insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

İfrit’ten geriye kalan küller rüzgarda savrulurken, büyücünün yıllarca ilmek ilmek işlediği mana kanalları sızlamaya başlamıştı. 8 halka seviyesindeki bir büyücünün dünyası, başına çökmüş gibiydi.

"Saf ateş..." diye mırıldandı Galm,

Ejderha, Galm’a birkaç adım yaklaştı. Her adımında zemin, üstündeki devasa ağırlıktan dolayı çatlıyordu. Grosolun başını eğdi ve sıcak soluğunu Galm’ın yüzüne vurdu.

"Kibrinin nelere sebep olduğunu gördün mü büyücü!.”

"Seni burada, hayatta bırakmamın tek bir sebebi var büyücü," dedi Grosol. Başını, savaş alanının biraz uzağında, yerde yatan çocuğa doğru çevirdi.

"Arkamda yerde yatan o çocuğa bir söz verdim. Sen onu her ne kadar öldürmek, istesen de o, son ana kadar inatla sana zarar vermemeyi seçti. Benim gücümden medet umarken bile senin canını bağışlamam için bana yalvardı"

Grosol, pençesini Galm’ın tam önündeki zemine sapladı. Zemin, ejderhanın ağırlığıyla derin bir yarık gibi yarılmıştı.

"Bana kalsa, seni şuracıkta küle çevirmiştim! Ama onun iradesine saygı duyuyorum büyücü!"

Grosol, altın sarısı gözlerini Galm’ın gözlerine dikti.

"Kararını iyi seç büyücü. Bu sana tanınan ilk ve son şans. Bir dahaki sefere ne o çocuğun sözleri ne de büyücü rütben seni koruyabilir. O zaman gözünün yaşına bakmayacağımı bilesin."

Kara ejder kaybolduğunda ortam bir anlığına sessizleşmişti

Kael, gözlerini açtığında karşısında eğitim alanını değil, ipek perdelerin arasından süzülen gün ışığını gördü. Vücudu, sızlıyordu.

Başını yana çevirdiğinde Lyra’yı gördü. Genç kızın gözleri dolmuştu

Kael’in gözlerini açtığını fark ettiği an, hıçkırıklarını tutamayarak öne atıldı ve sıkıca ona sarıldı.

"Kael! Tanrıya şükürler olsun... Uyandın sonunda!"

Kael, hala idrak etmeye çalıştığı bir sesle, "Lyra... Sen?" diye söylendi.

Odadaki kapı hızla açıldı. İçeriye Lyra’nın annesi Lina girdi. Yüzünde daha önce hiç görülmemiş bir öfke ve utanç karışımı vardı. Lyra, Kael’den ayrılıp ayağa kalktığında, babasına karşı duyduğu o büyük hayal kırıklığı sesine yansıyordu.

"Onu buraya ben getirdim anne!" dedi Lyra, sesi titreyerek.

"Babam ona yol göstersin, bir şeyler öğretsin diye yalvardım. Ama o... o ne yaptı? Kael’i resmen öldürmeye çalıştı!”

Lina, yatağın kenarına gelip Kael’in alnına ıslak bir bez yerleştirdi. Bakışlarını kapıda suçlu bir gölge gibi duran eşi Galm’a çevirdi. Galm, gururunu kaybetmiş bir şekilde eşiyle göz göze gelmeye korkuyordu.

"Nasıl yaparsın Galm?" diye söylendi Lina.

"Misafirimize, bize güvenip evimize giren bu çocuğa bunu nasıl yaparsın? Senin halkaların mı kör etti gözlerini, yoksa o bitmek bilmeyen güç hırsın mı?"

Galm bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama Lyra’nın sert bakışları kelimelerini boğazına dizmişti.

"Bana sakın açıklama yapma baba," dedi Lyra, sesi buz gibiydi .

“Seni asla affetmeyeceğim!!"

Odadaki hava ağırlaşmıştı. Galm, hayatı boyunca kazandığı tüm savaşlara rağmen, şu an kendi evinde ve kendi ailesinin gözünde en büyük mağlubiyetini tadıyordu. Kael ise başucundaki bu gerilimi izlerken olup biteni idrak etmeye çalışıyordu

"Lyra... Bayan Lina... Efendi Galm ile yalnız konuşabilir miyim?"

Lyra, duyduklarına inanamıyormuş gibi bir an duraksadı. Babasına olan öfkesi hâlâ tazeydi. Hemen öne atılarak Kael’in elini tuttu.

"Hayır Kael! Olmaz," dedi sertçe. "Sana neler yaptığını gördün. Seni bu haldeyken onunla yalnız bırakmam. Yine o kibrine yenilmeyeceğinin garantisi ne?"

Kael, Lyra’nın elini hafifçe sıkarak ona güven vermeye çalıştı.

"Lyra, lütfen..”

Galm, odanın uzak köşesinde, omuzları çökmüş bir halde duruyordu. Kael’in her kelimesi, büyücünün zihninde yıkıcı bir etki bırakıyordu. Kael, yataktan destek alarak kendini biraz daha doğrulttu ve eliyle yanındaki sandalyeyi işaret etti.

"Ayakta kalmayın yanıma gelin lütfen , Efendi Galm.."

Galm, ağır adımlarla yatağın kenarına yaklaştı. Kael’in Yüzüne bakamıyordu;

"Kael... Ben... Gerçekten özür dilerim. Ben sadece—"

"Sizin ailenize ve kızınıza ne kadar düşkün bir baba olduğunuzu biliyorum," diye araya girdi Kael, sesi beklediğinden daha olgundu.

"Bana karşı o tehditkâr tavrınızın, yaydığım bilinmez mananın onlara zarar verebileceği korkusundan kaynaklandığını da biliyorum."

Galm, başını kaldırıp Kael’in gözlerine baktı.

"Kael, be—"

"Efendi Galm lütfen dinleyin," dedi Kael sakin bir kararlılıkla.

"size gerçeği anlatacağım…"

Kael, parmağındaki mühür yüzüğünü gösterdi.

"Ben bir melezim, Efendi Galm. İçimde taşıdığım o karanlık büyü, iblis babamdan bana kalan bir miras."

Galm’ın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

“İ-iblis mi ?”

Kael bu gücü bastırmak için verdiği çabaları ve o yüzüğün altındaki mührü bir bir anlattı.

Galm’ın dünyası başına yıkılıyordu. Karşısında oturan 15 yaşındaki çocuk, hayal bile edemeyeceği kadar ağır bir yükün taşıyıcısıydı.

"Tanrılar adına...Ben... Ben dünyanın yükünü taşıyan bir çocuğu öldürmeye çalıştım. Kendimi asla affetmeyeceğim."

Odada kısa bir sessizlik hakim oldu. Galm, derin bir nefes aldı ve aniden sağ yumruğunu göğsüne, kalbinin tam üzerine vurdu. Bu, bir büyücünün onuru üzerine edebileceği en kutsal yemin hareketiydi.

"Bugün ne kadar sorumsuz, ne kadar kör bir adam olduğumu bana gösterdin evlat," dedi Galm. Sesi artık titremiyordu,

Kael, durumu yumuşatmak için "Öyle demek isteme—" diye söze girecek gibi oldu ama Galm elini kaldırarak onu susturdu.

"Merak etme Kael. Bu sır, seninle benim aramda kalacak. Bugün benim hayatımı bağışlayan o ejderin aslında senin merhametin olduğunu anladım . Ben, kraliyet büyücüsü Galm olarak yemin ederim ki; bu sır mezara kadar benimle gidecek. Ömrümün sonuna kadar arkanda bir kalkan, olacağım ! Soylu kanım üzerine Söz veriyorum!"

Galm, ilk kez Kael’in gözlerine minnetle ve gerçek bir saygıyla baktı. Kael artık onun için bir "misafir" ya da "tehdit" değil, canı pahasına koruyacağı bir çocuktu.

"Söyle bana evlat," dedi Galm, sesi meraklı bir tondaydı

"Benimle savaşan o ejderha... Neyin nesi o? Hayatım boyunca bir çok yaratık gördüm ama böylesine bir canlıyla ilk kez karşılaştım. O senin hizmetinde mi?"

Kael, yastığına biraz daha yaslanarak o günü hatırladı.

"Hayır, Efendi Galm. Aslında her şey akademideki bir çağırma dersinde başladı."

Kael, akademideki o sıradan günü, sınıftaki herkesin basit ruhlar çağırmasını beklerken Grosol’un bir anda belirişini anlattı. Galm, anlatılanları dinlerken şaşkınlıktan nefesini tutuyordu.

"Grosol beni o gün seçti," diye devam etti Kael.

"Dürüst olmak gerekirse, o günden beri ne ara benim koruyucum haline geldiğini ya da neden bir sözümle ortaya çıktığını ben de tam olarak anlamıyorum Tek bildiğim, hayatımı birkaç kez ölümden kurtardığı. Ona minnettarım; çünkü ben daha kendimi koruyamazken o benim yerime kalkan olmuştu."

"Kendisi tam olarak nedir, hangi boyuttan veya zamandan gelmiştir, inanın ben de bilmiyorum. Aramızdaki bağ bir efendi-hizmetkar ilişkisi değil, daha çok bir anlaşma gibi”

Galm, aldığı cevapla derin bir düşünceye daldı. 15 yaşında bir çocuk ve onun gölgesinde saklanan, dünyayı küle çevirebilecek kadar güçlü bir ejderha... Kael'in neden bu kadar olgun olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyordu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı