insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Yerde yatan cansız bedenler, uğursuz bir gürültü, yakınımızdaki otobandan geçen araba farlarının büyük camlardan içeriye dolması… Gergin ortamın en tepede hissedildiği o anda babamın beni öldürmek istediğini öğrenmem bende ağır bir travma yaratırdı. Tabi böyle bir şey imkansızdı çünkü babam ben beş yaşındayken öldürüldü. Eski ağabeyim ile ben o renksiz günleri asla unutamadık. Neden eski dediğimi açıklamak çok uzun süreceğinden konudan fazla sapmadan. Gördüğüm en ruhsuz ve soğuk kişinin duyduğu bu kelimeler karşısında verdiği tepkiden bahsetmek istiyorum.

….

Bahsettim. Nasıl? Siz okurken bunu daha nasıl ifade ederim bilemedim. Daha da betimlemem gerekirse: sıfır mimik, sıfır jest, sıfır hareket. Her ne kadar yalan olduğunu tahmin etsem de tepki vermemesi beni şaşırtmıştı. Bir an sonra ruhsal durumu bana benzeyen İrem’e doğru yaklaştım. Kaşlarını yukarı kaldırarak soru sormamı istemediği o mimikleri yaptı. Neden yalan söylediğini merak etmiştim. Bana Timur demişti ama Yağmur’a başka bir isim söylemişti. Neden yalan söylediğini merak etmiştim.
Ortalık daha fazla karışmadan ve uzaklardan duyulan siren sesleri gecenin sessizliğini tamamen yırtmadan önce oradan ayrılmalıydık. İrem, kılıcındaki kanı ustaca temizleyip Yağmur'a başıyla ufak bir işaret verdi. İki kız kardeş gölgelerin arasına karışıp birer hayalet gibi saniyeler içinde gözden kaybolurken, beni cesetler ve kırık camlarla dolu o harabede tek başıma bıraktılar. Her şey bittiğinde onları uğurlayıp eve kadar tabanvay dönmek zorunda kalmam... işte bu süper hareketlerimin faturasını ağır kesmişti.
Evime adım attığımda vücudum ağrı ile doluydu. Bir an önce uykuya dalmak için kendimi banyoya, sıcak suyun altına zor attım. Suyun altında kaslarım biraz olsun gevşemişti ama asıl şoku banyodan çıktığımda yaşayacaktım.
Üzerimde sadece belime yarım yamalak sardığım ince bir havlu vardı. Saçlarımdan sular damlıyor, açık penceremden giren ayaz yüzünden tir tir titriyordum. Tam yatağıma doğru hamle yapacakken içeride bir kıpırtı duydum. Adımlarım buz kesti. Sessizce süzülüp komodinin üzerindeki altıpatlarıma doğru atıldım ama nafile...
Silahımın olması gereken yerde devasa bir silüet oturuyordu. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Karanlığın içinde oturan bu adam, benim altıpatlarımı parmağında çeviriyor, güya Vahşi Batı'nın en ünlü kovboyculuğunu oynuyordu. O geniş omuzlardan ve odayı kaplayan o ayı boğan cüssesinden kim olduğunu hemen anladım: Echis.
Üzerimdeki havlu gevşemek üzereydi, çıplak ayaklarım buz gibi parkenin üzerinde uyuşmuştu.
“Siz yeteneksizler beni nasıl alt ettiniz onu düşünmeden edemiyorum.” dedi Echis silahımı döndürmeye devam ederek. “Gerçi siz değil Kanunsuz etti ama evrenin size tanımış olduğu şans bu olayı size yıkmama yetti de arttı.”
Şans mı? Şans! Çok şanslı olduğum doğrudur. Ama bu sizce şans mı? İçten içe ona katıldığınızı biliyorum. Değil tabii ki! Bu benim özel gücüm: Doğru yerde, doğru zamanda bulunmak.
Belimdeki havluyu düşmesin diye tek elimle sıkıca kavrarken, titrememi gizlemek için omuzlarımı dikleştirdim. Karşımdaki dev cüsseye ve namlusunu bana çevirdiği altıpatlarıma inat, zihnimdeki karizma zarlarını yuvarlayıp onu huzursuz edeceğini çok iyi bildiğim o ukala gülümsememi yüzüme yerleştirdim.
“Çok konuşuyorsun,” dedim, sesimin titrememesine dua ederek. “Kıyamet Kebabındakiler de senin gibi böyle geveze mi?”
Beklediğim olmuştu. Silüetinden başka bir şey göremezken bir anda yüzünün çevresini sonra da göz çukurlarını görmeye başladım. Nihayet yüzü ortaya çıktığında, dudakları gerilmiş kaşları çatılmıştı.
Bana doğru gelirken nasıl karşılık vereceğimi düşünmem için saniyeler vardı. Saniyeden daha hızlı yürüse de benim için zaman biraz daha yavaş akıyordu. Aramızda 3-5 adım kala durdu.
“Seni öldürmeyi düşünmüyorum!” dedi ve silahımı bana fırlattı. Sonra diğer eliyle bir kâğıt uzattı. “Şansın burada işe yarayacak mı?” dedi. Kâğıdı açıp baktım ve bir adres vardı. Sonrasında arkasını dönüp cama doğru yürüdü.
“Bunu bana neden yapıyorsun?” diye sorduğumda o da bir an durdu ve hafifçe gülümsedi. Sonra camdan dışarıya doğru atladı. Koşup arkasından baktığımda kaybolmuştu. Elbette öyle olacaktı üç metreden onu yavaş yavaş inerken görmem bu sinematik anlatıma asla yakışmaz değil mi yazar?
Neyse pek umursamayıp kâğıdı cüzdanıma sakladım.
**
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yağmurlu bir sabahta Fırtına Salatası’nın yolunu tuttum. Kapıya doğru geldiğimde Necmi’nin dışarda çöpleri attığını gördüm.
“Hala yanına birini alamadın mı?” diye seslenip yanına doğru yürüdüm. “Yaşından dolayı inanılmaz yürüyorsun. Senin yaşındakiler evde torunuyla oynuyor” dedim. Necmi gözlerini devirip bana baktı: “Doğru ağabeyinle sen torun mu getirdiniz de seveyim!” dedi. O adamı anmayı çok seviyordu. Ne de olsa ilk göz ağrısıydı.
Gülümseyip içeriye doğru girdim ve barın arkasına geçip çilekli sütü çıkardım. Yeni yıkanmış Arjantin bardaklardan da bir tane aldım. Sütü doldurduktan sonra masalardan birine geçtim.
“Dün ölmemişsiniz ve öldürmemişsiniz” dedi Necmi yanıma otururken. “Bu sabah ret yazısı getirdiler”
“Ret yazısı mı? Yani ‘Biz bu ödülü reddediyoruz’ mu diyorlar?” diye cevap verdim ve sütümden bir yudum aldım.
“O kadar senedir buradasın ve sana tekrardan hatırlatmam mı gerekecek Hakan?” dedi ve kafasını salladı. “Evet dün fena yapmışsınız o yüzden ‘bize bulaşmayın’ diyorlar.”

İki senedir burada olmama rağmen neredeyse hiç ret yazısı görmemiştim. Sadece ilk geldiğimde ağabeyime koyulan ödülden tam bir saat sonra ret yazıları gelmişti. Ama başka hiç ne gördüm ne de duydum. Ben hala ret yazısı yazmadığımdan gördüğümde alnının çatından vurabilirim diye düşünüyorum.
Elimdeki kağıdı çıkarıp uzattım. “Bunu dün Echis verdi” dedim. “Çeki verenlerin yeri olabilir.”

“O adama inanmayacaksınız değil mi?” diye sordu Necmi. “Kanunsuz sadece onu hayatta bıraktığından beri Kıyamet Kebabında yalnızlık senfonisi dinliyor. Tek amacı Kanunsuz’u öldürmek.”
“Sıkıntı yok Kanunsuz ile bizim ne işimiz olabilir?” dedim ve yakaladım. Beton bunu neden söylemişti. Yakaladığımı biliyordum çünkü kem küm etmeye, ellerine yer bulamamaya başladı. Gözlerimin içine masum bir kedi gibi bakmaya başladı. Heyhat! Koskoca Beton’un girdiği durumlara bak.
Çok fazla acındırmadan gülümsedim: “Torun beklediğin insandan çok şey saklıyorsun.”
Tam cümleme devam edecektim ki Yağmur kapıdan içeri girdi. Necmi ile bizim masamıza doğru geldi. “Hani hala keyif yapıyorsun kalk gidiyoruz!”
Verdiği emirler o kadar kesindi ki Necmi bile nereye diye soramadan kalktık. Ben kapıdan çıkarken Necmi’ye göz kırptım. Kapıdan çıktığımızda sordum: “Nereye?”
***




user

abimize noldu acaba

user

beton necmi bizden ne sakliyorsun.. yakistiramadim essek kadar adam sir saklar mi

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.