insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

1. Bölüm — İçerideki Çocuk

Yuta - 1. Bölüm - İçerideki Çocuk

Hut gözlerini açtığında karşısında yalnızca karanlık yoktu.

Karanlığın üzerinde ince çizgiler uzanıyor, tavandaki kalın kumaşın gerildiği ahşap kirişleri belli belirsiz görünür kılıyordu. Bir yerden sızan ay ışığı, kumaşın dikişlerinde soluk lekeler bırakmıştı. Görüntü net değildi; bir noktaya uzun süre bakmaya çalıştığında çizgiler birbirine giriyor, tavan ağır ağır uzaklaşıyormuş gibi görünüyordu.

Nerede olduğunu hatırlamak istedi.

Dar geçit.

Rek’in sesi.

Yerdeki siyahlık.

Göğsüne inen darbe.

Sonrasına uzandığında düşünce parçalandı. Hatırlamaya çalıştığı görüntüler birbirlerinin üzerine bindi; karanlık geçit, beyaz çizgiler ve ağlayan bir kadının yüzü aynı anda zihnine doldu. Küçücük göğüs ansızın hızla inip kalkmaya başladı.

Hut düşüncesini durduramadı.

Beden önce gerildi, ardından başın arkasından gözlere doğru yayılan ağır bir basınç oluştu. Küçük parmaklar örtünün altında kapanıp açıldı. Boğazdan ince, rahatsız bir ses çıktı.

İçeride başka bir şey kıpırdandı.

Bir düşünce değildi. Bir kelimesi veya biçimi yoktu. Uykunun içinden yükselen huzursuzluk, Hut’un zihnine sıcak ve bulanık bir dalga gibi çarptı. Bedenin kalp atışları hızlandı; korkunun kime ait olduğunu ayırt edemedi.

Hut hatırlamaya çalışmayı bıraktı.

Basınç hemen geçmedi. Fakat yeni düşünceler eklenmeyince yavaşça hafifledi. Göğsün iniş çıkışı düzeldi, parmaklar gevşedi ve içerideki huzursuzluk yeniden derin bir uykuya çekildi.

Hut tavana baktı.

Ne kadar süredir uyanıktı, bilmiyordu. Zamanı ölçebileceği hiçbir şey yoktu. Birbirini izleyen nefesleri saymaya çalıştı ama üçe gelmeden ilk sayıyı unuttu. Baştan başladı. Bu kez ikiye ulaştığında hangi sesi sayı olarak kabul ettiğini karıştırdı.

Saymayı bıraktı.

Yakınında düzenli bir nefes sesi vardı. Biraz ötede kuru odun çatırdadı. Yün, yanmış reçine, kurutulmuş ot ve süt kokuları birbirine karışıyordu. Bulunduğu yer sabit değildi; bazen hafifçe sallanıyor, asılı küçük nesneler birbirine değerek ince sesler çıkarıyordu.

Hut başını çevirmeyi denedi.

Boynunun bir tarafında güçsüz bir gerilme oldu. Görüntü yalnızca birkaç parmak genişliğinde kaydı, sonra baş kendiliğinden eski yerine düştü. Hareketi tekrarlamak istediğinde içerideki çocuk yine huzursuzlandı.

Tarin.

İsim, doğum sırasında gördüğü beyaz çizgilerle birlikte zihninde belirdi.

Beden: Tarin.

Doğal Süne: Mevcut.

Beden boş değildir.

Hut, kelimeleri yeniden düzenlemeye çalışırken basınç geri döndü. Tarin’in huzursuzluğu bu kez daha hızlı yükseldi; bedenin dudakları büzüldü, nefesler kesikleşti.

Hut geri çekildi.

Beyaz çizgiler karanlığın içinde kendiliğinden oluştu.


AKTİF DURUM

SÜNE TAŞMASI

Şiddet: Düşük

Gözlenen Etkiler

  • Duyusal bulanıklık
  • Doğal Süne huzursuzluğu
  • Düşünsel süreklilik kaybı
  • Solunum düzensizliği

Hut yazılara odaklanmaya çalışınca çizgiler birbirine girdi. Başının içindeki basınç yeniden arttı ve ekran, karanlıkta açılmış bir yarık gibi kapanarak kayboldu.

Bir cevap değildi bu.

Yalnızca olan şeye verilmiş bir addı.

Hut bir süre hiçbir şey yapmadı. Nefesin gelişini, göğsün yükselişini ve kalbin küçük bedenin içinde nasıl vurduğunu dinledi. Tarin’in uykusu yavaşça derinleşti. Çocuğun varlığı kaybolmadı; sessizliğin altında sıcak, biçimsiz ve kendi içine kapanmış hâlde duruyordu.

Hut’un aklına ilk kez açık bir düşünce geldi.

Burada yalnız değildi.

Düşünce kısa kaldığı için basınç yükselmedi.

Yakındaki nefes değişti. Kumaş hışırdadı ve karanlıkta bir gölge doğruldu. Hut’un görüşüne dağınık koyu saçlar, yuvarlak bir çene ve uykusuzluktan şişmiş gözler girdi. Kadın eğilip yüzüne baktı.

Tarin’in içindeki sessizlik anında bozuldu.

Sıcaklık isteği, açlık ve tanıdık bir kokuya duyulan güven aynı anda yükseldi. Hut bu duyguların hiçbirini seçmemişti. Yine de bedenin ağzı açıldı, başı güçsüzce yana döndü ve boğazından kısa bir ağlama sesi çıktı.

Kadının yüzü yumuşadı.

Bir şeyler söyledi. Sözcükler Hut’un zihninde anlamlı parçalara dönüşmedi. Seslerin nerede başlayıp nerede bittiğini ayırt edebiliyor ama hiçbirini tanımıyordu.

Buna rağmen Tarin biliyordu.

Ses tehlike taşımıyordu.

Kadın bedeni örtüsüyle birlikte kaldırdı. Dünya bir anda yana kaydı. Mide yukarı çıktı, baş boşluğa düşmüş gibi oldu ve Tarin’in korkusu bütün bedene yayıldı. Hut da aynı korkunun içinde kaldı; karşı koymak için düşünmeye başladığı anda korku daha da büyüdü.

Kadının eli başın arkasına yerleşti. Beden sıcak göğsüne yaslandı ve sallanma yavaşladı.

Hut geri çekildi.

Tarin’in korkusu azaldı.

Kadın birkaç notayı aynı sırayla mırıldanmaya başladı. Ses ne yüksek ne de kusursuzdu; uykusuzluktan pürüzlüydü. Fakat Tarin’in kalbi bu ritmi tanıyordu. Eller gevşedi, nefesler uzadı.

Kadının kim olduğunu Hut bilmiyordu.

Tarin biliyordu.

Bu, bir isim veya tanım değildi. Kokuda, seste, tenin sıcaklığında ve kalp atışlarında saklı bir tanımaydı.

Anne.

Kelimeyi Hut kurdu. Duygu ona ait değildi.

Kadın başını eğip bebeğin alnını öptü. O anda Hut’un zihninde başka bir yüz belirdi. Daha yaşlı, daha solgun bir yüz. Yatak kenarına tutunan ince bir el. Yürürken yere temkinli basan ayaklar.

Görüntü parçalanmadan önce Hut onu tutmaya çalıştı.

Başındaki basınç bir anda şiddetlendi.

Tarin’in bedeni kasıldı ve ağlama sesi yükseldi.

Hut anıyı bıraktı.

Kadın onu göğsüne daha sıkı bastırdı. Aynı ninniyi yeniden söyledi. Birkaç nefes sonra beden gevşedi.

Hut, geriye çekildiği her seferde Tarin’in sakinleştiğini fark etmişti. Bu farkındalığın üzerine yeni düşünceler yığmadı. Yalnızca bekledi.

Açlık kısa süre sonra her şeyi bastırdı. Tarin başını aradı, ağzı yumuşak sıcaklığı buldu ve beden emmeye başladı. Hut hareketlerin hiçbirini yönetmiyordu. Dil, boğaz, nefes ve yutkunma kendi düzenleri içinde çalışıyor; yetişkin iradesine ihtiyaç duymuyorlardı.

Süt ağza doldukça Tarin’in korkusu uzaklaştı.

Hut’un bilinci de o rahatlamanın içinde gevşedi. Duygunun kaynağını bilmesine rağmen etkisinden kaçamıyordu. Kadının kolları, yalnız Tarin’i değil, onunla birlikte Hut’u da güvende tutuyormuş gibi geldi.

Bu düşünceye direnmedi.

Kadın emzirme bittikten sonra bebeği omzuna aldı ve sırtına yavaşça vurdu. Tarin’in ağzından hava çıktığında kadın memnun bir ses çıkardı. Ardından onu yeniden yatağa bırakmak üzere eğildi.

Kapının bulunduğu tarafta küçük çıplak ayakların sesi duyuldu.

İçeri, saçları yüzünün iki tarafına dağılmış bir kız girdi. Üzerindeki bol gömleğin etekleri dizlerine kadar iniyor, bileklerine bağlanmış ince boncuk dizileri her adımında hafifçe şıngırdıyordu. Kız kadına bir şey söyledi. Kadın parmağını dudaklarına götürerek yatağı gösterdi.

Kız başını ciddi bir ifadeyle salladı.

Sonra iki hızlı adımla bebeğin yanına sokuldu.

Yüzü Hut’un bulanık görüşünü doldurdu. Kız önce büyük bir dikkatle Tarin’e baktı, ardından gözlerini şaşılaştırıp yanaklarını şişirdi. Dili bir an dışarı çıktı.

Tarin’in içinde bir kıpırtı oldu.

Korku değildi. Bu sese, kokuya ve yaklaşan yüze bağlı başka bir tanımaydı. Bedenin dudakları rastlantıyla kıvrıldı.

Kızın gözleri büyüdü. Heyecanla kadının kolunu çekip hızlı hızlı konuşmaya başladı.

Kadın yorgun bir gülümsemeyle başını salladı.

Kız yatağın yanından ayrıldı ve duvara asılı renkli kumaşların altındaki küçük bir sandığa gitti. Sandığın üzerinde kurutulmuş çiçek demetleri, kuş tüyleri ve ince iplerle birbirine bağlanmış kabuklar vardı. Kız eşyaların arasından küçük, yaylı bir çalgı çıkardı.

Çalgının koyu ahşap gövdesi bir insan avucundan biraz büyüktü. Kenarlarına kırmızı ve sarı ipler bağlanmış, sapına birkaç mavi boncuk geçirilmişti. Kız onu göğsüne dayadı ve yayı tellere sürttü.

İlk ses sert çıktı.

Kadın hemen ona baktı.

Kız dudaklarını büzüp yayı geri çekti. İkinci denemesinde sesi inceltti. Birkaç notalık hareketli bir ezgi çalmaya başladı.

Tarin’in gözleri sesin geldiği yöne döndü.

Bu hareketi Hut yapmamıştı.

Gözler yayı izleyemiyor, hareket her seferinde bulanık bir çizgiye dönüşüyordu. Yine de Tarin’in dikkati notalara tutunmuştu. Her ses değişiminde küçücük bedenin içinde belli belirsiz bir uyanıklık oluşuyordu.

Hut da dinledi.

Notalar tekrar ediyordu. İlk ses yükseliyor, ikincisi düşüyor, üçüncüsü başladığı yere dönüyordu. Düzeni anlamaya çalıştı.

Bir.

İki.

Üç—

Basınç gözlerinin arkasında yeniden toplandı.

Tarin’in nefesi bozuldu.

Hut saymayı bıraktı.

Kız da çalmayı kesti. Yüzündeki neşe sönüp yerini kaygıya bıraktı. Çalgıyı göğsüne bastırarak kadına baktı.

Hut’un içinde ince bir rahatsızlık belirdi.

Bu Tarin’den gelmiyordu.

Kızın üzülmesine kendisi neden olmuştu.

Hut düşüncelerini olabildiğince küçülttü. Tarin’in bedenini, sesi veya hareketi anlamaya zorlamadı. Yalnızca çalgının tekrar başlayıp başlamayacağını bekledi.

Kız yayı tellere yeniden dokundurdu. Bu kez tek bir uzun nota çıkardı.

Tarin huzursuzlanmadı.

İkinci nota biraz daha yüksekti.

Küçük el örtünün altında gevşedi.

Kız bunu görünce gülümsedi. Çalgıyı çalmayı sürdürürken çıplak ayaklarıyla yavaşça dönmeye başladı. Eteğindeki boncuklar ezginin arasına ince vuruşlar katıyordu. Dans ediyor fakat annesini kızdırmamak için ayaklarını yere mümkün olduğunca sessiz basıyordu.

Kadın onu izlerken yüzündeki yorgunluk hafifledi.

Hut, karanlık geçitten sonra ilk kez çevresinde tehdit olmayan bir hareket izliyordu.

Sıcak bir yer.

Ninni.

Süt.

Dans eden küçük bir kız.

Bunların hiçbiri ona ait değildi.

Hepsi Tarin’indi.

Bu kez düşünce acı vermedi. Hut, Tarin’in hislerini kendine mal etmeye çalışmadan içlerinden geçmelerine izin verdi.

Kız çalgıyı bıraktıktan sonra yatağa yeniden yaklaştı ve parmağını bebeğin avucuna uzattı. Küçük el kendiliğinden kapandı.

Kız sessizce güldü.

Tarin’in içini güçlü bir tanıma doldurdu.

Abla.

Kelime Hut’un zihnine daha kolay geldi.

Kız uzun uzun konuşmaya başladı. Cümleleri hızlıydı; ellerini, omuzlarını, hatta kaşlarını bile kullanıyordu. Kadın bir süre onu dinledikten sonra yumuşak fakat uyarıcı bir sesle konuştu.

“Tilin.”

Kız sustu.

Tilin.

Kadın bebeği gösterip başka bir isim söyledi.

“Tarin.”

Hut’un dikkati o tek kelimede toplandı.

Bu, beyaz çizgilerde gördüğü isimdi. Fakat kadının ağzından çıktığında bir sistem kaydı olmaktan çıkmıştı.

Bir çocuğun adıydı.

Tarin’in adıydı.

Hut anlamı sürdürmeye çalıştı. Tarin kimdi? Beden miydi? İçerideki küçük bilinç miydi? O neredeydi? Kendi bedenine ne olmuştu?

Sorular birbirinin ardına dizildi.

Basınç geri döndü.

Tarin’in parmakları Tilin’in elini sıkıca kavradı. Küçük beden yeniden kasılırken kızın yüzündeki gülümseme kayboldu.

Hut düşüncelerini bıraktı.

Sorular kaldı ama peşlerine düşmedi.

Tarin’in bedenindeki gerilim hafifledi. Parmağı hâlâ Tilin’in elindeydi.

Beyaz çizgiler sessizce belirdi.


YULA KAYDI

Uyum değişimi kaydedildi.

Eşruh Dengesi: %0 → %1

Süne Taşması: Geriliyor


Ekran nedenini açıklamadı.

Hut yine de değişimin, kendisi geri çekildiğinde geldiğini biliyordu.

Ekranı yeniden çağırmayı denedi.

Yula.

Hiçbir şey olmadı.

Durum.

Başının arkasında hafif bir baskı başladı.

Hut düşünceyi kesti.

Sistem onunla konuşmuyordu. Kendisine öğretmiyor, sorularını cevaplamıyordu. Yalnızca bir değişiklik olduğunda onu görünür kılıyordu.

Kadın Tilin’i yatağına gönderdi. Kız çalgısını küçük sandığın üzerine bıraktı, Tarin’in alnına aceleyle bir öpücük kondurdu ve giderken iki kez arkasına baktı.

Kadın yatağın yanında kaldı. Tarin’in yanağına dokunarak yavaşça konuştu. Hut kelimeleri anlamıyordu ama bazı adları seçebiliyordu.

“Tarin.”

“Tilin.”

Sonra başka bir ad söyledi.

“Torik.”

Tarin’in içinde sıcak ve ağır bir duygu yükseldi. Annenin verdiği güvene benziyordu ama ondan daha geniş, daha sağlamdı.

Hut duyguyu çözmeye çalışmadı.

Kadın bir süre sonra yan taraftaki yatağa uzandı. Nefesi yavaşladı. Ateşin son közleri sönmeye yüz tutarken çadırın içindeki renkler karanlığa gömüldü.

Hut tavana baktı.

Kısa düşünceler taşıyabiliyordu.

Uzun düşünceler Tarin’i rahatsız ediyordu.

Geri çekildiğinde beden sakinleşiyordu.

Denge denilen şey de bundan sonra değişmişti.

Daha fazlasını düşünmedi.

Yakın taraftan hafif bir öksürük duyuldu. Çadırın karanlık köşesinde biri kıpırdandı. Hut daha önce orada başka birinin bulunduğunu fark etmemişti.

Yaşlı bir kadın, yastıklarla desteklenmiş alçak bir oturakta doğruldu. Omuzlarına kalın bir örtü sarılmıştı. Yüzü ateşin son ışığında ancak birkaç saniyeliğine göründü; ince yanaklar, derin çizgiler ve beyaza dönmüş saçlar.

Kadın öksürüğünü bastırdıktan sonra Tarin’e baktı.

Gözleri yaşlıydı ama uykulu değildi.

Tarin’in içinde yumuşak bir tanıma oluştu. Anneye veya Tilin’e duyulan histen farklıydı; daha sessiz, daha eskiydi.

Yaşlı kadın ayağa kalkmadı. Oturduğu yerden uzanıp yatağın kenarına parmak uçlarıyla dokundu, ardından belli belirsiz bir ritim tutmaya başladı.

Bir.

Bekleme.

İki kısa vuruş.

Bekleme.

Dışarıdaki bir böcek aynı aralıklarla öttü.

Yaşlı kadın gülümsedi.

Hut tesadüf olduğunu düşündü. Fakat kadın ritmi değiştirdiğinde böceğin sesi de değişti. Çadırın dışından bir başka böcek cevap verdi.

Kadın çok alçak bir sesle bir şey söyledi.

“Telli,” diye seslendi yataktaki kadın, gözlerini açmadan.

Yaşlı kadın parmağını dudaklarına götürdü. Son vuruşunu yaptıktan sonra ellerini örtünün altına çekti.

Telli.

Tarin’in babaannesi olduğunu Hut henüz bilmiyordu. Yalnızca küçük bedenin ona duyduğu eski ve sakin yakınlığı hissedebiliyordu.

Yaşlı yüz karanlığa karışırken Hut’un zihninde yine başka bir yüz belirdi.

Kendi annesi.

Bu kez görüntü daha kısa sürdü. Bir sandalye kenarına tutunan eller, yürürken yüzünde beliren ağrı ve ona belli etmemeye çalıştığı yorgunluk…

Hut anıya uzanmadı.

Basınç yükselmedi.

Bunun yerine göğsünde ağır bir özlem kaldı. Duygunun Tarin’den gelmediğini biliyordu.

İlk kez, hislerin kaynaklarını birbirinden ayırabilmişti.

Dışarıdan tek bir kuş ötüşü duyuldu. Ardından uzaktan başka bir kuş cevap verdi. Tarin’in uykusunda küçük bir kıpırtı oldu. Dikkati, anlamını bilmediği bir çağrıya yönelmiş gibi gecenin içine uzandı.

Hut bunu izledi.

Takip etmedi.

Bir süre sonra dışarıdaki atlardan biri huzursuzca soludu. Ahşap tekerlek veya araba gövdesi ağır bir ağırlık altında gıcırdadı. Kumaş tentenin ötesinde bir şey sürtündü.

Kadının gözleri açıldı.

Telli başını kaldırdı.

Dışarıdan gelen homurtu o kadar derindi ki ses kulaklardan önce küçük göğüste hissedildi.

Tarin uyandı.

Korku bütün bedeni doldurdu. Kollar örtünün altında çırpındı, nefes hızlandı. Hut’un kendi korkusu da yükseldi. Fakat onu Tarin’in korkusunun üzerine bindirmedi. Düşünmedi. Kontrol etmeye çalışmadı.

Yalnızca bekledi.

Tentenin arkasında devasa bir gölge belirdi. Omuzları bir insanda olması gerekenden yüksekti. Başını eğmişti; geniş gövdesi, içerideki ay ışığını neredeyse bütünüyle kapatıyordu.

Atlardan biri kısa bir kişneme çıkardı.

Gölge başını ona çevirdi.

Dışarıdaki hayvan sustu.

Ağır nefes tenteyi titretti. Ardından gölge yana çekildi ve perdenin bulunduğu yerde kumaş aralandı.

İçeri iri cüsseli, çırılçıplak bir adam girdi.

Saçları ıslaktı. Omuzlarına yaprak parçaları yapışmış, göğsü ve kolları koyu çamura bulanmıştı. Sırtında uzun çizikler uzanıyordu. Adam perdeyi kapattıktan sonra soğuğu yeni fark etmiş gibi derin bir nefes aldı.

Kadın yataktan kalkarak yanına gitti.

“Torik?”

Tarin ismi tanıdı.

Kadın adamın omuzlarına ve sırtındaki çiziklere baktı.

“İyi misin?”

Torik yorgun bir gülümsemeyle başını salladı.

“İyiyim.”

Hut sözcükleri gerçekten anlamış mıydı, yoksa Tarin’in tanıdığı seslerden anlamı mı çekmişti, ayırt edemedi.

Torik önce Tilin’in uyuduğu tarafa baktı. Kız yatağında kıvrılmış, bir kolunu çalgısının üzerine atmıştı. Adamın yüzündeki sertlik hafifledi.

Ardından Telli’ye yöneldi. Yaşlı kadın ona kızgınmış gibi baktı ve alçak sesle birkaç kelime söyledi. Torik suçlu bir çocuk gibi gülümseyip başını eğdi.

Sonra Tarin’e yaklaştı.

Küçük bedenin içinde bir şey açıldı.

Bu, annesine duyduğu güven değildi. Daha ağır, daha geniş ve neredeyse can acıtacak kadar güçlü bir bağlılıktı. Tarin ıslak toprak, ter, yaprak ve soğuk gece kokusunu tanıyordu.

Korkusu tek seferde söndü.

Torik eğildi. Kocaman eli, Tarin’in başının yanında olduğundan daha büyük görünüyordu. Parmağının sırtıyla bebeğin yanağına dokundu ve alnına kısa bir öpücük kondurdu.

Hut bu adamı tanımıyordu.

Yine de içinde sevgi vardı.

Tarin seviyordu.

Hut bu kez duyguyu kendisininki sanmadı. Onu bastırmadı da. Sevginin içinden geçmesine izin verdi.

Torik başını kaldırırken dışarıdan, biraz önceki homurtuya benzeyen daha zayıf bir ses geldi.

Adamın gözleri perdeye kaydı.

Ay ışığı gözlerinde bir anlığına sarı bir parıltı bıraktı.

Telli bunu gördü.

Torik ile yaşlı kadın birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar. Sonra Telli örtüsünü omuzlarına biraz daha çekti ve hiçbir şey söylemeden gözlerini kapattı.

Torik perdeyi düzeltti.

Sarı parıltı kayboldu.


SİSTEM ÖZETİ

Beden: Tarin
Doğal Süne: Tarin
Yabancı Süne: Hut

Kut Doygunluğu: Ölçülemiyor
Eşruh Dengesi: %1
Mertebe: Tanımsız
Tekâmül Puanı: 0

SÜNE YETENEKLERİ

Tarin

  • Kilitli

Hut

  • Kilitli

BEDEN YATKINLIKLARI

  • Yeni Doğan İnsan Bedeni
  • Doğa Tını Yatkınlığı: Belirsiz

EŞRUH KAZANIMLARI

  • Yok

AKTİF DURUMLAR

  • Gelişmemiş Sinir Sistemi
  • Düşük Beden Kontrolü
  • Duygusal Kaynak Karışması
  • Süne Taşması: Düşük

SON KAYITLAR

  • İlk bilinçli geri çekilme
  • İlk duygu kaynağı ayrımı
  • İlk olumlu Eşruh değişimi

AKTİF UYARI

Düşünsel yük, bedenin mevcut sinirsel kapasitesini aşabilir.


Yuta - 1. Bölüm - İçerideki Çocuk

BÖLÜM NOTU

Sessizlik...

Söz sizde!




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı