Müdürün odasındaki hava o kadar soğuk ve gergindi ki, Müdür Felan sadece Kael'in gözlerinin içine odaklanmıştı.. Kael, birkaç saniyelik sessizliğin ardından tüm cesaretini topladı ve müdür Felan'ın gözlerine bakarak konuştu:
"Benim bir amaçtan ziyade, sadece bir sözüm var. Anneme ve sevdiklerime zarar gelmemesi için bu gücü gizlemem ve onda ustalaşmam gerekiyor. Eğer iblis kanım sizin için bir tehditse, buna karar verecek olan da sizsiniz Bayan Felan. Ama şunu bilmenizi isterim ki; niyetim sadece eğitimimi tamamlayıp sağ salim mezun olmak."
Felan, bu dürüst ve kararlı cevap karşısında bir an duraksadı. Ardından yavaşça arkasını dönüp pencereden dışarıya akademinin bahçesine baktı.
"Kael... Nereye kadar kendini gizleyebileceksin? Bir noktadan sonra krallığın o acımasız üst düzey engizisyoncuları ya da soylu ailelerin tazıları senin kokunu alacak ve peşine düşecektir. Burada kalmana izin veriyorum, çünkü Zephyros'a bir borcum var."
Felan geri dönüp ağır baskısını Kael'e doğru yönlerdirdi "Ancak olur da bir gün kendini kaybeder veya akademi için bir tehdit haline gelirsen, gözünün yaşına bakmayacağımı ve seni bizzat ortadan kaldıracağımı da bilmeni isterim."
Kael, müdürün ağır mana baskısı altında nerdeyse zilecek gibiydi Felan'ın kelimelerindeki ciddiyetin farkındaydı. Müdürün bu konuda şakası yoktu. Kael hafifçe başını eğdi,
"Net olduğunuz için teşekkür ederim Bayan Felan. İçiniz rahat olsun, kendi karanlığıma yenik düşmemek için elimden geleni yapacağım."
Felan'ın yüzündeki o sert ifade yerine hafif bir gülümseme geldi.
"Sınıfına geri dönebilirsin Kael. Bu arada, için rahat olsun; benim dışımda bu okulda kimse sırrını bilmiyor."
Kael şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Ama... Az önce iblis kokusundan bahsetmiştiniz? Diğer öğretmenler de—"
Felan kahkahalarla gülmeye başladı. "Ha ha ha! Kael, gerçekten her şeyi bu kadar kolay mı sandın?"
Kael şaşkınlıkla atıldı: "Bayan Fel—"
Ancak cümlesini bitiremedi. Felan parmağını şıklattığı anda Kael'in etrafındaki dünya bir anda bulanıklaştı. Gözlerini açtığında kendini A Sınıfı'nın dersliğinin tam önünde buldu. Işınlanmıştı! Kafası soru işaretleriyle dolu olsa da, en azından içi bir nebze rahatlamıştı.
Öğleden sonra, Saldırı ve Savunma Büyüsü dersi için A Sınıfı öğrencileri akademinin geniş açık alanındaki talim meydanında toplandılar. Rota, Kael'in yanına gelip belindeki kılıca dikkat kesildi.
"Kael, asan nerede dostum? Derse kılıçla mı geldin?"
Kael omuz silkti. "Büyü yapmak için neden sürekli bir asaya ihtiyaç duyuyorsunuz ki?"
Rota hayretle bakakaldı. "Nasıl yani? Biz büyücüyüz Kael! Tabii ki odağımızı toplamak için asaya ihtiyacımız var. Çok garipsin dostum, gerçekten."
O sırada dersin öğretmeni Bay Vanil, öğrencilerin karşısına geçti. Vanil, oldukça tecrübeli bir savaş büyücüsü gibi görünüyordu.
"Dinleyin beni!" diye seslendi Vanil. "Savaş sadece kağıt üzerinde ezberlediğiniz formüllerden ibaret değildir. Gerçek bir çatışmada mana miktarınız kadar refleksleriniz ve savunma yeteneğiniz de konuşur. Bugün, teoriyi pratiğe dökeceğiz."
Vanil elindeki isim listesini açtı: "Rota! Gel buraya."
Rota irkilerek, "B-ben mi?" dedi.
"Hala ne bekliyorsun orada? Çabuk!"
Vanil listeye tekrar baktı. "Nora! Sen de Rotanın rakibi olacaksın."
Nora, kendinden emin bir şekilde Rotanın karşısına geçti. Öğretmen Vanil, her ikisinin de üzerine aldıkları hasarı emen parlayan bir rün işledi. Kaelin ründe gördüğü desenler çok tanıdıktı . Bu efsun, annesinin onu ormandaki kurtlardan korumak için eline çizdiği o koruyucu büyüyle hemen hemen aynı yapıdaydı.
"Unutmayın!" dedi Vanil. "Bu bir eğitim alıştırması. Amacımız saldırı anında nasıl tepki verdiğinizi ölçmek. Başlayın!"
Nora bir toprak büyücüsüydü. Hızla asasını savurdu ve yerden sivri toprak sarkıtları oluşturup Rotaya fırlattı. Rota, üzerine gelen keskin kayalardan inanılmaz derecede basit ve zarif hareketlerle sıyrıldı. Nora sinirlenip sarkıtların sayısını iki katına çıkardı, her yönden saldırdı. Ama Rota, sanki her saldırıyı saniyeler öncesinden görüyormuş gibi, kıl payı farklarla hepsinden kaçmayı başardı.
Kael izlerken mırıldandı: "Nasıl bu kadar rahat sıyrılabiliyor? Sanki saldırının nereye geleceğini biliyor."
Vanil araya girdi: "Rota! Eğitimin amacı sadece kaçmak değil, karşı koymaktır! Saldırıya geç!"
Rota asasını Nora'ya doğrulttu. "Pekala"
Aniden asasının ucundan ışık büyüsünden oluşan, göz alıcı bir lazer ateşledi. Ateşleme hızı o kadar seriydi ki, Nora daha önüne bir taş duvar örmeye fırsat bulamadan ışık huzmesi ona çarptı ve onu geriye, yere yığdı.
Vanil düelloyu sonlandırdı: "Yeterli! Rota, reflekslerin iyi ama savaş alanında gereksiz zaman harcıyorsun" .
"Nora, sende savunma hızını artırmalısın."
Rota, Kael'in yanına dönerken Kael onu tebrik etti. "Bayağı iyiydin rota "
Rota kaelin bu sözleri karşısında gururlu şekilde kıkırdadı
Vanil tekrar listeye baktıi: "Thalendir ve Kael! İkiniz öne çıkın."
Öğrenciler arasında bir anda fısıldaşmalar başladı:
"Şuna bak, soylu elfin karşısına o garip çocuğu çıkardı!"
"Thalendir onu perişan edecek, zavallı çocuk."
Lyra endişeyle fısıldadı: "Bu nasıl bir tesadüf böyle! Dikkatli ol Kael."
Kael, Thalendir'in karşısına geçti
Thalendir: "Hah! Şuna bak... Karşıma tahta bir kılıçla çıkmaya cesaret ediyor. Kendini ne sanıyorsun sen?"
Vanil bile şaşkındı. "Asanı getirmeyi mi unuttun Kael? İstersen yedek bir tane verebilirim."
"Sorun değil Bay Vanil," dedi Kael kılıcı hafifçe savurarak. "Asasız da dövüşebilirim."
Thalendir öfkeyle asasını sıktı. "Küstah! Bu sefer elimden öyle kolay kurtulamayacaksın!"
Vanil koruyucu efsunları işleyip "Başla!" dediği anda Thalendir beklemeksizin rüzgardan oluşan keskin bıçakları Kael'e fırlatmaya başladı. Kael, yerinden bile kıpırdamadan tahta kılıcı ile üzerine gelen büyüleri savurdu.
Rüzgar büyüleri kılıca çarptığı anda parçalanıp dağılıyordu. Thalendir'in büyüleri, ustası Pyros'un o acımasız eğitim saldırılarının yarısı kadar bile hızlı değildi.
Thalendir şok içindeydi. "Sen... bu da ne böyle?!
" Defalarca saldırdı, rüzgarı bir fırtınaya dönüştürdü ama Kael sadece bilek hareketleriyle tüm saldırıları etkisiz hale getiriyordu.
Öğrencilerin arasından Revia, gözlerini kısmış Kael'i izliyordu.
"O sıradan bir öğrenci değil," diye düşündü Revia.
"Hareketleri bir büyücüyü değil, bir kılıç ustasını andırıyor. Hiçbir gereksiz hareket yapmıyor."
Thalendir iyice çıldırdı. "Seni korkak! Karşılık bile veremeyecek kadar aciz misin?"
Kael, tahta kılıcını Thalendir'e doğrulttu. Kılıcın ucunda küçük, yoğun bir ateş hüzmesi oluşturdu. Asasız yapılan bu büyü, bir mermi gibi ıslık çalarak fırladı. Thalendir hemen rüzgardan bir bariyer oluşturdu ama ateş mermisi bariyeri delip geçti ve Thalendir'i göğsünden vurarak yere savurdu.
Thalendir sırt üstü yere yığıldı. Meydanda derin bir sessizlik oldu.
Rota hayretle bağırdı: "O da neydi öyle?! Tahta kılıçla ateş büyüsü mü yaptı?" Vanil'in gözleri kocaman açılmıştı.
"manayı kılıca mı aktardı? İnanılmaz bir mana kontrolü..."
Thalendir sinirden kıpkırmızı bir halde ayağa kalktı. Rezil olduğunu hissediyordu.
"Sen... SEN!" diye bağırdı. Asasını iki eliyle tuttu ve elflere özgü olan rüzgar ruhunu çağırdı. Etrafta devasa bir girdap oluşmaya başladı.
Vanil tehlikeyi fark edip öne atıldı:
"Thalendir, sakin ol! Bu bir eğitim düellosu, gerçek bir savaş değil! Dur hemen!"
Ancak Thalendir duymuyordu bile. Gözleri dönmüştü. Manasını asasının ucunda toplarken kadim bir mantra fısıldadı:
"fırtınanın öfkesi, ruhların nefesiyle birleş!!"
Büyü serbest kaldığında devasa bir rüzgar kütlesi patlama etkisi yaratarak Kael'in üzerine atıldı. Lyra dehşetle çığlık attı:
"KAEL! KAÇ ORADAN!"
Rota da yerinden fırladı: "DURDURUN ŞUNU!"
Meydan toz duman içinde kaldı. Kimse bir şey göremiyordu. Toz bulutu yavaşça dağıldığında, tüm sınıf ve Bay Vanil taş kesildi.
Kael, Thalendir'in tam yanında belirmişti. Hafifçe çatlamış olan tahta kılıcının ucu, Thalendir'in boğazına dayalıydı. Kael'in üzerinde tek bir çizik bile yoktu.
Revia'nın kalbi hızla çarptı.
"Göremedim... Hareketini göremedim bile! O rüzgarın içinden nasıl sağ çıktı ve oraya ne ara ulaştı? Bu bir ışınlanma büyüsü müydü yoksa?"
Vanil kekeleyerek konuştu: "D-düello bitti! Ayrılın hemen!"
Thalendir, kılıcın soğukluğunu boğazında hissederken dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinde inanamayan bir ifade vardı.
"Ben soylu bir elfim... Nasıl olur da sıradan birine yenilirim? Nasıl?!"
Vanil hemen Kael'in yanına koştu. "Kael! İyi misin?"
"İyiyim Bay Vanil, teşekkür ederim."
Vanil derin bir nefes aldı. "Kusura bakma, seni korumam gerekiyordu Thalendir kontrolünü kaybettiğinde . Onu durdurmalıydım."
Kael sakin bir sesle cevap verdi: "Ah, sorun değil. Üçüncü halka büyüler benim için pek sorun teşkil etmiyor."
Vanil içinden, "Bu çocuk da neyin nesi böyle? Saldırısını göremedim bile," diye geçirdi.
Lyra panik içinde koşup Kael'in koluna yapıştı. "Kael! sen İyi Misin ?"
"Şu Thalendir haddini fazla aştı!"
Lyra sinirle asasını çıkarıp Thalendir'e doğru yürüyecekken Kael onun elini tuttu.
"Ben iyiyim Lyra, gerçekten. Merak etme."
Rota araya girdi: "Öğrencilerin eğitim dışında birbirleriyle savaşması yasak lyra! Akademiden atılmak mı istiyorsun?"
Lyra ters ters Rotaya baktı: "Rota sen ne diyorsun! Thalendir Kael'i öldürecekti!"
Kael bir yandan arkadaşlarını sakinleştirmeye çalışıyordu
"Sakin olun çocuklar, sadece bir eğitim düellosu sonuçta,"
O sırada akademinin diğer tarafında, Zephyros, Kral'ın Kael için hazırlattığı "Üstün Başarı ve Cesaret Nişanı"ndan bahsetmek üzere Müdür Felan'ın odasına doğru yürüyordu. Kael'in huzurlu okul hayatı, beklediğinden çok daha kısa sürecek gibi görünüyordu.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı