insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

9

Pahalı seramik zeminin üzerinde ritmik adımlarla ilerlerken, topuklularımın takırtısı devasa duvarlara çarpıp olması gerektiğinden daha yüksek bir sesle sarayın içinde yankılanıyordu. Ayaklarımı sarmalayan diken gibi topukların üzerinde o kadar çok yürümüştüm ki dizlerimden aşağısını hissetmemeye başlamıştım.

Görmeyi beklediğim figürün gölgesini gördüğümde adımlarımı hızlandırdım. Saray idaresini denetleyen soylulardan biriydi. Ona doğru ilerlediğimi görünce başındaki kuştüyü şapkayı çıkardı ve babacan bir tebessümle bana baktı.

“Baron Rither.” dedim elimi ona uzatırken. “Ben de sizi görmeyi bekliyordum.”

Baron benimle tokalaşırken başını hafifçe salladı. “Siz yeni imparatorluk sekreteri olmalısınız.”

“İmparatoriçe tarafından Majesteleri Veliaht Prens’e asistanlık etmek için doğu sarayından atandım.” diyerek günlerdir durmaksızın ezberlediğim özgeçmişimden ustaca bahsettim. “Adım Tiana Marcellax. Sizinle çalışmayı dört gözle bekliyorum.”

“Akademiden birincilikle ayrıldığınızı duydum. Son üç yıldır doğu sarayının idaresinden siz sorumluymuşsunuz.” dedi Baron. “Bu vazifeyi en iyi şekilde yapacağınızdan eminim. Yakın zamanda yaşanan rezillikten haberiniz olduğunu varsayıyorum. Bütün bu yaşananları unutmak için yapabileceğimiz en iyi şey görevimizi layığıyla yerine getirmektir. Sizce de öyle değil mi?”

Eski sekreterden kurtulup yerine geçmek için o rezilliği benim yarattığımı bilse de böyle söyler miydi acaba? Hiç zannetmiyordum. Yine de ne olursa olsun, kimseye hazineden zimmetine para geçirmesini söylememiştim ya. Olup biteni ortaya çıkarmak ne zamandan beri rezillik yaratmak olmuştu?

Alçakgönüllü bir gülümsemeyle, “Elbette.” dedim. “Hiç şüpheniz olmasın.”

“Ofisiniz majestelerinin çalışma odasının sağında. Bugünün programının masanıza bırakılmasını söylemiştim.” Göğsüne dayadığı tüylü şapkasını tekrar başına geçirirken hafif bir baş selamıyla eğildi. “Öyleyse size başarılar.”

Baronla vedalaştım. Altından yapılmış devasa iki aslan heykelinin arasındaki devasa kapının önüne vardığımda sağa döndüm ve bana ayrılmış ofisin kapısını iteleyip açtım.

İçeriye adımladığımda dikkatimi çeken ilk şey havadaki ağır çiçek kokusuydu. Ahşap, geniş çalışma masasının üzerindeki devasa leylak buketini gördüğümde kokunun sebebini anlamıştım. Kapıyı ardımdan kapatarak masaya doğru ilerledim ve kendimi kahverengi deri sandalyeye attım. Elimi sırtıma götürüp göğüs kafesimi sıkan ve nefes almamı neredeyse engelleyen korsemin iplerini gömleğimin üstünden çekiştirdim ama durumuma pek yardımcı olmamıştı. Pes ederek geriye yaslandım.

Önceki sekreterin açığını bulmak kolay olmamıştı. İmparatorluk sekreterliği yüksek bir pozisyondu. İçinde bulunduğum odanın şık mobilyalarında ve geniş balkonunda göz gezdirdim. Ellerim masanın iki yanındaki çekmecelere uzandı. Sol taraftaki çekmecedeki ıvır zıvırı şöyle bir karıştırdıktan sonra kapatıp diğerinin kulbundan çektim ama açılmadı. Kilitliydi.

Anahtarı hizmetçilere sormayı aklıma yazıp masanın üzerindeki dosyayı elime aldım. Detaylıca hazırlanmış zaman çizelgesine göz atarken odanın dışından gelen sesler kulağıma ilişti. Dosyayı kolumun altına alarak ayağa kalktım. Prens uyanmıştı.

Ciğerlerime olabildiğince bir soluk doldurup, kendimi tekrardan iki altın aslanın ortasında bulana kadar zihnimde söyleyeceklerimi çekip çevirdim. Birkaç dakika öncesinin aksine, bu sefer kapının iki yanında muhafızlar dikiliyordu.

Elimi kaldırıp yumruğumu iki kere kapıya vurdum. Varlığım haber verildi, birkaç saniye içinde kapı muhafızlar tarafından iki yana çekilip açıldı.

Maximilian Leandro Lavrenti. İmparatorluk ailesinin ikinci çocuğu, ilk prensi.

Karşımda oturuyordu. Simsiyah saçları ve aynı renkteki gözleri, annemin kutsamasının bir kanıtı gibiydi. Saçlarım hiç bu kadar berrak, gözlerim hiç bu kadar koyu olmamıştı. Sert yüz hatları, şekilli burnu ve uzun kirpikleriyle ağabeylerimden birini görüyormuş gibiydim. İmparatorluk ailesinin Resha’nın kutsamasını aldığı bu İmparatorluktaki herkes tarafından bilinirdi, yine de bunun bu kadar çarpıcı bir şekilde belirgin olacağını düşünmemiştim.

“Majestelerini selamlıyorum.” dedim öne eğilerek onu selamlarken. Başımı kaldırdığımda pencerenin başında başka bir adamın daha dikildiğini fark ettim. Kim olabileceğine dair ufak bir tahmin yürütmeyi denedim ama tanıdık görünmüyordu. “Adım Tiana Marcellax. Bugünden itibaren İmparatorluk sekreterliği görevine atandım.”

Maximillian’ın siyah berrak gözlerinin üzerimde gezindiğini hissettim. “İmparatorluk sekreteri mi?” diye konuştu sorgularcasına. “Bir kadın. Seni kim seçti?”

Düşen gözlüğümü tekrar düzelttim. Lanet şey sinirlerimi bozuyordu. “Majesteleri İmparatoriçe tarafından Doğu Sarayı’ndaki görevimden alınıp buraya atandım.” dedim sakin bir ses tonuyla. İlk izlenimim hayatiydi.

Bakışlarımız kesişti. “İmparatoriçe.” diye tekrarladı Maximilian parmağını ritmik bir hareketle masasını vurarak. Egzotik bir hayvanmışım gibi beni delici bakışlarıyla bıçaklıyordu. Başını hafifçe geriye eğdi. “Salvador?”

Salvador. Prense tahsis edilmiş askerlerin başıydı bu adam. Maximillian’ın elleri, ayakları, gözleri ve kulaklarıydı.

“Bilgim dahilinde, majesteleri.”

“İyi.” dedi. Kararsızlığına sebep olan her ne ise bir köşeye iteklemiş gibiydi. Salvador’a her şeyden çok güveniyordu. “Kaç yaşındasın?”

Odanın içindeki odunsu koku burnumu kaşındırıyordu. Tütsü olduğunu tahmin ediyordum. Hapşırmamaya çalışarak boğazımı temizledim. “Yirmi üç, majesteleri.”

Şimdilik daha fazla sorusu yoktu. Sandalyesini geri itip ayağa kalktı ve yakalarını el yordamıyla düzelterek kapıya doğru birkaç küçük adım attı. “Seni dinliyorum.”

Olduğum yerde dikleşerek bakışlarımı elimdeki dosyaya diktim. “Yarım saat sonra Silvania büyükelçisi ile bir toplantınız var. Demir ticareti için yapılacak sözleşmenin ön koşullarını bildiren bir belge teslim edilecek. Serviste ballı orkide çayı ve kiş var ancak arzu ettiğiniz farklı bir şey varsa hemen ilgileneceğim.”

“Servisi kış bahçesine taşıyın.” dedi Maximillian. Ofisinin açılan kapılarından dışarı doğru adımlarken omzunun üzerinden bir saniye geriye baktı. Bana bir şey söylemek istediğini sandım ama siyah gözlerinin hedefi ben değildim.

“Salvador. Şu tütsüden kurtul.”




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı