Kapı eşiklerinde bekledim. Duraklarda bekledim. Boş sokaklarda da. Sonra fark ettim ki beklediğim şey memleket değilmiş. Çünkü memleket hiçbir zaman dışarıda duran bir yer olmadı. İnsan onu hep bir sonraki cümlede, bir sonraki sayfada, bir sonraki hayatta arıyor.
Her şey aralıklarda saklanıyor. Dünya bile. Bir göz kırpışının süresinde kayboluyor, sonra başka bir biçimde geri dönüyor. Düşler aralıklara sızıyor. Sözler bulanıyor, sayfalar sararıyor. Romanlar yanıyor; yangını anlatan romanlar da onlarla birlikte yanıyor.
Geriye yalnızca beklenmedik olan kalıyor. Ve insan. Çünkü insan, bütün ömrünü bir aralığın içinde geçiren tek varlık. Kapıdan geçemeyen, duraktan ayrılamayan, memleketine dönemeyen bir dipnot gibi. Belki de hayat dediğimiz şey, iki kesinlik arasına sıkışmış o beklenmedik aralığın ta kendisidir. İnsan orada doğar, orada kaybolur, orada hatırlanır.
Düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı