insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Gece, neon ışıklarının ıslak asfalt üzerinde kırmızı ve mavi kırılmalar oluşturduğu şehirde ağır bir sisle süzülüyordu. Yağmur damlaları, amfiden fırlayan kalabalığın gürültüsünü boğmaya yetmiyordu. Seth, kapüşonunu gözlerinin üzerine kadar çekti. Ellerini siyah tech-wear ceketinin derin ceplerine gömdü. Çevresindeki kahkahalar, ayak sesleri ve omuz çarpmaları zihninde yankılanan bitmek bilmeyen bir gürültüden ibaretti.

Gözlerini zemine dikti. Sadece kendi adımlarını takip ediyordu. Kalabalık, üzerine yıkılmak üzere olan devasa bir dalga gibiydi.

"Sadece adımlar. Bir, iki, üç... Yol bitiyor."

Omuzuna hızla çarpan bir öğrenci, arkasına bile bakmadan yürümeye devam etti.

"Ah, pardon kanka!"

Seth, sesini bile çıkarmadı. Bedenini biraz daha büzüştürdü. Kalp ritmi hızlanmıştı. Göğsündeki o tanıdık sıkışma hissi yine kendini gösteriyordu. Cebindeki telefon ritmik bir şekilde titremeye başladı. Ekranı cebinden çıkarmadan hafifçe kaydırdı.

**Gelen Arama: Baba**

Telefonu tekrar cebinin derinliklerine itti. Cevap vermedi. Vermeyecekti. O devasa uzay teknolojileri şirketinin görkemli kulelerinde oturan adamla konuşacak tek bir kelimesi bile yoktu.

Sosyal anksiyete, insanlardan kaçış, bitmek bilmeyen cevapsız aramalar... Seth için sıradan bir akşamüstüydü.

Işıklara doğru yürüdü. Caddenin karşısına geçmek için adımını attı. Şehir aniden sustu.

Sadece bir saniye sürdü. Metalin metale sürtünme sesi.

*GIRRRRIIIÇ!*

Sağ tarafından gelen devasa bir ışık hüzmesi, Seth’in siyah kapüşonunu beyaza bürüdü. Korna sesi geceyi yardı. Kontrolden çıkmış devasa bir tır, ıslak asfaltta kayarak doğrudan ona doğru kayıyordu. Seth dona kaldı. Zihni "kaç" emri verdi ama bacakları zemine çivilenmişti.

*GÜÜÜÜÜM!*

Metal, et ve kemikle buluştu. Seth’in bedeni metrelerce havaya savruldu. Cam kırıkları gökyüzünde elmas gibi parladı. Ağır bir darbe, ardından asfaltın soğukluğu.

Karanlık.

---

"Nabız düşüyor! Doktor Bey, hastayı kaybediyoruz!"

"Adrenalin enjekte edin! Çabuk!"

"Elektroşok cihazını getirin! 200 Joule... Hazır!"

"Kan basıncı sıfırlandı! Kalp durdu!"

"Zamanı kaydedin... Saat 23:42. Hasta eks oldu."

Ameliyathanedeki monoton, düz bip sesi odayı kapladı. Doktorlar eldivenlerini çıkarırken ameliyathanenin ağır metal kapısı büyük bir gürültüyle dışarıdan zorlanarak açıldı. İçeriye giren siyah takım elbiseli altı koruma, sağlık görevlilerini duvara doğru itti.

Aralarından uzun boylu, gri saçlı, soğuk bakışlı bir adam adımladı. Adrian Veyron.

Sorumlu doktor öfkeyle öne çıktı.

"Buraya böyle giremezsiniz! Burası steril bir alan ve oğlunuz..."

Adrian, doktorun yüzüne bile bakmadı. Masada üzeri örtülmeye çalışılan Seth’in cansız bedenine doğru yürüdü. Oğlunun morarmış, soğuk yüzüne dokundu. Elindeki tek titreme, içindeki derin dehşeti ele veriyordu. Ancak gözlerinde üzüntüden çok çelik gibi bir kararlılık vardı.

"Onu kaybettik Sayın Veyron," dedi doktor daha yumuşak bir tonla. "Yapacak hiçbir şey yoktu. İç kanama..."

"Çıkın," dedi Adrian. Sesi buz gibiydi.

"Ne?"

"Aptalca cümlelerinizi de alın ve bu odadan derhal çıkın."

Koruma amiri silahını hafifçe göstererek sağlık ekibini dışarı çıkmaya zorladı. Kapı üzerlerine kilitlendi. Odada sadece Adrian, Seth'in cansız bedeni ve üç kişiden oluşan özel bir bilim ekibi kaldı.

Adrian cebinden kuantum şifreli bir komuta cihazı çıkardı. Ekranı aktifleştirdi.

"Protokolü başlatın."

Siyah maskeli uzmanlardan biri ter ter dökülüyordu.

"Efendim... Bu imkansız. A.X.I.S. henüz stabil değil. Simbiyotik aşama simülasyonlarda bile başarısız oldu. Organik dokuyu tamamen yok edebilir."

Adrian, uzmanı yakasından tutup Seth’in sedyesine doğru çekti.

"Oğlum zaten ölü! Bundan daha kötü ne olabilir? Başlatın dedim!"

---

Şehrin altında, haritalarda görünmeyen gizli bir araştırma tesisinin steril laboratuvarı.

Seth’in bedeni, içi şeffaf bir sıvı ile dolu olan devasa cam bir kapsülün içine yerleştirilmişti. Tesisin tüm ışıkları kırmızı renkte yanıp sönüyor, yüksek voltajlı jeneratörlerin uğultusu duvarları titretiyordu.

Cam kapsülün hemen yanındaki çelik depolama ünitesi ağır ağır açıldı.

İçeride, tüpün içinde asılı duran karanlık bir madde vardı. Koyu ve kıvamlı... Ancak sabit durmuyordu. Camın iç yüzeyinde turuncu kılcal damarlar gibi hareket ediyor, sanki dışarıdaki insanları izliyormuş gibi biçim değiştiriyordu. Tekno-organik bir kütle.

Başmühendis panellere çılgınca basıyordu.

"Vücut sıcaklığı düşüyor. Hücre ölümü başladı. Eğer şimdi enjekte etmezsek beyin ölümü geri döndürülemez hale gelecek!"

Adrian camın önüne kadar geldi. Elini soğuk cama dayadı.

"Beni dinle Seth... Ölmeni beklemelerine izin vermeyeceğim. Dünyanın seni yok etmesine izin vermeyeceğim."

Doktor korkuyla arkasındaki ekrana baktı.

"Sayın Veyron! Bu madde insan bedenine daha önce hiç başarıyla entegre edilmedi! Deneklerin tamamı hücresel seviyede çözünerek eridi!"

Adrian arkasını dönmeden, kararlı bir sesle cevap verdi:

"O zaman oğlum ilk olacak."

"Enjeksiyon başlıyor!"

Cihazlar çıldırdı. Turuncu ve siyah damarlardan oluşan tekno-organik yaşam formu, dev tüpler vasıtasıyla kapsülün içine basıldı. Madde, Seth’in göğsüne temas ettiği an sıvı renk değiştirdi.

Karanlık kütle, Seth’in derisinden içeri gözenekler aracılığıyla girmeye başladı.

"Sinyal yok! Kalp ritmi hâlâ sıfır!"

Seth’in cansız bedeni kapsülün içinde aniden kasıldı. Sırtı büküldü. Ağzından kabararak turuncu ışıklar saçan kabarcıklar çıktı. Vücudundaki tüm kılcal damarlar, derisinin altından simsiyah ve parlak turuncu çizgiler halinde belirdi.

"Beyin dalgaları aşırı yüklendi! Sistem çöküyor!"

"Adrian Bey, durdurmalıyız! Onu yakıyor!"

"DEVAM EDİN!" diye kükredi Adrian.

Kapsülün içindeki camda çatlaklar oluşmaya başladı. Seth’in göz kapakları kapalıydı ama gözbeberklerinin olduğu yer dışarıdan turuncu bir kor gibi parlıyordu.

Tüm sistemlerdeki ekranlar aniden karardı. Elektrikler kesildi. Sadece acil durum kırmızısı odayı aydınlatıyordu.

Kapsülün içindeki sıvı aniden tahliye oldu. Seth’in bedeni, kapsülün zeminine sertçe düştü. Hiçbir hareket yoktu. Damarlarındaki renk soldu.

Mühendis nefesini tuttu.

"Başarısız... Vücut maddeyi reddetti."

Adrian dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu. Yüzündeki o sarsılmaz ifade ilk kez kırıldı. Oğlunun cansız bedenine bakarken gözleri doldu.

"Seth..."

Tam o sırada, odadaki tüm dijital ekranlar aynı anda cızırdadı.

Siyah ekranlarda tek bir satır turuncu kod belirdi:

`[A.X.I.S. ENTEGRASYONU: %100]`
`[TAŞIYICI BİYO-RİTMİ: YENİDEN BAŞLATILIYOR]`

*GÜM.*

Seth’in göğsü şiddetle havaya kalktı.

*GÜM. GÜM.*

İçeride yeni, yapay ama devasa bir güce sahip ikinci bir ritim vurmaya başladı. Seth’in ağzından derin, vahşi bir nefes döküldü.

Gözleri aniden açıldı. İrisleri tamamen parlak, canlı turuncu renge bürünmüştü.

---

Gözlerini açtığında tavan beyazdı. Aşırı derecede beyaz.

Seth hızla doğruldu. Göğsünü tuttu.

"Hah... Hah... Hava..."

"Sakin olun Bay Veyron. Lütfen uzanın."

Seth etrafına baktı. Özel bir hastane odasındaydı. Başucunda serumlar ve monitörler vardı. Bir doktor ve iki hemşire yanında duruyordu.

"Ben... Ben neredeydim?" dedi Seth. Sesi pürüzlüydü. "Bir tır vardı. Yağmur... Işıklar..."

Doktor nazikçe gülümsedi ve elindeki tablete birkaç not aldı.

"Kötü bir kaza geçirdiniz Seth Bey. Araç kontrolünü kaybetmiş. Ama çok şanslıydınız. Bedeninizde sadece birkaç hafif sıyrık vardı. Şoktasınız, bu yüzden kaza anını yanlış hatırlamanız çok normal."

"Sıyrık mı?" Seth ellerine baktı. "Hayır... Ben çarpışmayı hissettim. Kemiklerimin kırıldığını duydum."

"İnsan beyni travma anında garip oyunlar oynar," dedi doktor ser serumu kontrol ederken. "Tüm değerleriniz mükemmel. Hatta fazlasıyla stabil."

Doktorlar odadan çıktıktan sonra Seth yataktan kalktı. Bacakları titriyordu ama bu bir zayıflık titremesi değildi; sanki içinde patlamaya hazır aşırı bir enerji vardı.

Banyoya yürüdü. Aynanın karşısına geçti.

Yüzünü yıkadı. Suyu yüzüne çarptığında garip bir şey fark etti. Derisinde tek bir çizik, tek bir morluk yoktu. Oysa o korkunç kazada ölmesi gerekirdi.

"Bu imkansız..."

Elini banyo tezgahına dayadı. Kalp ritmi aniden hızlanmaya başladı.

*Tık. Tık. Tık.*

Göğsünün tam ortasında, kendi kalbinin hemen arkasında ikinci bir atış hissetti. Daha derin, daha ağır, mekanik bir tıkırtı.

Gözlerini kapatıp başını tuttu. Aniden görüşü karardı. Zihninde, doğrudan nöronlarına kazınan, insana ait olmayan, soğuk, kusursuz ve analitik bir ses yankılandı:

`[Bilinç durumu: Stabil.]`
`[Biyo-dokusal uyum: Mükemmel.]`

Seth dehşetle arkasına döndü. Banyoda kimse yoktu.

"Kim konuştu?!" diye bağırdı Seth, sesi banyo fayanslarında yankılandı. "Kim var orada?!"

Sessizlik.

Sadece aynadaki yansıması ona bakıyordu. Seth aynaya daha da yaklaştı. Gözlerinin derinliklerinde, saniyenin binde biri kadar kısa bir süre için turuncu bir ışık halkası parlayıp söndü.

Gece henüz yeni başlıyordu. Ve Seth, artık o aynadaki tek kişi değildi.

BÖLÜM NOTU

Herkese merhaba, üstünde uzun zamandır çalıştığım hikayeyi sizlere sunmaktan büyük bir keyif alıyorum. Bu bilim-kurgu faciasına ortak olmak ve gizemleri merak ediyorsanız hikayeyi takip edin 😊




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı