Kael, eğitim alanının uzak bir köşesinde bağdaş kurmuş, Kılıcı’nı dizlerinin üzerine koymuştu. Galm’ın öğrettiği "odaklanma" tekniğini uç noktasına taşımaya kararlıydı. Gözlerini kapattı ve tüm odağını manasına verdi
Siyah alevler etrafında yükselirken, Kael odaklanmanın dozunu biraz daha arttırmıştı.
Bir süre sonra etrafındaki kuş sesleri bir anda kesilmişti. Rüzgar sanki durmuş. Havada ise görünmez bir cam kırılıyormuş gibi tuhaf bir çatırtı duyulmaya başlamıştı.
Kael’in etrafındaki mekanın dokusu sanki bir kağıt gibi bükülüyordu.
Diğer yandan malikanenin çalışma odasında parşömenlerini inceleyen Galm değişen mana dalgalanmasını hissettiğinde aniden oturduğu yerden fırladı. etraftaki mana akışı, daha önce bildiği hiçbir şeye benzemiyordu; bu ne bir element büyüsüydü ne de saf bir mana gücüydü. Bu, sanki doğanın dengesine kaba bir müdahale gibiydi..
Galm hızla bahçeye, eğitim alanına doğru koştu. Gördüğü manzara karşısında şok olmuştu. Kael’in etrafındaki alan sanki cam gibi çatlamaya başlıyordu.
"Kael!"
"Kael! Kendine gel!"
Galm, Kael’in omuzlarından tutup onu sertçe sarstığında, sanki bir rüyadan uyanmış gibi her şey eski haline dönmüştü. Kael gözlerini yavaşça açtığında karşısında yüzü bembeyaz olmuş Galm'ı gördü.
"Usta Galm? Ne... ne oldu? Sadece manaya odaklanıyordum."
Galm’ın yüzü kireç gibi bembeyazdı. Alnından soğuk terler akıyordu. Kael, Galm’ın daha önce hiç bu kadar korktuğunu görmemişti.
"Usta Galm, iyi misiniz? Neden bu kadar korkmuş görünüyorsunuz?"
Galm, ellerini Kael’in omuzlarınından bıraktı ve geriye doğru bir adım attı. Sesi her zamankinden daha endişeli çıkıyordu
"Kael, az önce yaptığın şeyi bir daha tekrarlamanı kesinlikle yasaklıyorum. Duydun mu beni?!"
Kael şaşkınlıkla ellerine doğru baktı
"Yanlış bir şey mi yaptım? Sizin öğrettiğiniz gibi tüm odağımı manama aktarıyordum sadece."
"Mesele odaklanman değil evlat, biz büyücüler, büyülerimizi her zaman bir kural çerçevesi içinde, doğayla uyum içinde yaparız. Ateşi çağır, suyu yönlendiririz…”
“Az önce sen farkında olmadan doğanın dengesiyle oynamaya başladın. Fark etmemiş olabilirsin ama o siyah alevler etrafındaki alanı, mekanın dokusunu büküyordu. Uzay ve mekana müdahale eden büyüler, bu dünyanın sınırlarının dışındadır."
Galm, bir an duraksayıp uzaklara, gökyüzünün sonsuzluğuna doğru baktı.
"Bak evlat, amacım seni korkutmak değil. Zephyros sana muhtemelen bahsetmiştir; dünyamızdaki denge, 'İlah' dediğimiz varlıklar tarafından korunuyor. Biz büyücüler bile bu güçlerin ya da büyünün gerçek kaynağının ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz tek bir gerçek var: Eğer onların koyduğu bu hassas dengeyi bozacak bir hamle yaparsak, sonuçları tahmin edemeyeceğimiz kadar ağır olur.”
“İlahların yasaklarını çiğnemek, sadece büyücülüğünün değil, varlığının da sert bir şekilde cezalandırılması demektir. bunu sakın unutma!"
Galm, Kael’in gözlerine dikkatle bakarak devam etti:
"Az önce hissettiğim o bükülme, sınırın tam eşiğindeydi. Nasıl yaptığını ya da içindeki o karanlığın bunu nasıl tetiklediğini bilmiyorum ama bu güç şu an için kontrol edebileceğinden çok daha fazlası. Kendini ve etrafındakileri korumak istiyorsan, bu kapıyı bir daha açmayacağına bana söz ver!"
Kael yavaşça başını salladı. Kalbi hızla çarpıyordu. Sadece basit bir eğitim yaptığını sanırken, farkında olmadan gerçekliğin sınırlarını zorlamıştı.
"Söz veriyorum usta Galm, ne olduğunu ya da neye yol açabileceğini tam olarak anlamasam da, uyarınızın ağırlığını hissedebiliyorum.Hayatım pahasına olsa bile o sınırı bir daha zorlamayacağım.”
Galm, bu cevapla birlikte omuzlarındaki yükün bir kısmının hafiflediğini hissetti. Kael’in sözüne sadık biri olduğunu biliyordu. Elini tekrar Kael’in omzuna koyup hafifçe sıktı.
"Güzel... Sözüne güveniyorum evlat
Kael, kılıcını kınına sokup malikaneye doğru yürürken, arkasında bıraktığı antrenman sahasına son bir kez baktı. Havada hâlâ o siyah alevlerin bıraktığı tekinsiz soğukluk vardı.
Odasına döndüğünde yatağının kenarına çöktü ve ellerine baktı. Dışarıdan bakıldığında sadece bir akademi öğrencisiydi ama içten içe sanki her an patlamaya hazır bir bombayı taşıyormuş gibi hissediyordu.
Üstündeki bu baskı, bazen aldığı eğitimden daha yorucu bir hale geliyordu. Zihninde sürekli aynı uyarılar yankılanıp duruyordu:
"İblis tarafını bastır…!"
"Siyah alevlerini kimse görmesin…!"
"O yasaklı tekniği zihninin en karanlık köşesine göm…!"
Herkes ona güçlenmesi gerektiğini söylüyor, ancak her güçlendiğinde
"aman sakın bunu kullanma!"
diyerek elini kolunu bağlıyorlardı. Sanki ona dünyanın en keskin kılıcını vermişler ama onu kınından çıkarmasını sonsuza dek yasaklamışlardı. Bu çelişki, Kael’in omuzlarındaki yükü daha da ağırlaştırıyordu.
"Güçlü olmamı istiyorlar ama… gücümden korkuyorlar…."
Bu sadece bir büyü meselesi değildi; bu, kimliğinin büyük bir parçasını sürekli bir sır olarak yaşama zorunluluğuydu. Galm’ın az önceki o dehşet dolu bakışları Kael’in gözünün önünden bir an bile gitmiyordu. Ustası bile ondan korkuyorsa, akademideki diğerleri ona nasıl bakardı?
Kael derin bir iç çekerek pencereden dışarı baktı. İki gün sonra malikaneden ayrıldığında, kuzeyin bu korunaklı topraklarını da arkasında bırakacaktı. Akademinin kalabalık koridorlarında binlerce meraklı göz onu bekliyordu. Orada sadece siyah alevlerini gizlemek yetmeyecekti; bizzat kendisini, bir sır gibi saklaması gerekecekti.
Ertesi gün, Kael’in gitmesine sadece bir gün kala Lyra onu kolundan tuttuğu gibi dışarı çıkardı.
"Bütün hafta antrenman sahasında kapalı kaldın,seni o kasvetli malikaneden çıkarıp gerçek Kuzey’i göstermem lazım. gel hadi"
Kael ve Lyra birlikte kasabanın taş döşeli yollarında yürümeye başladılar. Malikanenin aksine şehir cıvıl cıvıl ve hareketliydi. Lyra, her köşe başında durup bir şeyler anlatıyordu.
"Şu köşedeki fırını görüyor musun? Oranın tarçınlı çörekleri meşhurdur, sabahları kuyruk o caddenin sonuna kadar uzar,".
Kael kendini bir anda etraftaki insanların günlük telaşını izlerken bulmuştu.
Yol boyunca Lyra, babasının küçükken onu götürdüğü yerleri,anlatıp durdu. Kael, sadece dinliyor ve arada bir gülümseyerek ona katılıyordu.
Şehrin büyük meydanına geldiklerinde, seyyar satıcıların ve sokak sanatçılarının sesi birbirine karışıyordu.
Şehrin en kalabalık pazar yerine girdiklerinde her yer taze pişmiş ekmek, baharat ve deri kokuyordu. Lyra, bir tezgâha doğru heyecanla atıldı.
"Bak, bunu yemeden gidersen sana kuzeyi gördün demem," dedi ve Kael'e üzeri pudra şekeriyle kaplı, içi mor meyve dolgulu küçük bir hamur işi uzattı.
"Bu ne?" diye sordu Kael, elindeki yapışkan tatlıya şüpheyle bakarak.
"Kuzeyin yaban mersinli buz lokumu. Dışındaki hamur sıcak, içindeki dolgu ise buz gibidir. Hadi, tek lokmada ye!"
Kael tatlıyı ağzına attığı anda yüzü şekilden şekle girdi. Dışı dilini yakarken, içindeki dolgu dişlerini sızlatacak kadar soğuktu. Lyra, Kael’in yüz ifadesine bakıp kahkaha attı.
"Ha ha Kael şu haline bak! Alışması zordur ama tadı çok iyi değilmi!"
Biraz ileride, girişi rengarenk iplerle ve garip maskelerle dolu, darmadağınık bir tuhafiye dükkanına girdiler. İçerisi o kadar kalabalıktı ki yürümek için daracık koridorlardan geçmek zorunda kalıyorlardı.
Lyra, askıdan kocaman, tüylü ve üzerinde iki tane anlamsız gözü olan bir kışlık başlık kaptı.
"Kael, bak! Tam sana göre.!"
Kael itiraz edemeden başlığı kafasına geçirdi. Başlık o kadar büyüktü ki Kael’in burnunun yarısını kapatmıştı.
"Nasıl görünüyorum?" diye sordu Kael, sesi yünün içinden boğuk geliyordu.
Lyra, ellerini dizlerine vurarak gülmeye başladı.
"Sanki bir kedi, kafanı yemiş de sadece çenen kalmış gibi duruyorsun!"
Kael aynaya baktı; gerçekten de komik, hatta biraz da aptalca görünüyordu.sonunda dayanamayıp o da gülmeye başlamıştı.
Dükkandan çıkıp liman tarafına yürüdüler. Dev gemilerin rıhtıma yanaşmasını izlerken Lyra, limandaki yaşlı bir denizciyi işaret etti.
"Şu adamı görüyor musun? Geçen sene denizin altından devasa bir mürekkep balığı çıkardığını iddia ediyordu. Babam gidip baktığında adamın sadece dev bir yosun yığınına takıldığını anlamıştı.Babamın yüz ifadesini görmen lazımdı!"
Hava kararmaya başladığında şehrin merkezine doğru gelmişlerdi.
"Bak burası şehrin kalbidir," dedi Lyra,tatlısından bir ısırık alırken
"Kış festivali olduğunda bu meydanda devasa bir ateş yakılır,insanlar sabaha kadar dans ederler. Keşke o zamana kadar kalabilseydin."
Kael: "Kulağa eğlenceli geliyor belki bir gün festival için gelirim,"
Akşam eve dönerken Kael ve lyra’nın ellerinde birkaç paket hediyelik ve yüzlerinde yorgun ama samimi bir gülümseme vardı. Kael Kuzey şehrinde her zaman hatırlayacağı sıcak anılar edinmişti kendine.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı