insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

5. GÜN
50.Adım.
Aren odanın tam ortasına, yolun yarısına gelmişti. Artık yürümüyor, adeta görünmez bir bataklıkta yüzüyordu.
Vücudunun her yerinde sanki çok keskin bir bıçakla kesiliyormuş gibiydi. Acı hissi rahatsız ediciydi fakat önceki ‘Yeniden İnşa’ sürecine kıyasla bu acı hiçbir şeydi.
8. GÜN
80.Adım. Mana Çekirdeği artık yüzüne sadece birkaç metre uzaktaydı.
Mukus hissi tamamen yok olmuştu. Çünkü Aren'in vücudu artık manaya alışmıştı. Ancak acı hissi hala ordaydı.
Hücreleri muazzam miktarda manayla karşı karşıyken parçalanmadan hayatta kalmaya çalışıyorlardı.
Gözleri kanlanmış olsa da bakışları keskindi. “Sadece iki gün kaldı.” dedi Aren. Sesi, yorgunluktan boğuk çıkıyordu.
10. GÜN
Aren son 10 adımı atmak için ayağa kalktı. Vücudu, 10 gün önceki halinden çok farklıydı. Daha zayıflamış görünüyordu ama kasları çelik halatlar gibi gergin ve güçlüydü.
Son adımı attı. Mana Çekirdeği, burnunun ucundaydı. Serçe parmağı büyüklüğündeki o mavi ışık, Aren'in göz bebeklerinde yansıyordu.
“Bitti.” dedi Aren.
Vücudunda hiçbir olumsuz his kalmamıştı. Aynı zamanda Aren artık tuhaf bir enerjinin varlığını hissedebiliyordu.
Elini yavaşça uzattı. Sanki kendisine ait olan bir şeyi, sakince geri alıyormuş gibi elini uzattı.
Parmak uçları çekirdeğe dokunduğu anda, çekirdek ortadan kayboldu.
Aren “Nereye gitti?” dedikten sonra önünde bir ekran belirdi.
GÖREV: SÜRE DOLMADAN MERİDYENLERİNİZI AÇIN. (TAMAMLANDI)
SÜRE: 10 GÜN.
AÇIKLAMA: Mana Çekirdeğinin baskısını kullanarak, meridyenlerinizi açın.
ÖDÜL: İLERİ SEVİYE KILIÇ USTALIĞI, TEMEL MANA SANATI, BİR SONRAKİ ODAYA GEÇİŞ.
CEZA: ÖLÜM.
Aren görevi tamamlamıştı ama bir sonraki odaya geçmek için acele etmedi.
Aniden Aren’in beynine muazzam miktarda bilgi aktı. Ancak eskisine göre daha az başını ağrıtıyordu.
‘Zekâm ve Bilgeliğim arttığı için fazla acı çekmiyorum.’ Diye düşündü.
“Mana Çekirdeğine sahip olacağını düşünmedin değil mi?” dedi Seraphina, alaycı bir sesle.
Aren ciddi ama sakin bir sesle “Aslında öyle olacağını düşünmüştüm.” Dedi.
Seraphina güldü.
“Fazla düşünme. Çekirdeği almış olsaydın bile şu an ki senin hiçbir işine yaramazdı.”
“Anladım.” Dedi Aren ve hemen ardından zihninde beliren Temel Mana Sanatını inceledi.
Manayı nefes yoluyla almak, arıtmak ve mana havuzunda depolamak.
“İlginç.” dedi Aren kendi kendine.
“O çöpü kullanma.” dedi Seraphina aniden. Sesi zihninde yankılanırken, bu sefer alaycı değil, keskin ve ciddiydi.
“Ne demek istiyorsun?”
“Sana çok daha iyisini vereceğim.”
Aniden önünde bir ekran belirdi.
BİLİNMEYEN KAYNAKTAN GELEN BİLGİ KABUL EDİLSİN Mİ?
“Kabul et Aren.” Dedi Seraphina.
Zaten Seraphina’ya güvenmeye karar veren Aren tereddüt etmedi. Kabul ettikten sonra zihnine bir bilgi akışı girdi.
Aren aldığı bilgiler karşısında bir an duraksadı. “İlahi Anka Kuşu Mantrası mı?”
“Evet.” dedi Seraphina.
Sesi zihninde yankılanırken, daha önce hiç duymadığı bir ciddiyet ve gurur taşırıyordu.
“Eğer gerçekten güçlü olmak istiyorsan benim ‘İlahi Anka Kuşu Mantramı’ uygula.”
“Sana şimdilik Mantranın 1.bölümün 1.kısımını öğrettim. Gücün arttıkça geri kalanını da öğreteceğim.”
Aren bu mantrayı ne kadar incelerse, o kadar mistik olduğunu düşünüyordu.
“Teşekkür ederim Seraphina.” Dedi Aren, sakin bir sesle.
“Lafını bile etme. Sonuçta bu yaptığımız anlaşmanın bir parçası. Ancak mantrayı teorik olarak öğrenmiş olman onu kavradığın anlamına gelmiyor. Sistem basit becerileri sana kolaylıkla öğretebilir fakat tıpkı sana öğrettiğim mantra gibi fazlasıyla ileri seviye olan teknikleri ancak kendi başına ustalaşabilirsin. Şimdi ilk denemeni yapmanı istiyorum.” Dedi Seraphina.
“Tamam.” Dedi Aren.
Yere oturdu ve bağdaş kurdu. Aren ‘İlahi Anka Kuşu Mantrasını’ antik, farklı bir dilde olan kelimeleri zihninde mırıldanmaya başlamıştı.
Her bir kelime zihninde yankılandığında, odadaki atmosfer ağırlaştı. Antik kelimeler evrenin yasalarıyla rezonansa girerken, havadaki serbest mana partikülleri, Aren’e doğru yöneldi.
Aren bir yandan zihninde mantrayı mırıldanırken, diğer yandan ‘İlahi Anka Kuşu Mantrasının’ özel nefes alma tekniğini uygulayarak etrafındaki manayı emiyordu.
Burnundan keskin ve vakumlu bir nefes aldı.
Göğüs kafesi sınırlarına kadar genişledi. Havayı içinde tuttu, tuttu ve ardından dişlerinin arasından, kontrollü bir şekilde dışarı verdi. Bütün bunları özel bir ritim ile yapıyordu.
Bu ritmik nefes alışverişiyle birlikte vücut ısısı aniden yükseldi.
İçine çektiği mana, ciğerlerinde ısınıyor, ham halinden sıyrılıp daha saf, daha yakıcı bir enerjiye dönüşüyordu.
‘Şimdi en kritik kısmı.’ Diye düşündü Aren.
Aren’in alnındaki damarlar çatlayacakmış gibi şişmişti.
Vücudundan buharlar çıkıyordu. Mana bütün vücudunu, bütün meridyenlerini dolaşıp Aren’in ruhsal imzasını taşıdıktan sonra, son durak olarak karnının altındaki boşluğa, ‘Mana Havuzuna’ yöneldi.
Aren’in mana havuzunun derinliklerinde minicik, altın rengi bir ateş belirdi.
“Bitti. Bu gerçekten inanılmaz bir deneyimdi.” Dedi Aren, yorgun bir sesle.
“İlahi Anka Kuşu Mantrası sadece gelişimini inanılmaz derecede hızlandırmakla kalmayacak, sana ateşe karşı yakınlık sağlayacak. Aynı zamanda ruhunu da güçlendirecek.” Dedi Seraphina, sesindeki şaşkınlığı gizlemekte zorlanıyordu.
‘Nasıl… Ruhlarımız benzer olsa bile böyle bir başarı imkânsız olmalıydı. Tek seferde Mantrayı uygulamayı nasıl başarabilir… Yeteneği sınırsız olarak görülen ben bile yüzlerce deneme yaptım.’ Seraphina derin düşüncelere dalmışken Aren istatistiklerini kontrol ediyordu.
Başlık: Yok
Seviye: 12
İsim: Aren Khan
Irk: İnsan
Fizik: Lekesiz Fizik
Soy: Yok
Yaş: 26
Boy: 186CM
Kilo: 83KG
Canlılık:41
Güç:46
Çeviklik:39
Dayanıklılık:51
Zekâ:21->22
Bilgelik:21->22
Ruh:110->111
Mana:12->13
Kan Arzusu (Pasif), İleri Seviye Kılıç Ustalığı (Pasif), Hayalet Adım (Pasif), İlahi Anka Kuşu Mantrası 1.Bölüm (Pasif & Aktif)
“Mana istatistiği 1 puan yükseldi.” dedi Aren, sayılara bakarken.
“Zekâm, Bilgeliğim ve Ruhum da 1 puan arttı.”
“Mantrayı her kullandığında zihnin keskinleşecek, ruhun sertleşecek. Bu doğal bir süreç.” dedi Seraphina.
“Güzel. Beklentimden daha iyi uyum sağladın. Şimdilik günde bir sefer mantrayı uygulamak senin sınırın gibi görünüyor. O da fazlasıyla güçlü ruhun sayesinde.” Diye ekledi.
“Seraphina.” dedi Aren.
“Sana sormak istediğim bir soru var.” dedi sakin bir sesle.
Seraphina ciddi bir sesle “Nedir?” dedi.
“Ruh istatistiğim neden senin gelmenle birlikte bu kadar arttı?”
Seraphina birkaç saniyelik bekleyişin ardından “Yaralı olsam da ruhum paramparça olsa da benim ruhumun en ufak zerresi bile senin o küçük ruh denizini patlatmaya yeterdi. Ancak senin ve benim ruhum biraz eşsiz. Şimdilik bu kadarını bilmen senin için yeterli. Bu konuyla alakalı başka soru sorma.”
Aren, kendini ‘adil’ gibi bir sıfatla tanıtan Seraphina’nın vicdanına oynayarak “Bedenimi ve zihnimi işgal eden sensin. Bir açıklama borçlusun.” Dedi.
“Sana hiçbir şey borçlu değilim!” diye tersledi Seraphina.
Ancak hemen ardından derin, yorgun bir iç çekti.
Sesi yumuşadı.
“Sadece...”
“Bazı şeyler zamanı gelince öğrenilmeli.”
“Pekâlâ.” dedi Aren, konuyu kapatarak.
“Öyle olsun.”
Aren, beyaz ahşap kapıdan adımını attı.
Beklediği beyaz kuvars oda yoktu. Zindana ilk girdiğinde gördüğü mağara duvarları onu karşıladı.
‘Bitti mi?’ diye düşündü Aren.
Başını çevirdiğinde mağara duvarlarının arasında bir insanın sığabileceği kadar olan bir açıklık gördü. Mağaranın çıkışıydı bu.
Açıklığın ötesi karanlık olduğu için göremiyordu.
Aren mağaradan çıktığında, yüzüne çarpan sert ve soğuk rüzgârla irkildi.
Ciğerlerine dolan hava rutubetli değil, metalik ve kanlıydı. Pas kokusu o kadar yoğundu ki, ağzında demir tadı bırakıyordu.
Gözlerini karanlık ortama alıştığında, uçsuz bucaksız, kasvetli bir çorak arazide olduğunu gördü.
Gökyüzü kurşuni bir griye boyanmıştı. Güneş yoktu, sadece bulutların arkasından sızan soluk, hasta bir ışık vardı.
Zemin, çatlamış kara topraktı. Ama toprağın üzerinde bitkiler değil, metalden bir orman yükseliyordu.
Kimi paslanmış, kimi kırılmış, kimi sadece kabzası kalmış sayısız kılıç, isimsiz mezar taşları gibi toprağa saplanmıştı.
Aren, ayağının dibindeki paslı bir kılıca dokunmak için eğildi. Parmak ucu metale değdiği anda kılıç, bir kum yığını gibi ufalanıp toprağa karıştı.
“Burası neresi?” dedi Aren. Sesi rüzgârın uğultusunda kaybolurken elindeki beyaz ahşap kılıcı daha sıkı kavradı.
“Bir mezarlık.” dedi Seraphina.
Aren “Anlaşılan bir süre daha aç kalacağım.” Dedi.
Aniden önünde bir ekran belirdi.
GÖREV: KILICI BUL.
AÇIKLAMA: Kılıç Azizi Aunger öldürdüğü düşmanlarından aldığı kılıçları kullanarak bir Kılıç Mezarlığı yarattı. Gençliğinde kullandığı kılıcı bu mezarlığın içinde bir yerlere sakladı.
ÖDÜL: KILIÇ AZİZ AUNGER İLE GÖRÜŞME.
CEZA: ÖLÜM.
“Kılıç mı?”
Gözlerini uçsuz bucaksız metal yığınına dikti.
Sayısız paslı metalin arasında, o özel kılıcı bulmak, samanlıkta iğne aramaktan farksızdı.
“Tahmin ettiğim gibi.” dedi Seraphina, iç çekerek.
“Ne demek istiyorsun?” dedi Aren, sesi fazlasıyla sakindi.
Seraphina ciddi bir sesle. “Bu zindan senin seviyenin çok üstünde. İlk girdiğinde karşına çıkan o eğitim kuklasından dolayı şüphelenmiştim. Yüksek ruh istatistiğin yüzünden ‘sistem’ seni ‘öncü’ olarak seçti.” Dedi.
Aren’in yüzü ciddileşti. “Öncü mü?”
Seraphina iç çekti. “Pekâlâ sanırım en başından anlatmalıyım. Geçmişte ‘Sistem’ yokken bütün evren kaos içerisindeydi.”
“Doğuştan güçlü doğanların zayıfları keyfi olarak ezdiği, gezegenleri köleleştirdiği, kuralların olmadığı, vahşi bir çağdı. Sıradan olanların gelişip güçlenmesi imkansıza yakındı. Sonra ‘Sistem’ geldi ve herkese ‘adil’ bir yükselme şansı verdi.”
“Şu anda senin gezegenin karmaşık bir evrimsel bir süreçten geçiyor. Öncekiyle kıyaslanamaz derecede tehlikeli bir gezegene dönüşüyor. Sistem gezegenin sakinlerinin hayatta kalabilmesi için, gezegende yeteneği ve potansiyeli en yüksek olan 9 kişiye, kısa sürede güçlenebilmeleri için ‘Öğretici’ aşamasında yardım ediyor. Böylelikle bu vahşi gezegende bu 9 kişi bütün zorluğu üstlenip diğerlerine öncülük edebilir. Ancak bunun bedeli olarak çok daha zor görevlerden geçmek zorunda kalıyorlar.”
Aren yüzünde düşünceli bir ifadeyle “Anlıyorum. Merak ettiğim bir şey var. Sistemi kim yarattı?”
Seraphina ciddi bir ses tonuyla. “Kimse ‘gerçeği’ bilmiyor. Fakat geldiğim yerdeki bir efsaneye göre ilk ve tek ‘Tanrı İmparator’ evrenin mide bulandırıcı acımasızlığından sıkılmış. Bütün varlıklara eşit bir şans vermek için manasını, ruhunu, bedenini ve özünü feda ederek ‘sistemi’ yaratmış. Buna inanıp inanmamak sana kalmış.”
“Peki sen buna inanıyor musun?” dedi Aren.
Seraphina alaycı bir şekilde kıkırdadı. “Hayır.” Dedi.
“Anlıyorum.” Aren derin düşüncelere dalarken dedi.
Aren Seraphina’nın ne kadar güçlü olduğunu ancak tahmin edebiliyordu.
Sergilediği tavırlar ve bilgi onun fazlasıyla güçlü olduğunu gösteriyordu ancak tam olarak ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordu.
Sonuçta Seraphina’nın ona anlattığı bilgilerden yola çıkarak, yaşam sadece kendi dünyasıyla sınırlı değildi. Ve evren son derece genişti. Aren’in kesin olarak emin olduğu tek bir şey vardı.
Zayıftı. Fazlasıyla zayıf.
“Peki neden sadece 9 kişi? Bütün insanlar güçlense daha iyi olmaz mı?” dedi Aren.
“Kaynaklar sınırsız değil. Sizin gezegeniniz gibi sayısız gezegen var. Sistem her şeye gücü yeten bir şey değil.” dedi Seraphina.
Aren başını hafifçe salladı. “Anladım. Peki bu bir kural mı? Yani, insanlara yardım etmek zorunda mıyım?” dedi.
Melodik bir kahkaha zihninde yankılandı.
“Tabii ki hayır.” Dedi, Seraphina. Hemen ardından Aren ekledi.
“İyi.”




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı