“Nereye olacak, babamı bulmaya!” diye cevap verdi Yağmur hafif sert bir sesle. Soğuk nevale yine yaptı yapacağını. Ani duygu değişimlerine bayılıyorum. Hiç beklemediğim bir anda geliyor ya sanki San Marino gol atmış gibi hissediyorum.
“Bulmaya mı? İnsan babasının yerini bilmez mi?” diye karşılık verdim. Yağmur önümden yürürken bir an beni bekledi ve yanına gelince yüzüme baktı. “Sen ağabeyinin yerini biliyor musun?”
“Aramızda fark var ama ben o haysiyetsiz adamı aramıyorum. Sen arıyorsun.”
“Sen benim babama haysiyetsiz mi dedin?”
Bu cümleyi duyunca bir an afalladım ve sonrasında gözlerimi ona doğru devirdim. Bak işte cümleyi nasıl da sağdan soldan kırpıp bana tokat gibi çarptı.
“Telefonundan arar mısın?”
“Bende senin babanın numarası yok?”
“Babamı değil Necmi’nin verdiği telefonda ‘ÇEVİRİCİ’ yazan numarayı arar mısın?”
“Çevirici mi o da kim?”
“Öfff ver şunu!”
Yağmur elimden telefonu kaptığı gibi yedinci sıradaki numarayı tuşladı.
“ÇEVİRİCİ”
Trafikte yaklaşık bir saat yol geldikten sonra bir apartmanın önüne geldik. “Ithaka Apartmanı” yazan tabelanın altında yedi numaraya basıp biraz bekledikten sonra kapı açıldı ve içeri doğru girdik. Çevirici dedikleri kadını daha önce hiç duymamıştım. Ters takla attığı için veya yerde yuvarlandığı için ona bu takma ismi verdiklerini sanmıyorum. Ama emekli olsa bile telefonda adının olması onun ne kadar da tehlikeli bir katil olduğunu anlatmaya yetiyordu.
Kapıyı açtığımda karşımda duran deliliğin tarifini etmek için kullanacağım tüm kelimeleri tüketmiştim. Rüzgârın havalandırdığı pelerini, güneşin parlattığı maskesiyle garip bir pozda duruyor ve kahkahalar atıyordu. Bir elinde İngilizce-Türkçe sözlük vardı. Diğer eliyle de sayfaları karıştırıyordu. “Welcome!” dedi Çevirici ve devam etti: “Used to greet someone who has just arrived somewhere,”
Yüzüne anlamsızca baktım ama duygularını göremiyordum. Maskenin geometrisi ve mat renkleri, sadece gözlerini görmemize müsaade ediyordu. “Ne bakıyorsunuz bön bön, hoş geldiniz demek istedim.”
Evet bunu anlamıştım. Ama anladığımı ifade eden mimikleri haliyle gösteremiyordum çünkü o hareketleriyle benim hareketlerimi de gölgeliyordu.
“Babam nerede Aylin?” dedi Yağmur içeri girip Çevirici’ye yaklaşarak. Çevirici de maskesini çıkarıp ona doğru yaklaştı. Yüzünü maskeyle kapattığından saklamak istediği bir yarası veya çirkin bir burnu vardır diye hayal etmiştim ama öyle değildi. Aslında yaşının vermiş olduğu olgunluğa rağmen oldukça güzel bir yüzü vardı.
“Annenle ne biçim konuşuyorsun!”
Anne mi? Yine bir şaşkınlık ve yine bir Yağmur. Her bölüm şaşırtıyorsun beni yazar, ne o yazacak konu bulamayınca Yağmur’un benim aile üyelerini de yazmaya başladın. Ağabeyimle ilgili bir şey daha yazma bak sinirimi hoplatma.
“Sen benim annem değilsin!”
“O da senin baban değil o zaman!”
“Evet sen evlatlıksın!”
“Bunu sana söylemek için bu kadar sene bekledik.”
“Dalga geçmeyi bırak Aylin, bu arkadaş seni ciddi sanacak.”
“Hahahahaha, tiyatral yönümü görmüş oldun.” dedi Aylin ve bana döndü. “Ama dediklerim gerçek o ve ablası evlatlık. Sadece en başından beri biliyorlar.”
Tiyatral yönünü daha kapıdan girdiğimde görmüştüm zaten. Beni asıl şaşırtan şey şaşırmayışım oldu. Nasıl şaşırabilirim ki? Şaşırma kotamı daha şimdiden doldurmuş oldum. Kanunsuz Yağmur’un ablası, Çevirici annesi ama üvey annesi çıkıyor. Kanunsuz kardeşine bile bile yalan söylüyor, onu öldürmek isteyen babası da aslında hem öldürmek istemiyor hem de babası değil. O yüzden artık ne olursa olsun şaşırmayacağımı düşündüğümden Aylin’e sadece gülümsedim.
O ise bana bunca şeyi söyledikten sonra Aylin beni kolumdan alıp mutfağa doğru götürdü.
“Necmi nasıl?”
Ruh halinin bu kadar kısa sürede değişebileceğine aslında hiç şaşırmadım İrem ile aynı özelliklere sahiptiler. Duraksamamdan rahatsız olacak ki hemen geri çekilip sözlüğünü çıkardı ve sayfaları karıştırmaya başladı. O kadar hızlı karıştırıyordu ki hışırtılar para sayma makinesinden çıkan sese çok benziyordu.
“Hey….. are you…. şok olmak neydi ya heh buldum shocked?.. Are you shocked?”
Dünya’nın en iyi ingilizcesi… Bir an durup: “YANİ ‘ŞOK MU OLDUN?’ DEMEK İSTEDİM!”
Kulağımın dibinde o kadar çok bağırdı ki sesi kulağımdan gidip beynimde iki tam tur atıp reseptörlere ağır siklet boksörü gibi yumruk atıyordu. Ellerimi kulağıma aldım ve iki adım geri çekildim.
“Seni duydum duydum, evet şok oldum. İngilizcem de var. Niye hem İngilizce konuşup hem de Türkçeye çeviriyorsun. Bu yüzden mi sana ÇEVİRİCİ diyorlar?”
“Bana artık ÇEVİRİCİ mi diyorlar? Olley beee!”
“Demiyorlar mı? Telefonda öyle kaydedilmişsin.”
O sırada mutfağın kapısından Yağmur geldi “Demiyorlar” dedi ve dolabı açıp kendisine su aldı. “O telefona kendisini o öyle kaydetti.”
Aylin gülümseyen suratı kayboldu. “Demiyorlar mı?”
“Demiyorlar hala eski adınla anılıyorsun.”
Yağmur öyle söyleyince merak edip atıldım: “Eski adı nedir?”
Yağmur tam söyleyecekken Aylin onu susturup. “Babana böyle bir kâğıt geldi ve evden ayrıldı. İki gündür yok.”
Yağmur gözlerinin tam önüne kadar gelen Aylin’i görünce söyleyeceği şeyleri yuttu ve kâğıdı eline aldı. Açıp okuduktan sonra buruşturdu. Hemen yanına gidip kâğıdı çöpe atmadan elinden aldım.
“Kızlarını ne kadar çok seviyorsun?
Yalı Mahallesi, Deniz Meltemi Caddesi, Mavi Köşk Sitesi, B Blok, Daire: 12,…..”
Zihnimdeki yapboz parçaları büyük ve sağır edici bir gürültüyle birbirine çarparken, içimi kaplayan dehşetle başımı hızla kaldırdım. "Sana bir şey söylemem lazım” diye bağırdım ama sesim boşluğa karıştı. Gözlerimi kaldırdığımda karşılaştığım tek şey, Aylin’in merak dolu bakışlarıydı. Yağmur elinden kâğıdı aldığımda diğer odaya doğru gidip çekmecelerini kurcalamaya başlamıştı. Hışımla arkasından gittim, Aylin de peşimden geldi.
“Yağmur sana bir şey söylemem gerekiyor.”
“Evet Echis’in verdiği not, evet tuzak kurmuyormuş.”
Cebimden notu çıkarmak için ararken kafama buruşuk başka bir kâğıt attı. Kâğıdı yakalayıp açtığımda Echis’in bana verdiği notu gördüm.
“Fırtına Salatası’nın kurallarında ‘Korumaya çalıştığın kişiyle önemli bilgileri gerek görmedikçe paylaşma’ diye bir madde mi var yoksa?”
Aslında yirmi sekizinci kural tam da böyleydi ama onun bu havalı girişini bozmak istemedim.

kendi adini kendi koymus diva... mrs. translator we got u
ailecek serial killer olmalari kadar ikonik cok az sey var kizlar baba meslegini devam ettiriyo bi bakima
gerçek anne babası değil ama uyarırım xd