Fihmandiya'ya yaklaşmanın vermiş olduğu heyecanla Sergei'de büyük bir mutluluk ve gerginlik vardı. Öncesinde birçok kez bu güzergahı kullanmıştı. Sergei'nin getirdiği araçlar aranmaz hatta çoğu zaman geçiş işlemleri bile o gelmeden yapılır, sıra bile beklemezdi. Sınır kapısına yaklaştıklarında 10 kamyonet peş peşe dizilmiş; adeta "Bakın biz Federasyondan mal kaçırıyoruz" diye bağırıyordu.
En öndeki kamyonette Sergei ve has adamı Artem bekliyordu. Memur, kalın kürklü montunun yakasını kaldırmış, elinde bir defter, bir fener ve yanındaki yarı otomatik tüfeğini yatay tutan muhafızla beraber adımlarını ağırdan alarak kapıya yaklaştılar.
Anton: Sergei, geçiş belgeni alabilir miyim?
Sergei: Buyur. Bu arada Rostovya'daki yeni evin hayırlı olsun...
Sınır Muhafızı: Sergei Vevidov, araçtan iner misiniz efendim?
Sergei: Hayır, inmem.
Anton: Rutin prosedür efendim. Sadece kayıt işlemleri için imzanız gerekiyor.
Sergei: İnmeyeceğimi söyledim! Anton, git belgeleri buraya getir.
Sağına baktı ve ekledi:
Sergei: Artem, Ivan'ı ara!
Sınır muhafızı Artem'in yüzüne ışık tuttu ve elindeki fotoğrafa baktı ama konuşmayı Anton'a devretti.
Anton: Bunun kamyonetlerle bir alakası yok, Sergei. Hakkında yakalama kararı var. Sağınızdaki kim? Şu an kaçak durumda olduğunuz yazıyor.
Sergei: Anton, o mu? O, Artem. Eğer biraz daha beni burada tutarsan, senin beynini dağıtacak olan kişi.
Artem Albayı arayıp telefonu Sergei'ye verdi ve araçtan inip sınır muhafızına doğru, aracın önünden yürümeye başladı.
Ivan: Albay Ivan?
Sergei: Ivan, ben Sergei. Bu sikik kapı nöbetçisi bizi geçirmiyor.
Anton araya girdi:
Anton: Efendim, bunun araçlarla bir alakası yok. Sergei insin, araçlar devam edebilirler. Sergei hakkında 2. önem derecesinden yakalama kararı var.
Ivan: İsmini bilmiyorum delikanlı ama kimse benim adamımı teslim alamaz.
Anton: Biliyorum efendim, beni siz atamıştınız ama durum başka. Elimde kesin emir var.
Ivan: Telefon hoparlörde mi?
Sergei: Evet.
Ivan: "Şu çocukla görüşmek istiyorum, Sergei." Dedi ve kapattı.
Bir an duraksayan Sergei, "Emredersiniz komutanım" dedi ve Anton'un arabanın kol dayama kısmına yaslanmış kolundan tuttu ve kendine öyle hızlı çekti ki Anton'un yüzünün yarısı kamyonetin tavanında kalmıştı. Kaşı açılan ve sersemleyen Anton, Sergei'nin ani saldırısına karşılık veremedi. Sergei, Anton bayılana kadar Anton'un kafasını kamyonetin tavanıyla ezmeye devam etti.
Önünde duran diğer sınır muhafızı ise refleksle elini tüfeğine atarken Artem bir adım öne çıktı ve elini kaldırdı. Bir anda avucundan kör edici bir ışık ve kulak zarını yırtacak bir patlama sesi yayıldı. Darbenin etkisiyle havada savrulan muhafız, beş metre öteye, sınır yolunun yanındaki sert toprak sahaya çarptığında, ince bir kar bulutu yükseldi.
Görev arkadaşının neredeyse ölmek üzere olduğunu gören ve içeride oturan 2 güvenlik görevlisi tabancalarını çekerek dışarı çıktılar. Ama manzara iç açıcı değildi: peş peşe dizilmiş, birbirinin aynısı 10 kamyonet ve onlara doğru bakıp "Ölmek istemezsiniz" diyen, iri yarı birini elinden çıkarttığı insanüstü güçle havaya fırlatmış bir adam.
Artem, yanına gelen hepsi silahlı Ayı Dişi ekip üyeleriyle muhafızları çatışmamaya ikna etti. Sergei, Anton'u bayılttıktan sonra kamyonete çekti ve sağ koltuğun önüne bir yığın gibi attı. Artem koşar adım sağ koltuğa geçti ve patinaj çekerek kalkan kamyonetler peşi sıra, muhafızların şaşkın bakışları arasında oradan ayrıldılar. Fihmandiya'ya tedirgin ve gözünü yoldan ayırmadan araba kullanan Sergei, rahatlayıp tek eliyle ağzına yerleştirdiği sigarasını yaktı.
Artem: Bu adamı atsaydık daha iyi olurdu. Neden arabaya attın ki?
Sergei: Albay konuşmak istedi. Duymadın mı? Bu arada şu Krist 3. kamyonette olması lazım. Şehrin üstünden geçerken ben ineceğim, Krist direksiyona geçsin.
Artem: Düşündüğüm kişiyi mi görmeye gideceksin?
Sergei: Aniçka... Gelmeyecek misin?
Artem: O kadın... Bilmiyorum, onun yanına gidip geldikten sonra akıl sağlığımdan şüphe ediyorum.
Sergei: Gel, şu sıra peşimden gelen çok. Yardımın olabilir.
Artem: Anton'u ne yapacağız? Üstelik bu sevkiyatı gerçekten bırakacak mısınız?
Sergei: Kardeşlerden birine söyle, depoda saklasınlar. Albay Fihmandiya'ya zaten gelecektir. Ve Artem, unutma; çok çalışarak kazanılabilecek tek şey mutsuzluktur. Ben o yaşları geçtim.
Sergei, Fihmandiya'da Lunareth şehrinin yol ayrımına ulaştığında kamyoneti durdurdu ve emrinde bulunan Ayı Dişi üyelerinden birine teslim etti. Andrey çoktan Sergei'nin aracını hazırlamıştı ve Sergei'yi almak için bekliyordu. Kısa bir selamlaşmanın ardından Sergei, Artem ve Andrey araca geçtiler.
Herkes nereye gittiklerini biliyordu, bu yüzden Andrey ve Artem'in üzerinde bir gerginlik vardı. Andrey bir müddet sorup sormamak arasında kararsız kaldıktan sonra söze girdi.
Andrey: Patron.
Sergei başını kaldırıp Andrey'e baktı. Andrey devam etti.
Andrey:"Ben araçta beklesem olur mu?
Sergei kahkaha atarak cevapladı: "45 yaşındaki bir kadından mı korkuyorsun? Merak etme, seni yemez."
Artem araya girdi: "Beyninin etini yiyebilir, yalan söylüyor."
Sergei: Eve giren çıkan olmasın da ne sik yapıyorsanız yapın, Artem daire kapısında nöbet tutsun. Ha, Artem, oraya kadar gelmişken selam da ver, sonra çıkarsın. Sonra 'Neden kapıda bekliyor? İçeri hiç girmedi" demesin bana.
Artem yüzünü buruşturdu ve kafasıyla onayladı.
Lunareth, nüfusu çok yüksek olmayan, insanlarının çoğu kaçakçılıkla uğraşan bir Fihmandiya sınır kentiydi. Hatta kaçakçılık haricinde şehrin yüksek bir gelir kalemi bile yoktu. Zamanla artan terör olayları ve geçim sıkıntısı insanların çoğunu göçe zorlamış. Şehir, Federasyon suçlularının barındığı bir yer haline gelmişti. Terk edilmiş binalar, gölgelerde saklanan gözler, eski binalardaki kırık pencereler adeta bir harabeyi andırıyordu.
Aniçka da zaten Kuzey Federasyonu'nda resmileşmiş hapis cezası bulunan bir kadındı. Zamanında Sergei onu mahkeme çıkışında bağlantılarını kullanarak kendi aracına bindirmiş ve Ayı Dişi kaçakçılık rotası üzerinden Fihmandiya'ya kaçırmıştı.
Aracı kullanan Andrey, Artem ve Sergei'yi indirdikten sonra sokağın köşesine park etti.
Sergei merdivenleri çıkıp kapıya yaklaştığında beyninde bir ses yankılanmaya başladı: "Geldin mi? Geleceğini biliyordum, gelmişsin... Geliyorum, dur bekle, geldim..." Kapı açıldı.
Kapıyı açan Aniçka hiç beklemeden Sergei'ye sarıldı. "Özledin mi? Özlemişsin, ben de özledim... Ama ne planın var? Beni nereye götüreceksin!?"
Sergei: Bundan hoşlanmıyorum.
"Cevap ver bana, cevap ver! Cevap vermek zorundasın, cevap vermek istiyorsun!"
Sergei: İçeri geçelim mi? Öyle anlatayım.
Sergei ve Aniçka içeri eve girdiklerinde Artem kapıdaki konumunu aldı ve nöbet tutmaya başladı.
Sergei: 10 kamyon beyaz barut siparişi aldım, gülüm.
"10... 10... 10... 10... 10... 10..."
Sergei: Evet, bu beni de korkutuyor. Nereyi patlatacaklarını bile bilmiyorum ama daha önemli bir şey var, hayatım... Parayı peşin aldım! Bana öyle imtiyazlar sağladılar ki inanamazsın.
"Artık birlikte... birlikte... yaşayacağız... beraber... ayrılmadan..."
Sergei: Evet, bir şey daha var...
"Görüyorum... Mutant... Onu tanıyorum... Viktor... Bir kez görmüştüm. O mutant mı? Evet, aaa!"
Sergei: Beraber yaşayabileceğimizi düşündüm. Çok fazla karargâhım var ve sana sahte bir kimlik çıkarttım. Daha doğrusu sahte değil, sisteme kayıtlı. Sadece mezarlıkta yatan biri kimliksiz yatacak...
Yaşlı çift, içeride geçen saatlerin ardından duş alıp evden çıktılar.
"Artem, Artem, Artem! Gidiyoruz Artem, Artem!"
Açılan kapı ile beraber Artem konuştu: Patron, lütfen onu uyarır mısın?
Sergei gülümseyip Aniçka'ya baktı ve merdivenlere yürüdü.
Viktor bir sabah uyandığında Miko'nun gene camı açmış olduğunu gördü ve sordu.
Viktor: Neden her sabah camı açıp duruyorsun, Miko?
Miko: Kardeşim, çünkü sen uyuyunca oda gaz kokuyor, kardeşim.
Viktor: Nasıl yani?
Miko: Kardeşim, propan gazı olduğunu tahmin ediyorum. 2-3 saatin ardından oda sanki mutfak tüpü açık bırakılmış gibi gaz kokmaya başlıyor. Ellerin nemli oluyor, ben fark etmişsindir diye düşünmüştüm.
Viktor mutant kimliğinden o kadar çok kaçmak istiyordu ki bu durumu önceden bir kez fark etse de bunu zihin altında adeta gömmüş ve unutmuştu. O, kendi başına ve ailesinin başına bela olan bu olayların mutantlık yüzünden geldiğini düşünüyordu ve mutantlık tıpkı devletler için olduğu gibi onun için de hastalıktan farksızdı.
O, ailesinin yanında bir emeklilik hayali kuran bir babaydı. Çok yaşlı olmasa da durmadan koşuşturmayla ve savaşla geçen yıllar onu yormuş ve emekliliğin rahatı ve kızıyla zaman geçirmenin verdiği huzur onu çok hızlı kucaklamıştı. Ama onun hayatta kalma içgüdüsü Viktor'un tamamen karanlığa teslim olup kaybolmasını engelliyor ve güçlü kalıp savaşmaktan başka şansının olmadığını her gün ona hatırlatıyordu.
Derin düşüncelere dalan Viktor, Miko'nun kahvaltı için yere gazete sermesiyle konuştu.
Viktor: Gene mi yumurta ve dün akşamdan kalan patates yiyeceğiz, Miko?
Miko: Kardeşim, normalde ben her gün sabah kahvaltıda patates püresi, yumurta ve çay; öğlen duruma göre patates püresi ve eğer stok durumumuz müsaitse koyun eti; akşam yemekte ise patates püresi ve öğleden kalan koyun etini yerim. Ama senin getirdiğin yiyeceklerle birlikte sabahları yumurta, haşlanmış patates ve granola bar; öğlen koyun eti ve patates püresi; akşam ise balık konservesi ve patates püresi yiyebileceğiz. Bunu hayal edebiliyor musun? Çok güzel olacak!
Viktor, Miko'nun dağda kalmaktan delirdiğini düşünüyordu ama çocuksu tepkilerine de bir sempati duymadan geçemiyordu. Zavallı adamın kaç senedir dağda kaçak olduğu belli değildi.
Viktor: Sahi, Miko, sen neden buradasın?
Miko: Size arkadaş olmak için kardeşim, beni Sergei görevlendirdi.
Viktor: Hayır, hayır, onu sormuyorum. Başka ne sebeple buradasın? Neden kaçak gibi dağda yaşıyorsun? Nerelisin?
Bir an duraksayan Miko cevap verdi: Ekitme kardeşim... Ben Ekitme'den kaçtım. Ailem... anne ve babamı arkamda bıraktım.
Viktor: Neden kaçtın?
Miko: Ben üniversite okumak istedim... kardeşim... Biliyorum bu çok bencilce bir karardı... ama ben istedim... ama yani şu an dağdayım... Ben lisede hep A+ alırdım... üniversiteyi hak etmiştim... vermediler... yani devletin adamları... akrabası güçlü olanlar... hükümete yakın olanlar... onlar üniversite okuyabiliyor... Ben aslında ailem için... okumak istemiştim... para kazanmak için...
Miko'nun ağlamaya başladığını gören Viktor fazla uzatmadı ve konuyu değiştirdi.
Viktor: Eee ne iş yapıyorsun yani? Ne üzerine okuyacaktın?
Miko: Kimya...
Viktor, Sergei'nin beyaz barut işini bıraktığını biliyordu ama Sergei'nin kimya demesi üzerine şüphe duydu ve irdelemeye karar verdi.
Viktor: Sergei ile ne iş yapıyorsunuz?
Miko: Ben Sergei ile... üretim kardeşim...
Viktor: Beyaz barut üretimi?
Biraz afallayan Miko cevap verdi: Siz nerden biliyorsunuz?
Viktor: Xeltrion'u nasıl temin ediyorsunuz
Miko? Madenlerin yüzde 90'ı Medvediyan Krallığı sınırlarında, orada yasa dışı bir taş bile çıkartmazsın.
Miko: Eğer devletler anlaşmadıysa efendim... böyle işler genelde anlaşmalı olarak kaçak yollarla yapılır... bir tırı yurt dışına çıkarmak için üniformanın gölgesinden daha güvenli bir yer olamaz, öyle değil mi? Ama bunlar benim görevim değil... ben sadece kimyacıyım.
Miko devam etti: Ben yani kimyacı olmak isterdim. Şu an yasadışı bir barut üreticisiyim ama bana fırsat vermedi Viktor kardeşim. Ben çok hızlı ezberlerim, biliyor musun bir sayfa numarayı okuduğumda ezberlemiş olurum ama bana fırsat vermedi Viktor. Ben ailemi gururlandıracak bir bilim adamı olabilirdim.
Viktor, Miko'nun biraz sonra susacağını umut ederek onaylıyordu. Evet, hmm evet doğru.
-Bizim ülkemizde insanlar doğdukları statüleriyle değer görürler kardeşim. Ama her insan ilk doğduğu andan itibaren özel değil midir sence de? Bence öyle, değer görmek satın alınan bir şey olmamalı. Veya adalet... Adaleti satın almak kardeşim... Zenginlerin yaptığı bu: eğer yeterince zenginsen hiçbir şey senin için yasak değildir. Bunu biliyor muydun kardeşim? Bak, kurallar sadece insanları düzen içinde tutmak ve kaosun yaygınlaşmasını önlemek içindir.
Viktor araya girdi:
-Yaptığın şu bombalarla kaç zengin öldü Miko?
Miko: Ben bilmiyorum, sadece üretiyorum kardeşim. Ama bu benim suçum değil ki, bana bir yaşam şansı verdiler ve karşılığında en iyi bildiğim işi yapmamı söylediler kardeşim.
Miko farklı anılarını anlatıyormuş gibi görünse de aynı konuları tekrar etmeyi sürdürüyordu. Sıkılan Viktor bir sigara yaktı.
Viktor: Bu seni masum mu yapıyor sence?
Miko: Bak kardeşim, beni anlamıyorsun. Benim senin gibi bir seçim şansım olmadı.
Viktor: Ölmeyi seçmek de bir seçimdir Miko, ki bahse girerim ölmezdin.
Miko: Bak kardeşim, Ekitme'de seçim şansın yoktur. Sadece sana çizilen hayatı yaşarsın!
Viktor: Hayat herkese bir çizgi çeker Miko. Önemli olan seçimlerinin arkasında durabilmektir.
Miko: Bak ama ben...
Viktor: Ben ben ben, sus lan artık! Herkesin sıkıntıları var Miko!
Miko: Evet var kardeşim ama benim ülkemde bu sıkıntıların çözümü yok!
Viktor: Ülkeni sikeyim Miko! Seni de sikeyim, şu Sergei'yi aramam lazım. Ne zaman gelecekse gelsin artık, yoksa ben şehre gideceğim.
Viktor aslında Miko'ya bakınca kendini görüyordu. Sistem tarafından dışarı itilmiş, konuşma şansı verilmemiş ve sahip oldukları elinden alınmış bir insan... Ama Miko gibi hayatın sürüklediği yere gitmek ona göre değildi. O, durumlar ne kadar kötü olursa olsun her zaman seçim şansı olduğuna ve seçimlerinin getireceği kâr ve zararları iyi hesaplayıp ileride pişman olmamak üzere plan yapardı.
Eğer bir seçiminden ötürü büyük bir zarara uğrasa bile bacağını kaybetmek ve protez bacakla yaşamak zorunda kalmak gibi yaptığı seçimden pişmanlık duymazdı. Çünkü zamanında doğru olduğuna inandığı şeyi yapmıştı. Miko ile bir süre daha konuştuktan sonra Sergei'yi arayan Viktor, Sergei'nin 1 güne kadar kampa geri döneceğini öğrenmiş ve Yana'nın serbest kalması için teslim olma fikrini rafa kaldırmıştı.
Sergei'nin kurduğu bağlantıların ve yasadışı yaptığı birçok olayın farkındaydı ve kızını bir şekilde hapishaneden çıkartabileceğine inanıyordu. Ya siyasetle ya da silahla!
Kışla sessizdi. Koridorlarda yankılanan adımlar çoktan kesilmiş, sadece uzaktan nöbet değişimindeki çizmelerin metalik sesi duyuluyordu. Gregor çoğu akşam devletin ona tahsis ettiği lojmana gitmez, çoğunlukla kışlada sabahlardı. Emrindeki askerleriyle derin bir bağı vardı. Özellikle kendi emir subayı ve astsubayı ile şehirdeyken bile ayrılmazlar, gezerken bile arkadaş gibi beraber takılırlardı.
Normalde bir yüzbaşının emir subayı olmazdı ama mutant vakaları devletlerin güvenlik sistemlerini de etkilemiş ve farklı sistemler ve kurumlar geliştirmek zorunda kalmışlardı. Tüm resmi ve gayri resmi haklarla donatılmış ve yaptığı her pisliği devlet tarafından kapatılan Gregor buna en büyük örnekti.
Kışladan ayrılmayan Gregor, özellikle emir subayı Lebedev'in de gönderdiği diğer 2 asker gibi Viktor tarafından vurulması üzerine Viktor meselesini kişiselleştirmiş ve elindeki tüm yetkileri pervasızca kullanarak Viktor'u sıkıştırıp yakalamaya ant içmişti. Lebedev onun gerçekten sevdiği bir arkadaşıydı; genç teğmen Lebedev MİMÖK'e geçmeye gönüllü olarak katılmış cesaretli bir askerdi. Lebedev hastaneden çıkana kadar yanından ayrılmamıştı.
Gene kışlada geçen günlerden birinde Gregor, soğuk bir kış akşamında odasında oturmuş kahvesini içerken Viktor'un dosyasını okuyordu.
Doğum Yılı / Yeri: 1959, Temnaya Rechka
Boy: 1.82 m
Kilo: 83 kg
Medeni Durum: Evli (Azenor Sokolov) – 1 çocuk (Yana Sokolov)
Fiziksel Durum: Sağ bacak diz altı ampute (askeri protez desteği).
Mesleki Geçmiş
Borelia Bağımsızlık Savaşı (1985–1987)
Gönüllü olarak katılım.
Acemi asker. Savaş sürecinde rütbe kazanımı.
Ön cephe tugay bağlantıları:
Temnaya Rechka Sergei Vevidov - Durum: Sağ (kaçakçılık şüphelisi, Ayı Dişi bağlantısı)
Gayri resmi siyasal koruma
Emekli kaçakçı
Yüksek saldırganlık ve silah kullanma eğilimi
Temnaya Rechka Anatoli Muranov - Durum: Ölü (1987, ön cephe çatışma)
Temnaya Rechka Viktor “Volk” Rudenko – Durum: Ölü (1986, keskin nişancı ateşi)
Temnaya Rechka Stepan Arkanov - Durum: Ölü (2005, kanser kaynaklı)
Rostovya Görevi (1979–1982)
Bölük astsubayı.
Bağlı olduğu komutan: Albay Ivan (aktif görevde). Ivan da gayri resmi bağlantısı.
Disiplin durumu: 2 kez “maaş kesintisi” ceza, 1 kez “rütbe düşürme” cezası.
Sebepler resmi kayıtlarda “belirsiz” olarak yer almakta.
Mihvar Görevi (1990–1994)
Ağır çatışma bölgelerinde operasyonel görev.
Yakınlığı bulunduğu tahmin edilen aktif silah arkadaşları:
Kara Piyade Yüzbaşı Marina Volkova – Dış görev: Ekitme
Kara Piyade Üsteğmen Roman Belikov – Kholodnyy
Gazi statüsü.
Emeklilik ve Güncel Durum
1994: Malulen emekli (sağ bacak diz altı ampute).
Emeklilik sonrası kırsalda düşük profilli yaşam.
Zaman zaman savaş arkadaşlarıyla bağlantı.
Kaçakçılık, silah ticareti ve yasadışı faaliyet şüpheleri mevcut.
Aslında Viktor, karşısına böyle çıkmasaydı gayet iyi anlaşacaklarını düşündüğü bir kişiydi. Viktor'un ömrü savaşlarda geçmiş, emekliliğine birkaç yıl kala katıldığı son savaşta malulen emekli olmak zorunda kalmıştı. Gregor için böyle bir özgeçmiş kutsaldı ama ne var ki hayat onları karşı saflarda karşı karşıya getirmişti.
Gregor mutantlardan olabildiğince nefret eder ve yok edilmeleri gereken canlılar olarak görürdü. Mutant kamplarında yaşlı, kadın, çocuk demeden onları kendi bildiği şekilde disipline etmeye çalışır ve inceleme adı altında cerrahi ve kimyasal deneyler yapmak için mutant kampına gelen bilim adamlarını, doktorları yakından takip eder ve onları mutantların önemsiz varlıklar oldukları ve her türlü deneyi yapmakta özgür oldukları konusunda cesaretlendirirdi.
Deneyler genelde mutant fizyolojisini anlamaktan veya kopyalamaktan çok uzaktı. Mutantlardaki güçlerin nasıl gerçekleştiğini anlayıp kopyalamaya çalışan devletler ve bilim adamları mutant denekler üzerinde sayısız deney yapıyordu. Yine bir gün deneyleri gözleyen Gregor, ellerinden 1000 volt üstü gerilim tutabilen bir mutanttan kan alınmasına ve ellerinin cerrahi bir operasyonla kesilmesine tanık olmuştu. Ama elde edilen bilgiler çok sınırlıydı, çünkü mutant doku vücuttan ayrıldıktan sonra kuantum koherensini kaybediyor ve bozunuma uğruyordu. Sayısız kan testinden elde edilen hiçbir veride mutant genine rastlanmamış ve mutantlığın sebebi çözümlenememişti.
Ama öğrendiği tek bir şey vardı: mutantlar uzun süre yakın temasta bulundukları kişilerde, aileleri, eşleri, çocukları veya uzun süreli arkadaşlarında radyasyon bazlı kansere sebep oluyordu. Bu da Gregor'un insanları zehirleyen canavarlar görüşünü destekliyordu.
Uzun düşünceler eşliğinde dosyayı inceleyen Gregor, kahvesinin bittiğini fark edip ayağa kalktı. Kışlada biraz gezinecek ve Yana'nın tutulduğu alt kata inecekti. Koridorlar sessizdi, kat nöbetçileri yerlerindeydi. Gördüğü ilk nöbetçiye kahvesini hazırlayıp odasına getirmesini emredip yavaş adımlarla alt kata yürümeye başladı. Merdivenlerden yarı uykulu bir şekilde aşağıya inen Gregor, ani bir ses patlamasıyla iki elini kulaklarına götürdü ve yere oturdu. Bir süre yerde sakinleşmeye ve kendini toparlamaya çalışıp ayağa kalktı.
Ses bombası atıldığını düşündü ve tabancasını çekip sese doğru ilerlemeye başladı. Ses gittikçe tizleşti ve kayboldu. Başı dönmeye başlayan Gregor, Yana'nın tutulduğu koğuşun önüne geldiğinde nöbetçinin yerde kıvranıp kusmasını izledi ve koğuşun kapısını açtı.
Zavallı kız içeride çığlık atıyor ama hiçbir ses duyulmuyordu. Yana, Gregor'u görünce çığlık atmayı bıraktı, ağzını kapatıp ona doğru bakmaya başladı. Gregor'un ise burnu damla damla kanamaya başlamış ve başı şiddetli bir şekilde dönüyordu.
Alt kata koşarak gelen Lebedev, komutanının koluna girdi ve bağırdı:
-Komutanım, iyi misiniz? İyi misiniz? Burada ne oldu?
Bayılmak üzere olan Gregor, son bir fısıltıyla konuştu:
"Bu 2. jenerasyon bir mutant..."

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı