insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Karnımıza saplanan ağrı bizi yere yığmasından ziyade karşımızda ukala ukala gülmesi canımı daha çok yakıyordu. Yağmur’un bir anda ayağa kalkıp Echis ’in çenesine tekmeyi yapıştırmasını çok istiyordum ama kafamı çevirdiğimde onun da elleriyle karnını tutup acıdan hareket edemediğine şahit oldum.
“Çok fazla bir vaktiniz kalmadı” dedi Echis arkasındaki masaya oturarak. “Ölümünüzü mü bekliyorsunuz?”
Sinirim tepeme çıkarak yumruğumu yere vurdum ve yavaşça yerden kalktım. Echis’e doğru bakıp gülümsedim.
“Tamam sana Kanunsuz’un yerini söyleyeceğim.” dedim ona doğru yavaş yavaş yürüyerek. “Ama bu bir sır olduğundan sadece sen duymalısın.”

Echis bu söylediklerimden sonra kahkaha attı. “Gerçekten mi?” dedi ve avucunu alnına götürdü. “Fırtına Salatası’nın adamları hakikaten de çok hızlı kırılan katillermiş?”
Dönüp bakacak gücüm yoktu ama Yağmur’un buna sinirlendiğini hissedebiliyordum. Ne garip! Zamanında onu çok narsist birisi gibi düşünürdüm ama öyle düşündüğüm için şuan kendimi kötü bile hissetmeye başladım.

Echis’in bir adım önüne geldim ve elim karnımdan hafifçe camdan yaptığım bıçağıma doğru gitti.
“Kanunsuz!” dedim ve iyice elimi oraya doğru götürdüm. “Kanunsuz, tam arkanda!”

Echis yüzüme karşı bakıp yüksek sesli bir kahkaha patlattı. “Gerçekten bu kadar ufak bir numarayı yiyeceğimi mi düşündün” dedi ve elimi tuttu. “Sen kaçıncı seviye bir kiralık katilsin?”

O sırada Echis’in gözleri büyüdü ve duraksadı elini geri çekti. Ne olduğunu anlamadım, ukala ukala konuşan kendinden çok emin olan Echis bir anda far görmüş tavşana döndü ve bembeyaz kesildi.
“Benim yüzümü görecek kadar yüksek seviye!”
Söyleyeni görünce benim de gözlerim bir anda açıldı: “Kanunsuz!”

Kanunsuz bana gülümseyip bir anda hızlanıp Echis’in boynuna eliyle vurdu. O koca cüsseli adam az daha üzerime doğru bayılacaktı.
Ben üst düzey çevikliğim sayesinde kenara çekilip onun yere düşmesini izledim. Yerde yatan Dallama ee yani Sallama Murat:
“Ne duruyorsunuz ateş etsenize!” diye bağırınca ne olduğunu anlamaya çalışan adamların hepsi bir anda tüfeğine sarıldı. İrem yanımdan hızlıca geçerken bedenime bir şey sapladı ve hemen arkamda Yağmur’a gidip ona da saplarken ne olduğunu gördüm. Elinde raptiyeye benzer bir iğne vardı. Sersemlik ve ağrı geçince bunun bir panzehir olduğunu anladım.
Ben böyle ufak bir dalgınlıkla bunları düşünürken Yağmur, panzehiri alır almaz ayağa kalkıp hemen yanındaki adamın karnına ve çenesine seri iki tane tekme atıp tüfeğini aldı. İrem de bildiğiniz gibi daha doğrusu size daha önce anlattığım gibi fizik kurallarını hiçe sayarak adamların üstüne üstüne koştu ve ona doğru sıkılan mermileri kılıcıyla sektirdi. Öyle iyi pozisyon alıyorlardı ki arkadaşları isabet ettirememekten korkup onlara arkadan saldıramıyordu bile.

Gözlerimi bir an bile kapatsam bu ikilinin yarattığı dehşetin bir saniyesini kaçırabilirdim. O yüzden pür dikkat izliyordum. Yılların ve yolların bana kattığı müthiş bir özellik olan “tehlike fark ediciliğim” sayesinde Murat’ın silaha doğru hamlesini hemen fark edip camdan bıçağımı boynuna doğru salladım. O hantallıkla bile nasıl olduysa bıçağımdan kaçtı ve bıçağım yere çarpıp kırıldı. Silahına uzanmasın diye yerdeki silaha tekme attım ve sonrasında bana bakan o iğrenç suratına bir tane daha tekme attım.

Yağmur ve İrem’in yeteneklerine o kadar çok güveniyordum ki arkama bakmadan o çelik ve kurşun seslerinin arasından Murat’ın yakasına yapıştım.
“Kim?” diye bağırdım ve bir yumruk daha attım. “O çeki kim çıkardı?”

Murat ağzı yüzü kan içindeyken gözlerimin içine bakıyordu. Geçirdiği sarsıntı yüzünden başta söylediğim kelimeler ona çok ulaşmadı. Sorduğum soruyu tekrar ettim.
“Yağmur’un infazı için çıkan o çek kime ait?”
Murat bir şeyler söylemek ister gibiydi. Sorumu bu sefer net anladığına emindim.
“Tim-“ dedi ve kafası bir anda düştü. Ah ah klişeler, ölmeden önce bir şeyler hep yarım kalıyor. Burada da klişe mi olur be yazar? Zaten 5 senede yaza sile yaza sile buralara getirdin. Şurada bile korktuğundan klişelere başvuruyorsun.

Kendi kendime dövünürken yanıma çöken İrem’i gördüm. “Timur!” dedi İrem ve elini omzuma koydu. “Hem ölmedi, sadece korkudan bayılmış. Pek bir tırsak adamdır kendisi zaten” dedi.

“Timur mu?” dedim ve ayağa kalktım. Ayağa kalkınca aramızdaki boy farkını unuttuğum aklıma geldi ve İrem göğsüme geliyordu. “Sen Timur’u biliyor musun?”
Ağzımı eliyle kapattı ve tekrar yere çöktürdü. “Şşşş! Ben biliyorum o bilmiyor” dedi ve Yağmur’u gösterdi. “Geçmişten gelen bir karanlık sadece”

Geçmişten gelen bir karanlık mı? Kanunsuz ve Yağmur’un geçmişi mi? Doğru ya, Yağmur’un geçmişi yoktu. Elbette vardı ama hatırlamıyordu! Ben bunu en başta bize söylememek için söylediği bir yalan olarak düşünmüştüm. Sonrasında hiç yalan söylemediğini fark ettiğimde bu dehşet verici gerçek beni daha fazla dehşete düşürmüştü.

Yıllar önce izlediğim “Geçmişi Olmayan Adam” filmlerini gerçekte görmeye başlamıştım. Zaten kişiliği de çok gizemli olduğundan bunu pek garipsememeye karar verdim.

Yağmur son adamı indirdiğinde silahlarını tekrar doldurdu. Sonrasında İrem’e dönüp “Abla, konuşturabildiniz mi?” diye sordu.
İrem de dönüp, “Evet çeki Sabri piyasaya sürmüş” dedi. Ben bu cevabı duyunca şaşırdım. Demek ki kardeşinden ziyade İrem yalan söyleyebiliyordu. Karakter olarak zaten çok farklı olduklarından buna şaşırmama da ayrıca şaşırdım. Hem Yağmur yalan söylemediği için şaşırılması gerekiyordu. İrem normal insanlar gibi gerektiği yerde yalanı kullanıyordu. Peki ama neden yalan söyledi?
“Örümcek Sabri mi?” diye şaşırdı Yağmur. “Onun böyle bir şey yapacağını sanmıyorum emin misin?” diye sorusunu daha da yüksek şekilde sordu.
“Evet eminim. Babamız seni öldürtmek istemiş.”




user

yuhh bunlar ailecek mafyatik insanlar sanirim da babamiz niye bizi oldurmek istiyor imdat

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.