insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kael, Lyra ve Lina’nın Galm’a karşı olan güvenlerini yeniden kazanmaları için en doğru zamanın gelmesini bekliyordu.

Aradan bir gün geçmiş, Kael’in iyileşme hızı herkesi şaşırtmıştı. Bahçedeki bir çardağın altında, Lyra ile baş başa kaldıklarında Kael konuyu tekrar açtı.

"Hâlâ mı?" diye sordu Kael, Lyra’nın asık suratına bakarak.

"Babanın yüzüne bakmıyorsun bile."

Lyra, önündeki çimenleri tekmeleyerek omuz silkti.

"Bakmayacağım tabii! Sen nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun anlamıyorum. Neymiş, 'yanlış anlaşılmaymış'... Babam bazen gerçekten çekilmez biri oluyor!"

Kael iç çekerek araya girdi:

"Lyra, o sadece fazla korumacı. Seni ne kadar sevdiğini biliyorsun. Bak, ben hayattayım ve iyiyim. Hatta eskisinden daha güçlüyüm. Eğer sen onu affetmezsen, Bay Galm kahrından ölecek resmen . Benim için... Onunla bir konuş, olur mu?"

Lyra dudak büzüp bakışlarını kaçırdı.

"Of Kael, her zaman böyle yapıyorsun! Herkese karşı fazla iyisin. Tamam, konuşurum belki ama hemen öyle eski neşeme döneceğimi sanmasın., hak etti o bunu!"

Kael, Lyra’nın bu mızmız ama yumuşayan tavrına bakıp rahat bir nefes aldı. Galm’ın kalbindeki en büyük yükü hafifletmeyi başarmış gibiydi..

Diğer yandan Galm söz verdiği gibi Kael’i malikanenin arka bahçesindeki özel açık eğitim alanına çıkardı

Elini havaya kaldırdı ve avucunun içinde mavi bir alev belirdi.

"Dinle evlat," dedi Galm, artık bir usta edasıyla.

"Çoğu büyücü ateşin sadece Kırmızı, turuncu formda olduğunu sanır. Kırmızı alev, dışarıdaki oksijenden beslenir. Ama... Mavi alev, sadece mananın saflığıyla yanar."

Kael, kendi elinde, turuncu-kırmızı bir ateş çıkardı.

"Tam olarak anlamadım bende ateş büyüsüne manamı aktırıyorum bunda farklı olan ne?"

Galm, Kael’in elindeki ateşe yaklaştı.

"Çünkü sen hala ateşi dışarıya itmeye çalışıyorsun. alevi sönmeden yanmaya devam etmesi için mananı düzenli bir şekilde aleve aktarıyorsun.

Birde manayı sıkıştırmayı dene Kael . Ateşi yakma onu kendi içinde sıkışana kadar daralt. Renk değişimini sağlayan şey ısı değil, mananın yoğunluktur. Mananı bir noktaya öyle bir güçle odakla ki, ateş kendi sıcaklığından beslenmeyi bırakıp senin iradenden beslenmeye başlasın."

Kael in aklı çok karışmıştı iradeyle ateşi beslemek tam olarak ne demekti ki?

Kael, elindeki aleve odaklanmaktan ter içinde kalmıştı. Ne kadar baskı uygularsa uygulasın, mana parmaklarının arasından kum gibi akıp gidiyor, alev o bilindik turuncu renginden bir an bile ödün vermiyordu.

Galm, Kael’in hayal kırıklığını fark etmişti . Sıradan bir eğitim metodunun, iç dünyası bu kadar karmaşık bir gençte işe yaramayacağını anlamıştı.

"Pekala bu kadar yeterli kael manayı sıkıştırmayı bırakabilirsin"

Kael elindeki ateşi söndürüp derin bir nefes aldı.

Galm, Kael’e doğru birkaç adım yaklaştı.

"Sorun şu ki, sen ateşi hâlâ kendinden ayrı, dışarıda yaratman gereken bir fenomen olarak görüyorsun. Sanki bir meşale yakıyormuşsun gibi

Galm, bahçedeki taş masanın üzerine küçük, kurumuş bir yaprak koydu.

"Şimdi, gözlerini kapat. O yaprağı yakmanı istemiyorum. Sadece yaprağın içindeki o 'yanma potansiyelini' hissetmeni istiyorum. Mananı direk aktarmak yerine, onu yaprağın etrafında görünmez bir el gibi sar."

Kael denileni harfiyen yapmaya çalışıyordu. Gözlerini kapattığında yaprağın varlığını manasıyla hissetmeye başladı.

"Şimdi," diye devam etti Galm. "Ateş çıkarma. Sadece mananı o yaprağın üzerinde daralt. Sanki yaprağı ezmek istiyormuşsun gibi mananı küçült. Alan ne kadar daralırsa, mana o kadar sürtünür. Isı dışarıdan gelmesin, içeriden gelsin."

Kael, manasını yaprağın bulunduğu noktaya odakladı. Manasını dışarı sızdırmamaya, her zerresini o küçük alana hapsetmeye çalıştı

Yaprak başta aniden alev almadı. Önce kenarları bembeyaz oldu, ardından bir anda, o bildiği turuncu alev yerine, iğne ucu kadar küçük bir parlaklıkta siyah bir kıvılcım çaktı. Yaprak, kül bile bırakmadan saniyeler içinde yok olmuştu.

Kael, alnından süzülen teri silerek hayal kırıklığıyla iç çekti.

"Yine olmadı Efendi Galm... Maviye dönmedi, sadece söndü gitti. Galiba odaklanmayı beceremedim."

Galm, o an olduğu yerde donup kalmıştı.. O küçük siyah kıvılcım yok olalı saniyeler geçmişti ama Galm’ın profesyonel gözleri, o alevin dokunduğu havanın nasıl değiştiğini görmüştü..

“Efendi Galm….?”

“Efendi Galm iyimisiniz!”

“Ha E-evet bugünlük bu kadar yeterli Kael yarın tekrardan devam ederiz”

“Tamamdır eğitim için teşekkür ederim”

Kael, eğitim alanından ayrıldıktan sonra yemek salonuna geçti. Salonda, uzun meşe masanın etrafında sessiz bir hazırlık vardı. ailesi tam kadro oradaydı

Lina, tabağına yemek koyarken bakışlarını Kael’e çevirdi.

"Eğitimin nasıl gidiyor Kael? Umarım Galm seni çok fazla yormuyordur,"dedi Lina, "yormuyordur" kelimesini söylerken Galm’a doğru iğneleyici bir bakış atmıştı.

Kael gülümseyerek cevap verdi.

"Aslında oldukça ilginç gidiyor Bayan Lina. Efendi Galm bana ateşin sadece sıcaklıktan ibaret olmadığını, bir irade meselesi olduğunu öğretiyor. Henüz tam başaramasam da bugün ilk kez farklı bir şeyler hissettim gibi"

Galm, tabağındaki yemeğiyle oynarken başını kaldırmadan mırıldandı.

"Kael’in yeteneği... beklediğimden farklı bir yöne evrilebilir. Ama daha yolun çok başında."

Küçük Tesi, ağzındaki lokmayı yutup heyecanla atıldı:

"Kael abi! Babam sana o devasa mavi ejderhaları yapmayı öğretecek mi!? Ya da şatoyu uçuracak kadar büyük patlamaları!?"

Lyra, kardeşinin saçlarını karıştırarak araya girdi:

"Tesi, Kael’in önce babamın o bitmek bilmeyen teorik derslerinden sağ çıkması lazım. Babam yine saatlerce 'mananın yoğunluğu' üzerine nutuk çekmiştir eminim."

Lyra’nın bu mızmız ve babasına karşı hala mesafeli tavrı masada kısa bir gülümsemeye sebep olmuştu. Galm, kızının bu tavrına alışıktı

Yemek boyunca Tesi’nin meraklı soruları ve Lyra’nın kasabadaki dedikoduları anlatmasıyla hava biraz daha yumuşamıştı. Kael bir anlığına kendini bu ailenin bir parçası gibi hissetmişti

Gecenin sessizliği malikanenin üzerine çöktüğünde, Kael hava almak için balkona çıktı. Gökyüzü berraktı; yıldızlar, vadinin üzerinde parlıyordu. Çok geçmeden yan taraftaki kapı gıcırdayarak açıldı ve Lyra, omuzlarına attığı ince bir şalla yanına geldi.

Lyra, balkonun taş tırabzanlarına yaslanıp Kael’e doğru döndü

"Hâlâ uyumadın mı? Eğitimin zorluğunu düşünürsek, dinleniyor olman gerekirdi."

"Sadece biraz temiz hava almak istedim. Eğitim... beklediğimden daha yorucu geçiyor. Ama baban gerçekten iyi bir öğretmen."

Lyra gözlerini devirdi ama bu kez öfkeli değildi.

"Bunu ondan başka herkes kabul ediyor zaten. O sadece... güç ve disiplin dışında bir şey görmüyor Sana gerçekten bir şeyler katabileceğine inanıyor musun,?"

Kael, uzaklara bakarak duraksadı.

"Akademideki o karmaşadan sonra, birinin bana cidden vakit ayırması benim için çok değerli."

Lyra gözlerini Kael’e doğru çevirdi.

"Biliyor musun Kael, buraya geldiğinden beri evdeki hava sanki değişti gibi. Annem daha az bağırıyor, Tesi seninle vakit geçirmek için can atıyor. Babam bile o olaydan sonra daha... insani bakmaya başladı….”

“Ya da sadece yaşlandığını fark etti, emin değilim…"

Kael : "Sen peki?"

"Sen hala kızgın mısın ona?"

Lyra iç çekerek önüne döndü.

"Tamamen geçti diyemem. Ama bugün masadaki o sessiz halini görünce, içten içe pişman olduğunu anladım. Galiba senin o 'affedici' tavrın bana da bulaşıyor. Sinir bozucusun."

Lyra hafifçe Kael’in omzuna vurdu:

"İyi geceler, Kael. Ve... teşekkür ederim. Yani, babama karşı sabırlı olduğun için."

Lyra odasına dönerken, Kael bir süre daha karanlığı izledi. Lyra’nın mızmızlığı altındaki o samimi dostluk, ona huzur veren nadir şeylerden biriydi.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı