[General Leydi Yuen'in Bakış Açısından]
Yüce Prens Huyin'in o tatlı sesini duymak bana ilahi gibi geliyor. Odasından çıktığımda ağır altın varaklı kapılar arkamdan kapanıyor. Koridoru ısıtan loş fenerlerin arasında ilerlerken, ipek cübbemin eteğindeki iğneler soğuk mermeri çiziyor. Havada hala o nefis koku var. Az önce avluda can çekişen elçinin taze, sıcak kanının kokusu.
Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapattım. Ofh- Çok güzel bir koku. Yaşam çaresizce bedeni terk ederken ki çıkardığı o tiz çığlıklar. Ne kusursuz bir senfoni!
Yüce prensim ise bu senfoninin baş bestekarı. Ondan aldığım her emir, benim için kutsal bir vahiydir.
'Geçtiği her yeri, üzerine bastığı her toprağı, konuştuğu her insanı, ona bir tas bile su veren herkesi... Hepsini onun gözlerinin önünde gebert. Onun naif kalbini öyle bir sök ki... Sonunda delirme noktasına gelsin.'
Dudaklarım titriyor ve aralarından inilti gibi bir ses çıkıyor. Ne kadar da tahrik edici. O naif, şirin küçük veliaht prensin gözleri önünde dünyasını paramparça etmenin hayali... Kalbim hızla atmaya başlıyor bu düşüncelerle. Adımlarımı hızlandırıyorum. Oynamak, tatmak ve parçalamak için sabırsızlanıyorum.
Sarayın kapısından çıkıp ana avluya vardığımda Yüce Prensim Huyin'in bana yeni atadığı tümene doğru hızlanıyorum. Kışlaya vardığımda on bin ağır zırhlı süvarinin olduğu devasa alanda bir sessizlik hakimdi. Belli ki namım benden önce buraya ulaşmış.
Kimse nefes dahi almaya tenezzül etmiyordu. Sadece rüzgarda ismimin yazılı olduğu sancağın dalgalanışının sesi ve korkunun kokusu vardı.
Ahh... Benim sadık köpeklerim. Karşılarına bembeyaz lekesiz cübbemle dikildiğimde, birçoğunun ayaklarıma bile bakmaya tenezzül edemediğini görüyorum. Korkmaları normal. İpek cübbem ne kadar beyaz olsa da kafamın içi o kadar da kırmızıydı.
Askerlerin önünde ahşap platformda ise diz çökmüş ve başını öne eğmiş en sevdiğim oyuncağım duruyor: Teğmenim Sunz kusursuz vücuduyla orada.
Ağır ve zarif adımlarla platforma çıktım. Cebimden özel olarak dövülmüş bir Hin bıçağını parmaklarımın ucuna aldım. Platformdaki sandalyeye yürürken onu elimde çeviriyorum.
Sandalyemin önüne geldiğimde bağırdım. "Güneye yürüyeceğiz," dedim. Askerlerin titrediğini görebiliyorum.
Sandalyeye oturdum. Teğmen Sunz'da tam olarak önümdeydi. Sağ elimle onun kalın boynunu okşarken, sol elimdeki Hin bıçağı ensesine dayadım.
"Asker! Bize verilen görev... Avlanmak."
Bıçağın ucunu yavaşça, adeta zarif bir ressamın tuvale ilk çizgisini çekecekmiş gibi Sunz'un ensesine bastırdım. Derisinin gerildiğini, ardından o zarif ve tahrik edici "cıszz" sesiyle etin ikiye ayrılışını hissettim.
"Avımız ise, Yüce Prensimiz'in o acınası küçük kardeşidir!"
Bıçağı ağır ağır omurgasına doğru çekerken, Sunz'un bedeni titremeye başladı. Ancak ağzından tek bir inilti bile çıkmadı. Kıkırdadım. Çıkamazdı zaten. Eğer çıkarsa derisini canlı canlı yüzeceğimi ve onu o haldeyken günlerce yaşatacağımı en iyi kendisi biliyor sonuçta!
Onun bu sessizliği, inlememek için kendini tutuşuyla birlikte boynundaki kalın damarlar beni daha da azdırıyor. Açılan yarıktan sızan sıcak sıvı parmaklarıma doğru akmaya başladı. Kanın o tatlı metalik kokusu burnuma gelmeye başladığında gözbebeklerimin titrediğini hissettim.
"Ancak onu hemen öldürmeyeceğiz," diye devam ettim. Sıradan bir olay anlatıyormuş gibi çıkıyordu sesim.
Sunz'un kas dokuları iyice beni tahrik etmeye başladığında bıçağımı kas dokusunun arasına sokup usulca çevirdim. Sunz daha da titremeye başladığını ve nefesinin kesildiğini hissedebiliyorum.
"Onun yürüdüğü her yolu, su veren elleri, bulunduğu her köyü ateşe vereceğiz. İnsanların etini kemiklerinden ayırıp yollara sanat eseri gibi dikeceğiz."
Sağ elimle Sunz'un saçlarını kavrayıp geriye doğru çektim. Eğildim ve dudaklarımı onun sırtında açtığım taze sıcak yarığa bastırdım. Dilimi o titrek kaslarının arasında gezdirdim. O sıcak ve yoğun şarabı yudumlarken, bir yandan bana dehşet içinde bakan askerlere gözlerimi diktim. Hepsinin yüzü kaskatı kesilmişti.
Sunz'un sırtından dudaklarımı ayırdığımda çenemden aşağıya ipek elbiselerime kanlar damlamaya başladı. Gülümsüyor ve askerlere bakıyordum. Bir anda ayağa kalktım.
"Bu gece yola çıkıyoruz köpeklerim! Ancak unutmayın, geçtiğimiz hiçbir yerde nefes alan tek bir canlı bile kalmayacak!"

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı