Bir zamanlar Naile çok güzeldi. Naidale ülkesinin tam göbeğinde olan bu orman, çeşit çeşit canlıya ev sahipliği yapardı; güzellik abidesi idi. Fakat... Bir zaman sonra her şey çok değişti.
Naile'nin tam göbeğine, havayı yararak inen bir meteor her şeyi değiştirdi. Meteor düştükten sonra onu incelemek için birçok ekip, birçok köylü Naile'nin kalbine doğru akın etti; ama en korkuncu buydu. Küçük kraterin olduğu noktada hiçbir şey yoktu. Fakat meteorun düştüğü noktada kesinlikle bir anormallik vardı; ağaçlar kararmış, etrafındaki hava zehirli bir gaza dönmüştü. En korkuncu ise etrafında, meteorun çarpma etkisi yüzünden ölen hayvanlar teker teker ayağa kalkmış ve etrafa saldırmaya başlamıştı.
Bircoğu kişi Naile'nin kalbini karantinaya alma ve o bölgeden tamamiyle uzak durma fikrini verirken, devlet direkt olarak Naile'yi mühürlemeyi istedi. Zaman geçtikçe meteorun etrafındaki zehirli oksijen daha çok yayılıyor, hayvanlar daha çok deliriyor ve Naile'nin içerisinde ölüm daha da imkansız hale geliyordu. Devletin askerî personellerinin yaptığı rutin gezi ve anomaliyi arama sonuçları başarısız geçti. Zaman geçtikçe ağaçlar daha fazla tuhaflaştı, bildiğin bir kafes gibi kapandı ve bütün Naile'yi istila etti. Giriş ve çıkışlar Naile tarafından kapatılmış; içeride kalan askerî personeller, içeride yaşayan köylü ve insanlar kapana kısılmıştı. Bir köylü baltasını aldı ve önündeki ağaç duvarı hırpaladı. O kadar zaman geçti ki baltanın ucu köreldi ama kesilen ağaçlar saniyesinde tekrar birleşti. Sanki ağaçlar bitkisel bir organizma olmaktan çıkmış, tamamiyle bilinçli ve içerisindeki herkesi yok etmek istermişçesine vahşi bir organizmaya evrimleşmiş gibiydi...
"Hey, yine bir şeyler mi karalıyorsun günlüğüne?" diye sordu Sontaran.
Günlüğüme o kadar çok dalmıştım ki yolu neredeyse tamamlayıp Naile'ye vardığımızı fark etmemiştim. Ben bir askerim, ekibim de benimle beraber askerî personeller. Zırhlı ve ekipmanlı aracımız ile Naidale'nin kalbi olan Naile'ye gidiyoruz. Diğer tüm askeri ekipler ormandan korktuğu, giden ekiplerin geri dönmemesi yüzünden yalnızca bizler gönüllü olduk. Manga liderimiz Sontaran, harita görevlisi Amphios, silah uzmanı Timotheus ve ben. Sadece biz dördümüz ormandaki anomaliyi bulmak için gönüllü olmuş, resmen ölmeye parmakla mühür basmıştık. Sontaran iki eliyle silahın namlusunu tutmuş, kabzası yere basarak silahını dik tutmuş bir pozisyonda bana bakıyordu. Ardından gözleri sertleşerek, "Sana soru sorulduğu zaman cevaplayacaksın. Özellikle de ben soruyorsam, ölüm anında bile olsan sorumu es geçmeyeceksin," diye beni uyardı. "Evet, günlüğüme Naidale ve Naile hakkında olan hikâyeleri yazıyorum," diye karşılık verdim. Suratına bile bakmadım çünkü bu herifin suratına baktıkça, tüm insanlara baktıkça midem bulanıyordu.
Ardından Sontaran hiçbir tepki vermeden, "Neden bu intihara ortak oldunuz?" diye sordu. Amphios oturduğu yerden incelediği haritalara bakıyordu. Bakışlarını haritadan ayırmadan, "Klaudyos Batlamyus kim biliyor musun Santaros?" dedi. Santaros bu soruyla iğrenç suratında hiçbir değişim, mimik yapmadan gözlerini Amphios'a çevirdi ve, "Hayır," şeklinde cevap verdi. Amphios ise gözlerini haritalardan ayırıp Santaros'a dikti ve, "Harita konusunda ilk uzmanlardan, Antik-Yunan efsanesi. Çocukluğumdan beri Naile'nin tam bir haritasını çıkartmak istiyorum," dedi. Ben merakıma ve Amphios'un gerizekalılığına daha fazla katlanamayarak gözlerimi pencereye diktim. Göz göze gelmemek için büyük bir çaba ile konuştum: "Naile'nin zaten harita taslakları bulunuyor. Haritası olan bir bölgenin tekrar haritasını çıkartmak sence ne kadar mantıklı?" diye sordum. Amphios ise dudak kenarını hafifçe kıvırdı, sırıttı ve, "Ama deforme olmuş ve artık isminin hakkını veremeyen, kutsal olmaktan çıkan toprakların haritası yok," dedi. Şunu net söyleyebilirim ki bu mangada hep beraber hayatta kalmak imkansız! Ekip tamamiyle birbirinden bağımsız...
Santaros; egoist ve aptal herifin teki. Komutancılık oynamaya bayılıyor, ekipte özellikle beni ezmek istediğine "adım" kadar eminim.
Amphios desen; Klaudyos ve Pîrî Reis hayranı, kafasını haritalarla bozmuş herifin teki.
Ama asıl tuhaf olan, Timotheus... Gözleri kapalı bir şekilde sakince duruyor, etrafına bakmıyor. Sanki yokmuş, burada hiç var olmamış gibi kimse ona soru sormuyor, onun oturduğu tarafa ve koltuğa kimse bakmıyordu. Ben de çocukluğumdan beri sessiz, sakin bir biçimde duruyorum ama bu herif aşırı tuhaf idi. Santaros bile ona bulaşmıyorsa onunla aramı iyi yapmalıydım. Ayağa kalktım ve Timotheus'un yanına oturdum. Santaros ve Amphios şaşırmış olacak ki gözlerini resmen kocaman açıp bize bakmaya başladılar. "Timotheus, sen neden mangaya katıldın?" diye sordum önüme bakarak.
Timotheus hiçbir cevap vermedi. Aradan iki dakika geçmişti ve hâlâ sessiz bir biçimde duruyordu. Timotheus'un elinde, hepimize verilen günlüklerden duruyordu. Bu günlüklerin amacı ormanda keşfettiğimiz şeyleri yazmak ve bunu devlete sunmak idi. Timotheus'un iki dakikalık cevap vermediği sürede uyuduğunu düşünerek neler yazdığını ya da günlüğüne bir şey yazdı mı diye merak ederek elinde tuttuğu günlüğe dokundum. Tam o esnada Timotheus gözlerini açtı ve bileğimden tutarak günlüğü kapattı. Hemen koltuk altına yerleştirip sert gözleriyle bana baktı ve, "Bir daha benim eşyalarıma benden izinsiz dokunmaya cüret edersen papaz oluruz," dedi sakin ama Santaros'tan bile ağır, emir veren bir tonla. Ardından gözlerini aracın ön tarafına dikti ve, "Geldik," dedi.
Naile'ye sonunda ulaşmıştık. Ama görüntü ve manzara aşırı derecede tuhaf duruyordu. Orman kocamandı ama girişinden başlayacak biçimde tüm etrafını saran ve kilometrelerce inen devasa bir hendek bulunuyordu. Hendekten kara ağaçların kökleri geçiyor, sanki Naidale'ye ulaşmaya çalışıyordu. Orman ve ağaçlar kilometrelerce yukarı uzamış, resmen bulutlara kadar ulaşmış ve kafes gibi Naile'yi sarmıştı. İçerisi istemsizce karantina altında idi çünkü içeri giren, etraftaki anomaliden etkilenerek hasta oluyor, deforme oluyordu. Yutkundum ve günlüğüme bu görseli çizmeye başladım...
BÖLÜM NOTU
Kara Orman'ın ilk bölümü yayımda!
Okuyup destek olmak, görüşlerinizi paylaşmak veya eleştiride bulunmak isterseniz gerçekten çok mutlu olurum. Bir yazarın gelişmesindeki en önemli şeylerden biri okuyucuların geri dönüşleridir.
Bu vesileyle, hikâyede geçen ülke ve orman hakkında küçük bir bilgi de vermek istiyorum.
Hikâyenin geçtiği ülkenin adı Naidale, ormanın adı ise Naile Ormanıdır.
"Naile" ismi, Arapça kökenli Nâile (نائلة) isminden esinlenilmiştir. Kelime; "ulaşan", "erişen", "muradına eren" ve "nasibini alan" gibi anlamlar taşır.
Bu ismi özellikle bilinçli seçtim. Çünkü geçmişte Naile Ormanı gerçekten de ismine yakışan bir yerdi. Bereketin, huzurun ve yaşamın merkezi olarak görülüyor; insanlar umutlarını, hayallerini ve geleceklerini burada kuruyorlardı.
Fakat sonra her şey değişti.
Ormanın geçirdiği deformasyon ve yozlaşma sonucunda, Naile isminin taşıdığı o kutsallık ve güzellik anlamını kaybetti. Bir zamanlar insanların muradına erdiği yer olan bu orman, artık insanların kaybolduğu, delirdiği ve dönüşüme uğradığı bir kabusa dönüştü.
İsmi hâlâ aynı kaldı.
Ama anlamı artık eskisi gibi değil.
Keyifli okumalar.

İlk bölüm güzeldi. Eline sağlık Zakkay! Bu ekibin üyelerinin motivasyonlarını merak ettim. Bakalım neler olacak.