Theron mekana götürmemişti. Başka bir yere gelmiştik. Deniz manzaralı bir uçurumdu. Aşağısı komple okyanustu, masmaviydi. Wayne’nin
ölümünden birkaç hafta önce, basın açıklamasından kaçtığımız gün buraya gelmiştik. “Eskiden buradan suya atlardık Jaxon ile.” Arkasından onu seyrettim, sırtı bana dönüktü.
“Kafan karışık değil mi? Bana olan güvenin kırılmış olmalı.” Tekrar sessiz kaldım, mırıldamamla onayladım. “Yaptığım şeyin gerçekten korkunç olduğunu biliyorum, başından beri sana söylemem gerekiyordu ama benden uzaklaşırsın diye korktum. Bu şey gerçekten kulağa iğrenç geliyor, biliyorum. Zaten iğrenç bir şey.”
Bana dönüp baktı. “Annemin durumu gerçekten o zamanlar çok kötüydü, ilaçları almaya bir türlü yetişemiyordum. Masraf çıktıkça çıkıyordu, doktorlar ondan vazgeçmemi söylüyordu ama yine de hiç vazgeçmedim. Çünkü o olsa benim için aynı şeyi yapardı. Param eve mi gitsin, kardeşimin eğitimine mi gitsin, ilaçlara mı, borçlara mı… daha sayamayacağım bir sürü şey, hiçbirine yetişemedim. Daha fazla para kazanmam gerekiyordu, Jaxon’un asla isteği dışında yapmadım. Durumumu biliyordu, o teklif etti; yemin ediyorum o etti! Kabul etti, yapacağım, dedi. Emin olup olmadığını defalarca kez sordum, adı gibi emindi.”
“Kabul ettiği için yaptığım şey onun suçuydu demiyorum, asla demem. Bunu bana teklif edip benim de kabul etmem kendi hatam zaten. Düşünsene, en yakın arkadaşın sen para kazan diye vücudunu kullandırtıyor.” Acıyla güldü. “Ama ne yapayım, çok korkmuştum. Bende daha gençtim, annemi kurtarmam gerekiyordu. Babam bizi terk etmiş reşit olmayan kardeşimle bir başıma kalmışım, annem hastanede, ne yapmam gerekiyordu? Kazandığım para yetmiyordu.”
“Hiçbir gece uyuyamadım, içim o kadar rahat değildi ki onun başına bir şey gelecek diye çok korkuyordum. Ki geldi de, bir gün kanlar içinde yanıma geldi. Gittiği adam tüm sırtını jiletlerle kesmiş o gün gözüm o kadar deliye döndü ki önümü göremiyordum. Neredeyse ölüyordum giderken, ağzını burnunu kırmam gerekiyordu. Aynısını ona yapmam lazımdı, Joxan’a ne yaptıysa aynısını.”
“Ama sandığım gibi olmadı, adam mafyaydı. İki gün boyunca bana birkaç saat aralıklarla psikolojik, fiziksel işkence yaptılar, ne aynısını yapabildim, ne adamın ağzını yüzünü kırabildim. O gece ne yaptıklarını anlatsam bitmez, kırk sekiz saat sürdü ama benim için kırk sekiz yıl gibiydi. Benden kat ve kat güçlülerdi, ben daha çok zayıftım; şu an ki olduğum gibi değildim. Şu an ne kadar güçlüysem o gün sayesindeydi, güçlenip arkadaşımı koruyacağıma yemin etmiştim. Mekana gittim, Jaxon ile hiç konuşmadım. Ama yemin ettim, bir daha asla böyle bir şey yapmayacaktım. Bir daha kimse ona zarar veremezdi. Eğer bir kez daha aynısını yaşasaydı kendimi asla affetmezdim, ağzıma sıkar beynimi patlatırdım. Hayatımda hiç çekmediğim bir acı çektim, işkenceden tut, en yakın arkadaşımı öyle görene kadar.”
“Dediğim gibi oldu, sonra bana öfkelendi, birisinin dolduruşuna geldi. Yeni insanlara o tarz şeyler yaptırmadığım için bana kin duymaya başladı. Ayrıca onları kıskandı, aramız soğumuştu ama o resmen koca bir duvar inşa etti aramıza. Ona bakacak yüzüm yoktu, konuşamıyordum. Gittikçe kendinden çıktı, başlarda hak ediyorum diye bir şey yapmadım ancak dediğim gibi bende bir insanım, benimde sınırlarım vardı. Hiç olmadığım şey oldu, sana anlattığım şeyler.”
Devamını zaten biliyordum. Yutkundum. “Anlattıklarım hiçbir şeyi değiştirmedi, biliyorum Aidan. Hâlâ ürküyorsun, aynısını sana yapıp yapmayacağımı soruyorsun. Annemin ölüsünün üstüne yemin ettim, bir daha asla ama asla, ne olursa olsun böyle bir şey yapmayacağım. Özellikle de sana. Tekrar annemin ölüsünün üstüne yemin ediyorum, asla yapmam. Sana yapmam, birisi sana zarar vermeye çalışırsa onu öldürürüm. Buna bende dahilim.” Başımı eğdim, kollarımı kaşıdım. Theron’a güvenebileceğimi biliyordum, uzun zamandır dosttuk, eğer yapsaydı şu ana kadar yapardı. Benim hakkımda tüm her şeyi biliyor, yenilerini öğrenmesine gerek yoktu.
Ama yine de… korkuyordum.
“Hâlâ öyle düşünüyorsan anlayışla karşılarım. Kimse böyle şeyler duyduktan sonra bana güvenemezdi. Ama eğer, eğer sen onlardan değilsen benimle gelirsin. Gelmezsende…” Gülümseyerek başını iki yana salladı “…önemli değil, anlıyorum. Kimse bunları duyduktan sonra yanımda kalmak istemez zaten.”
İlerlemeye başladı, önümden geçti. Motora doğru sessizce ilerliyordu, başı eğikti ve düşünceliydi. İçinden geçenleri okuyabiliyordum, onunla gelmemi istiyordu. Ve ben… bende onunla gitmek istiyordum. Sessizce arkasından ilerledim. Başını kaldırıp bana baktı ve gülümsedi. “Ahhh! Biliyordum.” Elini cebinden çıkarıp omzuma attı. “Teşekkür ederim, bir an çok korktum!!! Yemek yiyelim, evet, yemek yiyelim, tüm bu kargaşa beni çok acıktırdı!”
“Bunları anlattıktan sonra hâlâ sert ve mutlu durmaya çalışıyorsun.”
“Kes sesini, bana diyene bak.”
Mekan açılmıştı ama uzun zamandır dövüşmüyordum. Eski kitleyi toplamak biraz zordu, maçlar daha azdı. Seyirciler arttığında daha da sıklaşacaktı. “Armstrong’u ziyaret etmek istiyorum.” Şaşkınlıkla bana baktı. “Ne? Cidden mi?” Başını sallayarak onayladım. “Emin misin?” Tekrar onayladım. “İyi, peki madem.”
“Ordan sonra yemek yeriz, biraz da seni çalıştırırız. Dövüşmeyeli uzun zaman oldu, unuttun diye korkuyorum. Baksana, Jaxondan nasıl dayak yemişsin.”
“Adamın silahları vardı, üstelik bende dövdüm onu zaten. Son anda çelme atmasalardı böyle olmayacaktı.” Güldü. Kaşlarımı çatarak ona baktım. “Bana inanmıyor musun?” Sessiz kaldı, cevap vermediğinde kolunu omzumdan ittirdim. “Hey!”
“Tamam, tamam. Eminim öyle olmuştur.”
“Gel de dövüşelim, o zaman görürsün unutup unutmadığımı. Gel hadi.”
“İki saniyemi almayacağımı biliyorsun.” Suratımı büzüştürdüm. Motorun yanına geldiğimizde anahtarı bana verdi. “Sen sür yakışıklı.” Şaşırdım, Theron genelde bana motoru vermezdi (acil durumlar haricinde). “Kaskıda tak.” Dediğini yaparak motorun üstüne bindim ve anahtarı sokarak çalıştırdım. “Geliyorum.”
“Gel.” Arkama bindi ve belime tutundu. Araziden indik ve yola çıktık, hapishaneye doğru bastım. Her ışıkta durduğumuzda Theron ne kadar güzel sürdüğüm hakkında beni övüyordu. Çabuk öğrendiğimi anlatıyordu. “Gerçekten sanada bir tane alalım, altına da yakışıyor ha.”
“Arabayı tercih ederim.”
“Mide bulandırıcısın.” Yeşil yandığında hızlandım. Hapishaneye geldiğimde o da gelmek istedi ama reddettim. Onunla tek başıma, yüz yüze konuşacağımı belirttim. İçeriye girdim, gerekli kontrolleri yaptım. Görevliler Armstrong’u çağırdığında çoktan görüşme odasına geçmiştim. Arada bir cam vardı, yanımda ise bir telefon.
Kalbim güm güm attı, uzun zaman sonra onun ilk defa suratını görecektim. Hâlâ çok öfkeliydim, yine onu öldürmek istiyorum. Gardiyanla birlikte geldiğinde sakin bir şekilde sandalyeye oturdu. Yüzü hep morluklar içindeydi, her yerinde bir sürü yara izi vardı. Hatta yeni boğulmuştu, boğazında ip izi vardı. Gardiyan arkasında dururken telefona uzanıp kulağına koydu. Aynısını yaptım. “Ne diye geldin buraya?”
“Nasılsın diye kontrol etmek istedim.” Kaşlarını çattı. “Gördüğün gibiyim, sen nasılsın? Çok mu mutlusun, zevkten ölüp bitiyorsundur şimdi.” Gülümseyerek başımı salladım ve onayladım. “Aslında biraz da kıskanıyorum, içerideki adamların yaptıklarını keşke ben yapabilseydim. Acıyla inleyişlerini, kıvranışlarını, Wayne’nin adını sayıklayışını o kadar duymak isterdim ki.”
“Wayne ha, Wayne? O lanet çocuk.” Dişlerimi ve yumruklarımı sıktım. “Düzgün konuş, içeri girer bizzat ben öldürürüm seni” Güldü. “Gelsene.” Sinirle bir iç çektim. “Tüm bu her şeyi onun için mi yapıyorsun? Bana acı çektirişin, ailemi dağıtışın, onları mahvedişin. Sadece bir çocuk için mi?”
“Dua et sadece bu kadarını yaptım ama merak etme, kötü günleri geri de bıraktın, şimdi sırada daha kötü günler var. Daha da zorlaşacak senin için her şey. Derini eritecekler, saçlarını yolacaklar, belki de istemediğin şeylere maruz bırakacaklar ya da… tırnaklarını teker teker koparırlar, aklına gelemeyecek bir ton şey.” Yüzündeki ifadeden korktuğunu anladım, güldüm. “N’oldu? Çok mu ürktün?”
“Daha ne kadar bunu bana yapacaksın! Bıkmadın mı lan artık?!” Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. “Sen Wayne’ye ölene kadar acı çektirmedin mi? Aynısını yaşıyorsun işte. Devran döndü dolaştı götüne girdi.” Bağırmaya başladı, o kadar öfkeliydi ki ne dediğini anlamıyordum. İyi ki aramızda cam vardı, tüm iğrenç tükürükleri cama bulaşmıştı. “İyi şanslar.” Telefonu kapatıp ayağa kalktım, arkamdan bağırdığını anladım, camı yumrukladı. Gardiyan onu tutup çekti, zar zor götürüyordu.
Gördün mü Wayne? Korku dolu, senin hissettiğin her bir duyguyu hissediyor. Ölene kadar acı çekecek, hayatının sonuna kadar merhamet dileyecek, bir zavallıdan başka bir şey değil.
Theron’un yanına gittim. “Hızlı geldin.”
“Oturup sohbet mi etseydim? Korkudan eli ayağı titriyor, her şey tam da istediğim gibi. Bir de ben içeride olabilseydim keşke, ahh.” Kafama vurdu. “Saçmalamasana, sakın aklından geçirme.” Dudağımı büzüştürdüm. “Hadi, tavukçuya gidelim, deli gibi acıktım ya! Sonra, daha seni çalıştıracağım, çok daha güçlü olacaksın, çok!”
Motora bindim, arkama atladığında belime sarıldı ve hapishane otoparkından çıktık.
***
“Sen yaşamıyorsun ki.” Göz göze geldik. “Ha?…”
“Yaşamak denmez ki buna. Babaannen için yaşıyorsun ve üzgünüm bir gün o da ölecek, yaşlanacak. Ne yapacaksın? Abinin sorumluluğunu mu taşayacaksın? Yaşayan bir ölüden farkın kalmaz ki.”
“Ya sen ne için yaşıyorsun? İleride gerçekleştirmek istediğin bir hayalin var mı?”
“Bilmiyorum ki bende. Herkes babamın yerine geçeceğimi söyler, ben ise babamın yerinin nasıl bir yer olduğunu bile bilmiyorum. Eskiden hep bir oyuncu olmak isterdim.” Hafifçe güldüğünü hatırlıyorum, onu gülerken çok nadir görüyordum ama gülmek ona oldukça yakışıyordu.
“Sanırım senin için yaşıyorum.” Kaşlarımı kaldırdım, ilk duyduğumda çok şaşırmıştım. “He?”
“Duydun işte. Abin nasıl seni kurtardıysa sende beni kurtardın, bende senin için yaşıyorum.“
“İyide ben ölmedim ki.”
“İlaha ölmen mi gerekiyor aptal?”
“Gerekmiyor mu?”
“Hayır.”
“O zaman seninde yaşayan bi ölüden farkın yok.” Başını sallayarak onaylamıştı. Gülmüştüm. “Artık ikimizde yaşayan ölüyüz. Birbirimiz için yaşıyoruz! Ahhh, dostum biz gerçekten de birbirimiz için yaratılmışız ya! Kesin önceki hayatımızda evliydik bak, diyorum ben.”
Keşke benim için yaşamaya devam etseydin Wayne, keşke… keşke birlikte olsaydık. Keşke bana verdiğin sözleri tutabilseydin. Seni böyle yerlere sokmak istemezdim ama kesinlikle Theron ile tanıştırmak isterdim. Gerçi eski ben olsa onunla asla arkadaşlık kurmazdım, sende eğer burada olsaydın ondan kesinlikle nefret ederdin.
Motoru park ettim, Theron inip geldiğimiz yere baktı. “Wayne ile eskiden buraya gelip dururduk, pek hijyenik değil ama çok lezzetli. Önemli olan da o, hijyenik olmaması, onu lezzetli yapan bu zaten. Tam fiyat performans mekanı.” Suratını ekşitti, ellerini cebine attı ve ilerledi. “Ne güzel tavuk yiyecektik…” Söylenmeye başladı.
Başımı çevirdiğimde karşı yolda seni gördüm. Parıldayan, sarıya kaçan, bir tilki gibi keskin ela gözlerin bana bakıyordu. Göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsüyorsun, yavaşça gözlerin kısılıyor. Saçların rüzgarda savruluyordu. İçinin ne kadar rahat olduğunu, orada, beni seyrederken ne kadar neşeli olduğunu fark ediyorum. Bir anlığına senin için en iyi şeyin bu olduğunu kabullendim ama yine de suçluluk hissediyorum, benim için en iyi şey bu değil, en kötü şey.
Sen gülümsemeye devam ederken ister istemez gözlerim doluyor ve yüzümde eski Aidan’a ait bir gülümseme oluşuyor. Tekrardan eskisi gibi hissediyordum. Gözlerin kısılırcasına gülümserken başını yana eğip bana son bir defa bakıyorsun. Sonra önünden bir araba geçti, seni değil, ufak tepeden ormanlığa çıkan yavru bir tilki gördüm.
“Hadi, gelmiyor musun?” Göz yaşlarımı sildim ve Theron’a döndüm. “Geliyorum.” Peşinden gittim ve son kez arkamı kontrol ettim, yoktun. Ama mutlu olduğundan emindim. Theron kolunu omzuma attı ve birlikte ilerledik. Suratıma baktı. “Ağladın mı sen?” Kaşlarımı çattım. “Hayır— ne ağlaması?” Ufak bir kahkaha patlattığında kolunu omzumdan ittirdim. “Kes sesini, Jaxon’un yanında asıl sen ağlıyordun!”
“Ağlamıyordum, çok tozluydu her yer, gözlerim yaşardı. Sen gerçekten ağladın.”
“Ağlamadım dedim.” Güldü. Kolunu tekrar omzuma sardı. “İyi, öyle olsun sert çocuk. Umarım yemek güzeldir, eğer doymazsam daha güzel ve pahalı bir yere gideceğiz ve sen ödeyeceksin.”
“Beğeneceksin, sen sadece bana güven.”
BÖLÜM NOTU
ahhh, hayatımda severek ve sıkılmadan yazdığım tek hikaye! bir türlü bitirmek istemiyorum ama ara vermem gerekiyor çünkü diğer sezon, bu sezondan daha fazla aksiyonlu olacağı için hikayeye odaklanmam gerekiyor! umarım severek okuyorsunuzdur ve ikinci sezonu heyecanla beklersiniz!!! en kısa zamanda ikinci sezonu yayınlamaya başlayacağım! lütfen desteklerinizi esirgemeyinn :3
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı