Kael, Doğu Krallığı’nın anıtsal giriş kapısına yaklaştığında, sabah güneşinin altında parıldayan süslü bir at arabasını ve hemen önünde bekleyen Lyra’yı fark etti. Lyra’nın yanında, ailenin emektar uşaklarından biri, duruyordu. Lyra, Kael’in pelerinini uzaktan görür görmez yüzünde kocaman, bir gülümseme belirdi; yerinde duramayıp el sallamaya başladı, heyecanı adeta metrelerce öteden okunuyordu. Kael yaklaştığında, Lyra dayanamayıp ona doğru birkaç adım attı.
“Kael! Gelmene gerçekten o kadar sevindim ki anlatamam! Kuzey Krallığı’na giden o uzun yolu tek başına çekmek... Düşüncesi bile o kadar sıkıcı ki!”
“Bu arada, daha önce hiç Kuzey Krallığı’na gelmiş miydin?”
Kael, pelerinini düzelterek mahcup bir ifade ile karşılık verdi:
“Hayır, açıkçası hayatımda hiç Doğu Krallığı’nın sınırlarından dışarı çıkmadım.”
Lyra şaşkınlıkla gözlerini açtı, “Şaka yapıyor olmalısın! Gerçekten mi?”
Yolculuk başlar başlamaz at arabasındaki sohbet derinleşmişti.
“Bu arada Lyra, ailenin Kuzey Krallığı’nda yaşadığını söylemiştin. Neden eğitim almak için Doğu Krallığı’ndaki akademiye kadar geliyorsun? Kuzey Krallığı’nda da iyi bir akademi var diye biliyorum.”
Lyra, soruyu bekliyormuş gibi başını salladı.
“Evet, haklısın, var. Ancak Kuzey Krallığı Akademisi’nin eğitimi daha çok şövalye disiplinine ve fiziksel güce odaklıdır. Büyücüler için, özellikle de saf büyü potansiyeline önem veren Doğu Krallığı Akademisi çok daha mantıklı ve kapsamlı bir eğitim sunuyor.”
Yol boyunca, Doğu’nun yeşil ve huzurlu manzaraları geride kalırken, aralarındaki sohbet akademi anılarından, gelecek planlarına kadar uzanmıştı. Lyra’nın gözü bir ara, Kael’in sol elindeki yüzüğe takıldı. İşlemeleri, ince ve zarif bir ustanın elinden çıkmış gibiydi.
“Kael, yüzüğün işlemeleri çok hoş, dikkatimi çekti de. Aile yadigarı falan mı?”
Kael, yüzüğe kısa bir an baktıktan sonra cevap verdi:
“Hayır, pek sayılmaz. Sadece değerli bir arkadaştan hediye...”
Kuzey Krallığı’nın sınırlarına yaklaştıklarında, Kael pencereden dışarı baktığında gözlerine inanamadı. Burası, Doğu’nun köyvari, yeşilliklerle dolu ve huzurlu yapısından tamamen farklıydı; tam bir metropol, adeta zamanın ötesinde bir yerdi. Yapıların çoğu, gökyüzüne uzanan devasa kuleler ve metalik binalardan oluşuyordu. Kael, krallığa adımını attığı an, burnuna keskin, metalik bir koku geldi. Burası tam bir sanayi ve zanaat şehriydi. Her köşe başında devasa demirci atölyeleri vardı ve havada sürekli bir metal çınlaması, çekiç sesleri ve işleyen makinelerin gürültüsü vardı.
Lyra, Kael’in şaşkınlığını fark edip gülümsedi.
“Ah Kael, geldik neredeyse, bak! Burası benim evim.”
At arabası, şehrin daha elit bir bölgesinde, ihtişamlı bir malikanenin önünde durdu. Lyra’nın kaldığı Solfyre Malikanesi, Kael’in büyük babasınınkini aratmayacak kadar görkemliydi; sadece tasarımı daha sert ve endüstriyel çizgiler taşıyordu. Giriş kapısında ve duvarlarda, ateş büyüsünü temsil eden anka kuşu ve alev sembolleri, oyma işlemelerle işlenmişti. Lyra, heyecanla Kael’in elinden tutup onu malikanenin devasa kapısına kadar sürükledi.
Kapıyı çaldıklarında, kapıyı açan kişi Lyra’nın küçük kız kardeşi, 6 yaşında sevimli bir kız olan Tesi’ydi. Tesi, kapıyı açar açmaz Lyra’ya atıldı.
“Abla! Hoş geldin, seni çok özledim!” dedi Tesi, ablasına sarılarak. Sonra başını Lyra’nın omzundan kaldırıp gözlerini Kael’e dikti, meraklı bir ifadeyle sordu:
“Peki bu abi kim ? Senin arkadaşın mı?”
Tesi’nin arkasından, zarif ve sıcakkanlı bir kadın olan Lyra’nın annesi Lina belirdi.
“Hoş geldin kızım,” diyerek Lyra’yı kucakladı. Ardından, kızının yanında duran Kael’i fark etti. Lina, Kael’i görünce yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. şakacı bir tavırla:
“Ah hayatım, Lyra eve erkek arkadaşını getirmiş! Çocuklar ne kadar da hızlı büyüyor, değil mi?”
Lyra’nın yanakları anında kızarmıştı, utanarak annesine çıkıştı:
“Anne!, Kael sadece akademiden bir arkadaşım!”
Kael, bu durum karşısında hafifçe gülümseyerek, kibar bir şekilde kendini tanıttı.
“İsmim Kael.., Kael Krowell. Sizinle tanıştığıma memnun oldum leydim, Solfyre Hanesi’ne misafirperverliğiniz için teşekkür ederim.”
Lina, Kael’in nezaketinden etkilenmişti.
“Ah Kael canım, uzun yoldan geldiniz, yorgunsunuzdur. Lütfen içeri geçin, dinlenin.”
Malikanenin içi, dışı gibi etkileyiciydi. Kael, içeri girdiğinde ateş büyüsü hanesinin mirasını yansıtan tasarımları hayranlıkla inceledi. Duvarlar, volkanik taşlardan yapılmış gibi görünüyordu; her köşe başında ateş elementini simgeleyen antik heykeller ve alev motifli halılar vardı. Tavanlar yüksek, pencereler devasaydı; evin her yerinden sanayi şehrinin metalik manzarası görünüyordu.
Oturma odasına geçtiklerinde, Lyra annesine döndü.
“Anne, bu arada Kael buraya ateş büyüsü hakkında bir şeyler öğrenmek ve kendini geliştirmek için geldi. Babam nerede? Onu göremiyorum, evde değil mi?”
Lyra tam bu soruyu sorarken, arkalarından tok ve gür bir ses duyuldu. Lyra’nın babası Galm, bir anda arkasında belirmişti.
Galm, gerçekten cüsseli, korkutucu ve otoriter bir görünüme sahipti. Üzerinde ateş büyüsü işlemeleriyle süslü, parlak kırmızı bir pelerin vardı; bakışları sert ve ciddiydi.
“Hoş geldin kızım. Biraz işim vardı, geldiğini fark etmedim,” dedi Galm,. Sert görünümüne rağmen, kızı ona sarıldığında yüzündeki ifade bir anlığına yumuşamıştı,
Kael, bu manzarayı görünce içinden, “Anlaşılan bütün cüsseli adamların kızlarına karşı zaafı var,” diye düşündü.
Galm, Lyra’yı bıraktıktan sonra sert bakışlarını Kael’e dikti.
“Arkadaşın kim? Bizi tanıştırmayacak mısın?”
Kael, Galm’ın ağır aurası karşısında bir an yutkundu ama hemen ayağa kalkarak kendini tanıtmaya çalıştı. “Ben... Ben Kael, Kael Krowell, efendim.”
Galm, Kael’den işgillenmişti. 8 halka bir ateş büyücüsü olarak, Kael’in etrafında yayılan o karışık mana dalgalanmalarını net bir şekilde görebiliyordu. Bu dalgalanmalar, normal bir büyücününkinden farklıydı, daha derin ve karmaşıktı. Galm’ın gözü, Kael’in belindeki kılıca gitti.
“Belinde taşıdığın şu kılıç... Ne olduğunu biliyor musun, evlat?”
Kael, Galm’ın bakışlarını takip etti. “Evet efendim, Anka Kılıcı. Bana ustam tarafından hediye edildi.”
Lyra, aradaki gerginliği fark edip hemen araya girdi.
“Baba, Kael’in ateş büyüsünde yardıma ihtiyacı var. Kendisi gerçekten yetenekli ama kontrolünü geliştirmek istiyor. Senden rica etsem, Kael’e bu konuda yardımcı olabilir misin?”
Galm, kızının ricasını kıramazdı ama Kael’e bakışı hala sorgulayıcıydı.
“Bir şövalyeye ateş büyüsü hakkında ne gösterebilirim ki? Kılıç ustalığı ve büyü ustalığı birbirinden farklı alanlardır,”
Lyra, hemen babasına itiraz etti:
“Ah baba, Kael’in kılıç taşıdığına aldanma! Kendisi bir büyücü aslında, sadece ustası onu fiziksel olarak da eğitmiş.”
“Saçmalık!” dedi Galm, sesi sertleşerek.
“Krallıkta büyücü şövalyelerin sayısı on elin parmağını geçmiyor. Hem kılıç hem de büyü üzerine çalışarak kendini gereksiz yoruyorsun, ikisi de tam odaklanma gerektirir. Birini seçip onda ustalaşman lazım, aksi takdirde ikisinde de geride kalırsın!”
Kael, Galm’ın otoriter sesi karşısında dik durmaya çalışarak araya girdi,
“Efendim, ustam bana her ne kadar büyücü de olsak, bedenimizi güçlendirmemiz konusunda tembihlemişti. Bir büyücü, bedenini ve zihnini aynı anda güçlendirmelidir, derdi. hep”
“Bak evlat,” dedi Galm, sesi hala sorgulayıcıydı.
“Kılıç ustalığı ve büyü ustalığı, gerçekten birbirinden farklı ve derin alanlardır. Eğer ikisini aynı anda öğrenmeye çalışırsan, diğer büyü kullanıcılarından geride kalacaksın. Zira büyü, derin bir mana kontrolü ve zihinsel odaklanma gerektirir.”
Lyra, babasının sözünü keserek araya girdiı:
“Baba, Kael 4 halka bir büyücü!”
Lyra bunu dediğinde, odadaki herkes şok olmuştu. Galm, Lina ve hatta Tesi, şaşkınlıkla Kael’e bakakaldı. 4 halka, o yaştaki bir öğrenci için neredeyse imkansız bir seviyeydi.
“4 halka mı!?” dedi Galm, sesi inanmazlık ve şaşkınlıkla doluydu.
“Lyra, babanla dalga geçmeye utanmıyormusun?”
Lyra, babasına ciddi bir ifadeyle baktı.
“Baba, dalga geçmiyorum! Kael, akademideki ikinci 4 halka öğrencilerden biri. Diğeri de Revia, zaten biliyorsun.”
Galm, Revia ismini duyduğunda bir an duraksadı.
“Revia’nın ailesinin soyu özel sınıf bir büyüden geliyor, Lyra, sen de biliyorsun. onun durumu farklı...”
Galm Sonra bakışlarını Kael’e çevirdi,
“Kael, soyadın ne demiştin sen?”
“Kael Krowell, efendim,”
Krowell soyadını duyduğunda, Galm şaşırmıştı.
“Krowell mi? Vaelmon’un böyle genç ve yetenekli bir torunu olduğunu bilmiyordum...”
Lyra, babasının şaşkınlığından faydalanarak ricasını yineledi.
“Baba, peki Kael’e yardım edecek misin?”
Galm, Kael’e derin bir bakış attı, Krowell soyadının ve 4 halkanın yarattığı etkiyi hissedebiliyordu.
“Peki Kael, benimle gel.”
Galm, oturma odasından çıkarken Kael de peşinden gitmeye hazırlandı. Lyra da onların peşine takılmak istediğinde, babası onu durdurdu.
“Lyra, sen burada bekle. Kael’le konuşacağımız özel meseleler var.”
Lyra kaşlarını çattı, “Özel mesele mi? Baba, umarım Kael’in aklına garip fikirler sokmazsın!”
Galm, kızına şakacı bir ifadeyle gülümsedi.
“Ha, ne garip fikri? Sadece erkek erkeğe bir konuşma yapacağız, o kadar. Kardeşin Tesi seni çok özledi, biz gelene kadar onunla ilgilen, tamam mı?”
“Pffff Peki...”
Lyra Tesi’ye dönerek onunla ilgilenmeye başladı.
Kael, Galm’ı takip ederken malikanenin koridorlarının nasıl bir labirente dönüştüğünü fark etmedi bile. Önündeki büyük, demir takviyeli kapıdan geçtiklerinde kendilerini malikanenin geniş eğitim sahasında buldular. Galm, sahanın ortasına geldiği anda elini havada bir yay çizercesine savurdu. Tüm sahayı kaplayan, dışarıdan bakıldığında bile yoğunluğu hissedilen, ateşten bir bariyer ördü. Bu bariyer hem büyülü enerjiyi içeride hapsetmek hem de içerideki her türlü sesi dış dünyadan izole etmek için tasarlanmıştı.
Galm, arkasını dönüp Kael’e doğru bir adım attı. Yüzündeki o babacan ifade gitmiş, yerine sorgulayıcı bir ciddiyet gelmişti, omuzlarını dikleştirip Kael’in üzerine yürürken sahadaki hava bir anda ağırlaştı.
“Pekala evlat,” dedi Galm, sesi keskin ve soğuktu
“Anlat bakalım, neyin nesisin sen?”
Kael, adamın gözlerindeki bakışı fark ettiğinde istemsizce bir adım geri çekildi,
“A-anlamadım efendim?” diyebildi sadece.
Galm bir adım daha yaklaştı, Kael onun her adımında üzerindeki baskının arttığını hissediyordu.
“Karşında bir çocuk mu var sanıyorsun? Soyadın Krowell diyorsun ama özünde bir ateş büyücüsüsün. Üstüne üstelik, bir ateş büyücüsünden yayılması gereken o saf, kırmızı mananın aksine; etrafında uğursuz, karmaşık ve karanlık bir aura dalgalanıyor. Beni kandıramazsın evlat! kimsin sen, söyle!”
Kael şoktaydı. Karanlık büyüsünün mühürlü olmasına rağmen bir büyücü tarafından fark edilebileceğini aklının ucundan bile geçirmemişti. Zephyros onu yüksek halkalı büyücüler konusunda uyarmıştı, ancak ona sadece "sana dokunmalarına izin verme" demişti. Bu adam ise sadece bakışlarıyla yaydığı o gizli manayı okuyabiliyordu. Yanlış anlaşılmayı acilen düzeltmesi gerekiyordu,
“Ateş büyüsünü babamdan miras aldım, bana—”
Kael cümlesini bitiremeden, sahanın içindeki mana öyle bir patlamayla sarsıldı ki, kaelin kulakları resmen sağır olmuştu.
Galm’ın vücudundan yayılan şok dalgası Kael’i adeta geriye savurdu. Kael gözlerini açtığında, etrafının artık kırmızı değil, keskin bir parlaklığa sahip mavi alevlerle çevrili olduğunu gördü. Galm’ın yaydığı mana o kadar yoğundu ki, Kael nefes almakta zorlanıyordu,
“B-bu alevler de ne böyle? Rengi... masmavi, kırmızı alevden çok daha sıcak, sadece yakınında durmak bile derimi yakıyor. Bana değse kül olacakmışım gibi hissediyorum.”
Galm, o mavi alevlerin arasında, yavaşça Kael’e doğru yaklaşmaya başladı. Adımları ağır ama ölümcüldü.
“Seninle oyun oynadığımı falan mı sanıyorsun? Durumun ciddiyetini tam kavrayamamış gibisin evlat. Ailem için tehdit unsuru olan birini canlı tutacağımı mı düşünüyorsun? Ya da Lyra’nın saflığına mı güveniyorsun? Kızımı kandırmış olabilirsin ama beni kandıramazsın.”
Galm elini havaya kaldırdığında mavi alevler avucunda şekillenmeye başladı. Kael’in önünde sadece iki seçenek vardı: Ya gerçekleri açıklayıp bu dehşet verici büyücüyü ikna edecekti ya da Solfyre hanesinin eğitim sahasında son nefesini verecekti.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı