insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Az önce yüzündeki o amaç bulmuş ifade tamamen siliniyor. Ve bana garipsemişçesine bakıyor.

"D-Dövmek mi?" Sesi titriyor. "Ama... Ben hayatımda kimseye vurmadım ki. Hem de yaralarını da az önce kapatmışken. Seni öldürebilirim."

Kafamı geriye, yere doğru attığımda başım ağrısa da umursamıyorum. Zindanı tamamen inletecek bir kahkaha patlatıyorum. KAH KAH KAH KAH Göğsümdeki kapanmış yaralar daha da geriliyor.

"Sen mi beni öldüreceksin?" Gözlerimi ona dikiyorum. "Hayatında kimseye vurmadın... Binlerce insanı yönetecek, koca orduları komuta edeceksin ama bir insana bir fiske dahi vurmadın öyle mi? Hem de karşındaki bir piçe bile yumruk atamıyorsun. Hmm..." Hafif sırıtıyorum. "O piç baban bir saniye bile düşünmez botuyla kafamı ezer geçerdi. İşte anlaşılıyor neden onun tahtta oturduğu. Aranızdaki fark besbelli!"

Yüzündeki o soylu piç görünüşünü bir güzel kırbaçlıyorum. Damarına basıyorum. İşe de yarıyor! Nefes alışverişi hızlanıyor ve dişlerini sıkıyor. Ama hala tereddütlü gibi.

Yumruğu bir güzel yüzüme yapıştırıyor. Tabii buna güzel bir yumruk denebilirse artık. O kadar hafif, o kadar cılız bir vuruş ki...

Yere tükürüyorum. Aniden elimi kaldırıp avucumun içiyle o saf, ipekli yüzüne okkalı bir tokat atıyorum.

"Daha sert vur! Aptaldan bozma!" diye bağırıyorum. "Ben piçim piç! Düşmanınım! Gözüme bak ve vur! Daha sert!"

Tokadın etkisiyle gözleri açılıyor, kendine geliyor. O korkak prens kendini bir tarafa bırakmış, yerini on altı yıllık öfkesini kusan bir vahşi hayvana bırakmış gibi.

İkinci yumruğu elmacık kemiğime patlıyor. Bu seferki iyi bir yumruk. Gözüm kararıyor ancak gülümsemeyi bırakmıyorum. Üçüncü, dördüncü derken arka arkaya indirip duruyor. Nefes nefese kalmış adeta babasına duyduğu kini yüzüme yapıştırıyor. İpek elbisesi yavaşça kanımla kaplanıyor.

Canım yanmıyor değil tabii. Önceki hayatımda ben de hiç bu kadar üst üste yumruk yememiştim. Başım feci dönüyor bir oradan bir oraya savrulsam da kendimi sıkıyorum.

Sekizinci yumruğunda aniden duraksıyor ve yaptığı şeyin farkına varırmış gibi dehşetle geri çekiliyor. Nefes nefese kalmış, ellerindeki kana bakınca titremeye başlıyor.

"Tanrım... Ö-Özür dilerim. Ben... Kaybettim kendimi, özür dilerim!"

"Agh. Özür dileme," diyorum ve ağzımdaki kanı yere tükürüyorum. Ellerimi yüzüme götürdüğümde neye benzediğimi az çok anlayabiliyorum. Şişmiş, morarmış bir et yığını! Annem beni görse (ki bu dünyada bir annem varsa tabii) tanıyamazdı beni.

Yerden destek alıp ayağa kalkmaya çabalıyorum ama başım feci şekilde dönüyor. Doğrulduğumda biraz sendelesem de en sonunda dik durmayı başarıyorum.

"Şimdi sıra bende tatlı prensim. Pürüzsüz yüzünü bir dilenciye çevireceğim."

"Ne?-"

Midesine okkalı bir diz geçiriyorum. İki büklüm olduğunda yüzüne olabildiğince sertçe yapıştırıyorum. Diğerini burnuna. Sonra saçından tutup yere fırlatıyorum ki kire bulansın ve tanınmayacak hale gelsin. Ardından katman katman olan ipek elbiselerini bir güzel yırtıyorum ve kanıma buluyorum.

Tabii o bu anda sadece inlemekle kalıyor.

***

Zindanın iğrenç nemli havasından çıkıp sarayın avlusuna adım attığım anda yüzüme soğuk bir rüzgar vuruyor. Prensim ve ben yırtık paçavralar içinde, üzerimizde dışkı ve çamur karışımı bir şeyler var. İki tane çapulcuya benziyoruz. Prens hala afallıyor, topallayıp duruyor. Yüzü ise benim kanım ve çamurla kaplı.

Çıkış kapısına doğru gidiyoruz. Meşalelerin altında bekleyen zırhları gıcır gıcır iki muhafız mızraklarını bize doğru doğrultuyor.

"Hey! Dur orada!" Muhafızlardan biri mızrağını duvara yaslıyor ve elinde meşaleyle bize doğru yaklaşıyor. "Bu saatte ne işiniz var? Hangi ahırın bokusunuz siz?"

Prens panikleyip geriye adım atıyor. Onun o tiz sesiyle konuşmasına izin vermeden hemen öne atlıyorum ve muhafızın dibine girip yüzüne üflüyorum.

"Kan...hhh." diye hırıldıyorum. Bir yandan da ağzımdan tükürükler sıçrıyor. "Usta... Ölüm... Dokunma, bulaşır. Veba olur. Kötü," diyerek bir şeyler zırvalıyorum.

Gıcır gıcır zırhlı muhafız otoritesini bir kenara atıp tiksintiyle geri çekiliyor. Duvara dayadığı mızrağı alıp kapıyı açmaları için yukarıya bağırıyor.

Ağır demir kapı yavaşça açılıyor.

"Siktirin gidin!" diye bağırıyor muhafız, mızrağının diğer ucunu bile değdirmemeyi tercih ediyor.

Prensimle birlikte o karanlık ve soğuk gecenin ışığında özgürlük dolu topraklara ulaşmak için topallayarak adım atıyoruz. Başkent arkamızda bizi izlerken sabahleyin sonuncu prensi bulamadıklarındaki dehşeti hayal etmekle zevke geliyorum.

Satranç tahtamdaki ilk hamleyi yapmaya ilerliyorum...

BÖLÜM NOTU

Kısa olduğu için kusura bakmayın 🙏




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.