Aren bakışlarını istatistik ekranından ayırıp, siyah platforma çevirdi. Aren platforma doğru yürüdü. Karşısındaki kukla, on gün boyunca defalarca parçalanmış, her seferinde daha güçlü, daha hızlı ve daha dayanıklı olarak geri dönmüştü.
Kukla her seferinde farklı bir savaş stili kullanıyordu.
Şu anki hali, parlayan simsiyah bir obsidyen zırhı andırıyordu. Yaydığı baskı, iradesi zayıf sıradan bir insanı olduğu yerde bayıltabilirdi. Değişmeyen tek şey elindeki beyaz ahşaptan kılıcıydı.
Aren kalan zamanını kontrol ettiğinde 1 saati kaldığını gördü.
‘Sanırım bu bizim son savaşımız olacak.’
Kukla, insanüstü bir hızla, ardında siyah bir iz bırakarak saldırdı.
Aren’in ela gözleri sakindi. Sağa doğru basit bir adım atarak kuklanın saldırısından kaçındı.
Aren, bir hayalet gibi kuklanın arkasında belirdi. Beyaz tahta kılıcı iki eliyle kavradı. Vücudunun bütün gücünü kılıcına aktardı.
Bir kesme sesinden çok, bir patlama sesi yankılandı.
Darbenin etkisiyle kuklanın kafası patlamıştı.
Siyah parçalar şarapnel gibi havaya saçıldı. Başsız kukla bir an titredi, sonra yere yığıldı. Ve bu sefer, kendini onarmadı. Sınırına ulaşmıştı.
Aren derin bir nefes aldı. Kılıcını indirdi. “Bitti.”
Deneyim kazanıldı.
TEBRİKLER!
Seviye 6>Seviye 12
İstatistikleriniz 6 puan arttırıldı.
‘Bu sefer 6 seviye atladım. Acaba seviyem diğerlerine göre nasıl?’ diye düşündü.
Başlık: Yok
Seviye: 12
İsim: Aren Khan
Irk: İnsan
Fizik: Lekesiz Fizik
Soy: Yok
Yaş: 26
Boy: 186CM
Kilo: 83KG
Canlılık:35->41
Güç:40->46
Çeviklik:33->39
Dayanıklılık:45->51
Zekâ:15->21
Bilgelik:15->21
Ruh:104->110
Mana:6->12
Yetenekler:
Kan Arzusu (Pasif), Orta Seviye Kılıç Ustalığı (Pasif), Hayalet Adım (Pasif)
Tam o anda zihninde melodik bir ses yankılandı.
“Fena değil. Sonunda biraz güçlendiğini görüyorum.”
Sakinliğini koruyan Aren, içgüdüsel bir şekilde kılıcını tuttu ve etrafına bakındı. Daha sonra sesin dışarıdan değil, kafasının içinden geldiğini hatırladı.
Ona yardım eden o gizemli sesti bu. Ama bu sefer sesi daha net, daha… canlıydı.
“Sen…” dedi Aren, boş odaya doğru konuşarak.
“Uyanmışsın.”
“Uyandım elbette.” dedi ses. Tonda hafif bir esneme tınısı vardı.
“Senin o acınası çığlıkların yüzünden derin bir uyku çekmek imkânsızdı.”
Aren şakacı kışkırtmayı yok sayarak “Bana yardım ettiğin için teşekkür ederim. Ancak kimsin ve benden ne istiyorsun?” dedi.
“Direk konuya girmek istiyorsun demek. Peki o zaman.”
Aren’in gözlerinin önünde aniden altın ve kırmızı rengin iç içe geçtiği, dumansı bir silüet belirdi. Silüet tam olarak netleşmedi, sadece havada asılı duran bir ışık hüzmesi olarak kaldı ama Aren o ışığın içinden kendisine dikilmiş iki çift gözün ağırlığını hissedebiliyordu.
“O kadar zayıfım ki kendimi bile gösteremiyorum. Çok yazık”
Altın ışık hüzmesi Aren’in etrafında yavaşça döndü, sesi daha davetkar bir tona büründü.
“Dürüst olacağım. Ruhum parçalandı. Şimdilik senin ruh denizinde bir parazit gibi yaşamak zorundayım. Kendi vücudumu yeniden inşa etmek için muazzam miktarda kaynağa ve senin yardımına ihtiyacım var.”
“Peki bunu neden yapacakmışım?” Aren sakince sordu.
Ses melodik bir şekilde kıkırdadı. İradesi zayıf insanları büyülemeye yeterdi.
“Sonuçta, senin ruh denizine girdiğim andan itibaren kaderlerimiz düğümlendi. Tabii ki yardımını bedavaya istemeyeceğim. Hatta bunu bir iş anlaşması olarak görelim.”
“Bu evrenin sırlarını, mana kullanımının inceliklerini. Hiçbir ölümlünün hayal bile edemeyeceği teknikleri öğreteceğim sana.”
"Ruhumda bir parazit." dedi Aren, sesi sakindi.
"Ruh istatistiğimin aniden artmasının sebebi sen olmalısın o halde. Ayrıca içeri girmek için rızamı almadın. Şimdi ise bana bir 'iş anlaşması' teklif ediyorsun. Anlaşmalar karşılıklı güven bağı ile olur sence de öyle değil mi?"
Işık hüzmesi hafifçe dalgalandı. Ses, bu sefer daha az asil, daha çok bir pazarlıkçı gibi tınlıyordu.
"Rızanı alacak durumda değildim. Ölmek üzereydim ve senin ruhun... tek sığınağımdı. Ama unutma, ben olmasaydım o kuklayı yenemezdin."
"Buna yardım değil, yatırım denir." diye karşılık verdi Aren.
"Beni hayatta tuttun çünkü ben ölürsem sen de yok olursun. Ortada bir 'iyilik' yok, sadece karşılıklı bir hayatta kalma zorunluluğu var. Bu yüzden bana bir isim, bir amaç ve neden başka birini değil de beni seçtiğini söylemek zorundasın. Aksi takdirde, seni kendimden koparmanın bir yolunu bulana kadar sadece bir düşman olarak göreceğim."
Işık hüzmesi, Aren’in sözlerine karşılık hafifçe titreşti. Kadim, uğursuz bir ses aynı anda Aren’in zihninde yankılandı.
“Küstah! Adil olmak ve sana haksızlık etmek istemediğim için bütün bunları açıklıma zahmetine giriyorum. Benim varlığım senin gibi aptal bir ölümlünün kirletebileceği bir şey mi?”
Bu sözlerin hemen ardından muazzam bir basınç Aren’in üstüne çöktü. Aren basıncın gücüne dayanamayarak kan öksürdü ve hemen ardından diz çöktü.
Seraphina kibirli bir sesle “Benimle konuşma tarzın bile bin kere ölmeni gerektirir. Ancak yine de ben adaletiyle ve asaletiyle tanınan Seraphina Aurelius senin gibi bir zayıfa zorbalık yapmayacağım.” Dedi.
Basınç sanki hiç orda değilmiş gibi aniden kayboldu.
“Eğer istersem seni itaatkâr bir köleye dönüştürebilirdim. Ama yapmadım. Bunun yerine karşılıklı fayda sağlayabileceğimiz bir anlaşma teklif ediyorum.”
Aren ağzının köşesindeki kanı sildi, ayağa kalktı. Defalarca ölümle burun buruna gelen Aren için bu hiçbir şeydi. Ayrıca ses ona zarar vermek için saldırmamıştı, sadece korkutmak ve gücünü kanıtlamak için saldırmıştı.
Aren, üzerindeki baskı kalktıktan sonra üstünü başını düzeltirken sakindi.
‘Bu varlık, sadece bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda kontrol edilemez bir tehdit.’
“Seraphina Aurelius.” dedi Aren, kan tadını yutkunarak.
“Asalet ve adaletten bahsediyorsun ama yöntemlerin zorbalıktan farksız. Yine de beni ezebilecek gücün olduğunu kanıtladın.”
Aren, elindeki beyaz ahşap kılıcı bir kenara bırakıp Seraphina’nın ışık hüzmesine doğru bir adım attı.
“Anlaşmanın şartlarını belirleyelim. Sen bana bu sistemde hayatta kalmamı sağlayacak bilgileri ve teknikleri öğreteceksin. Ben de senin ruhunu onarman için gereken kaynakları toplayacağım. Ancak bir şartım var. Zihnime veya irademe benim iznim olmadan müdahale etmeyeceksin.”
Işık hüzmesi bir an için duruldu, ardından Seraphina’nın sesi zihninde daha sakin, hatta hafifçe takdir eder bir tonda yankılandı.
“Cesaret ve aptallık arasındaki o ince çizgide yürüyorsun, Aren Khan. Pekâlâ. İradene dokunmayacağım.”
Işık hüzmesi aniden küçülerek Aren’in göğsüne doğru süzüldü ve ruh denizinin derinliklerine çekilmeden önce son sözlerini fısıldadı.
“Merak etme pişman olmayacaksın. Seninle işim bittiğinde evrendeki en güçlü varlıklardan biri olacaksın.”
‘İsmimi nereden biliyor.’ Diye düşündü Aren.
Hemen ardından önünde bir ekran belirdi.
GÖREV: İLAÇLARI TÜKET VE VÜCUDUNU EĞİT. (TAMAMLANDI)
SÜRE: 10 GÜN.
AÇIKLAMA: Kılıç Azizi Aunger'e göre savaşçının kılıcı gibi bedeni de keskin ve saf olmalıdır. Bu kaynaklarla bedeninizi tavlayın ve sınırlarınızı aşın.
ÖDÜL: BİR SONRAKİ ODAYA GEÇİŞ.
CEZA: ÖLÜM.
Gözleriyle yeni açılan ahşap kapıya baktı.
“Gitme zamanı.”
Aren, içeriye doğru ilk adımını attı.
Adım attığı anda tuhaf bir his hissetti. Sanki vücudu tuhaf bir mukus tabakasıyla sarılıymış gibi.
Kapı arkasından kapandı. Aren yine o tanıdık, beyaz kuvarsla kaplı dairesel odadaydı. Duvarlar, tavan, zemin…
Her şey önceki odalarla aynıydı. Odanın sessizliği, insanda delirme hissi uyandıracak kadar yoğundu.
Ancak bu sefer odanın tam merkezinde, yerden üç metre yükseklikte havada asılı duran, sadece serçe parmağının tırnağı büyüklüğünde, minik bir mavi, yuvarlak bir kristal vardı.
O kadar küçüktü ki, eğer yaydığı ışık olmasaydı Aren onu fark etmeyebilirdi bile. Ama o minicik noktadan yayılan mavi ışık, odanın beyaz duvarlarında titreşiyor, havayı ağırlaştırıyordu.
“Bu ne?” dedi Aren, kaşlarını çatarak.
“O gördüğün şey, saf mananın, bir tırnak boyutuna kadar sıkıştırılmış hali.”
Aren, havada asılı duran o minik, titreşen mavi ışığa bakmaya devam etti.
“Mana nedir?” diye sordu.
Seraphina derin, aşağılayıcı bir iç çekti.
“Mana evrenin en temel, en saf enerjisidir. Bütün yaratılışın kaynağıdır. Aklına gelebilecek her varlık içerisinde az veya çok mana taşır. Bu odanın amacı oldukça basit. Mana çekirdeğinden yayılan baskı ile, hücrelerindeki manayı canlandırıp, tıkanmış meridyenlerini açmak. Böylelikle manayı hissedebileceksin.”
Aren kristale daha dikkatli baktı. Artık ona sadece parlak bir taş gibi değil, tehlikeli bir reaktör gibi bakıyordu. “Yani… Üzerimde hissettiğim mukus tabaksı bu yüzden demek.” dedi Aren.
“Sadece burada durup beklemem mi gerekiyor?”
Seraphina kıkırdadı.
“Eğer güvenli yolu seçersen, evet. Aylar sürse de sonunda o baskı sayesinde bir miktar mana uyandırabilirsin. Ama o kadar zamanımız olduğunu sanmıyorum.”
Aniden önünde bir ekran belirdi.
GÖREV: SÜRE DOLMADAN MERİDYENLERİNİZI AÇIN.
SÜRE: 10 GÜN.
AÇIKLAMA: Mana Çekirdeğinin baskısını kullanarak, meridyenlerinizi açın.
ÖDÜL: İLERİ SEVİYE KILIÇ USTALIĞI, TEMEL MANA SANATI, BİR SONRAKİ ODAYA GEÇİŞ.
CEZA: ÖLÜM.
“Görünen o ki 10 gün içerisinde bunu başarmalıyım.” Sakin bir sesle dedi Aren.
“O zaman yürümeye başla bu oldukça ağrılı bir süreç olacak.” dedi Seraphina.
“Unutmaman gereken tek şey, mana çekirdeğine yaklaştıkça baskı katlanarak artacak. Gördüğüm kadarıyla çekirdeğe kadar yaklaşık 100 adım var. Her gün 10 adım atabilmen senin için yeterli olur.”
Aren, Seraphina’nın sözlerini duyduğunda duraksadı. Yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi. “Günde on adım mı? Beslenme hapları tamamen bitti. Sonraki odada hayatta kalma şansımı arttırmak istiyorsam vücudumun enerjisini korumalı ve en kısa sürede bunu bitirmeliyim.”
Seraphina melodik bir şekilde kıkırdayarak “Vücudun o baskıya yavaş yavaş alışmalı. Acele edersen, hücrelerin parçalanır, acı içerisinde ölürsün. Ayrıca vücudun özümsediğin canlılık iksirinden kalan enerjiyle dolu. Bırak 10 günü, 1 ay boyunca yemek yemezsen bile iyi olacaksın.” Dedi.
“Anladım. O zaman senin dediğin gibi yapalım.” dedi Aren, sesi sakindi.
Aren yere oturdu.
“10 gün.” dedi.
Yaklaşık 1 saat sonra Aren ayağa kalktı.
Esneme hareketleri yaparken “Vücudumdaki mukus tabakasının kalktığını hissediyorum.” dedi.
Seraphina “Bir sonraki adımı atmaya hazırsın o halde.” Dedi.
Aren kafasıyla onayladıktan sonra ileriye doğru bir adım attı.
Aniden daha öncekine kıyasla çok daha yoğun ve ağır bir mukus tabakasının vücudunu kapladığını hissetti. Vücudu kaşınmaya başladı.
Seraphina “Hücrelerin etrafındaki manaya tepki veriyor. Zihnini hazırlasan iyi edersin. Sonraki adımlarda daha da zorlaşacak.” Dedi.
Aren “Anlıyorum…” sakince dedi.
2. GÜN
20.Adım.
Odanın içindeki o görünmez mukus tabakası artık jöle kıvamındaydı.
Aren her nefes alışında burnuna ve genzini tıkayan yoğun, bir sıvı doluyormuş gibi hissediyordu.
Kaşıntı yerini hafif bir yanmaya bırakmıştı.
Aren yere oturduğunda vücudu ter içindeydi. Ama çıkan ter, berrak değil, gri bulanık bir sıvıydı.
“Meridyenlerin temizleniyor.” dedi Seraphina.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı