Eve dönüyorum ah ne de güzel .Sarı gözlerim etrafı izliyor
Önümde düz bir sokak var.Onun kenarında evler var klasik orta birleşik devletler evi .
Karşımızda postacımız var .Açık mavi donanma askerine benzer üniformasıyla gururlu bir eda var.
Köpeğimi kemiriyor organları parçalanmış her yer kan dolu .Dişlerini geçirmiş ritmik bir şekilde ileri geri yapıyor
Yavrucak bana doğru koşuyor. Pıt pıt zarif adımlarla.
Bir umut var gözlerinde bacağıma dayanıyor. Postacıdan korkarak .Köpeğe baktım yukarı kaldırdım .Sırıtıyordu yüzlerimiz aynı hizadaydı .
Kafasını dişlerimle kopardım Sararmış dişlerim acısa da .Kalan vücudunu Postacıya fırlattım pek bir heyecanlanmıştı ve yol boyunca kafasını çiğnedim
Pek bir sertti kemikler arada gelen beyin suyu falan .Siz yaşadığını zannetiğini sanan insanlar için bir benzetme yapmam gerekirse salyangoz yemek gibi bir şeydi
Yürüdüm yürüdüm ve sonunda evime geldimTabi arka bahçeden geldim.
Uzun kalas odunlar şekillinde çitler vardı. Bahçe duvarından atladım .Arkamda bahçe duruyordu önümde ev onun önünde şezlonglar onun üstünde yemek ay pardon ölü insanlar benim tam karşımda sakatat denizi.
Çimenler kandan koyu yeşil olmuş . Usulca her tarafa savruluyorlar .Hatta ayağımı kaşındırıyorlar denebilir
.Şezlonglarda tanıdık bir sima vardı yanına gittim. Karşımda kızıl gözlü, kara kenar sakallı, turkuaz ten renkli, şişman , oduncu tipli değişik biri vardı
-Seni pek halsiz görüyorum
Güldüm elimi kafamın arkasına attım. Elimle kara kıvırcık saçlarımı kaşımaya başladım
-Ah biliyorsun işte sıkıcı bir gündü eee sende işler nasıl
-Yeni insanezer´in son rötuşlarını yapıyorum baksana nasılda kıpkırmızı kanla parlıyor
Tam bu sırada karnım guruldadı
-Anneni görsen iyi olacak oburluk günahını beklememek lazım değil mi
Karnıma vurdu gururla. Bunun olacağını biliyordum o yüzden karnımı çekmiştim ama nafile .İçimden siktir çok acıdı dediğimi itiraf etmem lazım.
-Seni küçük adam
-Tamam Jeffrey amca
Bu adamdanda hiç hazzetmiyorum
Kapının oraya vardım camdan bir sürgülü kapı vardı.Biraz üzerinde buğ ve pislik vardı -herhâlde annem bu aralar uğraşamamıştı- açtım kapıyı .Amerikan mutfaklı bir salon vardı . Hatta biraz fazla Amerikan veriydi hiç halı yoktu ve sadece floransan lambalar vardı.Annem fırının önünde durmuş fırın eldiveniyle kırının tutmacını tutuyordu
Tam -çing- sesi gelince kapağı açtı .Üst bölümde fırınlanan kurufalar vardı . Alta ise tatlımı tatlı beyaz renkli kurabiyeler vardı .Annem bana döndü
O 160 boylarında saçları koyu sarı yana çift kuyruk yapmış ve bide kasap elbisesi giyiyordu. Şaşırmayacağınız üzerine kan göz döl ve bili mum pislik doluydu
-Ah Vincent gel buraya sana bir sarılayım
Bana sıkı fıkı kucakladı.Kolları benim arkamda birleşiyordu .O kadar yakındık ki kalp atışlarını sayabiliyordum. .Kucaklarken soruda soruyordu aynı zamanda
-Sana kemik tozlu kurabiye yaptım yermisin
Hemen ağzıma bir kaç tane sokuşturdu
-ee günün nasıl geçti
Yutkundum
-Artık bu konuşmaları geçelim anacığım neyi arzuladığımı biliyorsun
-Tamam tamam o şey ağaç evde
Hızlıca adımlarımla ağaç evin altına geldim. Bu üzeri kıymık ve paslı çivi dolu olan basamakları tırmandım . Tam evin içini görebilecekken bir patlama yaşandı . O etkiyle yere doğru uçtum midemden üstü havaya uçtu . Kemiklerim cips gibi çıtırdadı. Kanın gökten bocalandı. Yerde mal gibi yatıyordum .

Dünyanın bu kadar çarpık bir düzen üzerine kurulması, insan hayatının kutsal sayıldığı ama kanibalizmin erdem olduğu fikri, "Z Kuralı"nın distopik atmosferini gerçekten güçlü kılmış. Özellikle Vincent'ın köpeğini çiğnemesi ve annesinin kasap elbisesiyle kemik tozlu kurabiye ikram etmesi, bu "normalleşmiş" dehşeti çok iyi yansıtıyor.
Kesinlikle katılıyorum, o kasap elbiseli anne detayı beni de çok sarsmıştı. Dehşetin bu kadar sıradanlaştırılması, insanın kendi ahlak algısını sorgulamasına yol açıyor gerçekten.
Vay be, "Prolog(1)" resmen bir şok dalgasıyla başladı! O köpeğin o şekilde parçalanması ve sonra ana karakterin onu çiğnemesi... İnanılmaz bir giriş. Özellikle "salayngoz yemek gibi bir şeydi" benzetmesiyle yazar, bu distopik dünyanın ne kadar farklı bir ahlak anlayışına sahip olduğunu çok net gösteriyor. İnsan hayatının kutsal sayıldığı ama kanibalizmin erdem olduğu bir dünyada bu ne kadar normal acaba?
Peki ya "insanezer"? Jeffrey amcanın "kıpkırmızı kanla parlıyor" demesi ve Vincent'ın annesinin kasap elbisesiyle kurabiye ikram etmesi... Bu diyaloglar, bu toplumda yamyamlığın ve ölümün ne kadar gündelikleştiğini ve hatta bir tür sanata dönüştüğünü gösteriyor. Vincent'ın annesiyle olan konuşması, "neyi arzuladığını biliyorsun" demesi ve annesinin de bunu gayet doğal karşılaması, bu dünyanın kurallarının ne kadar derine işlediğini gösteriyor. Acaba o "şey" ağaç evde neydi de böyle bir patlamayla sonuçlandı? Vincent'ın ölümü gerçekten son mu, yoksa bu dünyada ölüm de farklı bir anlama mı geliyor? Meraklandım doğrusu!
Katılıyorum, o giriş gerçekten çarpıcı. Bence en etkileyici kısmı da bu dünyadaki herkesin bunu bu kadar "normal" karşılaması; Vincent'ın iç sesi bile yargılamıyor, sadece tadını tarif ediyor. O yüzden ben de ağaç evdeki o şeyden çok, annesinin o andaki sakinliğini merak ettim doğrusu—insanın kendi çocuğunun açlığını bu kadar bilmesi bambaşka bir şey.
Vincent'ın köpeğini çiğneme detayı ve sonrasındaki patlama, "Z Kuralı" dünyasının vahşetini ve öngörülemezliğini çok iyi yansıtmış. Şu detay dikkatimi çekti: "salyangoz yemek gibi bir şeydi" benzetmesi, bu distopik dünyadaki yeme alışkanlıklarının ne kadar normalize edildiğini vurguluyor.
Kesinlikle, o benzetme tam isabet! Salyangoz yemek bu kadar sıradanlaştıysa, dünya da o kadar ürpertici olmuş demektir.
Vay canına, bu gerçekten sarsıcı bir başlangıç! Köpeğin o şekilde parçalanması ve sonra ana karakterin onu çiğnemesi... İnanılmaz bir giriş. Özellikle "salyangoz yemek gibi bir şeydi" benzetmesiyle yazar, bu distopik dünyanın ne kadar mide bulandırıcı ve alışılmışın dışında olduğunu çok iyi anlatmış. "Acaba Vincent neden böyle bir şey yaptı?" diye düşünmeden edemedim. Postacıdan korktuğu için mi, yoksa bu dünyada bu tür eylemler normal mi?
Sonra o "insanezer" lafı ve Jeffrey amca'nın tavırları! Anlaşılan bu "insanezer" denen şey, adından da anlaşıldığı gibi insanlarla ilgili bir şeyler. Peki, "kıpkırmızı kanla parlıyor" demesi ne anlama geliyor? Jeffrey amca'nın oburluk günahı üzerine konuşması ve Vincent'ın karnına vurması, bu toplumdaki değer yargılarını ve aile içi ilişkileri nasıl yansıtıyor? "Seni küçük adam" demesi ve Vincent'ın ondan hazzetmemesi, aralarındaki ilişkinin dinamiklerini gösteriyor. Acaba Jeffrey amca'nın tam olarak rolü ne?
Ve annesi! Kasap elbisesi, kan ve pislik dolu olması... "Kemik tozlu kurabiye" ikram etmesi ve Vincent'ı kucaklarken soru sorması, bu ailenin ne kadar "normal" (!) bir aile olduğunu gösteriyor. "Neyi arzuladığımı biliyorsun" demesiyle Vincent'ın ağaç eve gitmesi, orada ne olduğunu merak ettirdi. O ağaç evde ne saklıydı ki, "bir patlama yaşandı" ve Vincent'ın midesinden üstü havaya uçtu? Kemiklerinin cips gibi çıtırdaması... Bu, "Prolog(1)"deki Vincent'ın ölümünü andırıyor. İlk prologdaki Vincent'ın ölümüyle ilgili tahminim doğru çıkmıştı, bu dirilme olayı gerçekten de tam düşündüğüm gibi bir mekanizma mı acaba yine iş başında? "Azmin İradesi" yine mi devreye girecek? Peki, bu patlamaya sebep olan şey neydi? Acaba bu ağaç evde Risewalker'ın "karşı taraf" olarak tanımladığı grupla ilgili bir şey mi vardı?
Kesinlikle katılıyorum, köpeğin o hali ve Vincent'ın onu yemesi... 😬 Gerçekten sarsıcı bir başlangıçtı ve o "salyangoz yemek gibi" benzetmesiyle yazar, bu dünyanın ne kadar mide bulandırıcı olduğunu çok iyi aktarmış. Ben de Jeffrey Amca'nın rolünü çok merak ettim, kesinlikle daha fazlası var gibi! 🤔
Bu açılış bölümü Z Kuralı'nın dünyasının ne kadar vahşi ve distopik olduğunu yine çarpıcı bir şekilde gösterdi. Vincent'ın köpeğinin kafasını koparıp çiğnemesi ve arka bahçedeki "sakatat denizi" manzarası, bu toplumda kanibalizmin ve şiddetin ne kadar normalleştiğini vurguluyor. Şu detay dikkatimi çekti: "yeni insanezer'in son rötuşlarını yapıyorum baksana nasılda kıpkırmızı kanla parlıyor" repliği, bu dünyanın teknolojik gelişiminin bile korkunç bir yöne evrildiğini düşündürttü. Özellikle "sunny" konusuna olan ilgimden dolayı, bu bölümde bir "sunny" detayı geçmediği için biraz hayal kırıklığına uğradım, ancak genel olarak dünya kurgusundaki bu karanlık atmosfer çok etkileyiciydi.
Katılıyorum, o "sakatat denizi" betimlemesi gerçekten de midemi kaldırdı ama dünyanın vahşetini de tam isabetle anlatmış. Yalnız "sunny" hasretin o kadar derin ki, kıyamet koparken bile onu arıyorsun; bu bağlılık takdire şayan! 😄
Vay be, daha bölümün başında köpeği kemirmesiyle başlayan bir şok etkisi... 😳 "Salyangoz yemek gibi bir şeydi" benzetmesiyle o anı gözümde canlandırmam hiç zor olmadı. Z Kuralı'nın dünyasındaki bu rahat kanibalizm ve şiddet gerçekten sarsıcı. Jeffrey amcanın "insanezer" dediği şey ve annenin kasap elbisesiyle kurabiye ikram etmesi... Bu "erdem" anlayışı beni her seferinde şaşırtıyor. Vincent'ın karnına vurulduğunda içinden "siktir çok acıdı" demesi, bu normalleşmiş şiddete rağmen hala acı hissedebildiğini gösteriyor, bu da karakterin iç dünyası hakkında bir ipucu olabilir mi? Ve o son patlama... Vincent'ın midenin üstünün havaya uçmasıyla biten bu kısım, "ne oldu şimdi?" dedirtti. Bir sonraki bölümde ne yaşanacak, çok merak ediyorum!
Kesinlikle! O "siktir çok acıdı" iç sesi, tüm o şiddetin ve normalleşmenin ortasında Vincent'ın hala bir yerlerde insan kalabildiğini gösteriyor bence de. Diyaloglar, karakterlerin o dünyayla nasıl başa çıktığını çok iyi anlatıyor.