Gregor ile Lebedev, Azenor'un tutulduğu küçük odaya girdi. Uzun süredir yalnız bekleyen kadın, beklenmedik ziyaret karşısında irkilmişti. Hemen yerdeki ince yatağından ayağa kalktı; yüzünün önüne düşen dağılmış saçlarını hızlı el hareketleriyle toparlayıp korku dolu gözlerle subayın suratına baktı, tek kelime etmeden bekledi.
Gregor bir süre sessizce onu süzdü.
-Kızının mutant olduğunu öğrenemeyeceğimizi mi düşündün?
-Ben... anlamıyorum... ne diyorsunuz?
-"Yapma, Azenor", dedi Gregor alaycı bir tonla. "Bilmiyor olamazsın. Gerçekten mi?"
-Ben bile bilmiyorsam, onları bizden ayıran nedir efendim?
-Lebedev, Azenor'un koluna gir. Ufak cadının odasına gidiyoruz.
Lebedev, Azenor'un koluna girip yürümeye başladı. Azenor, kocasının mutant olduğunu bile yeni öğrenmişken kızının da aynı kaderi paylaştığını öğrenmek karşısında şok geçirmişti. Mutantlığın nasıl bir şey olduğunu da yalnızca televizyonda uzmanların anlattığı kadarıyla biliyordu:
"Çok tehlikeliler. İnsanlara zarar verirler, kendilerini kontrol edemezler. Görünce hemen polisle iletişime geçin; onları kontrol altında tutup tedavi edelim..."
-Ailede insan olarak tek sen kalmışa benziyorsun, Azenor. Viktor gitti; Yana da giderse seni nasıl bir ömür bekliyor sence?
Düşünceleri Gregor'un sözleriyle bölünen Azenor, elleri önden bağlı yürürken ona bakıyordu.
-Sana kimseye sunmadığım bir şans vereceğim, Azenor. Görünüşe göre sen bir insansın, bizden birisin; seni serbest bırakacağız. Ama Yana için durum farklı. O bizimle kalmalı ve devlet gözetiminde büyümeli.
-Ama o benim kızım! Onu benden alamazsınız!
Gregor sakince cevap verdi:
-Alabiliriz, Azenor.
Yana'nın bulunduğu kata geldiklerinde, kulaklık takmış ve kulaklarına koli bandıyla sardıkları pamukla tıkamış iki asker bekliyordu. Askerler, komutanları Gregor'u görünce hazır ola geçtiler. Gregor ise kapıyı açmalarını eliyle işaret etti. Lebedev, elinde dolu tabancasıyla hazırda beklerken, Gregor, Yana'nın yanına yavaş adımlarla yürüdü.
-Nasılsın, ufak cadı? Bak, sana anneni getirdim. Ona gücünü göstermek ister misin?
Yana, Gregor'u umursamadan kapıda bekleyen annesine koşmak isteyince Gregor onu tek eliyle duvara itip bıraktı.
-Önce çığırmalısın, ufaklık.
Duvara çarpıp yere düşen Yana ağlamaya başladı ve Gregor'a bakıp çığlık attı. Gregor ise hemen kulaklarını kapatıp, başını tutarak odadan çıktı ve Yana'nın çığlığının bitmesini beklemeden Azenor'u kolundan tutup merdivenlere yöneldi. Annesinin uzaklaştığını gören Yana'nın çığlıkları ise daha da şiddetlenmişti. Merdivenlerde önden yürüyen Gregor, Azenor’a döndü. Sesini alçalttı, ama tonu oldukça ciddiydi:
-Bak, Azenor, kocan eski bir asker; sahip olduğu güçlerle Federasyona hizmet etmeye devam edebilir. Zaten bunu yıllarca yapmış... Ama ona ulaşamıyoruz. Eğer bana yardımcı olur ve Viktor'a ulaşmamızı sağlarsan, Yana'yı gözetimli bir alanda büyütmene izin veririm. Şimdilik seni serbest bırakacağız. Eve git, dinlen; Viktor geldiğinde sana vereceğimiz numarayı ara. Lebedev, ayrıntıları sana anlatacaktır.
Azenor minibüsten inmesine yardım etmek isteyen genç askerin kolundan tutarak evinin önündeki yaya kaldırımına indi. Kaldırımlar Viktor'un vurduğu üç askerin kanlarından temizlenmiş, uzun süredir kullanılmayan ev girişinin önünde 20-30 cm'lik kardan bembeyaz bir tabaka oluşmuştu. Askerlerin acıyan bakışları arasında eve yürüyen ayaklarının aksine Azenor'u evde bekleyen hiçbir şey yoktu. Soğuk ve uzun zamandır ısıtılmamış ev, Azenor'un eve girip ışığı açmasıyla ilk kez bir yaşam belirtisi göstermişti. Üst kata çıkan Azenor, salonda bekleyen ısıtıcıyı banyoya bakacak şekilde çalıştırdı. Üstünde kalıplaşmış olan kirli kıyafetlerini çıkarıp uzun bir duş aldı. Zavallı kızı Yana'nın tutulduğu yerde soğuk suya girip çıkmak haricinde bir şansı yoktu. Viktor'dan ise uzun zamandır tek bir haber bile almamıştı.
Kocası arkasına bakmadan kaçarken ailesini ne hale sokacağını bilmiyor muydu? diye düşündü Azenor. Gayet tabii biliyordu! Üç askeri vurduktan sonra sana ulaşamayan Federasyon bizi alacaktı. Nitekim de Federasyon askerlerinin intikamını almış, ailenin üç ferdini üç ayrı yerde yaşamaya mahkum etmişti. Zavallı kızı karargahta çıkan yemeği yiyebilmişti ki acaba? Veya ona yemek vermişler miydi? Nerede duş alıyordu, kıyafetleri eskimiş miydi? Tek başına ne yapıyordu? Düşündükçe Viktor'a sinirleniyor; Kızıyla kavuşmak için tek umudunun o olduğunu düşündükçe kedere gömülüyordu.
Koskaca Federasyona karşı Viktor ne yapabilirdi ki? Viktor kaçak hayatı sürecek ve tek çocuğu kızı Yana'ya Gregor izin vermedikçe ulaşamayacaktı. Ve bir gün bir operasyonda Viktor'un cansız bedenini görüp hayatına dul ve yaşlı bir kadın olarak devam edecekti Azenor. Öleceğine kesin gözüyle baktığı kocasını mı beklemeliydi yoksa Gregor'la anlaşıp Yana'yı gözetimli büyütmeyi kabul mü etmeliydi?
Düşünceler içinde kalın kazağını giyip mutfağa geri inen Azenor, bir şeyler atıştırmak için buzdolabını açtığında Viktor'un kaçtığı gün aldığı votkayı gördü. O an karar vermek için fazla düşünmedi. Bayatlamış kuruyemiş ve birayla birlikte votkayı yarıladı, kimsenin kendini duymayacağını bildiği için sessizce ağlıyordu. Viktor emekli olduğundan beri ilk kez yatak odasında yalnız uyuyacaktı. Kendini toparlayıp masadan kalkan Azenor, yalpalayan adımlarla yatak odasına gitti.
Günler birbirini kovalıyor ama biricik kızını kurtarması için gereken bağlantılara ve bilgiye kavuşamıyordu. Daha da önemlisi yaşlı bunak ne zaman kampa geri dönecekti ki? Kaçakçılık yapan grubu sayesinde belki bir yerlerdeki güçlü tanıdıkları ile Yana'yı kurtarabilir veya en azından nerede tutulduğunu öğrenmesini sağlayabilirdi. Viktor sabırlıydı ama her geçen gün daha aksi bir insan oluyordu. Bir devletle nasıl mücadele etmesi gerektiğini pek de bilmiyordu aslında. O hep madalyonun diğer yönünde yaşamış ve gerektiğinde düşmanla, gerektiğinde suçlularla mücadele etmişti. Ama o yıllarda sırtında hep gururla taşıdığı Federasyon üniforması vardı. Zaman zaman umutsuzluğa kapılıyor ama pes etmeyip kızı için mücadele etmesi gereken o güne hazırlanıyordu.
Her zaman horozların ötmesi ve gün ışığının yatağının üstüne düşmesiyle uyanan Viktor bu sefer çakmak sesi ve hemen arkasından parlayan ateşin kokusunun arasında uyandı. Gözlerini silip şaşkınlıkla doğrulup Viktor yatağının yanı başında elinde çakmakla bekleyen Miko'yu gördü. Sen ne yapıyorsun amına koyim diye söylendi Miko'ya.
Miko ise yaptığı şeyden çok emindi.
-Kardeşim sen kıymeti bilinmeyen bir madensin. Her uyuduğunda ufak bir tüpü doldurabilecek kadar bütan gazı salıyorsun.
Sen ne anlatıyorsun diye düşündü içinden Viktor. Ama konuşmanın nereye varacağını da merak ediyordu. Miko devam etti.
-Anlasana kardeşim... Bunu ellerini komple saran bir plastik boru ve bant yardımıyla tüplere depolayabiliriz ve ısınmak için ocak yakmamıza odun toplamamıza yağ sobası kurmamıza gerek kalmaz...
Viktor için bütün bu saydıkları Miko'nun verdiği kadar önem arz etmiyordu ama mantıksız da değildi. Madem canavara dönüşecekti belki de canavar olmanın avantajlarından faydalanmalıydı. Miko'nun planları ise bu kadar sınırlı değildi.
- "Sırtına bir oksijen tüpü bağlayıp ellerinden patlayıcı ateşler çıkartan bir makine olmanı sağlayabiliriz kardeşim" dedi.
Bu fikir Viktor'un ilgisini çekmişti tam konuşmaya başlayacaktı ki Miko'nun tekrar çakmağı çakmasıyla oda yine parladı.
-Dur napıyorsun amına koyim! Şimdi yangın çıkartacaksın sonra onla uğraşacağız.
Miko ise hevesle anlatmaya devam etti.
-Kardeşim normalde bütan gazı kokusuzdur ama üretici firmalar mutfak tüplerinin içine koku yapması ve kaçak durumunda fark edilmesi için merkaptan koyarlar. Senin vücudun ise merkaptan koymayıp saf bütan ve hidrojen sülfür üretiyor. Ve uykudayken bunu bilinçsizce geri boşaltıyor.
Viktor ise neden geceleri bütan gazı saldığını anlamaya çalışıyordu isterse bunu bilinçli olarak da yapabildiğini çok önceden fark etmiş ve bir iki sefer denemişti.
Odun getirme ve ocak yakma sırasının bugün ona geçtiğini hatırlayan Viktor Miko'ya onay verdi.
-Şu düzeneği hazırla da gece tüplü ısıtıcıyı çalıştıralım.
Miko çoktan patatesleri ve yumurtaları kaynatmış kahvaltı sofrasını kurmuştu. Ama Viktordan onay almanın verdiği heyecanla kahvaltıyı yarıda bırakıp yumurtasını ağzına sıkıştırdı ve malzeme deposuna doğru koşmaya başladı. Viktor ise dondurucudan çıkmış ekmek, yumurta ve patatesle sakince kahvaltı yapmayı sürdürdü ve Miko'nun anlattıklarını düşündü.
Miko'nun hazırladığı silah onun Yana'yı kurtarması sırasında faydası olabilirdi belki. Ama ne yapacaktı ki? Askerlerle mi savaşacaktı? Kızı için canını bile verirdi Viktor ama devletine hizmet eden emir altındaki askerleri öldürürse nasıl bir baba olurdu? Ama ne olursa olsun silah her zaman kullanışlıdır dedi ve itiraz etmedi Miko'ya. Günün ilerleyen saatlerinde tekrar Sergei'nin ona verdiği telefonla Efimov'u ve Sergei'yi arayacaktı. Ne var ki Sergei'ye uzun süredir ulaşamıyordu.
Öğle saatlerinde Miko çoktan gazı depolamak için gerekli düzeneği kurmuş ve çoktan Viktor'un elinden çıkan gazı oksijenle karıştırabileceği sistemi tasarlamaya çalışıyordu. Viktor ise ellerini Miko'nun hazırladığı düzeneğe ellerini sokmuş gaz üretmeye çalışıyordu ki telefonu çaldı Viktor'un. Arayan Efimov'du. Heyecanla telefonu açan Viktor telefonu kulağına götürdü.
-Komutanım ben Efimov. Nasılsınız? Napıyorsunuz?
Bulunduğu durumu nasıl anlatacağını bilemeyen Viktor iyidir Efimov diyerek geçiştirdi.
-Sen ne yaptın hayırdır bir şey mi oldu?
-Komutanım beni geçici görevle bir MİMÖK karargahına verdiler. Eşiniz serbest bırakılmış komutanım. Dün akşamdan beri evde.
-Kızım!
-Efendim kızınız hala karargahta duyduğuma göre bir mutant süper gücü varmış öyle güçlü çığırmış ki askerlerden birkaçının kulak zarını patlatmış. Yemekhanede konuşurlarken duydum.
-Kızım hala karargahta mı?
-Evet komutanım ama karargah sıkı korunuyor ve evinize de gitmemenizi öneririm. Eviniz takip altında olabilir. Karargah Temnaya Rechka’nın 42 kilometre kuzeydoğusunda, eski K-17 maden tesisinin yanında kurulu. Üç tarafı dağla çevrili, tek girişi kuzeydeki kontrol noktası. Kapatmam gerekiyor.
-Teşekkür ederim Efimov.
Demek Yana'ya da hastalığımı bulaştırmışım diye düşündü Viktor. Bir yandan bu acayip düzeneğe ellerini geri sokmaya çalışırken. Hayatın onu savurduğu son noktayı on yıl önce kendisine anlatsalar gülüp geçerdi hatta üstüne Öyle iş mi olur ile başlayan okkalı bir küfür ederdi Viktor. Şimdi ise Sergei'nin Fihmandiya'yı havaya uçurmak için beyaz barut ürettiği kampta dağda yaşamaktan kafayı kırmış bir Afrikalı ile yaşıyordu.
Gerçi Miko ormanda hayatta kalmayı bilen ve iş yapmaktan yemek ve temizlik yapmaktan çekinmeyen yapısıyla iyi bir kamp arkadaşıydı ve tuhaf konuşma tarzı ve çocuksu hareketleri olmasa tanıdığı çoğu insandan daha akıllı sayılırdı. Ki yaptığı şu düzenek nasıl sonuçlanacak merak ediyordu doğrusu.
Birçok kez karargaha tamir bakım için gelen ustaların gazı oksijenle karıştıran bir alet yardımıyla kalın kalın demirleri eriterek kestiğini görmüştü. Viktor tek başına bir ordudan bir esir nasıl alınır bilmiyordu tek bildiği şey Yana'yı kurtarması için güçlenmesi gerekiyordu... Azenor'u ziyaret etmeliyim diye düşündü Viktor. Düzenek çalışsın veya çalışmasın Sergei gelsin veya gelmesin Azenor'u görmek istiyordu. Kızını görmesi şu an için mümkün değildi. Oysa ki o kızını da karısını da görmeden rahat edeceğe benzemiyordu.
Viktor düşünceler içindeyken Miko bağırdı:
Miko: Ben hayvanlara yem vermeye gidiyorum kardeşim. Sen devam et.
Viktor Sergei'yi beklerken, Sergei işlerini halletmiş, ekibiyle birlikte çoktan yolu yarılamış, çok tercih edilmeyen bir ilçe yolundan dört çarpı dört pikabıyla Rechka'ya gidiyordu. Hayatında ilk kez bu denli bir vurgun yapmıştı. Ve kazandığı para büyük ihtimal Aniçka ve Sergei'yi gömmeye yeter de artardı bile. Sergei ise tatil planlarını çoktan yapmıştı. Başındaki belalardan kurtulduğu gün Aniçka ile tatile çıkacaktı.
Yol, uçurumun kenarında büyükçe bir dağa yamanmış gibi duran tek şeritli bir yoldu ve yolun kıvrıldığı dağı geçmenin hemen ardından jandarma çevirmesini ve çevirmede bekleyen 2 sivil aracı gören Sergei sövdü:
- Ananı avradını sikim, yarrak yedik!
Aniçka hemen atladı:
- Ne oldu aşkım? Kimliklerimiz var ya.
Artem ve Andrey silahlarına davrandılar ama Sergei'ye anlam veremediler. Sergei'ye ait, her türlü çevirmeden rahatça geçebilecekleri bir asker kimliği vardı.
Sergei: Burada çevirme mi olur amına koyayım?! Tuzak bu, siviller sahte, sikecekler bizi.
"Geldi, geldiler, hazırlanın, haber verin, haber verin dediler, Sergei, Sergei!"
Sergei, ani bir frenin ardından geriye dönmek için aracın arkasını uçuruma sürdü ama dağ yolunun kıvrımında, 1 km'den arkasından gelen kamyonun yolu kapatmak için manevra aldığını gördü. Artem ve Andrey'e dönüp "Öldürün şunları!" demeye kalmadan, jandarma makineli tüfekleri ile ateşe çoktan başlamıştı.
Arabayı döndürmeyi başaran Sergei gazı sonlayıp son sürat yolu kapatmış kamyona gidiyordu. Kamyon yolu neredeyse tamamen kapatmış ama herhangi bir arabanın geçemeyeceklerini düşündüğü için yolun uçurum tarafında yarım metrelik toprak yolu es geçmişti. Kamyonda ellerinde keleş tutan 2 asker kamyonun sağ ve soluna mevzilenmiş, ateş etmek için arabanın yaklaşmasını dört gözle bekliyorlardı ki birinin dağılan kafatasının kamyonun ön tamponuna yapıştığını gördü Sergei. Andrey tabancasını çıkartıp camdan dışarıya çıkmıştı ve diğer askeri de vurmaya çalışıyordu.
Sergei: Artem kamyonu enerji dalgasıyla savurabilir misin? Sağda boşluk var, sola savurabilirsen geçeriz.
Asker ateş ederken Sergei yavaşlamış ve Artem için zaman kazandırmaya çalışıyordu ki Artem kamyonu savurabilsin. Torpido'dan beyaz barut yüklü el bombalarını almaya çalışırken bir kurşunun arabanın ön motor tarafından sacı parçalayıp girdiğini gördü.
-Aniçka!!
Artem kamyonu savurmayı başarmıştı. Sergei ise bir eliyle direksiyonu tutuyordu diğer elini Aniçka'nın vurulan omzuna dayamıştı. Sergei'nin uygun bir pozisyonda olmadığı gören Andrey ayağa kalkıp torpidoya hızla uzandı ve el bombasını aldı. Kamyonu geçmelerinin hemen ardından var gücüyle fırlattı.
Atıldıktan tahminen 10 saniye sonra patlayan barut kamyonu ve yolu havaya uçurdu. Parlayan ateş neredeyse bulundukları arabayı bile yalayıp geçmişti. Barut ise hala mazot gibi yolun üstünde yanmaya devam ediyordu.
Sergei insanın henüz duymamış olabileceği yegâne karmaşık küfürlerle yolculuğa devam etti. Aniçka omzundan vurulmanın etkisiyle baygınlaşmış ve gözleriyle yolu seyrediyordu. Tali yoldan ana yola geçmenin rahatlamasıyla Sergei konuştu.
-Artem Aniçka'ya pansuman yap, arabada tentürdiyot ve pansuman bezi var. Kurşun sıyırmış gibi ama incele.
Ana yolun kenarına geçen Sergei Aniçka'nın arka koltuğa geçmesine yardım etti. Bagajdan malzemeleri alan Artem zamanında askeriyede hemşire olarak çalışmış, güçlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte Sergei tarafından fark edilmiş ve görevinden istifa edip Ayı dişi grubuna katılmıştı. Andrey ön koltuğa oturdu ve Sergei Rechka'ya varmak üzere tekrar gaza bastı.
-Andrey telefonumdan Albayı ara! Hızla telefona sarılan Andrey albayı aramaya başladı.
-açmıyor patron. Numara meşgul.
-Tekrar ara!
Defalarca albayı arayan Andrey'in çabaları sonuçsuz kaldı.
-Andrey Miko'yu ara şu kamptaki gizli numaralı telefon onu ara.
Arabanın arka koltuğunda Artem Aniçka'nın yarasını incelemiş ve kurşunun sıyırdığını fark etmişti. Açılan yarayı uyuşturmuş ve dikmeye çalışıyordu ama huysuz ihtiyar Aniçka ona hiç yardımcı olmuyor aksine "Becerebilecek misin? Düzgün yap, acele etme, dikkat et" seslerini telepat gücüyle Artem'in düşünmesine bile fırsat vermiyordu.
-Patron numara kapatılmış.
Sergei kükreyerek lafa daldı.
-Çenesini rütbesini siktiğimin Albayı burada bizi, orada onları bitirecek. Bir telefon daha var ezberimde yaz.
Andrey telefonun tuş takımından hızlıca Sergei'nin söylediği numaraları yazdı ve aradı.
-Miko
Miko'nun yanından ayırmadığı ama neredeyse hiç kullanmadığı telefonu çalmıştı. Viktor için hazırladığı sırt çantalı düzeneğe kaynak yapmaya çalışan Miko bir an afalladı ve alelacele telefonu açtı.
Telefonun karşısında hararetle konuşan Sergei idi.
-Miko yavrum, çabuk Viktor'un yanına git, telefonu hoparlöre al!
Viktor zaten yan tarafta gaz, elleri düzeneğin içinde bekliyordu ve Miko ayağa kalkıp Viktor'un yanına gitti.
Sergei: Viktor, Miko, beni duyuyor musunuz?
Viktor: Ne zaman geleceksin lan, ipne siktiğimin dağında 1 aydır seni bekliyorum.
Sergei: Konu önemli, pusudan çıktık. Albay bizi sattı ya da başka bir hesabı var, kampa da gelirler.
Sergei'nin gelememesine sinirlenen ve Yana'yı kurtarmak için Sergei'yi bekleyen Viktor, moral bozuntusuyla konuştu.
-Kaçalım mı yani, nereye gidelim?
Sergei: Diğer kampa geçeceksiniz, Miko kampı biliyor. Miko, beni iyi dinle, kapıya düzenek kur, açıldığında patlasın.
Viktor: Gelenler Federasyon askeri değil mi?
Miko: Patron, hepsini mi patlatacağız patron?
Sergei: Öldürmeye oynadılar Viktor, bırak gebersinler. Hepsini.
Miko: Patron! yaklaşık 1 ton var!
Beyaz barutun detaylı gücünü bilmeyen, sadece normal baruta göre daha fazla patladığı ve patlamayan kısmının benzin gibi yanmaya devam ettiğini bilen Viktor atladı.
-Toprakla karıştırıp imha edelim, suya dökeriz.
Miko: Viktor kardeşim, ben barut için aylarca uğraştım kardeşim, hayır.
Viktor: Gelenler bizim devletimizin askeri değil mi Sergei, bırak alsınlar, bizi havaya uçurmak için kullanmayacaklar ki!
Sergei: Hayır, hayır! Beni dinleyin bak, öldürmeyelim, diğer depoya kaçırın Miko'yla.
Miko: Patron, eşeklerimiz dinç ve besililer, yaparız patron.
Viktor: Ne eşeği amına koyim!
Sergei: Viktor, barutu bedava veremeyiz, devlet ancak barut için bizi öldürmekten vazgeçecektir. Barut talepleri bitmeyecek.
Miko: Eşeklere yüklemeye başlayayım mı?
Sergei: Viktor, tamam mı?
Viktor: Tamam amına koyim, kapat, diğer kampta görüşürüz.
Sergei: Kamp bizim 20 sene önce dağ eğitiminde çıktığımız yer Viktor.
Telefonu kapattıktan sonra alelacele depoya koşan Miko, peşinden Viktor'un gelip gelmediğine bakmaksızın depo kapısından içeri girdi. Sigarasını yakıp hayatı sorgulayan Viktor ise bu işin sonunda nereye sürükleneceğini düşünüyordu. Yana'yı kurtarmaya daha mı yakındı yoksa giderek uzaklaşıyor muydu?
Miko'nun barut yüklü çuvalları ikişer ikişer dışarıya, depo önüne çıkardığını görünce sigarasını yarıda atıp Miko'ya yardım etmeye karar verdi. Miko, Viktor gelene kadar yirmi çuvalın altısını taşımıştı; Viktor bir çuvalı yerden sırtına alıp dışarıya yürüyene kadar Miko, ikişerli götürdüğü çuvalların ikinci turuna geliyordu.
Viktor ise bunu gördükten sonra ihtiyarlığına huysuzlanıp Miko'ya bulaştı:
-Vay aygır vay.
Miko ise Viktor'u duymamıştı bile. Yapabileceği en hızlı şekilde çuvalları dışarıya çıkarmaya devam etti hemen ardından dinlenmek için tek bir soluk almadan ahıra koştu eşekleri ahırdan kovalarcasına çıkardı. Ne olduğunu anlayamayan eşekler anırarak kar kaplı bahçeye doluştular.
"Viktor önüne geç önüne geç" diye bağırarak gelen Miko eşeklerin sırtlarına ikişerli bağladığı barut çuvallarını sarmaya başladı.
Viktor ise hayretle Miko'nun yorulmak bilmeyen çalışmasını izliyordu neredeyse yarım saatte Viktor'un 1 çuvalı dışarı taşıması hariç hiç yardım almadan 20 çuvalı dışarı taşımış ve 10 eşeğe sarıp bağlamıştı.
Viktor: Miko, Sergei senin mutant olduğunu biliyor mu?
Miko: Evet Sergei her şeyi bilir kardeşim.
Viktor: Yani bunu normal mi karşılıyor ne zamandan beri biliyordu?
Miko: Sergei için bu normal kardeşim ayı dişinde Sergei için çalışan başka mutantlar da var.
Viktor Sergei'ye mutant olduğunu anlattığında Sergei'nin sanki mutantlık kavramını ilk kez duymuş gibi şaşırıp tepki verdiğini anımsadı ve yaşlı ihtiyarın rol yaptığını ve kandırdığını anlayarak tekrar huysuzlandı.
Artan kar yağışı giderek yolculuk yapmayı zorlaştırıyordu, saatler süren yolculuğun ardından Viktor ve Miko da yorulmuştu çizmelerinin üstünden içine giren karlar eriyor ayakları sırılsıklam şekilde ilerlemek zorunda kalıyorlardı.
Viktor ise daha fazla dayanamayarak bir sigara çıkardı ama Miko'ya sigara içmek için sürünün arkasına geçeceğini söyleyip sürünün geçmesini bekledi.
Miko: Kardeşim beyaz barut normal barutun aksine hemen ateşlenmez bunu benzin ve mazot arasındaki fark gibi düşün. Yani beyaz barutu ateşlemek çok daha zor ve kontrollüdür. Ama bir kez alev aldığında patlamanın ardından saatlerce yanmaya devam eder.
Viktor Miko sözünü bitirince Zippo'suyla sigarasını yaktı. Göz ucuyla Miko'yu izliyordu. Miko'nun umursamadığını görünce protez bacağıyla sendeliyerek yola devam etti. Yanında sigara içebiliyor olması beyaz barutu sevmesini ve bu zor ve ağır yolculuğa isyan etmemesini kolaylaştırıyordu. Karla kaplı ormanda saatlerce yürüyebilmesi için en büyük gereksinimi yanından ayırmadığı sigara paketiydi.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı