Müdür Felan ve öğretmenler, ışınlanma büyüsüyle olay yerine vardıklarında gördükleri manzara karşısında dilleri tutulmuştu. Kael, kanlar içinde yerde yatıyordu Anul'un cesedi ise tam önündeydi , Canavar sanki devasa,bir pençe darbesi yemiş gibi ortadan ikiye ayrılmış, cesedi ise iki ayrı parça halinde yerde duruyordu .
Marlon, yaratığın boynundaki siyah, parlayan rünlere yaklaştı. "B-bu Anul... Böyle bir yaratığın Sisli Vadi’de ne işi var? Üstelik bu mühürler...."
Felan, çevresini umursamadan koşarak Kael’in yanına çöktü.
"Kael! Kael! Beni duyabiliyor musun?"
Kael gözlerini zar zor araladığında, başında endişeyle bekleyen bayan felan’ı gördü. Konuşmaya çalıştı ama dudakları titriyordu:
"B-bayan Felan..."
"Tamam,... Konuşup kendini yorma. Marlon, ben Kael ile şifacıların yanına ışınlanıyorum. Siz bölgeyi ve yaratığı inceleyin,!"
"Anlaşıldı, bayan felan!"
Felan, Kael'i kucağına aldığı gibi Şifacıların olduğu alana vadinin girişine ışınlandı.
"Acil bir şifacı buraya!" diye bağırdığında, Lyra onu duyup koşarak yanlarına geldi. Kael'in kanlı kıyafetlerini ve hareketsiz bedenini gördüğünde, genç kızın dünyası başına yıkılmıştı.
"Kael!! hayır... lütfen.."
Felan: "sakin ol! Kael yaşıyor"
Bu sözlerle Lyra’nın omuzlarındaki büyük endişe yükü bir anlığına hafifllemişti, dizlerinin bağı çözüldüğü anda yere çöktü.
Şifacılar Kael’in üzerinde büyülerini kullandıklarında , ne kadar hırpalanmış olduğunu gördüler.
"çatlamış kaburgalar, kırık kol kemiği... Uzun süre dinlenmesi gerekecek.
" Felan "Ne gerekiyorsa yapın, iyi olduğu sürece hiçbir şeyin önemi yok!"
Akademi yönetimi, Felan'ın emriyle etkinliği derhal sonlandırdı. Öğrenciler toplanma alanına getirildiğinde, Rota fısıldaşmaları duydu:
"Duydun mu? A grubuna C sınıfı bir yaratık saldırmış... İki öğrenci ağır yaralıymış."
Rota söylentileri duyduğunda kalbi sanki sıkışmış gibiydi. Panikle Lyra’yı buldu:
"Lyra! Ne oldu? Sen iyi misin?"
Lyra gözyaşlarını silerek, "İyiyim... ama sınav esnasında karşımızda Anul belirdi. Ne yapacağımızı bilemedik. Kael olmasaydı hepimiz ölmüştük,"
"Anul mu?!" Rota’nın rengi atmıştı. "Bu imkansız!"
Etraf, öğrencilerin şaşkın fısıltılarıyla uğulduyordu.
"Anul mu dediler? C sınıfı bir yaratık burada ne arıyor?"
Rota gözleriyle Kael’i aradı ama göremedi.
"Peki ya Kael? Kael nerede?"
"Kael biz kaçalım diye Anul’u tek başına oyaladı... Müdür Felan onu yaralı halde getirdi, sonradan akademinin revirine taşıdılar."
Rota şok içindeydi, içinden sadece "Umarım iyidir" diye dua etti. Tam o sırada arkadan Thalendir'in küçümseyen sesi yükseldi:
"Ha! Şunlara bakın... F sınıfı yaratıklarla bile baş edemeyip ağlıyorlar mı?"
Gil, daha fazla dayanamayarak Thalendir'in boğazına yapıştı:
"Bana bak kibirli elf! Şu an burada hayattaysak, hepsini Anul’u oyalayan Kael’e borçluyuz! O laflarını hemen geri al!"
Thalendir şaşkındı: "Anul mu? Ne saçmalıyorsun sen? Etkinlik alanında sadece F seviye yaratıklar vardı!" Gil boğazından tuttuğu thalendiri yere fırlattı.
"Hiçbir şeyden haberin yok, değil mi!?"
O sırada Marlon ve diğer öğretmenler, Felan’ın yanına döndüler.
"Bayan Felan, tüm bölgeyi aradık . Öğrenciler dışında kimseye rastlamadık. Yaratığın boynundaki o rünler... bunları daha önce görmüştüm. Bu kesinlikle bir çağrıcı işi."
"Bayan Brian nerede?"
"İşte o en büyük sorun," dedi Marlon. "Bayan Brian ortalıkta yok."
"Yani diyorsun ki..." dedi Felan sesi buz keserek,
"birileri Kael’in grubuna bilinçli olarak Anul’u gönderdi ve sorumlu olan Brian ortadan kayboldu."
"Maalesef efendim Anul’u kimin öldürdüğüne gelirsek... İnsan yapımı bir saldırıya benzemiyor. Dev bir pençe iziyle ortadan ikiye ayrılmış. Ormanda ise başka bir C seviye yaratık izine de rastlamadık."
Felan, haberi Zephyros'a verdiğinde, Zephyros'un yüzündeki o sakin ifade yerini bir dehşete bıraktı.
"Kael... Kael iyi mi?! Felan, doğruyu söyle!"
"Sakin ol, Kael hayatta. şuan Revirde dinleniyor." Zephyros bir an duraksadı sonra felanın anlattıklarını dinledi
"Anul mu dedin? Bir C sınıfı yaratığı nasıl... Brian'ın ihaneti mi?"
"Sakin ol zephyros İnan bana, ben de öğretmenlerimi kontrol edemediğim için kendimi affedemiyorum," dedi Felan başını eğerek
Zephyros derin bir nefes aldı. "Sorun değil Felan, zor zamanlar geçirdiğini biliyorum... Özellikle Revia'nın ailesi okula gelmişken..."
"Ah, hiç sorma! Bütün aile okula hücum etti. Kızlarını okuldan almayı bile düşündüler. sonuçta Cave ailesinin en genç 4 halka büyücüsü onlar için paha biçilemez bir cevher."
Akademi'den uzakta, yeraltı örgütünün gizli karargahında Brian ve Rete, liderleri Grace'in huzurundaydı.
"Anlat Brian,seni dinliyorum?"
"Efendim, dediğiniz gibi planı işledik ... ama..."
"Ama ne? Çocuğun karanlık büyü kullanıp kullanmadığına dair kanıt bulabildiniz mi?
“Ayrıca Rete ye ne oldu? yüzü kireç gibi bembeyaz olmuş geldiğinden beri ağzını bıçak açmıyor“
Rete:” E-ejderha bir ejderha çağırdı lanet velet”
Grace:”Ne diyor bu adam ne ejderhası“
Brian:”efendim kael nasıl yaptı bilmiyoruz ama bölgeye bir ejder çağırdı retenin kontrol ettiği anulu saniyeler içinde 2 ye böldü”
Rete” ahh anul benim güzel anulum “
Brian, Rete'yi susturdu: "Kes sesini Rete, yeter!"
Grace şok içerisindeydi “Yanlış görmüş olma ihtimaliniz varmı ejder diye kuş tipi bi yaratık çağırmış olabilir mi”
Brian:”Hayır efendim gözlerimle gördüm çağırma çemberinden çıkan şey bir kara ejderdi”
Grace kara ejder’i duyduğunda şaşırmıştı kara olan ejderlerin en tehlikelisiydi ayrıca bir insanın bir ejderi kontrol ettiği daha önce hiç görülmemiş bir şeydi
“Tamam brian gidebilirsiniz“
Rete“ahh anul lanet velet sanat eserimi öldürmeye nasıl cürret eder onu elime geçirirsem-”
Brian” Rete yeter bu kadar! gidiyoruz!”
Grace iç çekerek koltuğuna yaslandı. Gözlerinde tehlikeli bir ışık vardı.
"15 yaşındaki bir çocuğun bizi bu kadar zorlayacağını tahmin etmemiştim. Onu fazla hafife almış olabilirim. güçleri ise resmen kapalı bir kutu gibi... Eğer gerçekten bir ejderha çağırabiliyorsa, işimiz çok daha zor demektir."
Akademinin reviri, dışarıdaki kargaşadan uzak, ağır bir ilaç ve ot kokusuyla doluydu. Kael, yatağın kenarına oturmuş,pencereden dışarıyı izliyordu . O sırada kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı. Zephyros, elinde bir paket çörek ve yüzünde gizleyemediği bir endişeyle içeri girdi.
Zephyros, revire vardığında Kael pencereden dışarıyı izliyordu.
"evlat dalgın gibisin, iyimisin?"
Kael üzgün bir halde başını çevirdi. "Yaratığın nasıl öldüğünü hatırlamıyorum. Hafızam hala bulanık. O an öleceğimi hissettiğimde elim mühür yüzüğüne gitti... Yüzüğü asla çıkarmama mı söylediğin halde, mühürü kıracaktım"
Zephyros, Kael’in yüzündeki solgunluğu ve elindeki sargıları gördüğünde adımları yavaşladı. Paketi masaya bırakırken sesi normalden daha yumuşaktı.
"Sana sevdiğin çöreklerden getirdim.”
Zephyros yatağın kenarına oturdu, bakışları Kael’in yorgun gözlerindeydi.
Zephyros: "Kael, türü ne olursa olsun, bir canlının hayatta kalma içgüdüsü her şeyden üstündür. Kendi varlığını korumak için attığın bir adım yüzünden suçluluk duyma. Eğer iblis halin seni hayatta tutacaksa, o yüzüğü kırıp içindeki gücü serbest bırakmaktan asla çekinme. Tüm yükü kendi omuzlarına yükleme,evlat."
Kael, dayısının gözlerinin içine baktı. "Ama ya kontrolü kaybedip etrafımdakilere de zarar verseydim? Lyra, Gil... Onlar oradayken bunu yapamazdım."
Zephyros başını iki yana salladı.Sen bir savaşçı değilsin kael, sen daha 15 yaşında bir gençsin. Eğer bir gün o güç seni ele geçirecek noktaya gelirse,kendine ve arkadaşlarına zarar vermemen için ben her zaman orada olacağım ,
Kael, dayısının bu samimi ve sahiplenici tavrı karşısında derin bir nefes verdi. Omuzlarındaki o ağır baskının biraz olsun hafiflediğini hissetmişti.
“Teşekkür ederim hep yanımda olduğun için….”
Zephyros hafifçe gülümsedi ve paketi Kael’e doğru itti.
"Hadi, şimdi şu çöreklerden ye”
Kael çörekten bir parça kopardı. aklı ise hala sisli vadideydi.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı