Ben düelloyu kabul ettikten sonra ortamda uzun bir sessizlik oluştu ama bu sessizliği bozan yine ben olmuştum.
“Düellonu kabul ediyorum ama bir şartım var. Sence de adaletsiz değil mi? Sen benden daha tecrübelisin, ben ise bir defa büyü kullanmış biriyim.”
Hakiri sessiz şekilde elini çenesine getirdi ve dediklerim hakkında düşünmeye başladı, sonra imalı bir şekilde “Köyü yok edecek olan da ben değildim zaten değil mi?” dedi.
Ortam biraz daha yumuşamıştı. Herkes bir süre düelloyu unutup kahkahaya boğuldu.
Bu sürede Emy yanıma geldi ve “Kendini fazla zorlamasan daha iyi olmaz mı? Bunu yapmak zorunda değilsin, bunu biliyorsun değil mi?” dedi.
İçimden bana gaz veren kişinin kendisi olduğunu söylemek geçti ama bundan vazgeçtim ve kendimi şöyle ifade ettim.
“Sen benim buradaki ilk arkadaşımsın. Eminim beraber öğrenebileceğimiz çok şey var. Ve ben de bunun olmasını istiyorum. Merak etme iyiyim ve aklımda da bir fikir var zaten.”
Emy merak etmiş olacak ki meraklı gözlerle bana bakmaya başladı. Eski soğukluğundan eser yoktu sanki.
Ortamdaki gülüşmeler daha da azalınca fikrimi beyan etmeye karar verdim.
“Hakiri, eğer kabul edersen aklımda şöyle bir fikir var. Ben seni istediğim bir büyü ile belli bir süre içerisinde vurmaya çalışacağım, eğer vurursam kazandığımı kabul edeceksin. Vuramazsam da yenilgiyi ben kabulleneceğim.”
Bu fikir Hakiri'nin hoşuna gitmiş olacak ki yüzünde bir sırıtış belirdi ve “Tamam kabul ediyorum. Süreyi de sen belirleyebilirsin tabii ki çok absürt bir süre olmadığı takdirde. Ne zaman olacağına da sen karar ver.”
Bunu duymak beni rahatlattı ama bir sıkıntı daha vardı, annem ve babamın suratı sirke satıyordu. Bu beni içten içe rahatsız etse de yalnız kalınca sormaya karar verdim ve bu konu burada kapandı.
Hakiri ve Emy bir süre daha kaldıktan sonra hava kararmaya başlayınca onlar da evin yolunu tuttular.
Sonunda annem, babam ve ben yalnız kalabilmiştik. Aklıma takılanları sormam gerekiyordu.
Hemen aklımdakileri aileme sormaya başladım.
“Neden yüzünüz öyleydi? Bir saygısızlık yapmadım umarım Hakiri'ye karşı.”
Annem içten bir kahkaha attı ve arkasından “Sebep o değildi. Sebep Hakiri'nin köyün en iyi büyü kaçış oyuncusu olması. Bu oyun büyü festivalinin en çok puan getiren oyunu. Yaşının büyük olduğuna bakma, çok iyi bir oyuncudur. Köyümüzün uzun zamandır büyü festivalinde birinci olmasının tek sebebi Hakiri'nin bizim köyümüzde olması.”
Ne? Hakiri büyü kaçış oyununda çok mu iyiydi?
Büyü kaçış oyunu kısaca şu şekildedir: İki takım halinde gruplar birbiri ile savaşırlar ama normal bir savaş değil. Savaşta zararsız büyüler ile birbirlerine vurarak puan toplamaya çalışırlar. Bu oyun Sophy kıtasının geleneklerinden biridir. Bu oyun anlatıldığı kadar kolay bir oyun değildir, içinde çok değişkenli şeyler vardır ama beni ilgilendiren kısım Hakiri'nin hangi kısımda olduğu. Kaçan mı? Kovalayan mı?
Ama annem ve babam bu soruya zaten çoktan cevap vermişlerdi ve işimin ne kadar zor olduğunu anlıyordum. Nasıl büyü kaçış oyununda kaçan tarafta olan birini vurabilirdim ki?
“Peki anne, Hakiri bu oyunda ne kadar iyi, ona göre hazırlık yapmam lazım. Biraz bilgi verir misin? Geçen yıl babam da katılmıştı, öyle dediğini hatırlıyorum.”
“Peki, şöyle anlatayım: Geçen yıl kutlanan festivalde bizim takımımızda ve karşı takımda 10'ar oyuncu vardı. Bizim takımımızda 1 ateş, 5 su ve 4 elektrik büyüsü kullanan büyücüler vardı; karşı takımda da 8 elektrik, 2 de hava büyüsü kullanan vardı. Oyun başladı ve takımdaki 4 elektrik + 4 su büyücüsü elendi, sonunda Hakiri ve baban kaldı ama babanın da çok iyi durumda olduğu söylenemezdi. Karşı taraftan çoğu oyuncuyu elemişti ama son bir defa vurulma hakkı kalmıştı. Sonra Hakiri ile baban birkaç saniye kulaktan kulağa konuştular ve inanamayacağın bir şey oldu. Baban hiç düşünmeden karşı tarafa doğru koşmaya başladı. Tabii tahmin edebileceğin gibi vuruldu ve elendi.”
Babama ters ters bakmaya başladım böyle düşüncesizce bir şey yapmış olduğu için ama daha devamı vardı.
“Maçın devamında geriye bir tek Hakiri, karşı tarafta da 4 tane elektrik büyücüsü kaldı. Elektrik büyüsünün sadece elektrik topu sınıfını bu oyunda kullanabilirsin, böyle bir kuralı var, yoksa yüksek voltajdan insanlar yaralanabilir. Sonra Hakiri 1 vs 4 karşısında ne yapacağını biliyormuş gibi ileri atıldı. İnsanlar çığlıklar eşliğinde Hakiri'yi destekliyorlardı. Maç ilerlemeye devam etti ama bir gariplik vardı. Hakiri tüm elektrik toplarından sıyrılıyor ve rakip takımdaki oyuncuların her birini teker teker eliyordu. Hakiri aslında tek bir sınıf büyü kullanmıyor, iki tane kullanıyor; bunu o zaman anladım.”
“Ne yani, iki sınıf büyüyü aynı anda kullanabilir misin? Böyle bir şey mümkün mü?”
Şu an aklıma takılan tek şey buydu, maçı unutmuştum. Yani bir insan birden fazla büyü kullanabiliyordu, bu mükemmel bir şeydi.
Annem dağılan dikkatimi toplamak için yavaşça başımı okşadı, konuşmasına devam etti.
“Evet, bir kişinin birden fazla büyüye yetkinliği olabilir ama bu nadirdir, hemen heyecanlanma.”
Bu beni biraz üzse de yine de umut olduğu sürece mutsuz olmak için bir sebep yoktu ama hâlâ diğer kullandığı büyünün ne olduğunu anlamamıştım. Anneme hikayeyi devam ettirmesi için baktım, bunu anlamış olacak ki hikayeye devam etti.
“Hakiri'nin diğer sınıfı da hava elementiydi. Hava elementi ile kendine bir kalkan oluşturmuştu ve bu sayede de büyüler ona değemeden hemen önce onları saptırıyordu ki bu göründüğü kadar kolay değildir. Daha sonra tahmin edeceğin gibi Hakiri maçı kazandırdı. Sonuç olarak bu hile olur mu olmaz mı bilemiyorum ama yaptığı şey bize galibiyeti getirdi.”
Biraz durdum ve aklımdan geçirmeye başladım; eğer ben su büyüsü kullandıysam ve başka bir büyü de kullanırsam çift yatkınlığım oluyordu ve hava büyüsüne etki eden şey de hava büyüsünün kendisinden başkası olmazdı değil mi?
İçimden, dedemin kitabında bunun ile ilgili bir şey bulabilirmişim gibi geliyordu. İçimden umarım vardır diye geçirdim ve hemen oracıkta bir plan yaptım.
“Anne, baba, biraz uykulu hissediyorum da yatabilir miyim?”
Annem ve babam anlayışlı bir şekilde odamdan çıktılar, ben de uyuma numaramı bir süre daha devam ettirdikten sonra yataktan yavaş bir şekilde aşağıya atladım ve masanın üzerinde duran, dedemin yazmış olduğu kitabı aldım.
Elime alır almaz her zaman hissettiğim o sıcacık, içimi ısıtan duygu birkaç saniye durduktan sonra kayboldu.
Tekrardan yatağıma geçtim ve kitabın sayfalarını karıştırmaya başladım. İlk baştaki resimleri hızlıca atladım ve içindekiler sayfasına geldim. Kitap eski olduğundan dolayı yazıları tam okunmasa da bir şekilde aradığımı bulmuştum.
Hava-Rüzgar Büyüsü.
Hâlâ tereddütteydim. Öğrenmek için can atıyordum ama içimden bir ses öğrenmemem gerektiğini de bağıra bağıra söylüyordu.
Biraz durakladım. Derin derin nefes alıp verdim ve mantıklı olanın ne olduğunu kavramaya çalıştım. Elimde iki seçenek vardı: Ya büyüyü öğrenip sevinçten havalara uçacaktım ve Hakiri'yi yenmek için de elime bir fırsat geçecekti ya da yapamayıp hüsrana uğrayacaktım.
O sırada annemin bana küçükken her zaman söylediği o laf geldi.
“Eğer denemeyeceksen ve bundan da pişman olacaksan dene gitsin, bir şey kaybetmezsin.”
Biraz daha düşündüm, tabii bu süre beklediğimden daha stresli geçtiği için çok terlemiştim ama sonunda bir karara varmıştım.
"Deneyeceğim," diye içimden geçirdim ve hiç tereddüt etmeden kitabın o sayfasını açtım.
...
Evet, beklediğim şey bu değildi. Kitabın sayfaları bomboştu. Sadece bu sayfalar için mi diye diğer tüm sayfalara da baktım ama giriş kısmındaki resimli sayfalar dışında diğer hiçbir sayfa dolu değildi.
Bu beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Bir an için umutsuzluğa kapıldım, "Hakiri'yi asla yenemeyeceğim," diye geçirdim. Üzülmüştüm ve kırılmıştım. Dedem beni yarı yolda bırakmıştı. Ama ümidimi kaybetmedim ve başka yolu var mı diye düşünmeye başladım. Kitap ile yakalanmamak için kitabı aldığım yere geri koyma kararı aldım ama ellerim beklediğim kuvveti sağlayamadı ve yere düştü.
Çıkardığı ses minimal bir sesti ama bu bile annem ve babamın odama koşar adımlar ile gelmesine fazlasıyla yetmişti.
“Teo, iyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu?”
“Teo, sana bir şey olmadı değil mi?”
Annem ve babam gereğinden fazla endişeleniyorlardı, benden de bir cevap bekliyorlardı ama benim bu sırada aklım başka bir şeydeydi.
Kitap yere düşerken içinden bir zarf ile beraber çıkmıştı. Annem ve babam bana bir şey olmadığını anlayınca yerden kitabı ve zarfı alıp yanıma gelip yatağımın başucuna oturdular.
“Keşke bize haber verseydin Teo. Bizden kitaba bakacağını saklamana gerek yoktu. Söylesen biz de yardımcı olurduk.”
Annemin bu sözleri onlara yalan söylediğim için kalbimi biraz rahatsız etse de bu çok uzun sürmedi.
“Anne, mektubu alabilir miyim? Ne yazdığını merak ediyorum da.”
Annem mektubu biraz inceledi ve bana teslim etti, arkasından da “Ama dışından oku da biz de ne anlattığını anlayalım, tamam mı?” dedi.
Tamam anlamında başımı ileri geri salladım ve mektubu açtım.
Mektubun başında yazan şeyi duyana kadar ‘En fazla ne anlatıyor olabilir ki?’ diye düşünüyordum ama bu düşüncelerim mektubun ilk 3 kelimesi ile beraber uçup gitmişti.
“Sevgili Torunum Teo'ya...”

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı