Aren gözlerini açtığında karanlık onu karşıladı. Ciğerleri rutubetli havayla doldu.
Gladius’unu önünde siper alarak tuttu ve sırtını soğuk taş duvara yasladı.
Gözleri karanlığa alışmaya çalışıyordu.
Duvarlardaki çatlaklardan sızan, kaynağı belirsiz soluk mavi bir ışık, taş koridoru aydınlatıyordu. Duvarlar, pürüzlü ve yosunluydu. Tıpkı bir mağara gibiydi.
Yerlerde su birikintileri vardı. Tavandan damlayan su, yerle temas ettiğinde bir şapırtı sesi yankılanıyordu.
Önünde bir ekran belirdi.
GÖREV: ZİNDANI TEMİZLE. (BİREYSEL)
AÇIKLAMA: Kılıç Aziz Aunger, ömrünün sonuna yaklaşırken ardında yalnızca bir kılıç değil, bir miras da bırakmak istiyor. Fakat kalbinde derin bir pişmanlık taşıyor. Hayatı boyunca kendisine layık bir öğrenci bulamadı, bilgeliğini ve savaş sanatını aktaracak kimseyi yetiştiremedi.
SÜRE: 100 GÜN.
Not: Bu zindan onun son vasiyetidir.
CEZA: ÖLÜM.
ÖDÜL: PERFORMANSA GÖRE DEĞERLENDİRİLECEK.
Aren bildirimi okuduktan sonra hafifçe kaşlarını çattı. ‘Kılıç Azizi mi? Beceri olarak kılıç ustalığını seçtikten sonra böyle bir görev almak. Bu bir tesadüf mü?' diye düşünmeden edemedi.
‘100 gün... Uzun bir süre.’
Gladius'unu indirmedi. Yavaşça karanlığın içine doğru adım attı. Mağaranın yapısı ilerledikçe değişiyordu.
Lekesiz, bembeyaz kuvarslardan oluşan bir koridor onu karşıladı. Koridorun sonunda sade, ahşap bir kapı vardı.
Yaklaşık elli adım daha attıktan sonra koridor son buldu ve sağ elini uzatarak ahşap kapıyı açtı.
Kendini geniş, dairesel bir salonun girişinde buldu.
Duvarlar, tavan ve zemin; hepsi tek parça, pürüzsüz beyaz kuvarstan oyulmuştu.
Tavanın ne kadar yüksekte olduğunu kestirmek güçtü çünkü yukarıdan süzülen yumuşak, beyaz bir ışık her yeri aydınlatıyordu.
Odanın tam ortasında, yerde yatan bir varlık vardı. Bu bir ‘Talim Kuklasıydı’.
Kukla, beyaz, cilalı bir ahşaptan yapılmıştı. Eklemleri kusursuz bir mühendislikle birleştirilmişti. Yüzü yoktu.
Elinde ise gerçek bir kılıç yerine, yine aynı beyaz ahşaptan yontulmuş bir eğitim kılıcı tutuyordu.
Ahşap kapı aniden kapandı.
Kapının kapandığını gören Aren hızla kapıyı açmaya çalıştı.
‘Açılmıyor…’ diye düşündükten sonra elindeki Gladius ile ahşap kapıya tüm gücüyle vurdu.
‘Ne kadar sağlam bir malzeme. Tek bir çizik dahi yok.’
Aren’in gözleri kuklanın arkasındaki ahşap kapıya takıldı.
‘Çıkış bu olmalı.’ diye düşündü.
Önünde bir ekran belirdi.
GÖREV: KUKLAYI YEN.
ÖDÜL: ORTA SEVİYE KILIÇ USTALIĞI.
CEZA: ÖLÜM.
Kukla aniden canlanmış gibi ayağa kalktı.
Tahta kılıcını yavaşça yukarı kaldırdı ve hareket etmeye başladı.
Yavaştı, ama aynı zamanda hızlıydı.
Zarifti, ama aynı zamanda güçlüydü.
Sadeydi, ama aynı zamanda ölümcüldü.
Uzaktan bakıldığında bir dansı andırıyordu. Her hareketi karşısındaki kişiyi öldürmek için tasarlanan bir dans.
Kukla, Aren’e doğru ilk adımını attığında, Aren bunun basit bir saldırı olacağını düşünmüştü. Sonuçta karşısındaki eklemleri gıcırdayan, tahtadan bir oyuncaktı.
Ama yanılmıştı.
Kukla, elindeki tahta kılıcı yatay bir kavisle savurdu. Hareket o kadar akıcıydı ki, kılıç havayı keserken neredeyse hiç ses çıkarmadı.
Aren, Gladius’unu refleks olarak kaldırdı. Amacı saldırıyı bloklayıp hemen ardından karşı saldırıya geçmekti.
Metal ve tahtanın çarpışmasından beklenmeyecek kadar tok bir ses salonda yankılandı.
Aren’in sakinlikle kuklaya baktı.
Kollarındaki kemiklerin titrediğini hissetti. Ayakları yerden kesilmedi ama olduğu yerde beş metre geriye sürüklendi. Beyaz kuvars zeminde ayakkabılarının izi çıktı.
“Çok güçlü.”
Kukla durmadı.
İlk saldırının momentumunu hiç kaybetmeden, bileğini imkânsız bir açıyla çevirdi ve kılıcı aşağıdan yukarıya doğru savurdu.
Bu bir dövüş değildi. Bu, tek taraflı bir dayaktı.
Aren, yana doğru zorlukla kaçındı. Tahta kılıcın ucu, burnunun sadece birkaç santim önünden geçti. Kukla çok hızlıydı. Aren gözüyle takip etmekte zorlanıyordu.
Aren geriye doğru çekilerek aradaki mesafeyi açtı. Nefes nefeseydi. Gladius’u tutan eli uyuşmuştu.
Kukla, saldırısını ıskalamasına rağmen dengesini hiç bozmamıştı. Eski pozisyonuna geri döndü. Kılıcı gevşekçe tutuyordu, sanki elinden düşecekmiş gibiydi ama duruşunda tek bir açık bile yoktu.
Aren derin bir nefes aldı. Zihnini boşalttı.
Kuklanın omzundaki hafif seğirmeyi gördü.
‘Geliyor.’
Kukla tekrar saldırdı. Aynı hareket. Yatay bir kesiş.
Aren bu sefer bloklamadı.
Kuklanın hareketini izledi. Kılıcın açısını, ayaklarının duruşunu, belinin dönüşünü...
Aren, Gladius’unu indirdi ve vücudunu kuklanın hareketiyle uyumlu bir şekilde eğdi.
Kuklanın kılıcı başının üzerinden geçerken, Aren de kendi kılıcını savurdu.
Ama olmadı.
Kılıcı kuklanın gövdesine çarptı ama hiçbir iz bırakamadı.
Kukla, Aren’in bu başarısız taklidini cezalandırmakta gecikmedi. Boştaki tahta eliyle Aren’in göğsüne sert bir darbe indirdi.
“AGHH!”
Aren nefesi kesilerek yere yuvarlandı.
Hızla ayağa kalkıp mesafeyi açtı ve bir ağız dolusu kanı yere tükürdü.
Melodik bir ses zihninde belirdi.
“Bırak sana yardım edeyim. Bu kukla senin liginin çok üstünde.” dedi.
Aren etrafına bakındı. Kendisinden ve kukladan başka kimse yoktu.
“Kim var orada?” dedi.
Sesi boş duvarlarda yankılandı.
Cevap gelmedi.
“Sanırım yediğim darbe sayesinde halüsinasyon görmeye başladım.” dedi.
Kukla, gıcırdayan eklemleriyle tekrar pozisyon aldı.
“Halüsinasyon ya da değil...” Aren, Gladius’unu sıkıca kavradı.
Alnından akan ter gözünü yakıyordu. “1.Kural Hayatta Kal.”
Melodik ses tekrar yankılandı. Bu sefer çok daha netti.
“O zaman çeneni kapat ve beni dinle. Yoksa o tahta parçası seni kıymaya çevirecek.”
Aren melodik sesi tekrar duyduğunda. Aklına gelebilecek en mantıklı cevabı verdi.
“Sen de nesin? Sistemin bir parçası mı?”
“Soru sorma.” dedi ses, buz gibi bir tonla. “Geliyor!”
Kukla aniden ileri atıldı.
Bu seferki saldırısı öncekinden çok daha hızlıydı. Dikey bir kesişle Aren’i kafasından kasıklarına kadar ikiye bölmeyi hedefliyordu.
Gözleri yaklaşan tahta kılıca kilitlenmişti. Kaçacak zamanı yoktu.
“Gözlerini kapat!” diye kükredi zihnindeki ses.
Bu o kadar baskın, o kadar itiraz kabul etmez bir emirdi ki, Aren’in vücudu beyninden önce tepki verdi.
Mantığı ‘Yapma.’ derken, vücudu itaatkâr bir şekilde gözlerini kapadı.
Karanlık.
“Sağa!”
Aren kendini körlemesine sağa attı.
Tahta kılıcın rüzgârını hissedebiliyordu.
“İlginç.” Dedi Aren.
“Konuşma! Sadece söylediklerimi yap.”
“Hafifçe sola eğil.” dedi ses.
Aren sorgulamadan sola eğildi.
Kuklanın kılıcı, sağ omzunun sadece bir milim yanından geçti.
“Kukla kılıcını geri çekiyor.” diye araya girdi ses.
“Dengesi sol ayağında. Sağ tarafı açık.”
Aren karanlığın içinde hiçbir şey görmüyordu ama ses ona bütün sahneyi anlatıyordu.
“Şimdi!” diye bağırdı ses. “Kılıcını bel hizasında tut. Düz bir saplama. HIZLI!”
Nereye vurduğunu, karşısında ne olduğunu bile bilmiyordu. Sadece sesin dediğini yaptı.
Var gücüyle Gladius’u sapladı.
Gladius boşlukta ilerledi... ve sert bir şeye çarptı.
Aren, Gladius’un ucunda anlık bir direnç hissetti, ardından kılıç sanki boşluğa girmiş gibi kayıp gitti.
“Geri çekil.” dedi ses, sakin bir tatminle.
Aren kılıcını çekip hızla geriye sıçradı.
Aren gözlerini açtı.
Gördüğü manzarayı sakinlikle karşıladı.
Kukla, olduğu yerde duruyordu ama göğsünde, tam kalbinin olması gereken yerde yumruk büyüklüğünde bir delik vardı.
Gladius, o sert, belki de çelikten bile daha dayanıklı beyaz ahşabı tereyağı gibi delip geçmişti.
‘Anlıyorum. Başından beri tek bir amaç vardı. Zayıf noktasını keşfetmeli ve o zayıflığı kullanarak yenmeliydim.’
Kuklanın tahta kılıcı elinden düştü. Ardından dizlerinin üzerine çöktü ve saniyeler içinde bir toz yığınına dönüşerek yere yığıldı.
Geriye bir tek tahta kılıcı kalmıştı.
Nefes nefese Gladius’unu indirdi.
“Fena değil.” dedi zihnindeki ses, asil bir tonda.
“En azından itaat etmeyi biliyorsun. Şanslısın ki bu kukla öldürmek için değil, eğitmek için tasarlanmış yoksa göz açıp kapayıncaya kadar ölürdün.” dedi zihnindeki ses.
Hemen ardından önünde bir bildirim belirdi.
Deneyim kazanıldı.
TEBRİKLER!
Seviye 2>Seviye 6
İstatistikleriniz 4 puan arttı.
GÖREV: KUKLAYI YEN. (TAMAMLANDI)
ÖDÜL: ORTA SEVİYE KILIÇ USTALIĞI, BİR SONRAKİ ODAYA GEÇİŞ.
CEZA: ÖLÜM.
‘Seviye 6 mı?’
Normalde tek bir seviye atladığında hissettiği o hafif sıcaklık, bu sefer yerini vücudunun her hücresini yakan, kavurucu bir enerji dalgasına bırakmıştı.
Damarlarındaki kan kaynıyor, kemikleri sızlıyordu. Sanki vücudu sökülüp yeniden birleştiriliyordu.
“AGGHHH!”
Aren acı içinde inleyerek yere kapandı.
Saniyeler dakikalar gibi geldi.
Sonunda acı dindi ve yerini tarif edilemez bir hafifliğe bıraktı.
Bütün duyularının geliştiğini hissediyordu.
Aren ayağa kalktı.
‘Kendimi hiç olmadığım kadar güçlü hissediyorum.’
Hemen ardından zihnine bir şok dalgası vurdu.
Muazzam miktarda bilgi beynine zorla dolduruluyordu.
Zihnine binlerce farklı kılıç hamlesi, duruş pozisyonu, savunma tekniği ve ayak oyunu hücum etti. Sanki hayatı boyunca kılıç sallamış, savaş meydanlarında yaşlanmış bir generalin anıları beynine yükleniyordu.
Aren başını tuttu. “Bu... Çok fazla...”
“Sızlanmayı kes ve istatistiklerini kontrol et.” dedi zihnindeki ses.
Aren sesin dediğini yaptı.
Başlık: Yok
Seviye: 6
İsim: Aren Khan
Irk: İnsan
Soy: Yok
Yaş: 26
Boy: 174CM
Kilo: 73KG
Canlılık:6->10
Güç:6->10
Çeviklik:7->11
Dayanıklılık:5->9
Zekâ:11->15
Bilgelik:11->15
Ruh:100->104
Mana:2->6
Yetenekler:
Kan Arzusu (Pasif), Orta Seviye Kılıç Ustalığı (Pasif), Hayalet Adım (Pasif)
Aren, gözlerini ekrandan ayıramıyordu.
‘Sadece istatistiklerim artmamış. Hem boyum uzadı hem de kilo aldım.’
Fiziksel değişimi göz ardı edilemezdi. Üzerindeki siyah eşofman takımı artık bedenine dar geliyordu. Paçaları bileklerinin yukarısında kalmış, omuz dikişleri genişleyen kas kütlesi yüzünden gerilmişti.
Kollarını havaya kaldırdı ve ellerine baktı.
Bilekleri ve parmakları öncekine göre daha kalındı.
Yumruklarını sıktı. Daha önce hiç hissetmediği bir gücü hissetti.
“Sadece hızlandırılmış evrim.” dedi zihnindeki ses. Sesi, sanki çok basit bir şeyden bahsediyormuş gibi sakindi.
“Hızlandırılmış evrim mi?” Aren kendi sesini tanıyamadı. Boğazı kalınlaşmış, sesi daha derin ve otoriter bir tona bürünmüştü. “Ve sen… Sen kimsin? Az önce bana neden yardım ettin?”
Zihnindeki ses, hafifçe kıkırdadı.
“Sana yardım etmek, kendime yardım etmektir.” Dedi.
Aren sakin bir ses tonuyla “Anlamıyorum. Neden benim kafamın içindesin?” dedi.
“Çok fazla soru soruyorsun. Şimdilik uyumam gerekiyor. Bir sonraki görüşmemize dek ölme.” Dedi. Sesi yavaşça kayboluyordu.
Aren mutlak bir sakinlikle “Uyumak mı?” dedi.
Cevap yoktu.
Elinden bir şey gelmediği için şimdilik görmezden gelemeye karar verdi.
Bakışlarını, ardında duran ahşap kapıya çevirdi.
Kapı, sanki davet edermişçesine kendiliğinden, gıcırdayarak aralandı.
Aren, elindeki Gladius’u sıkıca kavradı veya kavramaya çalıştı.
“Bu da ne?”
Gladius artık elinde garip duruyordu. Kabzası, genişleyen avuç içine göre çok küçüktü. Ağırlığı ise bir tüyden farksızdı. Sanki elinde bir kılıç değil de oyuncak tutuyordu.
‘Kırılması an meselesi.’ Diye düşündükten sonra gözü yerdeki, beyaz ahşaptan yapılmış tahta eğitim kılıcına kaydı.
Tahta kılıcı eline aldı.
Beklediğinden çok daha ağırdı. Beyaz ahşap, metalden bile daha sağlam hissettiriyordu. Pürüzsüz yüzeyi soğuktu.
“Gladius’tan daha iyi olduğu kesin.” diye mırıldandı Aren.
Eline aldığı beyaz tahta kılıçla birlikte, az önce açılan ahşap kapıdan içeriye doğru adımını attı.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı