insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

music wave

Bu bölüme özel müzik eklendi!

Hikayenizi okurken, atmosferi tamamlayan özel müziği dinleyebilirsiniz.

2007'nin zor geçen soğuk kış günlerinden biriydi. Karla kaplı sokak, konuşabilse beyaz bir çığlık atardı. Temnaya Rechka'da evler eski kuzey mimarisinin gri kutularına benzeyen, yer yer iki, yer yer üç katlı yapılardan oluşuyordu. Nüfusu fazla da değildi bu küçük kasabanın. Hava biraz sıcak olsa, 7300 nüfusuyla belki de bir tatil kasabası bile olurdu. Ama buralarda kışın kendisi bitse bile soğuğunun izi kalırdı.

Her yer beyaza gömülmüş, karın ağırlığı altında sessizliğe mahkûm olmuştu. Sokaklarda neredeyse hiç kimse yoktu. Kaldırım kenarında, derisi kabarık, tüyleri buz tutmuş bir köpek,ince ince titriyordu. Gözleri donuk, nefesi buhar halinde tükeniyordu; soğuktan öleceği ise kesindi.

Gerçi bu sıcak yatağında uyuyan Viktor için pek anlam ifade etmiyordu. O, yanında uyuyan karısı ve 10 yaşındaki küçük kızıyla emekliliğe çoktan sarılmıştı bile. Yatan emekli aylığı ile çalışması da gerekmiyordu, zaten istemiyordu da.

Hayatının çoğu koşuşturmayla geçmiş, Kuzey Federasyonu'nu karış karış gezmek yetmemiş, senelerce yurtdışında görev yapmıştı; zaten bu yaştan sonra emekli bir asker ne iş yapardı ki? Bir barda güvenlik görevlisi mi olacaktı? Veya bir şantiyede gece bekçisi mi? İlk tartışmada bara gelen bir ergenin kaşını açması içten bile değildi. Viktor için kasabanın soğuk karakteri, dış dünyanın karmaşası artık ona uzaktı. Sıcak yatağı, ailesi ve huzuru bunlar yeterliydi.

"Baba! Sular yine donmuş! Baba! Babaaa! Uyan! Hadiii baba, uyan artık, baba su yok, baba... uyanık mısın?"

Kızın ince ama ısrarcı sesi, Viktor Sokolov'u uykusundan uyandırmaya yetti. Viktor,ağır bir nefes alarak gözlerini açtı. Yanında, on yaşlarında, omuzlarına dökülen kestane rengi saçları dağınık görünüşlü bir kız duruyordu. Yanakları soğuktan kızarmış ve burnunun ucu hafifçe kızıl bir parıltı almıştı. Üzerinde, kolları uzun gelen, yeni bir yün kazak ve dizleri yıpranmış bir tayt vardı. Küçük elleriyle babasının yataktan sarkan elini tutmuş, sabırsızca çekiştiriyordu. Viktor soluna dönüp kızına baktı.

-Yana… neden gene bu kadar erken uyandın?

Kızı ise dudaklarını büzüp ayağıyla yatağa vuruyordu.
-Sular gene donmuş, baba! Baba... Hep böyle! Hiçbir sabah su yok, bıktım artık!

Sesinde çocukça bir isyan, ama gözlerinde yardım bekleyen bir çaresizlik vardı. Gitmemeye kararlıydı;babasının uyanıp yardım etmesini istiyordu.

Viktor, yarı uykulu bakışlarla kızının yüzüne baktı, sonra derin bir nefes alıp yana döndü. Yatağın altına uzanarak soğuk metal protezini kavradı. Parmakları metalin pürüzsüz yüzeyinde gezinirken, kısa bir an için durdu. Protezi yatağın altından çıkardı ve sessizce yarısı kopuk bacağına taktı.Bu, sabahlarının değişmeyen ritüeliydi.Kızını üzmemek, karısına eksikliğini göstermemek için çoğu zaman gizlice giyinirdi.

Viktor Yana'yı kollarından nazikçe kavrayıp kendine çekti, kısa bir süre sımsıkı sarıldı. Küçük kız, babasının göğsünde cin gibi sağa sola bakıyordu. Viktor, Yana'yı yatağa annesinin yanına bıraktı. Yana'nın annesini uyandırmaması içten bile değildi. Viktor karısını kahvaltı hazırlaması için kendisi uyandırmak istememişti. Onun yerine bu işi küçük kızı Yana halledecekti.

Viktor ayağa kalktı. Kapıya yönelmeden, köşedeki küçük masanın üzerinden sigara paketini aldı. Yatak odasından çıkarken kısa bir an durdu; kibriti çaktı, sigarasını yaktı.

Koridordan geçerek banyoya yöneldi. Duşun musluğunu çevirdiğinde beklediği gibi, borulardan sadece donmuş borunun tıkırtısı geldi. Hafifçe homurdandı. Lavabonun altındaki kapağı açtı, bakır borulara dokundu; buzun içten içe kemiren sessizliğini hissedebiliyordu.

Köşede duran küçük pervaneli ısıtıcısını aldı, fişe taktı. İnce bir uğultu başladı. Isıtıcıyı musluğa bakacak şekilde bıraktı. Isıtıcıyı birkaç dakika çalıştırdıktan sonra musluğu açıp parmak eklemleriyle musluğa vurmaya başladı. Buz tanelerinin içeriden kırılıp çözülmesini umuyordu.

Ancak bir "çıt" sesiyle birlikte, soğuktan gevreyen su borusu dayanamayıp duvardan koptu; musluk gövdesi olduğu gibi lavabonun içine düştü.

Viktor bir an öylece durdu. Musluğun neden kırıldığını tam olarak anlamlandıramadı. Sert vurmadığını düşünüyordu. Sigarasından bir nefes çekip tavana baktı. "Deliğini siktiğimin musluğu" diye homurdandı, sesi yorgun bir öfkeyle karışık.

Artık uğraşmak istemiyordu. Banyodan çıkıp ağır adımlarla mutfağa yöneldi. Önce aşağı inip suyu ana vanadan kesecek, sonra da tesisatçıyı arayacaktı.

Mutfaktan bir granola bar aldı, dişleriyle ambalajını yırtarak yemeye başladı. Yana ile karısı Azenor'un aşağı inmesini beklerken, mutfak masasının kenarındaki yepyeni Nocio 6610'unu eline aldı.

Bu telefona iyi para harcamıştı. O sene çıkan son nesil telefonlardan biriydi. 5 MP kamerası ve 4 GB hafızası vardı. Emeklilik hayatını kızıyla fotoğraflar çekerek harcayacak bir adam için bu harcama gayet mantıklıydı. Soğuk yüzeye alışkın parmaklarıyla tuşlara basmaya başladı, telefonu kulağına götürdü.

-Merhaba Sergei, takım çantanla bizim eve gelmen ne kadar sürer?

Kısık ve hafif uykulu bir sesle Sergei cevap verdi:
- Günaydın Viktor, ne oldu?

- Su borusu duvardan kırıldı, değişmesi lazım. Bedava değil, para vereceğim, merak etme.

- Saat on bir gibi gelirim.

-Tamam.

Viktor telefonu kapatıp granola barın son lokmasını çiğnemeye başladı. Telefonu masaya bıraktıktan kısa süre sonra üst kattan ayak sesleri duyuldu. Tahta merdivenlerin gıcırtısı, evin soğuğunda yankılandı.

Yana, kollarında hâlâ annesinin yün sabahlığıyla, önünden çekiştirerek iniyordu. Arkasından Azenor belirdi; saçları uyku dağınıklığında, omuzlarına düşmüş, gözlerinde hâlâ uykunun ağırlığı vardı.

Mutfağa girdiklerinde Viktor, pencere kenarındaki sandalyede oturmuş sigarasını içiyordu. Masanın üzerindeki buharı tüten çaydanlık, odanın soğuğuna karşı küçük bir direnç gibi tütüyordu.

Azenor soğuk bir “Günaydın” ile çayını doldurdu ve kızı için ekmeğe bal sürmeye başladı. Viktor, her ne kadar kahvaltı hazırlamak zor gelse de Azenor gelene kadar çayı demlemiş, buzdolabından reçel, bal ve peynir çıkarıp tabak ve çatalları masaya koyarak kahvaltıyı hazırlamıştı. Yana, ballı ekmeğini yerken hafifçe başını kaldırdı.

-Baba… Beden eğitimi öğretmenimiz pazartesi eşofmanla gelmemizi söyledi. Yeni eşofman almam lazım.

Viktor hiç konuşmadan cüzdanını cebinden çıkardı, 10 bin rubleyi saydı. Bu basit bir eşofman takımı için yüksek bir paraydı. Parayı masaya koymak üzereydi ki Azenor araya girdi.

- Musluğu da tamir etmemişsin! dedi Azenor sertçe.

- Evet, Sergei’yi çağırdım. Bugün yapacak.

Viktor’a göre Azenor sadece biriktirmeyi seven biriydi. Para harcamak ona göre değildi. Veya artık kocasının para kazanamayacağını düşünüyordu.

Azenor’un yüzü gerildi.
- Maluliyet tazminatını böyle harcayamayız, Viktor…

Viktor’un yüzündeki çizgiler daha da sertleşti. Artık bu muhabbeti duymaktan bıkmıştı.

- Bu benim param, kadın. Nasıl istersem öyle harcarım.

Azenor sesini yükseltti.
- Bitince ne yapacağız peki?!

Viktor, demir protezini yere sertçe vurdu; zeminde yankılanan tok ses mutfağı doldurdu.
- Henüz ölmedim, Azenor! Üstelik her ay maaşım yatıyor!

Yana ise çoktan parayı alıp cebine sıkıştırmıştı. Gülerek mırıldandı:
-Teşekkür ederim, baba.

Kahvaltı masasındaki sessizlik, mutfak tezgâhının köşesine konmuş küçük, eski model televizyonun boğuk sesiyle bozuldu. Spikerin tonundaki acelecilik hemen fark ediliyordu.

"Son dakika… Kuzey Federasyonu'nun kuzeyindeki Kmohony kasabasında dün gece kan donduran bir vahşet yaşandı.

Yerel saatle 23.40 sularında, kimliği belirlenemeyen bir 'yaratık', girdiği bir barda iki masum insanı ısırarak öldürdü."

Görgü tanıkları, yaratığın gözlerinin koyu sarı olduğunu, barda yan yana oturan, yüzleri tanınamayacak halde parçalanmış olan iki kişinin M.S. ve erkek arkadaşı S.E. olduğu tespit edildi.

Polis güçlerinin açtığı ateşte üç kez isabet almasına rağmen durmayan hayvan, çevredeki onlarca insanın hayatını tehlikeye attı. Bölgeye destek için gönderilen askeri birlikler, yaklaşık yirmi dakikalık bir takibin ardından yaratığı bir evde kıstırdı.Eve operasyon düzenleyen askerlerimiz yaratığı etkisiz hale getirdi.

*Ekranda kısa bir süre bulanıklaştırılmış ceset görüntüsü gösterilir: gözleri hâlâ sarı renkte, açık ve donuk; derisi solgun ve lekeli, dudakları kanlı ve kurbanların yüzünü yerken parçaladığı et parçaları yüzüne yapışmış haldeydi.*

Viktor canavarı gördüğünde iğrendi ve yüzünü buruşturdu. Bu, onun askeri geçmişi göz önüne alındığında aslında tiksineceği bir şey değildi. İlk kez kurşun yiyen birini görmüyordu; çoğu insanın bir ekranda izlemeye dayanamayacağı iğrençlikleri o da savaş tecrübesi olan her asker gibi yaşayarak tecrübe etmişti.

Kızı Yana'ya bakarak onun televizyona kafasını çevirmediğinden emin olmak istedi. Yana kafasını tabağına gömmüş, bir yandan haberi dinliyordu.

Haber akmaya devam etti.:

"O sırada evde bulunan canavarın annesi olduğu tespit edilen yaşlı bir kadın
mobilyaların parçalanması sırasında ağır yaralandı.

Yetkililer, bu tip varlıkların insan hayatı için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, halkın şüpheli gördüğü her olayı derhal polise bildirmesi gerektiğini vurguladı. Uzmanlar ise, 'mutasyon' benzeri bu sapkınlıkların yayılma riski bulunduğunu ve hiçbir şekilde hafife alınmaması gerektiğini belirtiyor."

Viktor, arkasına döndü, gözlerini ekrandan ayırmadan haberi bitene kadar dikkatle dinledi. Normalde mutfaktaki televizyona yarım yamalak kulak verir, çoğu zaman kafasını bile çevirmezdi. Ama bu kez bakışları ekrana takılıp kalmıştı.

Azenor, onun bu tavrını hemen fark etti.
- Ne oldu, hayatım?

Viktor, cevap vermeden önce kısa bir an durdu. Gözleri sağındaki Yana’ya kaydı.

-Baba, kurtadamlar insanlara saldırır mı?

Viktor derin bir nefes aldı, televizyonun sesini kapattı.
-Çok fazla fotoğraf koymuşlar. Yana’nın böyle şeyleri görmemesi lazım, dedi, sesini fazla yükseltmeden.

Azenor’un bakışında sorgulayan bir ifade vardı. Kızı Yana ise kurtadamlar hakkında soru sormaya devam ediyordu ama Viktor başka bir şey söylemedi.Sandalyesini hafifçe geri itti, ağır adımlarla masadan kalktı. Basamaklara yönelirken mutfaktaki sessizlik tekrar yerini çay kaşıklarının tıngırtısına bıraktı.

Viktor, mutfaktan ayrıldıktan sonra hızlı adımlarla merdivenleri çıktı. Banyodan geçerken kırılmış musluğa kısa bir bakış attı, sonra doğrudan salonun köşesindeki odun merdivene yöneldi. Sessizce tırmanıp çatı arasına çıktı.

Eşyaların arasında, kaçak yollardan Sergei’ye getirttiği AK-47’sini ve beylik tabancasını buldu. Önce şarjörü söktü; 7.62’lik mermileri tek tek yuvasına bastı. Otuzuncu mermiden sonra şarjörü geri taktı, kurma kolunu çekmeden kutunun arkasında elinin kolayca erişebileceği bir yere bıraktı.

Ardından yedek şarjörü doldurdu ve tüfeğin yanına koydu. Beylik tabancasını alıp tişörtünün altından belli olmayacak şekilde beline yerleştirdi. Gözleri köşedeki eski sandalyelere kaydı; tazminattan kalan parayı oraya saklamıştı. Sandalyelerin arasından desteler hâlinde istiflenmiş paraları buldu. Tahminen yirmi deste, toplamda on milyon ruble civarındaydı. Beş destesinin bantlarını söküp cebine sıkıştırdı.

Hazırlığını tamamladığında yüzünde sessiz bir şaşkınlık vardı. Ağır adımlarla merdivenlere yöneldi. Ardından yatak odasına geçti. Azenor, onun çatıdan indiğini fark etmişti; kapının yanında bekliyordu.

-Viktor?

Azenor Viktor’un kendini açıklamasını bekledi. Viktor konuşmayınca devam etti:
-Seni anlayamıyorum. Televizyondaki ölenleri tanıyor muydun? Asker falan mıydılar? Haberlerden beri garipleştin.

Viktor kısa kesti.
-Hayatım… yukarıda yedi buçuk milyon ruble var. Sen para konusunda bana bağırdıktan sonra saymak istedim.

Azenor sessizce adım attı. Elini Viktor’un beline koydu; kelimeler yerine gözleriyle sordu.

Viktor gözlerini kaçırmadan cevapladı:
-Haberlerdeki o… mutantlardan korkuyorum. Yana’yı görünce… bilmiyorum… gelirlerse en azından ateş edeyim.

Azenor derin bir nefes aldı.
-Viktor, böyle saçma olayları kanallar 2 senedir haber yapıyor. Hala kurtadama dönüşen birini görmedik, dedi ve biraz gülümsedi. Viktor başıyla onayladı ve konuyu değiştirdi.

-Sergei geldi mi?

Azenor hâlâ musluğu para harcamadan kocası tarafından tamir edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Kısa bir "hayır"la geçiştirdi.

Viktor gömleğiyle belindeki silahı iyice örterek kapıya doğru yürümeye başladı. Evden çıktı, sokaktaki büfeye doğru yürüdü. Ağzındaki sigaradan derin bir nefes çekti, duman soğuk havada ağır ağır dağıldı. Kar yağışı hızlanmış, taneler yüzüne çarpıyordu.

Büfenin kapısını itip içeri girdi. Ağzındaki sigara hâlâ yanıyordu; içerideki sıcak hava kusmuk kokusu dumanla karıştı. Kasada, babasının yerine çalışan çocuk vardı.

-Baban hâlâ geceleri seni mi çalıştırıyor? dedi Viktor, paketlere bakarken.

-2 karton Krasnyy Dym çıkar bana.

Çocuk, Viktor'un çok para harcayan iyi bir müşteri olduğunu bildiğinden tartışmaya girmedi.

- Evet… hâlâ gece içtiği için ben çalışıyorum.

Viktor, cevapla ilgilenmeden bir koli balık konservesi ve bir koli granola bar aldı. Alkol reyonunda durdu; sarhoş olmak isteyeceği en son şeydi, ama yine de bir 70'lik şişe aldı. Kasaya geldiğinde parasını kendi hesapladı, banknotları küsüratını hesaplamadan masaya bıraktı.

- Yaşlı domuza selam söyle, dedi, sigaranın ucundan duman verirken.

Kasada çocuğun olmasına memnundu; aldığı şeyler böylece dikkat çekmeyecekti. Kapıdan çıkıp tekrar eve doğru yürümeye başladı.Viktor, Sergei'nin evinin önünden geçerken Sergei'nin evinin camlarına baktı.

Perde aralıktı. Sergei geç kalmazdı. Adımlarını hızlandırdı, eve döndü. Kapı önündeki taze izlerden Sergei'nin geldiğini anladı.

Poşetlerden votkayı çıkardı, geri kalanını arabasının bagajına bıraktı, votkayı ise mutfağa buzdolabına koydu. Fırsat bulursa Azenor'la güzel bir gece geçirecekti.

Merdivenlerden çıkıp banyoya yürüdü. Sergei çoktan çalışmaya başlamıştı. Kırık parçayı ek yerinden sökmüş, yenisini hazırlıyordu.

Viktor kapı eşiğinde durdu.
- Su borusu tamir etmek keleş tutmaktan iyi kazandırıyor, değil mi Sergei?

Yaşlı adam, Viktor'un kopuk bacağına baktı.
- Herkes senin kadar şanslı değil. Devlet herkese bacak ağırlığında para vermiyor.

Viktor hafifçe güldü.
- Kıskanmak için hep bir bahanen vardır.

-Para kazanacağımı söylemiştin, para konusu açmasam olmazdı, dedi Sergei, boru anahtarını bırakmadan.

Viktor’un sesi ciddileşti.
-Başka bir olay var, Sergei. Ondan seni aradım...

Sergei yeni musluğun etrafına keten sarıyordu

-Anlat.

-Haberlerdeki mutant videolarını izledin mi?

-İzledim. Doğru zamanda emekli olduk, dedi ve neredeyse kahkaha atacak kadar güldü. Bırak, yeni gelenler düşünsün, sana ne.

-Durum daha kötü. Yardımına ihtiyacım olabilir.

Sergei durdu. Gözleri musluğun kırık yerine kaydı.

-Ne demek istiyorsun, onlardan birini mi gördün?

-Dün gece barda uyuyakaldım, dedi Viktor. Bir an duraksadı, söylemek istediğine emin değildi. Pantolonum alev aldı. Dumandan uyandım.

Sergei, yeni musluğu takarken dinlemeye devam etti.

-Sigaradan sandım… ama değilmiş.
Viktor devam etti.

-Kendi başıma gelene kadar inanmamıştım. Gençlerin salaklığı sanırdım, ama ben yakmışım... Ellerim alev almış,
Sergei! Ve en ufak bir yanık izi bile yoktu. Acı bile hissetmiyordum.

Sergei başını kaldırdı.
-Siktir... dedi ve bir süre konuşmadan bekledi. Bunu başka kimseye söyleme. Bana bile söylememen gerekirdi.

-Söylemeyecektim. Ama galiba ihbar edildim, Sergei. Bardayken ne oldu tam bilmiyorum. Herkes uyandığımda bana
adam öldürmüşüm gibi bakıyordu.

Sergei, elindeki anahtarı yavaşça bıraktı.
-Kaç gün oldu?

Viktor bakışlarını kaçırmadan cevap verdi:
- Üç.

Yaşlı adam, onun yüzünü dikkatle süzdü. Durumun ciddiyetini anlamlandırmaya çalışıyordu. Viktor’un belindeki şişlikten
silah taşıdığını fark etti.

Ama yüzündeki ifade… donuk ve şaşkındı. Yıllar önce birlikte girdikleri çatışmalarda bile
Viktor’u böyle görmemişti.

-Azenor bu yüzden gergindi yani? dedi Sergei, sesi alçalmıştı.

Viktor başını hafifçe salladı.
- Onlara henüz söylemedim söylemeyeceğim.

Kar, sessizce yağmaya devam ediyordu.
Sergei’nin bakışları sertleşti.

- O zaman bana anlatmaya devam et. Yüce İsa dünyaya geri dönmediyse bu açıkladıkların...Viktor. Seni tanımasam sana deli derdim.

-Hâlâ kaçakçılık yapıyor musun, Sergei? Bana kaçabileceğim bir yer ayarla. Karlık bir dağ evi de olur. Ailemden uzaklaşmam gerekiyor. Eğer şikâyet edildiysem buraya geleceklerdir.

Viktor, Sergei’nin işini bitirip alet çantasını toplamasını izlerken düşüncelere daldı. Aklında sabah yayınlanan canavar haberi vardı. Ceset insan şeklindeydi, şekli bozulmuştu. Bardaki bir erkek ve kadına saldırmıştı.

Viktor’a göre duygusal bir sebepti, insancıl olabileceğini düşünüyordu. Son günlerde bu haberlerin her gün tekrarlanıyor oluşu onun canını sıkıyordu. O insanların insandan geldiği ve bir geçmişlerinin olduğu açıktı.Sergei’nin çantasını kapatmasıyla düşüncelerden arındı.

*Ben canavar değilim!Yana!*

-Yana, Sergei amcan musluğu tamir etti!

Sergei evden çıkarken Viktor’a döndü, hafifçe kulağına eğildi.

-İşini ayarlamaya çalışacağım. Bir bidon mazot al ve deponu doldur.

Viktor, Yana’nın koşan ayak seslerini duyduğu için fazla uzatmadı.

-Sağ ol Sergei, eski dostum. Benim hesabıma yaz, bir ara öderim.

Sergei, Viktor’un ona para vermeyeceğini biliyordu. Ama siktir et, zaten ne zaman Viktor’dan para alabilmişti ki.

-Yana kızım ne yaptın? Sarılalım mı?

-Tuvalete gireceğim baba, sonra. Hadii, çekilmen lazım.

Viktor hemen alt kata indi. Fazla vakit kaybetmeden dışarı çıktı ve arabasına bindi.

Benzinin donmaması için her zaman etanollü yakıt kullanırdı.Tek marşta çalışan motorun sesi, soğuk havada boğuk bir yankı gibi yayıldı. Direksiyonu çevirip sakince park yerinden ayrıldı.

Yolda giderken, hâlâ aktif görevde olan eski dostu Efimov’u aradı.

- Efimov, nasıl gidiyor dostum? Kuzey Federasyonu hâlâ senin sayende güvende mi?

Efimov, Viktor’un çocukluk yıllarından beri tanıdığı eski dostuydu. Sözleşmeli olarak askere katılmış, her sözleşme bittiğinde “bu sefer bırakıyorum” diyerek istifa etmiş, sonra parasız kalınca tekrar ve tekrar geri dönmek zorunda kalmış, kırık kafalı biriydi. Viktor Astsubay olduğu için yıllarca Viktor’un emrinde görev yapmış, bu yüzden hâlâ onun sözünü dinleyeceğine emindi ama uzun zamandır da aramamıştı.

Telefonun diğer ucundan tok bir ses geldi:

-Kara Piyade Uzman Çavuş Sidarow, emredin komutanım!

Viktor, cevabı duyunca memnuniyetle gülümsedi.

-Benim ismimi yakın zamanda duydun mu, çavuş?

-Hayır komutanım… yoksa kışlaya mı uğradınız?

-Hayır. Çok ortalığı bulandırmadan, yeni dosyalarda benim adımı bir kontrol et. Sonra bana haber ver.

Viktor konuşmayı bitirdiğinde çoktan benzinliğe varmıştı. Telefonu kapattı, bir bidon mazot aldı ve aracının deposunu ağzına kadar doldurdu. Viktor, Azenor ve Yana ile vedalaşmak için eve geri döndü. Mutfağa girdiğinde Azenor ve Yana çoktan akşam yemeğine başlamışlardı.

Yana, neşeyle, "Baba, koş! Annemle ben pelmeni yaptık!" diye bağırdı. Yana'nın bitmek bilmeyen iştahı, Viktor'u mutlu ediyordu. Uzun yıllar sonra Viktor biraz mutluydu.

Askerlik görevi yüzünden geç evlenmişti Viktor ve artık neredeyse 46 yaşındaydı. Hâlâ sert ve güçlü görünmesinin tek sebebi Yana'ydı. Hemen masaya, her zamanki gibi Yana'nın yanına oturdu ve yemek yemeye başladı.

Yemeğin ortalarına doğru kapı zilinin sesi mutfağı doldurdu. Zil, art arda iki defa çalınmış ve ardından kapının demirine vurulmuştu. Viktor, Azenor ve Yana'ya köşedeki buzdolabının yanına gitmelerini söyledi. Azenor soru sormaya çalışsa da Viktor sus işareti yaparak kapıya yöneldi.

Viktor kapıyı açtı ve karşısında askerleri görünce tekmil verdi:

-Emekli Kara Piyade Astsubay Başçavuş Viktor Sokolov!

Askerlerde gereksiz bir gerginlik vardı. Kollarında rütbe yoktu ama botları sözleşmeli personel botuydu. Arkada aracın kapısında bekleyen asker, sanki subaymış gibi hiç oralı olmamıştı.

-Gençler, ne oldu? Sorun nedir?

Kapıya yakın olan asker, tekmil bile vermeden söze girdi:

-Kışladan geliyoruz. Yüzbaşının bizzat emri var. Bizimle kışlaya kadar gelmeniz gerekiyor.

Viktor, askerlerin usulsüz ve gergin konuşmalarından durumu anlamıştı. Silahına davranmakta tereddütlüydü ama bu fırsatı bir daha bulamayacağını biliyordu.

Hızlı karar vermeliydi; daha önce kapısına gelen askerler,her zaman en azından birinin selamını getirirler ve durumu arz ederlerdi. Karşısındaki askerler ise sanki askeri disiplin almamış gibilerdi.

Bekleyemezdi.Belinden tabancasını çıkardı. Bir eliyle, kendine en yakın olan askerin omzundaki kalaşnikofu kapıp çıkarmaya çalışırken, diğer eliyle tabancasının tetiğine bastı. Boğuştuğu askerin sağ botunun sağa yakın tarafı parçalandı ve asker yere düştü.

Viktor, kapıya yakın olan ikinci asker omzundaki silahı çıkarmaya çalışırken, onu eliyle itmeye çalıştı. Çoktan tabancasını çıkarmış olan arabanın yanındaki genç subay tabancasına mermi vermişti ve nişanlayıp ateş etmek üzereydi ki Viktor subayı kolundan vurdu. Üçüncü askeri de bacağından vurarak yere düşmesini sağladı.

Hızla silahları toplamaya başladı. Askerler bağırıyordu ama çığlık atan yoktu. Bu da, Viktor’a göre acemi olmadıklarını gösterirdi.

Kapıya doğru koşarak çıkan Azenor’u görünce kendini tutamadı ve bağırdı:
"Ben bu devlete 20 sene hizmet ettim, Azenor! Bana layık görülen son bu mu?"

Azenor şok içindeydi; kocası üç askeri vurmuş ve elinde silahlarla ona bakıyordu. Viktor devam etti:

“Sizi sorguya aldıklarında ne biliyorsanız söyleyin. Benim kaçmam gerekiyor. Sizi seviyorum.”

Paranın yerini önceden Azenor’a söylemişti. Ama bir yandan Yana’yı da son kez görmek istiyordu. Azenor korkuyla orada donup kalmıştı. Bu çok kötü bir vedaydı ama vakti yoktu. Zaman kaybederse askerler toparlanıp tepki verecekti ve onları tekrar vurmak istemiyordu. Arabasına atlayıp hızla gaza bastı.

Viktor, arabasını son gaz sürmeye başladı ama gözleri dikiz aynasından gittikçe küçülen evini izliyordu. Hayalini kurduğu hayat artık ondan çok uzaktaydı. Hayatı geri dönülmez bir biçimde değişmişti.

Artık o emekli bir asker değil, aranan bir canavardı. Kızının tabiriyle “kurt adam”. Zavallı kızı için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Teslim olup en iyi ihtimalle bir mahkûm çalışma kampına gitmektense yaşamayı seçmişti Viktor. Tek tesellisi, masum ailesine bir zarar gelmemesiydi.

Biraz toparlandı ve telefonunu cebinden çıkarıp Sergei’yi aradı.

-Alo, Viktor. Henüz ayarlamadım ama tahminen üç gün...

- Sergei, beni dinle! Belirli yere geçiyorum. Kod kırmızı, ona göre hareket et. Anladın mı? Belirli yere geçiyorum.

Sergei hiç konuşmadan telefonu kapattı. Sergei’ye güveniyordu ama bu durumdayken birine güvenmesi hata olurdu.Başka arayabileceği kimse yoktu.

Şehirden uzaklaşıp asfalt bir yolda, göl ve yolun birleşiminde bir yokuşta durdu.Hemen yanında bir dağ vardı. Anlık olarak dağa baktı. Dar dağ yolu kıvrıla kıvrıla ana yola iniyordu; kar taneleri ağır ağır düşüyordu. Etrafta yalnızca uzaklarda, çatıları bembeyaz kesilmiş birkaç ev seçilebiliyordu. Sessizlik, rüzgârın ağaç dallarındaki uğultusuna karışıyordu.

Torpido gözünde bulunan mangal tutuşturma jelini koltuklara boca etmeye başladı ve arabadan çıkıp dışarıda bir sigara yaktı. Arabanın bagajından benzinlikten aldığı mazot bidonunu ve yiyecek poşetlerini eline aldı. Dağa doğru yürüdü ve eşyaları Sergei’nin kamyonetine bıraktı. Arabasına geri döndü. El frenini camdan indirdi ve ağzındaki sigarayı camdan şoför koltuğuna attı.

Araba ana yoldaydı ve tüplüydü. Muhtemelen yavaş yavaş yanacak ve en sonunda patlayacaktı.

Öyle olacağını sanmasa da yetkililerin öldüğünü düşünmesini istiyordu ve denemeye değerdi.

BÖLÜM NOTU

İyi veya kötü her yorumu bekliyorum. Herkese iyi okumalar ve iyi eğlenceler. Beyaz Barut evrenine hoş geldiniz...




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı