insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

music wave

Bu bölüme özel müzik eklendi!

Hikayenizi okurken, atmosferi tamamlayan özel müziği dinleyebilirsiniz.

Her zamanki gibi okul kıyafetlerimi giymiş, çantamı hazırlamış, ailemle kahvaltımı yapmıştım. Annemi arabanın ön koltuğunda bekliyordum. Annem Nora, her gün beni ve küçük kardeşim Leor'u yeni aldığımız arabayla okula getirip götürürdü.Annemin arabaya binmesiyle hemen konuya girdim.

-Anne, bugün okuldan sonra tasarım dersi için arkadaşlarımla toplanacağız, gidebilir miyim?

-Gene mi? En az 20 defa toplanmadınız siz, kızım?

-Anne, öğretmen sürekli ödev veriyor ve hepsi grup ödevi maalesef.

Annem her gün geç gelmemden şüpheleniyordu ama onu her seferinde ufak manipülasyonlarla atlatmayı başarıyordum. Zaten her sınavdan tam puan alan, öğretmenleri tarafından beğenilen bir öğrenciydim ama derslere karşı pek ilgim yoktu. Öğretmenlerimi de zihin manipülasyonu ile manipüle ediyordum. Hatta çoğu kez derse bile girmiyor, öğretmenlerimin beni var yazmasını sağlıyordum.

İlk ders matematikti ve dersin sonlarına doğru matematik öğretmeni Bay Harris, tahtaya işlediğimiz konu ile alakasız bir soru yazmıştı:
"I=∫tan⁡x dxI=\int\sqrt{\tan x}\,dxI=∫tanxdx"

soruyu yazmayı bitirince sınıfa dönen Bay Harris, bana bakarak, "Bu soruyu tahtada çözmek ister misin?" dedi.Bay Harris'in tahta kalemini orada bırakıp masasına oturmasının ardından tahtaya çıkıp çözmeye başlamıştım;

I = ∫ √(tan x) dx

İkame: u = √(tan x) → u² = tan x
2u du = sec²x dx = (1 + tan²x) dx = (1 + u⁴) dx
dx = 2u/(1 + u⁴) du

I = ∫ u · 2u/(u⁴+1) du = ∫ 2u²/(u⁴+1) du

Payı böl: 2u² = (u²+1) + (u²−1)

I = ∫ (u²+1)/(u⁴+1) du + ∫ (u²−1)/(u⁴+1) du

Pay ve paydayı u²'ye böl:

I = ∫ (1 + 1/u²)/(u² + 1/u²) du + ∫ (1 − 1/u²)/(u² + 1/u²) du

Birinci integral:
w = u − 1/u → dw = (1 + 1/u²) du, ve u² + 1/u² = w² + 2
∫ dw/(w² + 2) = (1/√2) · arctan(w/√2)

Sonuca doğru giderken öğretmenime baktığım an duraksadım.
*Bu konuyu işlememişiz.öğretmen bile doğru cevabı bilmiyor. *

-Öğretmenim, galiba bunun cevabını bilmiyorum.

Yazılanları uzun uzun inceleyen bay Harris konuştu:

Bay Harris: İyi gidiyordun oysaki. Bu seneki matematik turnuvamız için en iyi matematiğe sahip öğrenciler seçilecek... Normalde 4. sınıflardan seçerdik ama ben sana şans vermek istemiştim.

"Yalan söylüyor, ama Bay Harris neden böyle bir konu için yalan söyler ki? Neyi öğrenmeye çalışıyor..."

Bay Harris, teneffüs zilinin çalmasıyla birlikte apar topar, öğrencilerden önce sınıftan ayrıldı. Acelesi var gibi gözüküyordu. Ben ise onun gergin olduğunu çoktan anlamıştım. Sonraki derse girmeyecektim. Matematik dersine de sadece sevdiğim için katılmıştım.

Yakın arkadaşım Karl'a benimle gelip gelemeyeceğini sordum. Tek başıma canımın sıkılacağını biliyordum. Karl ise benle vakit geçirmeye dünden razıydı ve memnuniyetle kabul etti. Kapıda genelde bir nöbetçi öğretmen ve dışarıda sigara içen ve derse hep geç giren öğretmenler oluyordu. Hepsinin gözünde kendimi ve Karl'ı görünmez yapmak zor işti, ama neyse ki gene kimseye yakalanmadan okuldan kaçmayı başardık.

Aslında Karl gelmeseydi bugün ormana gidecek ve tekrar uçmayı deneyecektim. O da iyi bir plandı. Karl... benim güçlerimi bilen tek kişiydi ve bana fazlaca âşıktı. Ama bunu bilmediğimi sanıyor; aslında böyle olması daha iyi, çünkü bu sayede beraber eğlenceli zaman geçirebiliyoruz. Sıkılmadığım sürece onu yanımda tutmamın bir zararı yok.

Okulun çıkış kapısından çıkarken Karl konuşmaya başladı:

- Bence siz mutantlar hayata 3-0 önde başlıyorsunuz... Uçabiliyorsun, istediğin kişiyi kandırabiliyorsun,

- Hmm, ne demezsin...

- Bu inanılmaz! Öğretmenlerin önünden geçiyoruz ve bizi görmüyorlar bile. Şu matematikçi Harris değil mi? Müdürle konuşuyor. Yanına gidip müdürün kravatını çeksem beni görür mü?

- Görünmez değiliz, Karl, abartma. Sadece onların algılarının dışındayız.

- Algı demek ha... Mutant olduğun kadar kültürlüsün de, küçük hanım...

-Aç mısın, Karl?

-Şehirdeki steak restorana gidelim mi? Hem gene hesap ödemeyiz senin sayende ve orayı denemeyi çok istiyorum. Fiyatlarının çok yüksek olduğunu söylüyorlar.

-Gidebiliriz, ondan sonra internet kafeye gidelim. Araştırmam gereken bazı şeyler var.

-Ama benimle uçacaktın, Lisaaa! Söz vermiştin.

-Uçarken bana tutunamazsın, Karl. Hiç mi fizik bilmiyorsun? Seni kollarımla tutsam bile, hızlandığımda tuttuğum yerlerin morarmış olur.

-Ordan bakınca o kadar güçsüz mü gözüküyorum! Sadece uçmak istiyorum Lisa, yavaş uç o zaman.

-Bugün internet kafeye gitmem lazım, Karl. Bu önemli... Hem yarın tatil, yarın uçsak olmaz mı?

-İstediğin olsun. Ama sözünü aldım, bak unutma!

Karl'ın bahsettiği restoranda menüdeki en pahalı seçenek olan wagyu etlerimizi yedik açıkçası. Seçim yaparken fazla düşünmemiştik. En pahalısı... Bu seçenek hayatımda kısa bir süredir var...

Garsonlar porsiyonu 120 dolar olan eti bize getirip getirmemekte kararsız kaldılar. Onların o hallerini izlemek zevkliydi. Karl ise heyecanla bekledikten sonra yemeği beğenmedi ve kedilere vermek için paket yaptırdı.

Restoranda oldukça eğlenmiştim. Sonrasında ise internet kafeye geçtik. Orada duvar kenarı ve köşede gözden ırak bir masa bulduktan sonra internetten mutantlar üzerine olan haberleri izledim ve yazılmış makaleleri inceledim. Devletlerin mutantlar üzerine hareketleri birbirine benzemiyormuş gibi gözükse de aslında hepsinin amacı aynıydı.

Kuzey mutantları suçlu ilan etmiş ve resmen arınma süreci başlatmış. Tüm mutantları bulmak ve kamplarda toplamak istiyorlar. Haberlerde bahsedilmese de mutantlar üzerinde deneyler yaptıkları açık, çünkü kendi dillerinde yazılan makalelerde mutantlar hakkında bazı spesifik detaylar verirmiş. Mutantların ortalama bir cep telefonundan 5 kat daha fazla radyasyon saçtığı, insanlara zararlı oldukları falan...

Benim ülkem Eldoria'da ise mutantlar zorunlu bir kampa tabi tutulmuyor ve incelemeye alındıktan sonra genelde 1-2 ay içinde normal hayatlarına gözetim altında devam edebiliyorlardı. Eldoria'da da özel okul ve ayrı mutant kampları fikri var ama ben küçük bir şehirde yaşıyorum ve henüz benim bulunduğum şehirde böyle bir uygulama yoktu.

Eve döndüğümde annem ve erkek kardeşim evde yoktu. Babam ise sinirli bir şekilde beni bekliyordu ve birasıyla birlikte geçen hafta oynanan milli maçımızın tekrarını izliyordu. Onun sinirini henüz eve girmeden bile anlayabiliyordum. Umarım maç yüzünden sinirlidir...

-Babaaaa, annem nerede?

Babam televizyon koltuğundan ayağa kalktı ve baştan aşağıya beni süzdü.
-Annen kardeşinle birlikte büyükannene ziyarete gitti Lisa. Ama bu önemli değil. Çabuk buraya gel, seninle konuşacaklarımız var!

Babam okuldan kaçtığımı öğrenmiş olmalı, yoksa bu kadar sinirlenmesinin başka bir sebebi olamaz.

-Bugün okul müdürü beni aradı, dersten kaçmışsın! Üstelik... Müdür bana; derse gelen öğretmene seni sorduğunda öğretmenin Lisa diye bir ismi hatırlamadığını söylemiş. Artık ne kadardır o derse girmiyorsan!

"Babam ne kadar yüksek sesle bağırabileceğini test ediyor galiba."

-Baba, felsefe dersiydi. Üstelik sınavından da 100 aldım. Müdür abartmış biraz... Gerçekten.

-Bundan sonra her gün sınıf öğretmeninle konuşacağım Lisa! Tekrar derse girmemezlik yaparsan bu sefer daha farklı konuşuruz, haberin olsun.

Babamı sakinleştirmek için çok ufak bir manipülasyon yaptım, ona sarıldım ve özür dileyip odama geçtim. Bunu yapmak zorundaydım çünkü bazı makaleleri internet kafede okuyamayıp evde incelemek üzere fotokopi çektirmiştim ve onları okumam lazımdı.

Odamda sessizce sayfaları okurken zil çaldı. Annem bugün dönmeyecekti. Sabah hafta sonunu büyükannem Sophie'de geçirmeyi düşündüğünü duymuştum.Camdan dışarı baktığımda polis arabasını gördüm ve hızla evin salonuna yöneldim. Babam kapıyı açmış, polislerle tartışıyordu. Kapıdaki polisler tabanca yerine büyük otomatik silahlar taşıyorlardı.

Polisler beni gördüklerinde babamı omuzlayıp üzerime yürüdüler. Babam dengesini kaybetmiş ve yere düşmüştü. Canının yandığını hissedebiliyordum.

Hızla yanıma gelen polisler kollarımı tutup yere yatırmaya çalıştı. Beni kelepçeleyeceklerdi ama onlardan babamın yanına kaçtım. Polisin birini babamın yanına kaçarken itmiştim. Duvara yapışıp yere düşmüştü ve hemen telsizine sarıldı:

-Hedef çok hızlı ve normal bir insandan daha güçlü. Tekrarlıyorum, hedef hızlı ve güçlü. Beyinlere saldırabildiği biliniyor.

Babam ise olaya müdahil olmak zorunda kalmıştı. Kelepçelenmek istemiyordum. Ama polisler babama, bana davrandıklarından bile daha sert davrandılar. Babamın bacağına tekme atıp yere yatırdılar ve onun üzerine çullandılar. Üçüncü polis ise kolumu tutup beni çekiştirmeye çalışıyordu. Kolum sabitti, kolumu bükmeye polisin ise bunu yapmaya gücü yetmiyordu.

Ben ise diğer elimle babamı kurtarmak için ufak bir enerji patlaması göndermiştim. Patlama koridordaki sehpayı devirmiş, konik bir şekilde giderek babamın üzerindeki polislerin savrulup yere devrilmesine yetmişti. Babam toparlanmaya çalıştı ve şaşkın bir şekilde bana baktı. O anda omzumda ve karnımda oluşan sıcaklıkla irkildim. Evin dışındaki polis bana ateş etmişti.

İlk kez vurulmuştum. Ölecek miydim? Canım düşündüğüm kadar yanmıyordu ama karnıma götürdüğüm elim kanlar içinde kalmıştı. Polis ise durmadan ateş etmeye devam ediyordu. İlk şarjörü bittiğinde yerdeydim. Polis ise eve doğru ilerliyordu ve şarjörünü seri bir hareketle değiştirmişti. Korkmuştum, beni öldürecekti. Kanla kaplı kolumu havaya kaldırarak ona tüm gücümle bir enerji dalgası gönderdim. Ama bu, önceden ormanda iki kez denediğim ve önceki polislere gönderdiğim enerji dalgası gibi ilerlemedi. Siyahlaşan enerji dalgası ilerledikçe açıldı ve dağıldı. Öyle şiddetli bir ışık ve sıcaklık saçtı ki ellerimle yüzümü korumak zorunda kaldım.

Kolumu çektiğimde arkamdaki duvarın üzerime devrildiğini hissettim. Hızla uçarak binadan çıktım. Gökyüzünden evime baktım. Enkaz halindeydi. Mahalledeki çoğu ev gibi polis arabasının patlamış veya yanmış hali bile yerde değildi. Neredeyse tamamen silinmişti. Babam! Zavallı babam... Hızla eve süzüldüm. Babamı aradım. Yerde vücutlarının ve yüzlerinin çoğu yanmış halde yatan üç adam vardı. Tanrım... Hayır... Ama patlama onların yanından bile geçmemişti. Onlar benim solumdaydı. Hayır... Kendime hakim olamayıp hızla gökyüzüne geri uçtum.

Kafamı çevirdiğimde mahalledeki çoğu evin yerle bir olduğunu görmüştüm. Görebildiğim tüm evler ya tamamen enkaz haline gelmiş ya da yıkık vaziyetteydi. Patlamanın çapının nereye kadar etkili olduğunu anlamam için oldukça yükselmem gerekmişti. Mantıklı düşünemiyor, sadece ağlıyordum. Sakinleşmem gerekiyordu. Babamın ölmüş bedenine son kez sarılamadan hızla mahallenin bitişiğindeki ormana uçtum ve bir ağacın altında şehri izlemeye başladım.

Bir çam ağacının altında sabaha kadar şehri izledim. Siren sesleri, itfaiyeler, sokaklarda koşuşan insanlar, çocuklar ve polisler. İzledikçe ruhum daha fazla daralıyordu ama buradan ayrılmak istemiyordum. Onca insanın yanında babamın da katili olduğum gerçeğiyle yüzleşemiyor çam ağacının altında oturduğumdan beri durmaksızın ağlıyordum.

Gidecek tek yerim büyükannem Sophie’nin eviydi ve annemi görmek istiyordum ama oraya gittiğimde ne diyecektim ki “Anne ben babamı öldürdüm ve buraya geldim mi?” Ama yine de oraya annemi görmek için gidecektim. Kendi düşüncelerimle o kadar çok boğuştum ki pes ettim. Kendi beyin kimyam üzerinde oynama yapmam gerekti. Kortizol hormonumu düşürdüm. Ardından saniyeler içinde kalbimdeki o ağır sıkışma azaldı. Evet... artık hem suçlu hem de arsızdım. Ne kadar yazık!

Annemi görme işini ertelemem lazımdı. Vücudumun sayısız yerinde ağrılarım vardı. Polis resmen beni hedef tahtası olarak görmüş. Olay sırasında fark etmesem bile boğazımdan bile vurulmuştum ama kan kaybım durmuştu.

Yorgunluk ve yaralarım yüzünden kararan gözlerimle bir anlığına uyumuşum. Ormanın üstünden şehre ilerleyen helikopterin sesiyle uyandım. Polis beni arıyor muydu acaba? Yoksa öldüğümü mü düşünmüşlerdi? Helikopter şehrin dışındaki kışlaya doğru ilerliyordu.

Olay bendim ama şu an ilk öncelik bende değil gibiydi. Şehirdeki yıkım, sebep olduğum yıkım korkunçtu...

Bu şehirden uzaklaşmam gerekiyordu ama önce biraz kıyafet bulmalıydım. Kıyafetlerim yırtılmıştı. Evde dinlenmek için giydiğim gecelik tarzı düz tişörtüm yer yer yanmıştı. Kot pantolonumun sağ tarafı ise dizlerimin altından yırtılmıştı. Ucube gibi görünüyordum ve gizlenmem gerekiyordu. Başkent Arkenhall’a gitmeyi düşünüyordum ama şu an değil.

Hava aydınlanmaya başlamıştı bile. Şehirdeki son durumu görmek ve sebep olduğum yıkıma bakmak için Norwy’e geri dönmek de istiyordum aslında. Hem herhangi bir marketten kıyafet almalıydım yani param olmadığına göre çalmalıydım. Belki de şehre geri dönmeliydim. Hiç açık alanda uçmamıştım. Gökyüzüne bir anda çıktığımda fark edilir miydim acaba?

Bu dünyada bir sürü mutant var, “yaklaşık on bin kadar”, en azından federasyon makalelerinde öyle yazıyor. Hiçbiri uçamıyor mu? Hepsi uçabilseydi daha az dikkat çekerdim. Neyse, yavaşça şehre geri döneyim. Patlamada hasar görmüş gibi yapabilirim. Hem beni herkes tanımıyordur öyle değil mi?

Ormanın bitiminden yola çıktım ve yürümeye başladım. Amacım giyebileceğim bir kapşonlu ve yeni kıyafetler bulmaktı ve uzun süredir yemek yemiyordum, sanırım. Ama bir süre daha aç kalabilirdim. Karl’ın evi patlama yönünün ters istikametinde kalıyordu. Yani bu onu ziyaret edebileceğim anlamına geliyordu. Galiba buna ihtiyacım da vardı.

Sokakları peşi sıra geçtim ve bir mağazanın olduğu şehir merkezine geldim. Ama bazı insanların bana baktığını fark edebiliyordum. Kapşonluya hızlı ulaşmam lazımdı. Sanırım fotoğrafım televizyonda bir haberde yayınlanmış. Öyle bir şey varsa izlemeyi isterim.

Neyse, bulduğum ilk mağazaya girdim. Yırtık ve kanlar içindeki kıyafetlerim fazla dikkat çekiyordu ve bazı insanlar sanki beni tanımıştı. Çok fazla oyalanmadan direkt yeni kıyafetlerimi seçtim. Siyah yağmur dirençli bir kapşonlu aldım. Kafamı eğdiğimde yüzümü yarıya kadar kapatıyordu. Dar kot pantolonumu ve siyah crop’umu giyinmek için soyunma kabinine gittim.

Vücudumda yara izi yoktu. Sanki yaralarım ben uyurken iyi olmuştu. Aynada uzun uzun kendimi inceledim. “165 boylarında zayıf beyaz tenli sarı saçlarıyla 18 yaşında bir kız.”

Eski kıyafetlerimi kabinde bıraktım. Kabinden çıktığımda bir erkek, arkadaşına beni gösterdi. Tanınmış olabilirdim. İkisinin zihnini bulandırıp mağazadan çıktım. Geçerken bir marketten çikolata aldım ve Karl’ın evinin yolunu tuttum. Bana bakan gözler azalmıştı. Attığım her adımda herkesi zihinsel olarak analiz ediyor ve korkan veya benim kim olduğumu anlayan var mı diye kontrol ediyordum.

Zavallı babam neden polislerle tartışmaya girmişti ki! Sanki bir şey değişecekti. Veya ben keşke teslim olsaydım. Keşke sadece polislere ellerimi uzatsaydım ama gerçekten hepsi benim suçum muydu? Polisler benimle konuşsaydı belki bu kadar direnmezdim. Üstüme koşarak gelen iki adama karşı ne yapabilirdim ki? Üstelik hemen beni yere yatırmaya çalıştılar. Veya kapının önünde bekleyen o polis neden o kahrolası tetiğe bastı ki?

Babamı öldüren o polismiydi yoksa ben miydim? Orada ölmeyi mi seçmem gerekiyordu? Keşke en başından o pencereden kaçsaydım. Ne yapabilirlerdi ki? Arkamdan savaş uçağı mı göndereceklerdi? Düşünceler içinde yürürken kafeden gelen sesi duydum. Norwy kelimesi direkt dikkatimi çekti ve içeri daldım. Televizyona en yakın masaya oturdum.

"12 Ocak Cuma günü akşam saatlerinde Norwy’nin batısında gerçekleşen patlamada 4 polis memuru ve çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybettiği ve Çok sayıda binanın hasar gördüğü biliniyor. Olay yerine gelen arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlar için çalışmalarına halen yoğun şekilde devam ediyor. Patlama 44 yaşındaki Mutant Mike Anderson’un sebep olduğu ve ihbar üzerine gelen polis ekiplerine ateş açtığı esnada çıkan çatışmada, evinde bulunan kaçak yollarla ülkemize sokulan beyaz barutu ateşe verdiği, patlama sırasında kendisinin de parçalanarak öldüğü gelen bilgiler arasında. Lütfen mutantsanız size en yakın hastaneye gidiniz ve devletimizin sizin için sunduğu kontrol eğitimi ve tedavi seçeneklerinden faydalanınız. Siz bir Eldoria vatandaşısınız. Devletimiz teslim olan mutantları destekliyor."

Haberlerde kendi fotoğrafını ve “gördüğünüz yerde ihbar edin” cümlesini duymayı bekleyen Lisa kısa süreli bir şok yaşadı.

-Pardon, bakar mısınız? Bir kaşarlı tost ve bir Americano alabilir miyim lütfen?

BÖLÜM NOTU

İyi veya eleştirel her yoruma açığım




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı