Sophy kıtasının ücra bir köyünde güneş ufukta daha yeni doğuyordu. Güneş sanki bugünün özel olduğunu hissederek toprağı ve havayı selamlıyordu. Minik Teo gözlerini güneşin parlayan cüretkar ışıkları ile açtı. Her yeni doğan bebekten de beklenildiği gibi Teo da ağlamaya başladı. Gırtlağından çıkan bu ses ne kadar rahatsız edici olsa da ağlamaya devam etti. Gözlerini ne kadar aralamaya çalışsa da bunu yapmak onun için çok zordu. Sanki gözüne ışıktan dikenler batıyormuş gibi hissediyordu. Işık Teo'nun gözüne vurmaya devam ettikçe Teo rahatsızlanmaya başladı. Göz kapakları titremeye ve gözlerinden akan yaşlar daha da artmaya başladı. Bunlar istemsiz gerçekleşen şeylerdi ama bunlar olmazsa rahat hissedemeyecekmiş gibiydi. Refleks olarak hemen gözünü kapattı ve alışana kadar gözlerini açamadı. Gözlerini yavaş yavaş aralamaya başladı. Sonunda başardı. Etrafındaki şeyleri tam ayırt edemese de artık öncekine kıyasla daha düzgün şekilde görebiliyordu.
Yanı başında kahverengi sakallı, yeşil gözlü ve ne uzun ne de kısa denilebilecek bir saça sahip olan bir adam duruyordu. Bu babası Art'tı. Adamın yanında Teo'yu tutan ve sımsıkı sarılan sarı saçlı ve mavi gözlü bir kadın da şefkatle Teo'ya bakıyordu. Bu da annesi Livia idi. Kadının üzerinde olan mavi elbise onu çok ama çok zarif gösteriyordu. Aynı şey odada bulunan erkek için söylenemezdi. Teo'nun üzerindeki kıyafetin de çok güzel olduğu söylenemezdi ama köyde yaşayan bir aile için çok standart bir kıyafetti.
Teo yeni doğmuş bir bebekti ve herkesin bebekliği gibi bir bebekliği olması gerekiyordu. Yani ailesi öyle sanıyordu. Ama hayatın Teo'ya karşı sürprizleri vardı.
Teo gözleri ile fıldır fıldır etrafı incelemeye devam ettiği sırada önünde siyah bir pencere belirdi. Pencerenin bir sonu görünmüyordu ve korkutucu derecede siyahtı. Sanki Teo uzayın içinden bir alıntı görüyordu. Refleksen elini ileri doğru kaldırdı ve ne olacağından habersiz bir şekilde siyah uzayımsı pencereye erişmeye çalıştı. Daha yeni doğduğu için kolunu hareket ettirmekte çok zorlanıyormuş gibi görünüyordu. Bir sıkıntı vardı. Pencere sanki Teo'ya bir yabancıymış gibi davranıyordu, ondan uzaklaşmaya çalışıyordu. Teo elini uzatabildiği kadar pencereye uzatmaya çalıştı ama nafile, bir sonuç alamadı. Teo'nun ağlaması sonunda durmuştu ve pürdikkat önündeki siyahımsı yapıyı incelemeye koyuldu.
Bu sırada Art hem eşi Livia'ya hem de yeni doğmuş oğulları Teo'ya bakıyordu. Art eşinin o güzel ipeğimsi sarı saçlarına ve mavi gözlerini inceliyordu. Art mutluydu aslında sebebi de Teo'nun gözlerini annesinden almış olmasıydı. Art eşini izlemeye o kadar dalmıştı ki Teo'nun ağlamayı bıraktığının farkına bile varmamıştı. Eşinin susamış olabileceği aklına geldi, mutfağa doğru yola koyuldu. Eşi Livia çok yorgun ve bitkin görünüyordu. Kolları titriyordu ama yine de çok mutlu görünüyordu. İçeriden suyu getirdi ve eşine uzattı eşi yavaş yavaş suyu içerken eşini izlemeye devam etti. Ne kadar güzel bir kadın ile evlendiğini düşünüyordu ki bir şey fark etti. Ortam eskisine kıyasla daha da sessizleşmişti sanki. Gözleri Teo'yu buldu. Susmuştu ama bir gariplik vardı. Art Teo'nun gözlerine doğru bakmaya çalıştı. Şaşırdı, normalde Livia'ya ya da kendisine bakması gereken Teo ikisine de bakmıyordu. Bebeğin gözlerinin nereye baktığını anlamaya çalışıyordu. Teo arkada duran eski, yıpranmış ve kim bilir kaç sene önce boyanmış olan duvara bakıyordu. Daha yeni doğmuş olan bir çocuğun neden bu bakımsız duvara odaklanmış olabileceğini anlamaya çalıştı. Acaba duvarda bir şey mi var diye duvarı incelemeye koyuldu. Ama tahmin ettiği gibi duvar sadece eski ve bakımsızdı, bunun dışında çok bir olayı yok gibi görünüyordu. Düşünmeye devam etti. Korkuyordu daha doğrusu rahatsız edici bir korkuydu sanki bir an önce bir şeyler yapması gerekiyormuş gibi hissediyordu. Aklına bir iki seçenek gelmişti ama bu seçenekler çok mantıksız seçeneklerdi. Düşünmeye devam etti aklında bir fikir vardı ama denemek konusunda tereddütte kalmıştı. Yine de denemeye karar verdi. Eli ile Teo'nun o masmavi gözlerine doğru bir hareket yaptı ama istediği gibi bir sonuç alamadı. Beklediği tepki bebeğin korkması ve de tekrardan ağlamaya başlaması yönündeydi. Ama öyle olmadı. Bebek sanki babasının elini görmemiş gibi gözünü bile kırpmamıştı.
Art bir terslik olduğunu anladı ve eşine “Livia, Teo'yu biraz da ben tutabilir miyim?” diye sordu. Livia ne olduğunu tam anlamlandıramadı. Neden Art öyle ani bir hareket yapmıştı? İllaki mantıklı bir sebebi vardır diye düşünüyordu. Zaten doğum sebebi ile çok yorgun düşmüş olan bedenini dinlendirme kararı verdi. Art'a bebek ile beraber vakit geçirdikten sonra Teo'yu yukarıya, yatak odasına getirmesini söyledi ve yavaş ve ne kadar narin olunabilirse o kadar narin şekilde Teo'yu Art'a verdi ve ağır adımlar ile yatak odasının yolunu tuttu. Yatak odası eskiydi. Ama o bunu hiçbir zaman dert etmemişti. Eşi ile mutlu bir yaşam sürüyorlardı ve aileye yeni biri daha katılmıştı. Babası ne demişti? “Teo, eğer erkek olursa adı Teo olsun.” Ne yazık ki babası Teo'nun doğumuna 2 ay kala vefat etmişti. Livia Art'a bebek eğer erkek olursa babasının vasiyetini yerine getirmek istediğini söyledi. Art bunu seve seve kabul etti. Şans eseri çocuk da erkek olmuştu. Bu hem Livia'yı hem de Art'ı çok mutlu etmişti. Livia yatak odasında bulunan eski ve odanın ruhuna pek uymayan yatağına uzandı ve kafasını yatağa koyar koymaz uykuya daldı.
Teo ile baş başa kalan babası Teo'ya bakmaya başladı. Çok tatlıydı, çok küçüktü, elleri sanki peluş oyuncakmış edasıyla beni sıkın diye bağırıyordu. Babası Teo'yu çok narin ve de sakin şekilde beşiğe yerleştirdi. Beşik tahtadandı ve ince bir işçilik ile yapıldığı pekâla belli oluyordu sanki bu beşik Teo için bir hoş geldin hediyesi gibiydi. Bunu kendisi yapmıştı. Aslında Art'ın mesleği marangozluktu. Geçimlerini böyle sağlıyorlardı. Bu bir köy için gayet yeterli bir meslekti, işini seviyordu ona çok eğlenceli ve de huzurlu hissettirdiğini söylerdi hep.
Teo beşiğe yatırıldıktan sonra oluşan sarsıntı yüzünden pencere kendi kendine önce siyahlığı yok olmuştu sonra daha açık bir renk alıp yavaş yavaş gözlerinin önünden bir kuş misali uçup gitmişti. Keşfi yarıda kalmıştı, siyah pencereyi incelemeyi tam bitirememişti ve bu hâlâ onun için bir merak konusuydu. Art meraklı gözler ile Teo'yu izlemeye devam ediyordu. Neyse ki Teo da ona bakıyordu bu bir nebze de olsa içindeki o korkuyu defetmeye yetmişti. Eşinin ne durumda olduğunu öğrenmek için üst kata yatak odasına çıkmaya karar verdi.
Teo kahverengi sakallı adam gidince etrafa bakmaya başladı. Neyin ne olduğunu hiç ayırt edemiyordu. Etrafta olan biten ile ilgili çok bir bilgisi de yoktu. Şu an onun ilgisini çeken şey siyah pencereydi. İstemsizce eliyle değişik hareketler yapıyordu. Elleri çok ama çok küçüktü, kolları ellerini havada tutabilecek kadar kasa sahip değildi bu sebeple elini hareket ettirirken çok zorlanıyordu. Sanki siyah pencere Teo'nun kendisini çağırdığını anlamış gibi Teo'nun gözünün önünde yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. Teo gene elini refleksen pencereye doğru uzattı ama bu sefer önceki sefere göre daha farklı hissettirmişti. Bu sefer siyah penceremsi yapıya dokunmayı başarmıştı. Çok garip hissettiriyordu sanki elini siyah, yoğun ve içinde ne olduğuna anlam veremediği bir sıvının içine daldırmış gibi hissettiriyordu. Bu his ilk başta gıdıklıyordu ve elini çekmek zorunda kalıyordu. Sonraları buna alıştı ve elini sıvının içinde gezdirmeye devam etti. Sanki eline böyle uzun ama çok da uzun olmayan değişik şeyler değiyor gibi geliyordu, bunların ne olduğuna hala anlam verememişti. Beklenmedik bir şey oldu ve eli ile bir şey yakaladı. Onu siyah uzayımsı yapıdan dışarı çıkarmaya çalıştı, çalıştı çalışmasında da o şey oradan çıkmamaya gayret ediyordu. Sanki bir şey onun dışarı çıkmaması için çabalıyor gibi görünüyordu.
Son bir gayret ile çıkarmayı başarmıştı ama şimdiki sıkıntı öncekinden daha büyüktü. Siyah pencerede değişik semboller belirmeye başlamıştı. Bunlar harf ya da rakam değildi (rün diline de benzemiyordu). Pencereden bir ışık hüzmesi süzüldü, çok ama çok küçüktü sonraları yavaş yavaş büyümeye başladı ve tüm pencereyi kapladı. Teo'nun beyni değişik bir bilgi akışı ile dolmaya başladı. Bu bilgiler yeni doğmuş bir bebek için çok fazlaydı ve dayanılmazdı. Teo çığlıklar ile ağlamaya başladı. Ağlamaya başlar başlamaz sanki siyah pencere bunun kendisinin sebep olduğunu biliyormuş gibi ortamı yavaş yavaş terk etti.
Teo çığlık atmadan hemen öncesine kadar Art eşinin o güzel yüzüne ve sarı saçlarına bakıyordu. Tam bu sırada aşağı kattan çığlıklar yükseldi ve Livia yerinden sıçrayarak uyandı. Alelacele alt kata indiler ve Teo'ya doğru sanki Teo tehlikedeymiş gibi üzerine atıldılar ve ona sımsıkı sarıldılar.
Teo az önce ne yaşamıştı bilmiyordu ama günün yorgunluğu ile beraber ve annesinin o sıcacık teması ile beraber gözlerinin yavaş şekilde kapandığını hissetti.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı