insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Ertesi sabah, Kael güneşin ilk ışıklarıyla beraber eğitim alanındaydı. Galm, dünkü şaşkınlığını gizlemeyi başarmış, daha mesafeli ama dikkatli bir tavırla Kael'i izliyordu.

“Bu arada kael bana usta diye hitap edebilirsin, efendi Galm demene gerek yok”

“Anlaşıldı usta Galm”

"Dünkü o küçük parıltıyı hatırla," dedi Galm, kollarını göğsünde kavuşturarak.

"Bugün o noktayı sabit tutmanı ve üzerine daha fazla mana bindirmeni istiyorum. Ama dikkat et; manayı sadece itme, onu o küçük çekirdeğin içine hapset."

Kael derin bir nefes aldı. Gözlerini kapatıp manasına odaklandı. Dün iğne ucu kadar olan o siyahlık, bu kez zorlandıkça genişlemeye başlamıştı.

Bir anda avucunun ortasında, titrek ama gerçek bir siyah alev yükseldi. Bu alev ısı yaymıyordu; aksine Kael’in elini donduracak kadar soğuk bir his bırakıyordu.

“U-usta Galm alevlerin rengi sanki….”

“Siyah!!”

Galm kael in paniklediğini fark ettiğinde onu sakinleştirmeye çalıştı

“Sakin ol kael ateş büyün melez kanı ile etkileşime giriyor büyük ihtimal daha önce ateşin bu rengini hiç görmedim özel bir tür keşfetmiş olabiliriz evlat!”

Kael’in avucunun içinde yanan alevin hissiyati sıradan alevler gibi değildi

“Alev… normalde elimde sıcak bir his oluştururdu ama bu sanki… soğuk gibi, damarlarımın donduğunu hissediyorum resmen”

Galm’ın şaşkınlığı katlanmıştı; rengin garipliği bir yana, bir ateş büyüsünün ısı yerine soğukluk yayması mantığa aykırıydı.

"Kael, alevi dikkatli bir şekilde önündeki eğitim kuklasına yönlendir!"

Kael, elindeki siyah ateşi önündeki kuklaya doğru savurdu. Alevler hedele buluştuğu anda, kukla alevler içinde kalmak yerine saniyeler içinde küle dönmüştü. Galm, gördüklerini anlamlandırmaya çalışıyordu; bu alev hissedilenin aksine, kendi mavi alevlerinden çok daha saf bir yakıcılığa sahipti.

Kael, alevin yarattığı tekinsiz histen ürpererek odağını dağıttı. Alev söndüğünde, Kael Grosolun’a seslendi

"Grosolun... Bu senin işin mi? Siyah alevlerinle bana yardım mı ediyorsun?"

Grosol’un sesi, Kael’in zihninde belirdi.

"Sana bir damla bile mana aktarmadım çocuk. O gördüğün şey benim gücüm değil, senin kendi mirasın. Melez kanın, ateş büyüsünü çarpıtıyor. İnsan yanın ateşi yaratıyor, iblis yanın ise onu bu karanlık forma sokuyor gibi ilginç bir alev yaratmış olabilirsin çocuk onu dikkatli kullan!”

Kael aldığı cevapla biraz ürpermiş gibiydi. Bu güç dışarıdan gelmiyordu; tamamen kendi özünden doğuyordu.

Eğitim devam ederken, malikanenin ana kapısından gürültülü nal sesleri duyuldu. Galm, kaşlarını çatarak giriş kapısına doğru yöneldi. Normalde bu saatlerde kimseyi beklemiyorlardı. Çok geçmeden, üzerinde Krallık Büyücü Konseyi’nin mührünü taşıyan zırhlı bir ulak attan indi.

Ulak, atından inip hızlı adımlarla Galm’ın yanına gelip mühürlü bir parşömen uzattı.

"Efendi Galm, Konsey’den acil çağrı var. Sınır bölgelerindeki mühürlerde bir zayıflama tespit edildi. Bölgedeki en kıdemli büyücü olarak derhal merkeze rapor vermeniz isteniyor."

Galm hızlıca hazırlandı ve ailesine veda etmeye bile vakit bulamadan atına atlayıp malikaneden ayrılmıştı.

Lina ve çocuklar bahçeye çıktığında Galm çoktan gözden kaybolmuştu. Küçük Tesi, babasının gidişini izlerken dudaklarını büzdü.

"Babam neden bu kadar hızlı gitti? Bize el bile sallamadı!"

Lyra, kardeşinin elini tutup hafifçe sıktı.

"Babamın çok önemli bir işi varmış Tesi, kraliyetle ilgili. Hemen halledip dönecek, merak etme."

Lina endişeliydi ama belli etmemeye çalışarak mutfağa geçti. Kael ise sessizce bir köşede bekliyordu. Ailenin üzerindeki o huzursuzluğu hissedebiliyordu. Galm her ne kadar güçlü olsa da, konseyin bu kadar acil bir çağrı yapması hayra alamet değil gibiydi.

Gece yarısını geçmişti ama Galm hâlâ dönmemişti. Kael, salonda oturan Lyra’nın yanına gitti. Lyra’nın sabahki mızmız halinden eser kalmamıştı gözleri hafif dolmuş gibiydi

"Hâlâ bir haber yok mu?" diye sordu Lyra, sesi titreyerek.

"Sabah ona o kadar kötü davrandım ki... Eğer başına bir şey gelirse, onunla konuştuğum son şeylerin o saçma sapan mızmızlanmalarım olmasını istemiyorum."

Kael, Lyra’nın yanına oturdu.

"Lyra, baban bölgedeki en kıdemli büyücülerden biri. 8 halkalı büyücü bir adamdan bahsediyoruz. Sınır bariyerini mühürlemek muhtemelen çok fazla mana ve zaman isteyen bir iş. Onarımını bitirmeden dönmemesi çok normal."

Lyra’nın gergin hali kaelin sözleri ile hafiflemiş olsada içinde hala bir tedirginlik vardı.

Tam o sırada, malikanenin kapısında bir at kişnemesi duyuldu. Lyra ayağa fırlayıp kapıya doğru koştu Kapı açıldığında, üzerinde toz toprak olan, ama sağ salim duran Galm içeri girmişti.

Lyra, her zamanki mesafeli tavrını bir kenara itip koşarak babasının boynuna sarılmıştı.

"Baba! Çok korktuk, neden bu kadar geç kaldın?"

Galm, kızının bu beklenmedik sarılmasıyla önce şaşırdı, ardından kollarını ona doladı.koca adamın Gözleri dolmuştu.

"Özür dilerim,sizi bu kadar endişelendirmek istemezdim. Sınırdaki bariyerde ciddi bir çatlak oluşmuştu, onarımı bitirmek ve mühürleri tazelemek beklediğimden çok daha fazla zamanımı aldı."

Lyra, geri çekilip babasının yüzüne baktı.

"Ben... sabahki tavrım için özür dilerim baba. Gerçekten çok üzgünüm, seni bir daha göremeyeceğim sandım."

Galm, kızının alnından öperek elini başına koydu.

"Asıl ben özür dilerim kızım. Ailemi ihmal edecek kadar işe daldığım ve sizi bu belirsizlikte bıraktığım için. Ama buradayım, her şey yolunda."

Kael, bu duygulu tabloyu uzaktan izlerken hafifçe gülümsemişti. Galm’ın dönüşüyle malikanenin içindeki o tedirgin hava dağılmış gibiydi Galm’ın ailedeki önemi yokluğunda kendini hissettiriyordu.

Sonraki sabah, malikane bahçesinde hava her zamankinden daha serindi. Galm, dünkü yorgunluğuna rağmen Kael’in eğitimini aksatmak istememişti. Kael ise elinde kılıcıyla, o siyah alevin verdiği hissi çelikle nasıl buluşturacağını düşünüyordu.

"Doğru ya sen kılıç sanatları ile büyüyü aynı anda kullanıyordun her ne kadar doğru bulmasamda kararına saygı duyacağım evlat”

“Dün o alevi sadece yakmayı öğrendin. Ama senin asıl gücün kılıcında gibi. O yoğunluğu kılıcının çeliğine hapsetmeni istiyorum. Ateşi dışarı salma, çeliğin içine göm."

Anka Kılıcı bu yabancı ve yoğun enerjiye tepki vermeye başladı. Normalde kılıcın ruhu olan Anka, parlak turuncu ve kırmızı rengiyle kendini belli ederdi; ancak siyah alevlerin soğukluğu çeliğe dokunduğunda, kılıç titreyerek dönüşmeye başladı.

Anka'nın Karanlık Formu: "Kül Kanat!"

Kılıcın o parlak, parlayan yüzeyi bir anda matlaşmıştı merkezindeki yakut , obsidyen benzeri simsiyah bir kristal dokusuna büründü. Kılıcın kabzasındaki kanat figürleri, sanki canlıymış gibi geriye doğru yayılarak Kael’in bileğini saran koruyucu bir ele dönüşmüştü. Kılıç artık bir silah değil, Kael’in kolunun bir uzantısı gibi duruyordu.

En dikkat çekici değişim ise kılıcın yaydığı auradaydı. Anka'nın o sıcak, yaşamsal enerjisi gitmiş; yerine , tekinsiz bir karanlık form gelmişti. Kael Kılıcı salladığında havada siyah tüy benzeri parçacıklar bırakıyordu.

Kael, kılıcını sıkıca kavradı. 3. Form olan “Kızıl Ejderin nefesi” saldırısı için pozisyon aldı. Normalde bu teknikte mana, kılıcın etrafında dönen hırçın bir ateş dalgasına dönüşürdü. Kael gözlerini kapatıp manasını kılıcına aktarmaya başladı. Ancak bu sefer manayı serbest bırakmak yerine, dün öğrendiği o "sıkıştırma" yöntemini uyguladı.

Kılıcın etrafında yükselmesi gereken turuncu alevler, bir anlık parlamanın ardından hızla kılıcın yüzeyine yapıştı ve rengi zifiri karanlığa döndü. Kılıç artık parlamıyor, aksine etrafındaki ışığı emen siyah bir aura yayıyordu.

Kael, kılıcını havada geniş bir kavisle savurdu. Normalde bir ejderhanın şeklini andıran o parlak ateş, bu kez çok daha korkutucu bir form almıştı.

Kılıcın ucundan fırlayan enerji, siyah alevlerden oluşmuş, gözleri mor parlayan karanlık bir ejderha suretine büründü.

Bu yeni saldırı, önüne çıkan eğitim hedeflerini yakıp yıkmak yerine, onlara temas ettiği anda sadece yok ediyordu. Ejderha geçtiği yerde ne bir kül ne de bir kıvılcım bırakıyordu; geriye sadece hiçlik kalıyordu.

Galm şaşkın bakışlarla Kael’in elindeki kılıcın yeni halini inceliyordu. Bir ruh kılıcının, kullanıcısının manasına göre bu denli fiziksel bir değişim geçirmesi nadir görülen bir olaydı.

"Ruh kılıcın, içindeki melez güce tepki vermiş gibi görünüyor,"

Kael, kılıcını yavaşça indirdi. Kılıç tekrar eski, parlak formuna dönerken Kael, nefes nefese kalmıştı gibiydi.

"Bu yeni öğrendiğim tekniğin adı..." diye mırıldandı Kael.

"Grosol’un yankısı olsun!"

Galm, siyah ejderhanın yok ettiği hedeflere doğru yürüdü. Yerde en ufak bir yanık izi bile yoktu; sanki oradaki nesneler hiç var olmamış gibi silinmişti.

"Grosol’un yankısı demek..." diye tekrarladı Galm, ismi beğenmişti ama içindeki huzursuzluk hâlâ geçmemişti.

"Bu teknik kılıç formundan çıktı artık, Kael. Bu boyuttaki bir güçle şaka olmaz. O siyah alevleri kontrol edemediğin an, sadece rakibine değil kendine de zarar verirsin. Şimdilik bu saldırıyı akademide kullanmanı yasaklıyorum; sen henüz alevi tam dizginleyemiyorsun. Gücüne hakim ol ama onun seni ele geçirmesine izin verme!"

Kael, kılıcının kabzasındaki soğukluğu hala hissedebiliyordu. Galm’ın ne demek istediğini anlamıştı; bu güç, beraberinde ciddi bir sorumluluk da getiriyordu

"Kül kanatlı bir anka..." diye mırıldandı Kael.

"Kulağa Sanki yeniden doğan değil de hiçlikten doğan bir Anka gibi geliyor"




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı