insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Kael, geniş antrenman sahasının ortasında dizlerinin üzerine çökmüş, alnından süzülen teri ise toprağa damlıyordu . derin nefes alıp verirken , vücudundaki her kasın ağırdığını hissediyordu ustası onu boşuna uyarmamıştı. O sırada Elowen, hızla Vaelmon’a doğru yürüyüp parmağını sallamaya başladı.

"Hayatım, çocuğa bu kadar yüklenmene gerek var mıydı gerçekten? Bak ne hale geldi!" diye çıkıştı Elowen, sesi hem otoriter hem de şefkat doluydu. Sonra hızla eğilip Kael’in omuzlarını tuttu.

"Ah Kael, tatlım... İyi misin? Canın çok yanıyor mu?"

Kael, büyükannesinin endişeli yüzüne bakıp hafifçe gülümsedi. "Ben iyiyim büyükanne... Sadece, manamı son sınırına kadar zorladım, o kadar."

"Ah, her yerin toz toprak içinde kalmış! Gel bakalım, içeri geçelim de üstünü başını bir temizleyelim," Elowen Kael’i nazikçe kolundan tutarak malikaneye doğru yönlendirdi.
Sahanın ortasında Zephyros ve Vaelmon baş başa kalmıştı. Zephyros, babasının yüzündeki o nadir görülen ifadeyi süzdü. "Eee... Ne düşünüyorsun baba? Kael bir yılda gerçekten güçlendi, değil mi?"

Vaelmon, uzun beyaz sakalını sıvazlayarak gülümsedi. "Ha ha! Doğruyu söylemek gerekirse, 14 yaşındaki bir çocuğun beni bu denli şaşırtmasını beklemiyordum. Özellikle o son saldırısı... Mana algılama alanımı neredeyse yok sayıyordu. Sanki bir gölge gibi sızdı içeri. Bunu ona sen mi öğrettin Zephyros?"

Zephyros başını iki yana salladı. "Hayır baba. Ben bir rüzgar büyücüsüyüm, ona temel bilgiler dışında ateş büyüsü hakkında fazla bir şey katamazdım. Bu yüzden onun için iki usta çağırdık. Biri bizim Pyros, diğeri ise... Grimm."

Vaelmon, "Grimm" ismini duyduğunda adeta olduğu yere donakaldı. Gözleri kocaman açıldı. "Grimm mi? Şu meşhur Kılıç Ustası Grimm mi?"
"Evet," dedi Zephyros gururla. "Genelde asla öğrenci kabul etmezdi kaeli kabul etmesine bende şaşırdım

Vaelmon derin bir iç çekti. "Hah... Şimdi taşlar yerine oturuyor. Arkasındaki ustalara bakarsak, bu çocuğun gelişimini hafife almakla yanılmışım. Hadi, biz de içeri geçelim."

Akşam olduğunda, malikanenin büyük salonunda şömine çıtırdayarak yanıyordu. Kael, Elowen, Zephyros ve Vaelmon ateşin başında toplanmış, geleceğe dair konuşmaya başlamışlardı.

Vaelmon, Kael’in gözlerinin içine bakarak sordu: "Kael, bu noktadan sonra ne yapmayı düşünüyorsun? Akademi zordur evlat. Orada eğitim görenlerin çoğu soylu ailelerin çocuklarıdır. Üstesinden gelebileceğini düşünüyor musun?"

Kael kararlı bir şekilde başını kaldırdı. "Evet büyükbaba. Kendime bir hedef koydum. Yeterince güçleneceğim ve , Astra-Lumina’yı alacağım."
Astra-Lumina ismini duyduğu an Vaelmon’un yüzündeki gülümseme dondu. Bakışları ciddileşti. "Sen... Annenin hastalığını biliyorsun demek?"

"Evet, annem bana her şeyi anlattı. Babamı, kim olduğumu, neden burada olduğumuzu..."

Vaelmon içini çekti, sesi bu kez daha yumuşaktı. "Anladım... Senin için bu gerçekleri taşımak zor olmuş olmalı kael."

"Sorun değil büyükbaba," dedi Kael, gözlerinde sönmeyen bir ateş parlıyordu. "Babamı da görmek istiyorum. Bir gün, ne olursa olsun onun yanına gideceğim."

Elowen, Kael’in elini tuttu. "Kael, canım... Lütfen kendini gereksiz yere tehlikeye atma. Dünya göründüğünden daha büyük."

"Biliyorum büyükanne. Yeterince güçlenmeden, adımımı atmayacağım. İçiniz rahat olsun."

Vaelmon o sırada ayağa kalktı. "Ah, bu arada... Doğum günün geçeli çok oldu, kutlayamadık. Bu, bizden sana ufak bir hediye." Vaelmon, yanında duran, üzerinde kraliyet arması işlemeli, kadife kaplı tahta bir kutuyu Kael’e uzattı.

Kael kutuyu heyecanla açtı. İçinde, zarafetiyle odayı aydınlatan bir asa duruyordu. Asanın sapı, yarı şeffaf ve pürüzsüz Kristal-Kayın denen camsı bir odundan yontulmuştu. Tepesinde ise henüz hiçbir rengi olmayan, cam gibi berrak bir taş duruyordu.

"Kılıç kullandığını biliyorum Kael," dedi Vaelmon. "Ama unutma ki büyüler bir odaklayıcı, yani bir asa ile yapıldığında çok daha yıkıcı ve güçlü olur. Başındaki o taşı görüyor musun? O, Ithilmor taşıdır. Hangi büyüyü kullanırsan ona uyum sağlar. Ateş kullanırsan kıpkırmızı, karanlık kullanırsan gece gibi kapkaranlık olur."

Zephyros araya girdi. "Bu arada Kael, akademideki çoğu soylu çocuğunda asa göreceksin. Büyü yapmak asayla daha basit ve güçlüdür. Ama çoğu, kendi manalarını geliştirmek yerine sadece asadaki mana taşlarına güveniyorlar. Bu kolaya kaçma durumları sinirimi bozuyor, sen sakın onlara benzeme."

Kael, asayı eline alırken gülümsedi. "Teşekkür ederim büyükbaba. Daha önce hiç asa kullanmadım ama..."

Vaelmon kahkahayı bastı. "Ha ha! Sorun değil, gitmeden önce seninle bir iki deneme atışı yaparız!" Kael’in yüzünde, başına gelecek antrenman belalarını sezer gibi acı ama tatlı bir gülümseme oluştmuştu

Sabahın ilk ışıklarıyla yola koyuldular. Vaelmon, vedalaşırken Kael’in bileğine gümüş bir bileklik taktı. "Bu bir boyutsal depolama bilekliğidir." Kael, babasının kılıcını ve yeni asasını bilekliğin içindeki boyutsal alana yerleştirdi.
Aynı saatlerde, Şövalye Alaric, Kral Thalaron’un huzuruna çıkmıştı.

"Majesteleri," dedi Alaric diz çökerek. "Merkeze saldıran yaratıkla ilgili bölgede ağır bir zayiat yok, birkaç yaralı dışında her şey kontrol altında."

Kral Thalaron, tahtında öfkeyle doğruldu. "Alaric! Bir yaratık krallığın kalbine kadar nasıl sızabilir? Surları koruyan adamların uyuyor mu yoksa!"

"Efendim, Echidmer’i birilerinin bilinçli olarak soktuğunu düşünüyoruz. Yaratığın boynunda, uzaktan kontrol edildiğine dair efsunlar vardı."
Kralın gözleri kısıldı. "Yine mi o uğursuz Ashen-Legion’un işi?"

"Henüz kanıtımız yok efendim, ama o yer altı örgütünün parmağı olması muhtemel." Kral Thalaron arkasına yaslanıp iç çekti. "en azından Halk zarar görmeden bu canavarı durdurdurabildiniz "

Alaric yutkundu. "Aslında majesteleri... Biz bölgeye vardığımızda yaratık çoktan öldürülmüştü."

"Devriyeler mi halletti?" diye sordu kral.” söyle onlara bir ödül verelim”

"Hayır efendim... Kael adında bir çocuk öldürdü."

Kral Thalaron bir anda ayağa kalktı, öfkeli sesi tant odasında yankılandı : "Alaric! Benimle dalga geçmeye nasıl cürret edersin!"

"Efendim, şerefim üzerine yemin ederim ki kendi gözlerimle gördüm! 14 yaşındaki bir çocuk, o devasa Echidmer’i tek hamlede ikiye bölmüştü!"

Kral şaşkınlıkla koltuğuna çöktü. "İlginç... 14 yaşında bir çocuk ha? güçlü bir aileden geliyor. olsa gerek Kim bu çocuk?"

"efendim çocuğu Kraliyet büyücüsü Zephyros’un yanında gördüştüm belki Akrabası olabilir."

"Zephyros’un çocuğu olmadığını biliyorum," dedi kral düşünceli bir şekilde. "alaric Onu en kısa sürede huzuruma çağır!"
“emredersiniz majesteleri izninizle”

Kael, Doğu Krallığı’nın gururu olan Aetheris Akademisi’nin devasa kapılarının önünde duruyordu. Akademi, gökyüzüne uzanan bembeyaz kuleleri, havada asılı duran ve sürekli dönen devasa büyü halkalarıyla bir masal diyarını andırıyordu. Atmosfer, havada yoğunlaşmış mana kokusuyla doluydu; sanki her taş, her sütun büyüyle nefes alıyordu.

Zephyros, Kael’in omzuna dokundu. "Kael, burada yollarımız ayrılıyor. Giriş sınavı için A kapısına ilerle ve bu belgeyi göster. Dediklerimi sakın unutma."

"Teşekkür ederim . dediklerini aklıma kazıdım Gözün arkada kalmasın."

Kael, akademinin içine adım attığında etrafı kendi yaşındaki yüzlerce öğrenciyle doluydu. Merakla mana alanını serbest bıraktı. Etrafı; suyun serinliği, toprağın ağırlığı, rüzgarın hızı gibi onlarca farklı mana türüyle çevrilmişti. Ta ki... Keskin, delici ve soğuk bir mana, sanki bir kılıç gibi Kael’in ruhuna dokunana kadar.

Kael, kalbine bir bıçak saplanmış gibi hissetti ve mana alanını hızla kapattı. Hafifçe öne eğilip göğsünü tutarken, "Bu da neydi böyle?" diye mırıldandı.
Tam o sırada, yanında bir hareketlilik belirdi. " Merhaba! Sen de mi giriş sınavı için geldin?"

Kael başını kaldırdığında, karşısında güneş gibi parlayan kırmızı saçlı, gözlerinin içi gülen neşeli bir kız gördü. Kız, bembeyaz dişlerini göstererek gülümsedi ve elini uzattı: "Ben Lyra! Senin ismin ne?"

Kael, kızın yaydığı pozitif enerjiden dolayı şaşkınlıkla elini sıktı. "Ben Kael... Memnun oldum. Evet, sınav için geldim."
"Of, çok heyecanlıyım!" dedi Lyra, yerinde zıplayarak. "Umarım sınavda heyecan yapmam. Ailem beni buraya büyük umutlarla gönderdi, batırmak istemiyorum!"

Kael, kızın bu doğal samimiyetine karşılık verdi. "Merak etme Lyra, buraya kadar gelebildiysen kesinlikle başarılı olacaksın., sana inanıyorum."

Lyra’nın gözleri parladı.

”teşekkür ederim” ! "sen , hiç heyecanlı görünmüyorsun! Bir dakika..." Lyra’nın bakışları Kael’in belindeki kılıca kaydı. "Sen bir şövalye misin?"

"Aslında büyü kullanıyorum," dedi Kael. "Hedefim bir Büyücü Şövalye olmak."

"Hadi canım! Krallıkta sayıları o kadar az ki! Hedefinin bu kadar yüksek olması harika!" Lyra tam o sırada kılıcın üzerindeki işlemeleri fark etti ve bir anda donup kaldı. "Dur bir dakika... Bu... Bu Anka Ateşi mi?"

Kael şaşırdı. "Evet... Ustamdan hediye. Sen bu kılıcı biliyor musun?"

"Şaka mı yapıyorsun? Bu kılıcı kitaplarda görmüştüm! Benim ailem Kızıl Alev soyundan geliyor. Onu döven efsanevi demirci, aslında bizim atalarımızın soyundandır!"

Kael ne diyeceğini bilemedi. "Ben... Sanki sizin aile yadigârınızı taşıyormuşum gibi oldu."

Lyra kahkahayı bastı. "Ha ha! İçin rahat olsun Kael! Ruhani kılıçlar kullanıcısını kendisi seçer. Eğer Anka Ateşi seni istemeseydi, o kılıcı kınından bile çıkaramazdın. Demek ki ona layıksın!"

Kael şok olmuştu. "kullanıcısını seçmek mi ? Bana kimse bundan bahsetmedi..."

"Ciddi misin? Kael, ruh kılıçlarının içinde gerçekten element ruhları vardır. Şu an belinde, seninle birlikte kalbi atan canlı bir kılıç taşıyorsun!"

Kael, Lyra’nın bu betimlemesiyle kılıcına bakarken hafifçe gerildi. Kılıcıyla hiç bu gözle bakışmamıştı. O sırada gür bir ses duyuldu:

"GİRİŞ SINAVI ÖĞRENCİLERİ, TOPLANIN!"

Lyra, Kael’in elini sıkıca yakalayıp onu kalabalığa doğru çekiştirmeye başladı. "Ah Kael, toplanıyorlar! Hadi gel, sınavı kaçırmayalım!"

Lyra onu koştururken, Kael bu yeni dünyanın kapılarından içeri heyecanla süzülüyordu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı