4

Kont Rion, sahtekarlığıyla bilinirdi.

Birçok krallık ve denizaşırı imparatorluktan yürüttüğü saray hazinelerinden oluşan devasa bir koleksiyonu vardı. Pek paylaşımcı olmamasının da getirisiyle, onun tarafından düzenlenen ve sadece onun tarafından bulunabilecek nadir parçalardan oluşan açık arttırmalar üç yılda bir kez düzenlenir, küçük bir şehri satın alabilecek rakamların havada uçuştuğu söylenirdi.

“Davetiyeniz?”

Elimdeki davetiyeyi önümde dikilen görevliye uzatırken düşüncelerimi toparlamak amacıyla bakışlarımı ayaklarımın altındaki siyah halıya diktim. Terk edilmiş bir opera binasından beklenmeyecek kadar şık dizayn edilmiş koridorda ben ve iki sıra dizilmiş korumalardan başka kimse yoktu. Geç kalmıştım. Herkes çoktan içeride olmalıydı.

Planladığım şeyi babama açıklarken kulağa oldukça basit geliyordu. Kont Rion’un toplantılarında eşsiz mücevherler bulmak o kadar da zor değildi. Özel bir parça bulacak, prenseslerden birinin ilgisini çekecektim. Lükse ve şatafata düşkün soylu prenseslerin gözleri eşsiz bir mücevherin ışıltısıyla kolayca hipnotize olabilirdi.

Görevli davetiyemi kısaca kontrol etti. Kâğıdı bana geri uzatmasını bekledim ama onun yerine davetiyeyi ikiye yırtarak yanındaki kürsünün üzerinde duran porselen kâseye attı.

“Adınızı öğrenebilir miyim?”

“Castiana Lizet.” diye cevapladım. “Babam Gaudenzio Illarion Lizet adına buradayım.”

“Bayan Lizet, lütfen kendinize uygun bir maske seçin. Oturum bitene kadar katılımcıların maskelerini çıkarması yasaktır.”

Yanındaki kürsünün altından üzeri maskelerle dolu bir tepsi çıkardı. Üzerinde gümüş işlemeleri olan koyu mavi bir maske seçtim. Maskenin iplerini saçlarımın altından birbirine geçirip iyice sıktım. Görüş alanımın kısıtlanmasından pek hoşlanmamıştım.

Görevli elindeki tepsiyi yerine koydu ve hafifçe eğilerek eliyle koridoru işaret etti. “Oturum birazdan başlayacak. Sizi burada ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz.”

Girişe doğru yürümeye başladım. Üzerimde açık gri bir takım elbise vardı. Dadımın benim için diktirdiklerinden birini giymiştim. Koridorda ilerlerken ana salona girmeden önce beyaz gömleğimin fırfırlı yakalarından göğsüme doğru dökülen saçlarımı kulağımın arkasına iteledim. Küpelerim hafifçe şıngırdadı.

Kapıyı hafifçe ittirip içeri adımladım. Loş koridorun aydınlığına rağmen, salonun içi karanlık ve gürültülüydü. Üzeri kadife siyah örtüler ve çoğu sönük mumlarla donatılmış yuvarlak masalar dağınıkça yerleştirilmişti. Dikkat çekmemeye çalışarak salonun arka kısmına ilerledim ve masalardan birine yerleştim.

Masanın üzerinde, minyatür bir tabelaya benzeyen altın bir sopa duruyordu. Kafa karışıklığıyla sopaya uzandım. Gerçek altın mıydı acaba? Kontrol etme dürtüsüyle dudaklarımı büzdüm. Dişlerimi geçirmek için ağzımı araladığım sırada arkamdan tanıdık bir ses yükseldi.

“Korkarım onu yiyemezsiniz.”

Dehşetle arkama döndüm.

Valor.

Dudaklarında tanıdık, rahatsız edici vahşi gülümsemesiyle Valor, tam tepemde dikiliyordu. Sarı saçları gözlerinin etrafını saran beyaz porselen maskesinin üzerine dağınıkça dökülmüştü. Siyah takım elbisesinin sağ göğsünde altın bir toka asılıydı, tokaya bağlı zincirlerin ucu kuyruklu ceketinin içine kadar uzanıyordu.

Yanımdaki sandalyeyi çekip oturmasını izledim. Onun bir paralı asker olduğunu düşünmekle hata etmiştim. Tepeden tırnağa kuşandığı her şey ‘Ben Soyluyum!’ diye haykırıyordu.

“Sizinle tekrardan burada karşılaşmak ne hoş.” dedi Valor. Dirseğini masaya koydu ve avcunu çenesine yaslayarak bana gülümsedi. “Son karşılaşmamızda beni oldukça şaşırttığınızı söylemeliyim.”

Dudaklarımın içini kemirdim. Beni takip mi ediyordu? Haritanın kalan yarısının peşine düşeceğini tahmin etmiştim ancak benim buraya gelebileceğimi nerden bilebilirdi? Olasılıklar kafamın içinde yapboz parçaları gibi dağılırken onları birleştirmeye çalıştım ama yapamıyordum.

“Neden buradasın?” diye sordum düz bir sesle.

“Ah, eski bir hobi. Böyle etkinlikleri hep sevmişimdir.” Bakışları kısa bir an için sahnenin perdelerine kaydı. Aklına bir şey gelmiş gibi dudakları daha da kıvrıldı. “Burada olduğunuza göre zengin bir aileden olmalısınız. Bir relicti olduğunuz için soylu olmadığınızı düşünmüştüm lakin sanırım yanılmışım. Babanız bir baron olabilir mi? Bir kont?”

Bir tesadüf müydü yani? Böyle bir karşılaşma bir tesadüf olabilir miydi ki? Neresinden bakarsam bakayım saçmalıktan ibaretti.

“Bir soylu değilim.” dedim göz ucuyla yan profiline bakarken. Beni sorgulamasından rahatsız olmuştum. “Ayrıca bir relicti de sayılmam.”

Meraklı gözleri bana döndü.

“Farklı hedefler için çalışıyoruz, diyelim.” diye kestirip attım. “Her ne kadar aynı şeyi amaçlasak da.”

Hedeflerimi ve amaçlarımı sorgulamadı. Onun yerine, “O zaman bir tavşan olmaya ne dersiniz, leydim?” diye sordu alaycı bir sesle. “Bunun her gün duyamayacağınız bir teklif olduğunu söylemeliyim.”

“Teşekkür ederim,” dedim yalandan duygulanarak. “Yüce soylu efendiler için çalışmak eminim çok gurur vericidir.”

Valor yaptığım kinayeye seslice güldü. Onunla harita hakkında konuşmak istiyordum. Elinde ne vardı? Peki neler öğrendiğimi merak etmiyor muydu? Böylesine rahat olması sinirlerimi diken diken etmişti, elinde nasıl bir koz olduğunu merak ediyordum. Belki de büyük balığı o tutmuştu, önemli olan her şey onun elindeki parçada yazılıydı.

Dudaklarımı tekrar konuşmak için araladığım sırada sahnenin perdeleri iki yana açıldı ve ışık yüzümüze vurup dikkatimi dağıttı. Karanlığa alışmış gözlerim için aydınlık bir saniyeliğine kör ediciydi.

İkimiz de pür dikkat sahneye odaklandık. Üzeri siyah kumaşla örtülü cam dikdörtgen bir fanus yüksek bir sehpa üzerinde sahneye sürüklendi, örtü zarif bir şekilde sürüklenerek kenara çekildi. Işık cam yüzeye çarpıp irislerime tutundu.

Açık artırma başlamıştı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

Novebo discord sunucusu