insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

[Öğreticiye hoş geldiniz.]
[Sistem girişi başlatılıyor.]
Karanlık. Görebildiği tek şey buydu.
Aniden önünde bir ekran belirdi.
Seviye: 1
İsim: Aren Khan
Irk: İnsan
Soy: Yok
Yaş: 26
Boy: 170CM
Kilo: 70KG
Canlılık:4
Güç:4
Çeviklik:5
Dayanıklılık:3
Zekâ:10
Bilgelik:10
Ruh:5
Mana:1
Yetenekler:
Yok.
‘Bu da ne?’
Aniden görüşü bembeyaz bir parlamayla aydınlandı.
Aren’in hissettiği ilk şey, metro raylarının soğuk çeliği değil, ciğerlerine dolan sıcak, kuru bir havaydı.
‘Ölmedim mi?’
Gözlerini açtı.
Rayların üzerinde, parçalanmış bir ceset olarak yatması gerekiyordu.
Ama bunun yerine, ayaklarının altında sarı kumlar vardı. Devasa, dairesel bir arenanın tam ortasındaydı.
En azından iki veya üç futbol sahası büyüklüğündeydi.
Yüksek, antik taş duvarlar gökyüzüne uzanıyordu. Mimari eski Roma’yı andırıyordu ama gökyüzü…
Gökyüzü yapaydı.
Maviydi ama güneş yoktu.
Sadece yapay bir ışık kaynağı her yeri aydınlatıyordu. Seyircilerin olması gereken yerler boştu.
“Neredeyim? Öbür dünya mı?”
Saniyeler önce metro istasyonunda ölmek üzereydi.
Derin bir nefes aldı.
Ayağa kalktı.
Ucuz gri takım elbisesindeki kumları silkeledi. Kravatını düzeltti.
Yalnız değildi.
Bazıları yaşlı, bazıları genç, bazıları çocuk… Yüzlerce, belki binlerce insan onunla birlikte bu devasa kum havuzuna atılmıştı.
Kimi ağlıyor, kimi histerik çığlıklar atıyor, kimi şaşkınlıkla telefonuna bakıyordu.
Hepsinin tek bir ortak noktası vardı: Kolezyumun antik havasıyla tezat oluşturan 21. yüzyıl kıyafetleri giyiyorlardı.
Aren de tıpkı diğerleri gibi telefonunu sağ cebinden çıkardı. Ekrana baktı.
‘Sinyal yok. Beklendiği gibi.’
“Annemi istiyorum!”
“Kızım, Kızımı bulamıyorum!”
“Ne oluyor be? Neredeyiz?”
Yüzlerce farklı ses havada yankılanıyordu.
Aren bir yandan etrafını gözlemlerken, diğer yandan beyni, neler olup bittiğini anlamak için tıpkı bir saat mekanizması gibi son hız çalışıyordu.
Kaosun hüküm sürdüğü bu ortamı aniden bıçak gibi kesen, yeri titretecek kadar gür ve baskın bir ses yankılandı.
“BAYANLAR VE BAYLAR. HEPİNİZ HOŞGELDİNİZ.”
Aren ve diğer herkes sesin geldiği yöne doğru baktı.
Onlardan çok da uzak olmayan bir mesafede, gökyüzünde süzülen bir ‘şey’ vardı.
İnsansı bir silüeti vardı ama insanlıktan çok uzak görünüyordu.
Ten rengi kan kırmızısıydı. Yarasa kanatlarına benzeyen bir çift kanat, alnındaki tek boynuz ve kaslı yapısı ona korkutucu bir görüntü veriyordu.
Yüzünde, altındaki insan sürüsüne bakan hastalıklı bir gülümseme vardı.
Yaydığı baskın aura öylesine yoğundu ki, Aren derisinin karıncalandığını hissetti.
“Hey bu nasıl bir kamera şakası bilmiyorum ama, bitirseniz iyi olur!”
“Evet! Polisi arıyorum!”
“İşe geç kalacağım!”
Gökyüzündeki ‘Şeyin’ yüzündeki gülümseme büyüdü.
Alkışlamaya başladı.
Her alkışında, ellerinden gözle görülür şok dalgaları yayıldı.
İnsanlar acı içerisinde kulaklarını elleriyle kapattılar. Aren de kulak zarı patlayacakmış gibi hissederken ellerini kulaklarına bastırdı.
“HAHAHAHHAHAHAH EVET KESİNLİKLE BİR ŞAKA! HADİ BU ŞAKAYI DAHA İLGİNÇ HALE GETİRELİM.”
İnsanlar yüzlerinde şok ve korku dolu ifadelerle gökyüzündeki ‘şeye’ baktılar.
Artık kimse konuşmuyordu.
Ağlayan çocuklar bile ağlamayı kesmiş, korku dolu ifadelerle etrafa bakıyorlardı.
Bütün bu kaosun ve bağırışların arasında Aren’in önünde bir ekran belirdi.
GÖREV: EN AZ 1 KİŞİYİ ÖLDÜR.
ÖDÜL: PERFORMANSA GÖRE DEĞERLENDİRİLECEK.
CEZA: ÖLÜM.
Aren etrafına bakındı.
Bütün o gürültü aniden kesilmişti.
Gözlerinin önündeki ekran kaybolmuştu, ama bıraktığı dehşet insanların yüzlerine kazınmıştı.
Birkaç saniye süren o ölümcül sessizlik, fırtına öncesi sessizliği andırıyordu.
Kimse katil olmak istemiyordu. Sonuçta birini öldürmenin ağır sonuçları olurdu.
Onlarca yıl barışçıl bir dünyada yaşamak, o dünyanın ahlaki kurallarını bu insanların etine ve kemiğine kazımıştı.
Bir ses duyuldu.
“Bu ne saçmalık lan!”
Kalabalıktan orta yaşlı, göbekli bir adam öne fırladı. Tipik, kibirli bir şirket yöneticisine benziyordu.
Titreyen işaret parmağını gökyüzündeki iblise doğru doğrulttu.
“Sen! Hemen bizi buradan çıkar! Kim olduğunu sanıyorsun? Seni dava ederim! Hayatını bitiririm!”
Etraftaki insanlar adamın cesur tavrından etkilenmiş olacaklardı ki onlar da konuşmaya başladılar.
Gökyüzündeki ‘şey’ sanki hayatındaki en komik gösteriyi izliyormuş gibi kahkaha atmaya başladı.
“HAHAHAHAHAHA! GÖREVİ YAPMAYI REDEDİYORSUN? DOĞRU MU ANLADIM?” dedi.
Şişman adam bütün cesaretini topladı. Korku dolu titreyen bir sesle “E-Evet R-edediyorum!” dedi.
Gökyüzündeki ‘şey’ elini yavaşça kaldırdı.
İşaret parmağını, kendisine dava açmakla tehdit eden adama doğrulttu.
Sesi bir gök gürültüsü gibi arenada yankılandı.
“PEKALA O ZAMAN HADİ SENİ EVİNE GÖNDERELİM.”
Ardından parmağını hafifçe büktü.
Adamın başı, aşırı şişirilmiş bir balon gibi patladı.
Kafatası parçaları, beyin dokusu ve sıcak kan, etrafındaki insanların üzerine bir yağmur gibi saçıldı.
Adamın başsız bedeni bir saniye kadar olduğu yerde dikildi, sanki öldüğünü henüz idrak edememiş gibi titredi ve ardından kuma yığıldı.
Adamın ölmesiyle birlikte etrafta çığlıklar yükselmeye başladı.
Aniden görünmez, korkutucu bir baskı gökyüzünden, arenaya doğru yayılmaya başladı.
İnsanlar bu baskı yüzünden dizlerinin üzerine çöktüler.
Aren da istisnai değildi.
Saniyeler içerisinde terden sırılsıklam olmuştu.
Nefes almakta dahi zorlanıyordu.
Daha zayıf iradeli olanlar çoktan korkudan bayılmıştı bile.
Sessizlik.
Az önce bağırıp çağıran, itiraz eden insanlar şimdi nefes almaya bile korkuyordu.
“Burada yasa benim. Burada yargıç benim. Ve ben diyorum ki...”
Yüzündeki gülümseme vahşi bir hal aldı.
Yeşil gözlerinde uğursuz bir parıltı belirdi.
“...ÖLDÜR YA DA ÖL!”
‘Şey’ kolunu havaya kaldırdı ve gökyüzünde devasa sayılar belirdi.
Bir geri sayım sayacıydı.
10:00 09:59 09:58
“On dakikanız var.” Dedi ve parmağını şıklattı.
Parmaklarından uzanan simsiyah tırnaklar mızrak gibi sivri ve keskindi.
Gökyüzünden aşağı yüzlerce silah, yağmur gibi dökülmeye başladı. Hepsi yakın dövüş silahlarıydı.
Gökyüzünden yağan silahların altında, insanlar bir oraya bir buraya kaçıyorlardı.
Bazı insanlar donup kalırken, bazıları korkuyla bağırmaya başladı.
“NE OLUYOR LAN!”
“KAÇIN!”
“ANNE!”
“ÖLMEK İSTEMİYORUM”
Sanki özellikle ayarlanmışçasına bir şekilde bütün bu silahlar hiçbir insanın üzerine düşüp onları yaralamadı veya öldürmedi.
İnsanlar şok ve korku içerisinde kaçarken bazı zeki olanlar yerdeki silahlardan kendilerine uygun gördüklerini aldılar ve beklemeye başladılar.
Aren da bu insanların arasındaydı.
Eline oldukça basit görünen bir ‘Gladius’ almıştı.
Hafif ve dengeli. Onun için bu kılıcın mükemmel olduğu söylenebilir.
İnsanların üzerine çöken görünmez baskı, sanki hiç orada değilmiş gibi aniden kayboldu.
Herkes tedirgin bakışlarla etrafa bakarken sessizliği yırtan tiz bir çığlık duyuldu.
“Benden uzak dur!”
Ardından metalin kemiğe çarparken çıkardığı o tok, mide bulandırıcı ses.
Aren başını çevirdiğinde, sadece on metre ötesinde takım elbiseli, orta yaşlı şişko bir adamın, elindeki demir gürzle yerde yatan genç bir çocuğun kafasına vurduğunu gördü.
Çocuğun kafatası bir karpuz gibi dağılmıştı.
Kan, kumlu zemine sıçradı.
Adam nefes nefese, gözleri yuvalarından fırlamış bir halde gürzü havaya kaldırdı.
“O bana saldırdı! Görmediniz mi? O saldırdı!” diye bağırdı.
Sesi titriyordu ama gözlerinde vahşi bir rahatlama vardı.
Kimse cevap vermiyordu.
İlk kan dökülmüştü.
Katliamın başlaması an meselesiydi.
Azıcık beyni olan herkes bunun farkındaydı.
Saniyeler süren sessizliğin ardından cehennemin kapıları arenanın içerisinde açılmıştı.
Bazı insanlar korkudan altlarına yapıp yere düşerken ölümü beklediler, daha cesaretli olanlar ise ellerindeki çeşitli silahlarla katliama katıldılar.
“Hayır! Uzak dur benden!”
“Ne istersen yaparım lütfen bırak beni!”
“Üzgünüm. Bunu yapmak zorundayım.”
“Ölmek istemiyorum.”
Medeniyetin kırılgan kabuğu parçalanmış, insanların en ilkel doğası ortaya çıkmıştı. Hayatta kalma içgüdüsü bütün insanları ele geçirmişti.
Aren bütün bu kaosu izlerken ifadesizdi.
Maskeler düşmüştü ve altından o çirkin, vahşi gerçek çıkmıştı.
Derin bir nefes aldı. Zihni durumu hızla değerlendirdi.
'Görev basit. Birini öldür. Yapmazsam, o şey beni öldürecek. Yaparsam, yaşayacağım.'
Kılıcı tutan eli hafifçe titriyordu.
Korkudan ya da ahlaki bir ikilemden değildi. Sadece bedeni, yaklaşan ölüm tehlikesine karşı devasa miktarda adrenalin pompalıyor, kasları kasılıp gevşiyordu. Bu, tamamen biyolojik bir tepkiydi.
Bir yandan etrafına bakınıyordu.
Arenanın tam ortasında olduğu için fazlasıyla tehlikedeydi. Her taraftan saldırı gelebilirdi.
Yapılabilecek en mantıklı hareketi yaptı. Kendini küçültebildiği kadar küçülttü.
“Hey, sen!”
Karşısında duran adam, Aren'den en az yirmi santim uzun ve iki katı genişliğindeydi.
Üzerinde yırtık bir kolsuz tişört vardı, kalın kolları dövmelerle kaplıydı.
Yüzü ter ve başkasının kanıyla lekelenmişti.
Elinde bir silah yoktu ama buna ihtiyacı var gibi de durmuyordu. Çünkü iri, nasırlı yumruklarından çoktan kan damlıyordu.
Adamın gözleri Aren'e değil, elindeki kılıca kilitlenmişti.
“Bana o kılıcı ver!” dedi adam, tehditkâr bir sesle.
Aren’in gözleri adamı baştan aşağı süzdü. Adamın kendisi için bir tehdit olduğunu düşündü.
“Neden sen de diğer herkes gibi yerdeki silahlardan birini almıyorsun?”
Sesi düz ve sakindi.
Adam, Aren’in bu tepkisizliğine sinirlendi.
“Birkaç tahtan eksik değil mi? Böyle bir ortamda bu kadar sakin kalmak… Her neyse. Sana bir şans veriyorum.” dedi alaycı bir gülümsemeyle.
Koca gövdesiyle Aren’e doğru ağır, kendinden emin adımlarla ilerledi. “Senin gibi sıska bir piç onunla zaten hayatta kalamaz! Ver onu bana!”
‘Kılıcı versem bile beni bırakacağının bir garantisi yok. Tam tersine bu kaotik ortamda silahsız dolaşmak daha büyük bir tehdit. Kaçmalı mıyım? Hayır. Eğer etrafta koşturursam çok dikkat çekerim. Geriye tek bir seçenek kalıyor. Onu öldürmeliyim.’ Diye düşündü Aren.
Aren adama cevap vermedi. Sadece Gladius’un sivri ucunu adama doğrulttu. Kalbi hızlı atıyordu ama zihni tamamen odaklanmıştı.
Adamın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Demek zor yoldan halletmek istiyorsun. Öyle olsun!” dedi ve aniden Aren’i yakalamak için hızla ileriye doğru atıldı.
Geriye doğru çevik bir adım atarak adamın kalın kollarından kolaylıkla kaçındı.
Adamın büyük cüssesi onu Aren’e göre oldukça hantal yapıyordu.
Karşısındaki bu cılız adamın korkudan donup kalmasını bekleyen iri yarı adam, boşa hamle yapmanın şaşkınlığını yaşadı.
Bu kısacık açık, Aren için yeterliydi.
Aren, elindeki Gladius’u adama doğru savurdu.
“AGHHHH! SENİ KÜÇÜK PİÇ!” Acı içerisinde bağıran adam kolunu tuttu. Kolundan damlayan kan kum zemini ıslatıyordu.
Aren’in adamın kolunu tamamen kesebilecek gücü yoktu fakat kemiğe kadar uzanan derin bir kesik bırakmıştı.
'Etkili bir vuruş. Ama beklendiği gibi onu öldürmekten çok uzak.'
Gladius’un kabzasını tutan elleri sıkılaştı.
“Sana yemin ederim, seni öldüreceğim!” diye kükredi adam.
Zaten çok zeki birine benzemeyen koca adam, acı ve öfke yüzünden bütün mantık duygusunu kapatmıştı.
Aren sadece birkaç adım uzaktaydı.
Yaralı kolunu umursamayan dev adam, bu kez çok daha hızlı ve kontrolsüz bir şekilde Aren’in üzerine atıldı.
Aynı senaryonun tekrar yaşandığını gören Aren geriye doğru çevik bir adımla adamdan kaçınmayı denedi.
Ancak adam bunu bekliyor olacaktı ki sağ bacağıyla Aren’in kafasına doğru var gücüyle bir tekme savurdu.
Adamın uzun bacağı aradaki mesafeyi hiçe saydı.
Aren aniden gelen bu tekmeyi görünce şaşırdı. İçgüdüsel olarak ellerini kaldırdı ve tekmeyi blokladı.
Aren birkaç metre yana doğru savruldu. Saniyeler sonra kumun üzerine sertçe düştü.
Tekmenin gücü ve savrulmanın etkisiyle Gladius elinden düşmüştü.
Kolları yediği darbenin gücüyle uyuşmuştu. Kırılmamıştı ama kesinlikle birkaç yerden çatlamıştı.
Kısa bir anlığına gözleri karardı.
Gladius, hemen sağında, bir metre kadar uzağında kuma saplanmıştı.
Adam, Gladius’u görmezden geldi. Bir hayvan gibi kükreyerek Aren’in üzerine yürüdü.
Yerdeki kılıcı umursamıyordu bile. Tek amacı Aren’i elleriyle parçalamak, o ifadesiz yüzü kanlı bir püreye çevirmekti.
Aren yerden kalkmadı. Gözleri kapalıydı.
Adam, Aren’in tepesine dikildi. Geniş gövdesiyle tepeden gelen ışığı kesti.
“Öldün mü orospu çocuğu?!” diye bağırdı adam ve Aren'in kafasını ezmek için devasa ayağını havaya kaldırdı.
O an, Aren’in gözleri sonuna kadar açıldı.
Aren, sağ eliyle daha önce avuçladığı bir tutam kumu bütün gücüyle yukarı, adamın gözlerine fırlattı.
Aren bu saniyelik körlüğü affetmedi. Çatlamış kollarına rağmen yana doğru yuvarlandı, kuma saplı Gladius’un kabzasını kavradığı gibi ayağa fırladı.
Adam öfkeyle kükredi.
Gözlerini ovuşturmaya çalışırken Aren’i göremeyecek kadar afallamıştı.
Aren, tereddüt etmedi.
Vücudunda kalan tüm gücü bu tek saldırıya verdi.
Gladius’u adamın göğsüne sapladı.
Kılıcın et ve kemiği yarıp geçme sesi, adamın öfkeli kükremesini yarıda kesti.
Kanlı öksürüklerin eşliğinde, koca gövdesi sendeleyip kuma yığıldı.
Gözlerindeki vahşi parıltı, saniyeler içinde matlaştı.
Deneyim kazanıldı.
TEBRİKLER!
Seviye 1>Seviye 2
‘Bitti.’
Aren nefes nefese, yerde yatan cesedin başında dikildi.
Kanlı Gladius'a baktı. O an bu basit metal parçasının ne kadar işe yarar olduğunu düşündü.
Ayağını adamın göğsüne bastırıp Gladius’u çekip çıkardı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı