Hastanenin VIP katındaki steril sessizlik, dış dünyadaki gürültüden tamamen yalıtılmış bir ütopya gibiydi. Pencereden süzülen solgun sabah ışığı, Seth’in üzerindeki siyah tech-wear ceketine vuruyordu. Banyodan yeni çıkmış olan Seth, ıslak saçlarından damlayan suları önemsemeden yatağının kenarına oturdu. Ellerine baktı. Parmağını sıktı, tırnaklarını avucuna geçirdi. Acıyı hissediyordu ama bu acı, zihnindeki o tuhaf algıyı bastırmaya yetmiyordu.
Duyuları mantık dışı bir netlik kazanmıştı. Duvardaki dijital saatin mikrosaniyelik tıkırtılarını, havalandırma kanalından geçen havanın sürtünmesini ve üç odadaki hastanın serum damlalığını aynı anda duyabiliyordu.
"Ben çıldırıyorum," diye fısıldadı kendi kendine. "Ağır bir travma sonrası stres bozukluğu... Beynim bana oyunlar oynuyor."
Gözlerini kapattı. Derin bir nefes alarak günlük zihinsel ritüelini başlatmaya çalıştı. Sosyal anksiyete krizlerinde kendini sakinleştirmek için yaptığı gibi sayı saymaya başladı.
"Bir... İki... Üç... Her şey yolunda"
"Sayısal verileriniz gerçeği yansıtmıyor," dedi bir ses.
Seth gözlerini aniden açtı. Yatakta sıçradı.
"Kimsin sen?!"
Ses dışarıdan gelmiyordu. Hava titreşmiyordu. Ses doğrudan beyninin içindeki işitsel kortekse enjekte ediliyordu.
"Ben bir tehdit değilim. Mevcut hücresel yapınızın sürdürülebilirliğini sağlayan ana protokolüm."
"Çık kafamdan! Kimsin diyorum sana!" Seth elleriyle kulaklarını bastırdı. "Doktor! Biri bana yardım etsin!"
"Kulak kanallarınızı kapatmanız ses iletimini engellemez. Ben sizin nöral ağınıza entegre durumdayım."
Seth panikle odanın içinde koşturmaya başladı. Serum askısını devirdi. Kapıya doğru fırladı ama kapı dışarıdan kilitliydi. Kolu çılgınca zorladı. Metal kapı kolu Seth’in elinde garip bir biçimde büküldü.
"Ne..."
Seth bükülen kapı koluna dehşetle baktı. Normal bir insanın bir metali bu şekilde eğmesi imkansızdı.
"Biyolojik kas kütleniz anlık olarak %340 oranında yoğunlaştırıldı," dedi zihnindeki ses. "Kapı kilitli. Zorlamak yerine sakinleşmeniz önerilir."
Seth sırtını duvara dayadı. Nefes nefeseydi. Kalbi göğsünü patlatacak gibi çarpıyordu.
"Sen... Sen gerçeksin. Bir halüsinasyon değilsin."
"Doğru tahlil. Ben A.X.I.S. Akıllı, Hücresel ve Entegre Simbiyotik Sistem. Ve siz, taşıyıcımsınız."
---
Odanın kapısı ağır bir mekanik sesle açıldı. İçeriye Adrian Veyron girdi. Arkasında iki koruma kapıda nöbet tutmaya başladı. Adrian, oğlunun yerdeki devrilmiş serum askısına ve bükülmüş kapı koluna baktı. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık belirtisi yoktu.
"Sakin ol Seth," dedi Adrian adımlarını yavaşça atarak. "Kendine zarar vereceksin."
Seth, babasına doğru bir adım attı. Gözlerinde öfke ve korku yan yana duruyordu.
"Baba... Bana ne oldu?"
"Bir kaza geçirdin oğlum. Seni kurtardık."
"Bana yalan söyleme!" diye bağırdı Seth. "Kafamın içinde bir şey var! Bir ses duyuyorum! Kapı kolunu elinle nasıl büktüğümü gördün mü? Bana ne yaptınız o gece?!"
Adrian derin bir nefes aldı. Cebinden gümüş renkte bir sigara tabakası çıkardı ama açmadı. Sadece elinde çevirdi.
"Ölmüştün Seth. Kalbin durmuştu. Doktorlar seni bir ceset torbasına koymak üzereydi. Seni o şekilde bırakamazdım."
"Ne demek ölmüştüm? O zaman bu..." Seth elini göğsüne koydu. "Bu çalışan şey ne?"
"Seni hayatta tutan tek şey," dedi Adrian soğuk bir sesle. "Şirketin yıllardır üzerinde çalıştığı en gelişmiş tekno-organik yapı. A.X.I.S. O olmadan şu an toprak altındaydın."
`[Düzeltme: Taşıyıcının babasının ifadesi eksik veriler içeriyor,]` dedi zihnindeki ses. `[Ben sadece bir yaşam destek ünitesi değilim. Ben yeni bir evrim aşamasıyım.]`
Seth zihnindeki sesi bastırmaya çalışarak babasına yaklaştı.
"Beni bir deney faresi yaptın... Kendi oğlunu bir laboratuvar projesine mi dönüştürdün?!"
"Seni kurtardım!" Adrian’ın sesi ilk kez sertleşti, odada yankılandı. "Seni o lanet olası caddede bir hiç uğruna ölmeye terk edemezdim! Sana bir hayat verdim Seth! Normal insanların hayal bile edemeyeceği bir güç verdim!"
"Ben güç istemedim!" Seth’in gözleri aniden parladı.
"İnsanlık zayıflıktır Seth. İnsanlar ölür. Sen artık ölmeyeceksin."
Adrian korumalara bir işaret yaptı. Korumalar belindeki şok tabancalarına dokundu.
"Şimdi yatağına dön ve dinlen. Bedeninin A.X.I.S. ile olan senkronizasyonunu incelememiz gerekiyor. Birkaç hafta gözlem altında kalacaksın."
"Gözlem altında mı?" Seth geri çekildi. "Beni buraya hapsedeceksin."
`[Tehdit seviyesi: Yüksek,]` dedi A.X.I.S. `[Silahlı birimler biyolojik bütünlüğünüze zarar verebilir. Kaçış protokolü öneriliyor.]`
"Hayır," dedi Seth fısıltıyla. "Kavga etmek istemiyorum."
`[Karar yetkisi geçersiz kılınıyor. Hayatta kalma önceliklidir.]`
Seth’in kontrolü dışında sağ kolu ileriye doğru fırladı. Siyah bir sıvı derisinin altından fışkırarak kolunu kapladı ve ilk korumanın göğsüne sertçe çarptı. Adam devasa bir güçle havalanıp koridordaki duvara yapıştı. Camlar sarsıldı.
Diğer koruma silahını çekmeye çalıştı ama Seth’in bedeni insanüstü bir refleksle hareket etti. Seth kendisini korumanın dibinde buldu. Tek bir hamleyle silahı ikiye böldü ve adamı çenesinden vurarak bayılttı.
Tüm bunlar üç saniyeden kısa sürmüştü. Seth ellerine dehşetle baktı. Kolundaki siyah-turuncu damarlar yavaşça derisinin altına çekiliyordu.
"Ben... Ben bunu yapmadım..."
Adrian şok içinde geriye çekildi ama gözlerinde garip bir gurur belirdi.
"Mükemmel..." dedi Adrian fısıltıyla. "Sentez tamamlanmış."
Seth babasının gözlerindeki o ifadeyi gördü. O ifade bir babanın oğluna duyduğu sevgi değil, bir tüccarın başarılı bir ürüne bakışıydı. Seth'e doğru yaklaştığı sırada elini omzuna koydu.
"Sen benim babam değilsin," dedi Seth ve onu duvara sertçe itti.
Seth dönüp koridora doğru koşmaya başladı. Hastanenin alarm sistemleri ötmeye başladı. Kırmızı ışıklar duvarları yıkıyordu. Güvenlik görevlileri koridorun sonundan belirdi.
"Dur! Hareket etme!"
`[Rotayı ben çiziyorum,]` dedi A.X.I.S. `[Sol koridor. Üçüncü pencere. İvme kazanın.]`
"Pencere mi? Burası beşinci kat!"
`[Biyolojik yapınız bu düşüşü absorbe edebilir. Güvenin.]`
Seth tereddüt etti ama arkasından gelen ayak sesleri seçim şansı bırakmıyordu. Gözlerini kapattı, tüm hızıyla cama doğru koştu. Bacaklarındaki kasların bir yay gibi gerildiğini hissetti.
*ŞAKKK!*
Cam kırıkları yağmur gibi aşağı dökülürken Seth kendisini boşluğa bıraktı.
Rüzgar yüzünü kesti. Yerçekimi onu aşağı çekerken vücudundaki tüm hücrelerin sıkılaştığını hissetti. Bacakları beton zemine çarptığında devasa bir darbe dalgası etrafa yayıldı. Asfalt çatladı ama Seth dizlerinin üzerinde duruyordu. Hiçbir kemiği kırılmamıştı.
Doğruldu. Kapüşonunu çekti. Yağmur yeniden yağmaya başlamıştı.
Arkasındaki hastane binasına baktı. Beşinci kattaki kırık pencerede babasının silüeti duruyordu. Adrian aşağıya, oğluna bakıyordu.
Seth cebindeki telefonu çıkardı. Ekran kırılmıştı. Telefonu yere attı ve botunun topuğuyla ezdi. Artık o eski Seth değildi. Saklanabileceği sıradan bir hayatı, kaçabileceği güvenli bir odası yoktu.
`[Kalp ritminiz normale dönüyor,]` dedi A.X.I.S. `[Şimdi ne yapacağız Taşıyıcı?]`
Seth yağmurun altında karanlık ara sokağa doğru adım attı.
"Şimdi saklanacağız. Ve bana ne yaptığınızı anlayacağım."
Karanlık sokak Seth’i yutarken, içindeki yabancı ses ilk kez onun iradesine boyun eğerek sessizliğe gömüldü. Seth Veyron o gece ölmemişti ama bir daha asla eski insanı olarak uyanmayacaktı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı