Noel gözlerini açtığında başı dönüyordu. Etrafına baktı; yüksek tavanlı, taş bir odadaydı. Marten ve Kael ortalıkta yoktu. Harabelerin labirent benzeri yapısı, ekibi birbirinden tamamen ayırmıştı.
yer altından gelen uğultulu sesler, binanın içinde onlarca kişi olduğunu belli ediyordu.
"Tuzak," dedi Noel kendi kendine. "Bizi ayırıp tek tek avlamaya çalışıyorlar."
Karanlık bir koridora doğru yöneldi. Bir köşeyi döndüğünde, önünde iki örgüt muhafızının hararetli bir şekilde konuştuğunu gördü.
"Doran yakalandığında işler sarpa sardı,"
"Efendi Zadil herkesin yerini değiştirmemizi emretti."
“Lanet herif işleri dahada zor hale getiriyor”
Noel,muhafızların dikkatinin dağılmasından yararlanmak için duvardaki bir çıkıntıya tutundu. Hançerini avucunun içinde doğru çevirdi.
Eğilerek gölgelerin arasına sızdı. Tam muhafızların arkasına ulaştığında, ayak bileğine dolanan bir şey hissetti. Zemindeki taş hafifçe yere çöktü.
“Lanet olsun, bir tetikleyici daha.”
Muhafızlar aniden arkalarına döndü.
"Burada biri var!"
Noel panik yapmadı. Hızla öne atılıp ilk muhafızı yere indirdi İkincisi kılıcını çektiğinde Noel çoktan onun arkasına geçmiş ve hançerini saplamıştı.
Noel, daha derinlere, örgütün merkezine doğru ilerlemeye devam etti.
Kael, elini taş zemine götürüp gözlerini kapattı.. Zeminin hemen altında, sanki devasa boş bir uçurum vardı . Derinlerden gelen cılız, mana dalgalanmaları , tutsakların varlığını ele veriyordu.
“Az da olsa hissedebiliyorum,” diye söylendi kael .
“Pekâlâ, başka şansım yok!.”
Yukarıdaki merkez odada, Zadil büyülü ekranın başındaydı.gözleri, aniden beliren, diğer tüm mana izlerini bastıran o yoğun kırmızı noktaya kilitlendi. Kael’in bulunduğu noktadan yayılan ısı, büyü ekranından bile fark ediliyordu.
Zadil kaşlarını çattı:
“Şu maskeli çocuk ne yapmaya çalışıyor? “
Kael, avuçlarının arasında gittikçe büyüyen, yoğun bir ateş topu hazırladı. İçindeki tüm manayı, sabırla ve dikkatle o küçük ateşe aktarıyordu . Ateş, artık turuncu değil, göz kamaştırıcı derecede parlak bir kırmızıya dönüşmüştü.
“Umarım doğru olanı yapıyorum dur,”
Kael tüm gücüyle zemine yumruğunu indirdi.
Büyük bir gümbürtüyle zemin havaya uçtu. Taş parçaları ve toz bulutu arasında Kael boşluğa doğru hızla düşmeye başladı. Kael, düşerken kılıcını savurdu ve ucunu duvara sapladı. Kılıcın çelik kısmı taş boyunca kayarak onu bir anlığına durdurmuştu, ancak Kael zeminin parçalanmasıyla oluşan devasa boşluğa baktığında hala yüzlerce metre yüksekte olduğu farketti
Aşağısı zifiri karanlıktı. O an, havada zephyros gibi süzüle bilmeyi dilemişti. Aklına bir fikir gelmişti kılıcını duvardan çekti ve kendisini boşluğa doğru bıraktı
Baş aşağı, düşerken ellerini ileriye, doğru uzattı. Avuçlarından dışarıya, sanki bir jet motorundan çıkan alevler gibi kontrolsüz bir güç boşaldı.
“Daha dengeli... Manayı geniş bir alana yay!”
Ellerinden çıkan ateş,ile yoğun bir basınç yaratarak düşüşünü yavaşlatmaya başladı. Kael’in vücudu havada bir anlığına sarsılmıştı, ancak ateşin yarattığı itki kuvvet ile düşüş hızını yavaş bir şekilde kesti. Tam yere çakılacağı an, dizlerini kırarak havada bir takla attı ve ayaklarının altındaki alevleri bir yastık gibi kullanarak zemine hafifçe indi.
Toz bulutu yavaşça dağılırken, Kael doğrularak etrafına baktı. Burası, Zadil'in tutsakları sakladığı asıl zindan katıydı. Kılıcını tekrar kınına yerleştirip yürümeye devam etti
Kael, biraz ilerledikten sonra kendisini harabelerin en alt seviyesinde buldu. Burası yukarıdaki koridorlardan çok daha farklıydı. Taşların arasına sinmiş nemin yerini, yoğun bir çürük ve pas kokusu almıştı. Kael, maskesinin altından derin bir nefes aldı; mana alanını kullanıldığında onlarca farklı mananın ileriden geldiğini hissetti
Yolda İlerledikçe, kulaklarına zincir sesleri ve boğuk iniltiler çarpmaya başladı. Bir koridoru döndüğünde, önündeki devasa demir parmaklıklarla karşılaştı.
Kael parmaklıklara yaklaştı. İçerideki insanlar perişan haldeydi. Kimi köşeye sinmiş, kimi ise zincirlerinden kurtulmak için umutsuzca debelenir haldeydi.
en yakındaki parmaklığa tutunan yaşlı bir adam. vardı:
“Lütfen... lütfen yardım edin,”
Kael elini parmaklıklara koydu. Kilit, basit bir fiziksel kilit değildi; üzerinde Zadil’in o uğursuz manasını taşıyan bir mühür vardı. Kael, mühürü bozmak için parmak uçlarında büyü akışını topladı.
“Sessiz olun,” dedi Kael,
“Sizi buradan çıkaracağım.”
Tam o sırada, koridorun sonundan ayak sesleri duyuldu. Kael, mührü tamamen kırmadan geri çekilmek zorunda kaldı. Bir köşeye sinerek bekledi. Gelenler, örgütün nöbetçileriydi.
“Efendi zadil, yukarıdaki maceracıları ayırdı,”
“maskeli olanı merkeze getirdiğimizde, bu kölelerin hepsini infaz etmemizi emretti. İz bırakmak istemiyor.gibi”
Diğer nöbetçi güldü. “Daha iyi. En azından bu leşlerin sesini çekmekten kurtuluruz.”
Kael köşeden onları izliyordu. Zadil’in planı netti; köleleri birer kurbanlık gibi kullanacaktı.
“İnfaz mı?” diye düşündü Kael. Kılıcının kabzasını sıktı.
Nöbetçiler parmaklıkların önünden geçip gözden kaybolduğunda, Kael tekrar kapıya döndü. Zaman azalıyordu. Eğer Marten ve Noel ile birleşemezse, bu kadar insanı tek başına kurtarması imkansızdı.
Kael, kılıcını çekti ve parmaklıklardaki mühürün üzerine sapladı. Mühür, çatırdayarak parçalanmaya başladı
Kael parmaklıkların kilidini teker teker açmaya başladı ileride ki parmaklığa yöneldiğinde
diğerlerinden daha ağır mühürlenmiş özel bir hücre ile karşılaştı
İçeride, loş ışıkta parlayan gümüşümsü tenleri ve uzun kulaklarıyla birkaç kara elf vardı. Yorgun düşmüşlerdi. Kael, bu ırkı gördüğü an zihni bir anlığına bulanıklaştı. Aklına, uzun zaman önce yollarının kesiştiği eski dostu geldi. Yıllardır görmediği, nerede olduğunu bile bilmediği o tanıdık yüz zihninde yankılanıyordu.
“Burada... Kara elfler mi?” diye söylendi Kael,
Tam o sırada, hücrelerin olduğu geniş koridorun sonundaki havadaki o keskin, uğursuz mana baskısı bir anda arttı. Kael, hızla arkasını döndü.
Karanlığın içinden çıkan Zadil ağır adımlarla yürümeye başladı . Kolundaki yılan dövmesi, meşale ışığında sanki hareket ediyormuş gibi duruyordu
"Kara elflerin kanı, çok nadir bir iksir malzemesidir," dedi Zadil, soğuk bir gülümsemeyle.
"Senin onları kurtarmaya çalışman ise... beni fazla zarara uğratır anlıyorsun değil mi?"
Zadil’in arkasında, örgütün gölge suikastçıları belirdi. Kael, bir an bile düşünmedi. Hemen arkasına dönüp kara elflerin olduğu hücrenin önüne geçti. Kılıcını yere, mahkumlar ile Zadil arasına dikti. Mana dalgaları, Kael'in vücudundan yayılarak zeminde parlayan koruyucu bir daire oluşturdu.
"Onlara dokunmayacaksın!," dedi Kael, sesi maskesinin altından daha gür ve tehditkar çıkıyordu.
Zadil, elindeki hançeri yavaşça havaya kaldırdı.
"kahramanlık oynamayı bırak çocuk,. Burası bir oyun alanı değil"
Kael hızlı bir şekilde bulunduğu durumu analiz etmeye başladı karşısında güçlerini bilmediği 3 kişi vardı hem tutsakları koruyup hem de savaşması zordu koridorun dar duvarları ise hareketini kısıtlıyordu yıkıcı etkiye sahip büyülerini dar alanda kullanamazdı
Kael kılıcını sıkıca kavrayıp hafifçe eğildi 4. kılıç formu karşısındakileri hızlıca indirmesi için tek çaresiydi ama bu form bedenini hızlı tüketiyordu
Zadil kael’den gelen mana dalgalanmasını hissettiğinde bir şeylerin ters gittiğini fark etti kaelin yaydığı ısı o kadar fazlaydı ki etraftaki sönmüş meşaleler tekrardan yanmaya başladı
Zadil yanındaki gölge suikastçilerine doğru döndü
“ Dikkatli ol-”
Zadil daha lafını bitirmeden bir şok patlaması sesi duyuldu Kael suikastçilerin dibinde belirmişti suikastçiler ne olup bittiğini anlamadan yere yığıldılar kael kılıcını alevden bir hilal oluştururcasına önünde duran Zadil'e salladı
Zadil’in. Hançeri havayı mor bir iz bırakarak yarıyordu. Kael, kılıcının kabzası ile darbeyi savuşturdu; çarpışma anındaki metalik tınlama sesleri mahzen duvarlarında yankılanıyordu
Zadilin gözleri kaelin tuttuğu Anka kılıcına takıldı
"Bir ruh kılıcı ha ?"
"Bu oyuncak, benim koleksiyonuma iyi yakışır almak için sabırsızlanıyorum!"
Zadil, hançerini Kael’in karın boşluğuna doğru ani bir saplama hareketiyle yöneltti. Kael geriye doğru çevik bir hamle yaparak kurtuldu ama Zadil’in hançerinden yayılan karanlık enerji, Kael’in maskesini hafifçe sıyırdı.
“Fiziksel olarak çok hızlı ve mana akışını doğrudan silahına veriyor,” diye düşündü Kael.
“Onunla bu kadar yakın mesafede kalırsam maskenin altındaki yüzümü açığa çıkaracak.”
Zadil hançerini ileriye doğru uzattı yerden çıkan gölge pençeleri Kael’in ayaklarını tutmaya çalışıyordu. Kael, kılıcının ucunu zemine saplayıp tüm manasını yere aktardı . yayılan şok dalgası gölge pençelerini buharlaştırmıştı
Zadil geri adım atmak yerine, elindeki hançeri havaya kaldırdı. Mahzenin köşelerindeki gölgeler, mahkumların üzerindeki korkuyla beslenerek Zadil’in elinde devasa, simsiyah bir orak formuna dönüştü.
"bu kadar ısınma yeter çocuk sıkılmaya başladım!"
Zadil devasa gölge orağını kaele doğru savurdu . Kael kılıcını iki eliyle kavrayıp darbeyi karşılamaya çalıştı. darbenin ağırlığıyla zemindeki taşlar çatlamıştı Kael’in kılıcından yayılan ateş Zadil’in yoğun karanlığıyla boğuşuyordu.
Zadil alaycı bir gülümseme ile sırıttı.
"Senin tek derdin bu zavallılar mı? şu haline bir bak burnunu her şeye sokmasan belki bugün hayatta kalabilirdin”
Tam o anda Kael, kılıcındaki manayı doğrudan Zadil’in hançerine değil, hemen arkasındaki duvarda asılı duran büyük, demir meşale tutacağına yöneltti.
Tavana bağlı olan üzerinde yanan közler bulunan demir sepet, Zadil ile Kael’in arasına büyük bir gürültü ile yere düştü. Kömürleşmiş odunlar ve kıvılcımlar etrafa saçıldığında , yoğun bir duman bulutu koridoru kapladı.
Zadil, kıvılcımların ortasında bir an duraksadı; dumanın içinden bir şey göremeyeceğini biliyordu. Kael bu kısa görüş kaybını kullanarak arkasındaki hücrenin kapısını tek hamlede tamamen kırdı ve içeriye, elflerin yanına sıçradı.
"Kıpırdamayın!" diye fısıldadı Kael, dumanın içinden Zadil'in bir sonraki hamlesini bekleyerek.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı