insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

-Bir şeyler olduktan sonrası-

Apartmanın içinde yürüyordum. Moralim çok bozuktu. Bu sefer gerçekten bozuktu. Ayaklarım titriyordu ve biraz ağrıyordu. Beyaz mermerden yapılmış merdivenlerin tahta korkuluklarına tutunarak çıkıyordum. Her bir katı geçtikçe apartmandaki sensörlü beyaz ışıklar yanıyordu. Işık beni fark ettikçe gözlerimi kapatıyordum. En sonunda kendi katıma geldim. Komşunun kapısına baktım. Onunla da aylardır konuşmuyorum. Aylardır yokum. Salak herif. Mutlu musun şimdi?

Kendi kapıma yöneldim. Kahverengiye boyanmış metal kapıma anahtarı soktum. Açtım. Burnuma uzun süredir almadığım o evin kokusu geldi. Duvarlar soluktu artık... ya da her zaman. Ayakkabılarımı çıkardım ve içeri girdim. Yatak odasına geçtim. Çift kişilik yatağa baktım. Uzun süredir birlikte uyumuyorduk. Uzun süredir birlikte gibi de değildik zaten. Işığı açmadan yatağa oturdum. Oda çok karanlıktı. Burası artık tek kişilik bir odaydı. Yeni bir “keşke” daha edindim.

— Helal olsun be!

Kapının eşiğine baktım. Korkmamıştım. Hatta onu özlemiştim. Yıllardır birlikteydik aslında. Bana şöyle dedi:

— Neden terk edildin?

Ona baktım ama bir şey diyemedim. Çoğu zaman ona karşı sessiz kalırdım. Sonra gözlerini kocaman açtı ve şöyle dedi:

— Uzun süredir birlikteyiz.
— Hâlâ adını söylemedin. adın ne?

Konuşmam için bana bir şans vermişti, ben de ona adını sorabilirdim. Normalde isimleri önemsemem ama… Sohbet etmek istiyordum.

— Davut.
— Sen?

Odaya girdi ve ışığı açtı. Yatağın yanındaki masada bitmiş makyaj malzemeleri vardı. Ona baktım. Saçları omuzlarına döküldükçe kısalıyor, birkaç saniye sonra yeniden uzuyordu. Işıktan yoksun gibiydi. Bembeyazdı, gölgesi yoktu. Yer onu itiyordu sanki.

— Beni betimlemek zorunda değilsin!

Bir anlık da olsa utandım. Yere bakarak konuştum.
— Üzgünüm.

Hiçbir şey demedi. Ne yazacağımı bilmiyorum. Oysa aklımda onu betimlemek vardı. Bir anda konuştu:
— Benim adım da Fidan. Bu, seninle edeceğimiz ilk karşılıklı sohbet, öyle değil mi?

Fidan’a baktım.
— Öyle.

Fidan konuştu ama ağzı hareket etmiyordu.
— Neden bu kadar üzgünsün?

— Terk edildim çünkü.

— Niye?

Derin bir nefes aldım. Heyecanlandım ve konuşmaya başladım;

—Terkedilmeme bir sebep bulmak istemiyorum aslında, Fidan. Bir beraberliğimiz vardı ama o da yalan oldu işte. Zaten doğru düzgün olduğunu uzun süredir hatırlamıyorum. Yani… bilmiyorum, Fidan. Hakediyor muyum? Bunu cevaplama ama lütfen. Başka bir zaman konuşalım, hak edip etmediğimi. Bugün buluştum onunla, o her zamanki yerde. Bana bir kağıt verdi: "İmzala" dedi. İmzaladım tabii ki. Ne kadar adımı oraya yazmak, imzayı oraya atmak saçma gelsede, bunu yaptım Fidan.

— Eee, ne dedi sana.

— Bana "Çok korkaksın, çok ruhsuzsun, çok takılıyorsun" dedi. Düşündüm ben de. Her şeye "çok" dedi. Bir şeye de az demedi. .

Kafamı kaldırdım. Sonra indirdim. Fidan bana bakıyordu. Bir şeyler demek istiyorum ama bir şeyler uyduramıyorum. Fidan şöyle dedi:

— Niye sustun.

— Fidan, başım çok ağrıyor şu anda… Başka ne vardı? Hah. Yeni sevgili de yapmış. Onunla gidecekmiş Ankara'ya. Bana niye söyledi bunu anlamıyorum. Madem ayrılacaksın benden, bari söyleme yapacağın şeyleri. Cevap veremedim, Fidan. Otobüse binip gidişini hatırladım. Otobüsleri hiç sevmiyorum, aklıma hep toprağım geliyor. Bende ölmek istemiyorum. Çok korkuyorum. Uğraşmak istemiyorum ama… bilmiyorum. Aklım çok bulanık. Bir tamlık istiyorum. Arada deredeyim. hep mi ımızganma olur, Fidan? Hep mi?

— O zaman sen de bırak.

— Neyi?

— İnsanları.

Cama baktım. Karşıdaki apartmana baktım. Siyah boyayla boyanmıştı. Sonra ayağa kalktım, cama doğru yürüdüm. Fidan hâlâ yatakta oturuyordu. Camı açtım. Kafamı dışarı çıkardım. Sokağa baktım. Arabalar yol kenarına park etmişti. Kafamı kaldırıp Ay’a baktım. Bembeyazdı. İstediğim tek şey, Ay’ı siyaha boyamaktı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı