Çöken demir sepetin saçtığı közler, mahzeni tamamen duman altı bırakmış.kael’in Görüş mesafesi ise sıfıra inmişti., kara elflerin hücresinin önünde, kılıcı elinde tetikte bekliyordu. Ancak dumanın içinde tuhaf bir sessizlik vardı. Ne Zadil’in alaycı sesi ne de koridorda yankılanan ayak sesleri duyuluyordu. Sadece közlerin çıtırtısı ve tutsakların sesi…
Kael’in içgüdüleri alarm vermeye başladı. Zadil gibi bir suikastçı, böyle bir kargaşayı asla kaçırmazdı. Bir şeyler çok ters gidiyordu.
Kael Mana alanını genişletti. Normalde mahzenin her köşesinden yayılan o kaotik ve kirli mana akışları, Zadil’in bulunduğu noktada bir anda kesilmişti. Zadil’in o uğursuz, keskin manası sanki yok olmuştu.
Duman yavaş yavaş dağılmaya, başladığında Kael, gördüğü manzara karşısında donakaldı.
Zadil, çöken zincir sepetin hemen yanında, sırtüstü yerde yatıyordu. Gözleri açıktı ama hareketsiz bir şekilde boşluğa bakıyordu.
Kael, kılıcını indirip yavaş adımlarla cesede yaklaştı. Zadil’in vücudunda, boğazından göğsüne kadar inen, kusursuz bir kesik vardı. Tek, pürüzsüz ve ölümcül bir hamle..
“B-bu da ne böyle ?”
Kael'in zihni bu imkansız suikastın şokunu atlatmaya çalışıyordu.
zadil dışında görmediği başka birilerimi var diye etrafına bakındı
Kael’in mana algılama alanı kendisi ve tutsaklar dışında kimseyi hissetmiyordu.
Bir saniye sonra, en ufak bir mana dalgalanması hissetmeden, Kael’in boğazına keskin bir hançerin ucu dayandı.
Kael, maskesinin arkasından geriye doğru bile bakamadı. Arkasında beliren kişi, sanki gölgelerden oluşmuş gibiydi Mana algılama alanı, arkasındaki bu varlığı tespit etmekte tamamen başarısız olmuştu. Bu, Kael’in daha önce hiç karşılaşmadığı bir seviyeydi.
Kael başını yavaşça sağa doğru çevirdi Hançerin sapını tutan kişinin elinde ay işlemeli dövmeler vardı . Dövmeler, yavaş yavaş bilekten yukarı doğru yayılıyor, karanlıkta hafifçe parlıyordu.
“Bu dövmeler…” diye düşündü içinden
Arkasındaki varlık, Kael’i maskesi yüzünden örgütün bir üyesi veya başka bir düşman sanmıştı.
Kael, boğazına dayanmış hançerin baskısını hissederken nefes almayı bile kesmişti. Arkasındaki varlıktan; ne bir kalp atışı ne de en ufak bir mana sızıntısı duyuluyordu. Sadece gümüş dövmeli elin hançeri kavrayışı ve ensesinde hissettiği o soğuk nefes mevcuttu.
Gizemli suikastçi sessizliği bozarak araya girdi
“Zadil’i kimin indirdiğini merak mı ediyorsun ? Bende senin kim olduğunu ve bu maskenin altında ne sakladığını merak ediyorum, örgüt faresi.”
Kael, maskesinin altından yutkunmaya çalıştı. Hançerin ucu derisine hafifçe battı.
“Örgüt üyesi değilim,Tutsakları... tutsakları kurtarmaya geldim.”
Yabancı alaycı bi şekilde güldü. .
“Tutsakları kurtarmak mı? ” Hançeri biraz daha sıktı.
“Bana doğruyu söyle, yoksa Zadil’in yanına seni de yollarım. Bu harabelerde ne dönüyor? Zadil kimin için çalışıyordu?”
yabancının ses tonu kael’e çok tanıdık geliyordu ... Zihninin derinliklerinde bir yerlerde, bu ses tanıdık bir yankı uyandırdı. Yıllar öncesine, bir geceye, bir anıya ait bir yankı...
“Cevap ver!” diye bağırdı yabancı, gümüş dövmeleri karanlıkta dahada parlamaya başlamıştı
Kael, bir anlık tereddütten sonra, boğazındaki hançere rağmen başını hafifçe yana çevirmeye çalıştı. Maskesinin arkasındaki gözleri, yabancının yüzüne odaklanmıştı O dövmeler, o ses... imkansızdı. Ama buradaydı.
Kael, yabancının sorusuna cevap vermek yerine, onun ismini fısıldadı.
“Ashaell?”
Mahzen bir anlığına sessizliğe gömüldü . Közlerin çıtırtısı bile kesilmişti
Ashaell, şok içinde hançeri tutan elini bir anlığına gevşetti. Bu maskeli çocuk, bu harabelerin en derin, en karanlık köşesinde, onun adını nasıl bilebilirdi? Bu ismi, bu topraklarda bilen sadece birkaç kişi vardı
Şok yerini anında daha büyük bir öfke ve şüpheye bıraktı. Ashaell, hançeri Kael’in boğazına bu sefer daha sert, derisini kesecek kadar sert bastırdı. Kael’in boynundan ince bir kan sızmaya başladı.
“Adımı...” dedi Ashaell, sesi artık daha tehtitkardı
“Adımı nasıl bildiğini söyle! Kimsin sen? Beni nereden tanıyorsun?”
Gümüş dövmelerin ışığı Ashaell’in öfkesiyle birlikte bileğinden koluna doğru hızla yayılmaya başladı. Kael, arkasındaki bu ölümcül suikastçının, sadece ismini bildiği için onu parçalara ayırmaya hazır olduğunu hissetmişti Zaman azalıyordu ve Kael'in kelimelerini iyi seçmeliydi
Ashaell’in hançeri, Kael’in boğazına dayalı halde duruyordu
Kael sessizliğini korudu. Cevap vermek, bu gerginliği daha da arttırabilirdi maskesinin altından Gözlerini doğrudan Ashaell’in o buz gibi bakan kahverengi gözlerine dikti .
Ashaell, maskeli çocuğun bu cüretkar tavrından rahatsız olup hançeri biraz daha bastıracakken,Ashaell’in gözleri, Kael’in parmaklarına kaydı.
eldiveninin bir kısmı yırtılmıştı ve o yırtığın altında, tanıdık gelen gümüş parıltı bir yüzük vardı
Ashaell’in Hançeri tutan eli bir an duraksadı. Dikkatle baktığında, Kael’in yüzük parmağında, üzerindeki ay mührü hafifçe aşınmış ama hatları hala belirgin olan o küçük gümüş yüzüğü gördü.
Ashaell’in zihni, kabilenin meclisinden kovulmadan hemen önce, Kael’e verdiği yüzüğe gitti.
O gün, Lunarya’nın büyüyle Kael’i ormandan çekip almadan önce, arkadaşının avucuna bıraktığı o küçük veda hediyesi...
Ashaell’in hançeri tutan parmakları gevşedi. ve gözbebekleri şokla büyüdü, gümüş dövmelerin parıltısı bir anlığına dinmişti
"Bu yüzük..." dedi Ashaell, sesi bir suikastçı gibi değil , uzun süredir kaybolmuş arkadaşına seslenen biri gibiydi .
"Kael…!!."
Ashaell bir adım geri çekildi, hançerini kılıfına geri atarken elleri hafifçe titriyordu. Maskeli çocuğa, sanki karşısında bir hayalet varmış gibi baktı.
Kael, maskesini yavaşça çıkardı. Yüzü, Ashaell’in hafızasındaki o küçük çocuktan çok daha olgun duruyordu.
Ashaell, Kael’in yüzüne bakarken o kusursuz, suikastçı duruşunun tamamen dağıldığını hissetti..
Yıllardır kimseye yaklaşmayan, kimseye güvenmeyen bu kızın zırhı, karşısındaki bu tanıdık bakışlarla ilk kez çatlamıştı.
Ashaell bir dakika bile düşünmeden öne atıldı ve Kael’e sıkıca sarıldı.
Yıllardır süren yalnızlığın, bitmek bilmeyen görevlerin ve taşıdığı suçluluk duygusunun yarattığı tüm o baskılar , bu sarılmayla hafiflemişti.
Kael, şaşkınlıkla arkadaşına karşılık verdi; kollarını, o gün ormandan ayrıldığından beri hiç olmadığı kadar sıkı bir şekilde Ashaell’in etrafına sardı.
"Seni öldürüyordum..." diye hıçkırdı Ashaell, gözyaşları Kael’in omuzuna damlıyordu.
"Seni o günden sonra bir daha asla göremeyeceğimi sanmıştım.."
Kael, arkadaşının saçlarına ellerini koydu, onu kendinden hafifçe ayırıp yüzüne baktı. Ashaell’in gözlerindeki o savunmasız ifade, Kael’in içini sızlatmıştı.
"Buradayım," dedi Kael, sesi biraz titreyerek.
"Hep aklımdaydın, her gün o yüzüğe dokunurken seni düşündüm. Seni çok özledim, Ashaell."
Ashaell, bu samimi itirafla tekrar başını Kael’in omzuna yasladı, birkaç saniye boyunca o özlemin verdiği boşluğu doldurmaya çalıştılar. Ancak mahzenin ağır havası onları gerçeklere geri çağırdı. Ashaell, göz yaşlarını hızla silip toparlandı.
"Peki sen..." diye sordu Kael, geri çekilerek.
"Sen burada, bu cehennemin tam ortasında ne arıyorsun? buraya nasıl geldin?"
Ashaell’in bakışları, köşedeki kara elflerin olduğu hücreye kaydı. Yüzünde sert bir ifade belirmişti
"Kabilemden bir grup, ticaret yollarını kullanırken bu örgüt tarafından pusuya düşürülmüş. Bazıları köle olarak satılmış, bazıları da... burada deneyler için tutuluyor. Onları kurtarmaya geldim."
Kael kaşlarını çattı
"Tek başına mı? Kara elfler kabilesinde senden çok daha kıdemli ve tecrübeli savaşçılar var. Neden bu görevini sana verdiler?"
Ashaell, yüzünde alaycı bir gülümsemeyle hançerini çevirdi.
"Kabile meclisi zaten göndermek istemedi. 'Çok tehlikeli, başka bir birliğe bırakalım' dediler. Ama o günden beri, kendimi durmaksızın eğittim. Hızım, reflekslerim ve gölge büyüsü üzerindeki uzmanlığım kabiledeki diğer savaşçılarla yarışacak seviyede."
Kael ashaell in ne kadar güçlendiğini mana alanının onu algılamamasından anlamıştı o kadar hızlı hareket ediyordu ki Ashaell hançerini boğazına getirene kadar bölgede bir suikastçi olduğunu farketmedi bile
"Babamı... günlerce darladım. Bu görev için ona yalvardım, tartıştım, neredeyse sürgünü bile göze almıştım. sürekli bu örgütün izini sürüyordum. Onların kalbine girebilecek tek kişinin ben olduğumu kanıtladım."
Kael, arkadaşına baktı…Ashaell'in artık sadece bir çocuk olmadığını, bu zifiri karanlığın içinde kendi yolunu çizen, bir suikastçıya nasıl dönüştüğünü şimdi daha iyi anlıyordu.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı