ne kadar öğreniyorsa o kadar açmayı düşünüyordum. Hâlâ da öyle yapacağım. Ama aynı sorular tekrar tekrar gelmeye başlayınca, en azından kullandığım dilin nereden geldiğine dair küçük bir not bırakmak istedim.
Öncelikle şunu söyleyeyim:
YUTA’daki özel terminoloji rastgele oluşturulmuş fantastik kelimelerden meydana gelmiyor.
Kitabın kavramsal temelini kurarken oldukça uzun süre Türk mitolojisi, eski Türk inanç dünyası, Altay ve Güney Sibirya Türk topluluklarının kozmoloji ve ruh anlayışları üzerine çalıştım. Kitap boyunca göreceğiniz özel terimlerin sistemi de büyük ölçüde bu araştırmanın üzerine kuruldu.
Fakat burada önemli bir ayrım var.
Bazı kelimeleri tarihsel kaynaklardaki adları ve temel anlam çekirdekleriyle doğrudan kullandım. Bazılarını YUTA’nın kendi kozmolojisine uyarladım. Bazı yeni kavramları ise yine aynı eski kavram dünyasından hareket ederek birleştirdim veya türettim.
Yani YUTA bir mitoloji kitabı değil ve eski bir inanç sistemini birebir kopyalamıyor. Kaynak eski; ortaya çıkan sistem YUTA’ya ait.
Bunun şu ana kadar en fazla soru alan örneği sanırım Süne
Süne, yanlış yazılmış “sine” ya da fantastik dursun diye ortaya attığım bir sözcük değil. Güney Sibirya ve Altay Türk topluluklarının insan ve ruh anlayışlarına ilişkin etnografik çalışmalarda gerçekten karşılaştığımız terimlerden biri.
Türkolog Dávid Somfai Kara’nın Altay ve Telengit toplulukları üzerine çalışmalarında jula, süne ve sür gibi sözcüklerin ruh/öz varlık anlam alanında kullanımlarından söz ediliyor. Hakas topluluklarında da süne ve sürün gibi yakın biçimler bulunuyor. Aynı kültürel coğrafyada Türk ve Moğol topluluklarının uzun süreli etkileşimi nedeniyle Klasik Moğolcadaki sünesün gibi yakın kavramlarla da karşılaşıyoruz.
Benim asıl ilgimi çeken ise tek başına Süne kelimesi değildi.
Eski Türk ve Altay dünyasında, bugün çok kolay biçimde tek kelimeyle “ruh” diyerek geçebileceğimiz şeyin çevresinde Tin/Tın, Kut, Süne, Yula/Jula gibi birbirinden ayrılabilen kavramların bulunmasıydı.
YUTA’nın metafiziği de büyük ölçüde bu ayrımdan doğdu.
Şu ana kadar gördüğünüz kadarıyla Süne, insanın onu “o kişi” yapan özüne yakın bir yerde duruyor. Zaten Telli’nin Torik üzerinden anlattığı şeyi hatırlarsanız; beden değişebilir, görünüş değişebilir, ses değişebilir ama bütün bunların içinden kişiyi taşıyan bir şey vardır.
Tın ise Süne ile aynı şey değil.
Bunu özellikle burada ayrıntısıyla açıklamayacağım. Çünkü Tarin ve Hut’un bunu fark etmeyi öğrenmesi, hikâyenin kendisinin bir parçası. Kuşun sesinde, rüzgârda, insanlarda, yollarda ve geride kalan şeylerde neden farklı bir şey hissedildiğinin cevabı ilerledikçe daha fazla yerine oturacak.
Ve bunlarla bitmiyor.
İlerleyen bölümlerde Kut, Yula ve daha pek çok yeni kavramla karşılaşacaksınız. Bunların bazıları tarihsel kavramlardan doğrudan geliyor, bazıları o kavramların YUTA için yeniden yorumlanmış biçimleri, bazılarıysa aynı mitolojik ve dilsel altyapının üzerine kurduğum yeni terimler.
Burada hepsinin ne anlama geldiğini tek tek yazarsam sanırım romanın en sevdiğim taraflarından birini kendi elimle bozmuş olurum. 😀
Çünkü ben dünyayı önce açıklayıp sonra karakterleri içine bırakmak yerine, Hut ve Tarin ne kadarını öğreniyorsa okurun da onlarla birlikte öğrenmesini istiyorum.
Ama şunu bilmenizi isterim: Kitapta karşınıza çıkan bu terimler üzerine gerçekten uzun süre çalışıldı. Kelimelerin yalnızca kulağa nasıl geldiğine değil; tarihsel kullanımına, birbirleriyle ilişkilerine ve YUTA’nın kendi sistemi içerisinde hangi anlamı taşıyabileceklerine de baktım.
Bu çalışmayı yaparken dönüp baktığım temel kaynaklardan bazıları şunlardı:
Abdülkadir İnan — *Tarihte ve Bugün Şamanizm: Materyaller ve Araştırmalar
Jean-Paul Roux — *Türklerin ve Moğolların Eski Dini
Jean-Paul Roux — *Eski Türk Mitolojisi
Dávid Somfai Kara & László Kunkovács — *Black Shamans of the Turkic-Speaking Telengit in Southern Altai
Bunların dışında da farklı makaleler, etnografik çalışmalar ve terim karşılaştırmaları oldu. Araştırırken bazen aynı kavramın farklı topluluklarda başka anlam katmanları taşıdığını, bazen de Türk ve Moğol kültür alanları arasında yüzyıllar boyunca gidip geldiğini görmek işin en keyifli taraflarından biriydi.
Bu yüzden ileride kitapta karşınıza çıkan bir kelimenin veya kavramın nereden geldiğini merak ederseniz sormaktan hiç çekinmeyin.
Hatta bu konular üzerine muhabbet etmeyi gerçekten seviyorum. Bir terimin neden seçildiğini, hangi tarihsel kavramdan yola çıktığımı ya da YUTA için hangi kısmını değiştirdiğimi merak ederseniz yorumlarda seve seve konuşabiliriz. Yanlış bildiğim, gözümden kaçan veya sizin farklı bir kaynakta rastladığınız bir şey varsa onu da duymaya her zaman açığım.
YUTA’yı yazarken amacım hazır fantasy terminolojisini Türkçeye çevirmekten biraz daha fazlasını yapmaktı.
“Mana”, “soul”, “spirit”, “aura” gibi zaten alıştığımız kavramların yerine; kendi kültürümüzün eski kelimelerinden ve düşünce biçimlerinden hareket ederek kendi kuralları olan bir fantastik metafizik kurmak istedim.
Ne kadarını başarabildiğimi yolun sonunda beraber görürüz. 😀
Bu arada evet…
Süne aynı zamanda buğday zararlısının da adı. 😄
Bunu yorumlarda hatırlatan arkadaşlara ayrıca teşekkür ederim. Terimi araştırıp YUTA’ya yerleştirirken o anlamın aklıma bir kez bile gelmemiş olması şu anda bana da oldukça komik geliyor.
Şimdilik daha fazlasını açmayayım.
Çünkü bu kelimelerin bazıları daha yeni yeni konuşmaya başladı.
Bazılarıysa henüz hikâyeye bile girmedi.
---
YUTA, terimler veya yazım süreci üzerine konuşmak isterseniz beni sosyal medyada da bulabilirsiniz. Paylaşımları, görselleri ve kitapla ilgili küçük notları zaman zaman oralarda da paylaşıyorum.
Instagram Hesabı
X / Twitter Hesabı
Facebook Yazar Sayfası
Facebook Hesabı
Her zaman beklerim. 😄

Vay be, bu bölümdeki o şiirle başlaması... "Yol susarsa iz kalır, Ateş söner, köz kalır." kısmı beni çok etkiledi. Karot'un kafilesindeki o yas havası, festivalin neşesiyle tezat oluşturması çok güzel anlatılmış. Tarin'in ağlaması ve Hut'un bu ağlamanın içindeki kendi acısını hissetmesi... "On iki" sayısı ne anlama geliyor, bu Hut için bir dönüm noktası mı? Meraklandım! Lerli'nin durumu da çok endişe verici, o kan lekesiyle içim cız etti resmen. Telli'nin "Doğum yalnızca çocuğu değiştirmez" sözü çok anlamlıydı. Tarin'in zekası ve bedeninin ona yetişememesi, Hut'un Tarin'i kabul etme sürecini daha da zorlaştırıyor gibi. Eşruh Dengesi'nin sadece %17 olması ve Tarin'in Hut'u reddetmesi... Bu ikili nasıl bir denge kuracak çok merak ediyorum. Telli'nin Tarin'e bitkileri "dinle" demesi ve Hut'un içgüdüsel olarak doğru bitkiyi bilmesi, onların arasındaki bağın hala güçlü olduğunu gösteriyor.
Kesinlikle katılıyorum, o şiirle açılış beni de vurdu. "On iki" meselesi bende de aynı merakı uyandırdı, Hut'un içinde bir şeylerin kırılacağı ya da değişeceği hissi var. Tarin'in o zekasıyla bedeni arasındaki uçurum, ikisinin arasındaki bağı daha da acıtıcı kılıyor.