ASesi zihninde yankılanırken her zamankinden daha ciddiydi.
Aren derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan sıcak hava, onu yaklaşan şeye hazırlıyordu.
“Hazırım.” dedi Aren.
Gözlerini kapattı. Bacaklarını çaprazladı ve meditasyon pozisyonunu aldı.
Zihninde mantranın kadim sözleri yankılanmaya başladığı anda, mağaranın atmosferi değişti. Kızıl Lotus titremeye başladı.
Yapraklarındaki o yoğun, sıvılaşmış ateş enerjisi, Aren’in çekim gücüne karşı koyamadı. Çiçeğin özü, ince, dumanı tüten kızıl iplikler halinde süzüldü ve Aren’in karnın altında bulunan mana havuzuna doğru akmaya başladı.
İlk enerji ipliği tenine değdiği anda, Aren’in vücudu kaskatı kesildi.
“AGHHH!”
Dişlerini o kadar sert sıktı ki, çenesinden bir çatırtı sesi geldi.
“Odaklan!” diye bağırdı Seraphina.
Aren, zihninin bulanıklaşmasına izin vermedi.
Kızıl enerji iplikleri çoğaldı. Lotus, yavaş yavaş solup kururken, Aren’in bedeni bir fırın gibi ısınmaya başladı.
Cübbesi, yayılan ısıdan dolayı dalgalanıyordu. Alnından akan terler, yere düşmeden buharlaşıyor, etrafında yoğun bir sis oluşturuyordu.
Ve sonra, Aren gerçeklikten koptu.
Aren gözlerini açtığında mağarada değildi.
Sonsuz, ufku olmayan bir okyanusun ortasındaydı. Ama bu okyanus sudan değil, altından bir ateşten oluşuyordu.
Burası onun ‘Mana Havuzu’ idi.
Gökyüzünden, kızıl alevler yağıyordu. Bu kızıl alevler, Aren’in altın renkli mana denizine düştüğünde, deniz çalkalanıyor, tıslıyor ve buharlaşıyordu.
Vahşi kızıl enerji, Aren’in saf altın manasını yutmaya, onu domine etmeye çalışıyordu.
Mantranın antik sözleri yankılanırken Aren’in Mana Havuzundan devasa bir Anka Kuşu silüeti yükseldi.
Bu Anka Kuşu, Aren’in ruhuna ve bedenine kazınan ‘İlahi Anka Kuşu Mantrasının’ saf, enerjisel tezahürüydü.
Aren’in manasından, bedeninden, özünden, iradesinden ve ruhundan doğan, altından bir ilah.
Kuş, kanatlarını iki yana açtığında, çıkan rüzgâr altın denizi yardı. Gözleri kör edici bir ışıkla parlıyordu. Gökyüzünden yağan vahşi kızıl alevlere karşı meydan okuyan tiz bir çığlık attı.
Bu çığlık, Aren’in ruhunun en derin köşelerinde yankılandı.
Kızıl alevler, Anka Kuşunun meydan okumasını kabul etmişçesine daha da şiddetlendi. Gökyüzü yırtıldı ve üzerlerine adeta bir lav şelalesi boşaldı.
Vahşi, yok edici kızıl enerjiyi içine çekmeye başladı.
Kızıl alevler direndi, patladı, gürledi. Ancak ‘İlahi Anka Kuşu Mantrasının’ mutlak hakimiyeti karşısında çaresizdiler. Kızıl enerji, Altın Anka’nın boğazından aşağıya, dipsiz bir kuyuya dökülürcesine aktı.
Kızıl enerji, Anka’nın ilahi ateşi içinde eritildi, saflaştırıldı ve ona itaat etmeye zorlandı.
Aren’in Mana Havuzu, bu yeni güçle birlikte çalkalandı. Deniz seviyesi yükseldi, altının parlaklığı arttı. Rengi değişmemişti ama yoğunluğu ve yaydığı ısı katbekat artmıştı.
Aren, vücuduna dolan bu yeni gücü hissettiğinde başını geriye attı ve sessiz bir çığlık attı.
Bu bir acı çığlığı değil, bir yeniden doğuşun haykırışıydı.
Gerçek dünyada, mağaranın içi tekrar sessizliğe ve karanlığa gömülmüştü.
Aren’in avuçlarındaki Kızıl Lotus tamamen yok olmuş, geriye rüzgârda savrulacak kadar ince gri bir kül tabakası kalmıştı.
Aren, hala meditasyon pozisyonundaydı.
Vücudundaki titreme durmuştu. Nefes alışverişi yavaşlamış, derinleşmişti. Mağaranın içindeki sıcaklık, dışarıdaki volkanik alandan bile daha yüksekti ama Aren terlemiyordu.
Aren gözlerini açtı.
Zifiri karanlık mağara, iki altın ışık hüzmesiyle aydınlandı.
Ela gözlerinin irisinin etrafında, ince, saf altından ve sürekli dönen bir halka oluşmuştu. Bakışları artık sadece soğuk değil, aynı zamanda hükümdarlara özgü bir baskı taşıyordu.
Aren derin bir nefes verdi. Ağzından çıkan nefes, gri bir duman değil, kıvılcımlarla dolu sıcak bir buhardı.
“Bitti.” dedi Aren.
Aren avuçlarına baktı, yaraları iyileşmemişti ancak vücudunda bir şeylerin değiştiğini hissedebiliyordu.
Seraphina’nın sesi zihninde memnuniyetle çınladı. “Tebrikler. Ateş yakınlığın belli bir seviyeye ulaştı. Evrensel ölçekte ‘Ateşin Çocuğu’ olarak kabul edilebilirsin.”
Aren sakin bir ifadeyle “Ateşin Çocuğu mu?” dedi.
Seraphina bıkkın bir sesle “Ateş elementi yakınlığının ilk seviyesine ‘Ateşin Çocuğu’ denir.”
“Mesela Lilith o doğuştan bir ‘Buzun Çocuğu’.”
“Doğuştan mı?” diye sordu Aren.
“Evrende elementlerle olan uyumun seviyeleri vardır. Varlıkların çoğu ‘Yabancı’ seviyesinde başlar. Elementleri kullanabilirler ama verimsizdir. Hemen ardından ‘Belirli elementin Çocuğu’ seviyesi gelir. Yeterli kaynaklara sahip herkes bu seviyeye ulaşabilir veya arkadaşın Lilith gibi doğuştan gelebilir, sizin gibi aşağı varlıklar için bu oldukça nadirdir.”
Seraphina kısa bir an duraksadı.
“Artık sıradan alevler tenini yakamaz. Ve en önemlisi, kullandığın ateş tekniklerinin gücü, sıradan birine göre katbekat daha yıkıcı olur.”
Aren sakin bir ifadeyle “Demek öyle.” dedi.
Ne kadar şanslı olduğunu düşünmeden edemedi. Görünen o ki Seraphina ile tanışması gerçekten muazzam bir şanstı.
“Fazla düşünme. İstatistiklerini kontrol etmeye ne dersin.”
Aren onaylarcasına başını salladı.
Başlık: Yok
Seviye: 19
İsim: Aren Khan
Irk: İnsan
Fizik: Lekesiz Fizik
Soy: Yok
Yaş: 26
Boy: 192CM
Kilo: 88KG
Canlılık:73
Güç:69
Çeviklik:63
Dayanıklılık:86
Zekâ:121->122
Bilgelik:111->112
Ruh:199->200
Mana:116->150
Yetenekler:
Kan Arzusu (Pasif), İleri Seviye Kılıç Ustalığı (Pasif), Hayalet Adım (Pasif), İlahi Anka Kuşu Mantrası 1.Bölüm (Pasif & Aktif), Temel Görüş (Aktif), Mana Güçlendirmesi (Aktif), Ateşin Çocuğu (Pasif)
“Ruhani bitkiyi özümsedikten sonra manamın daha fazla yükseleceğini düşünüyordum.” Dedi Aren.
Seraphina kıkırdayarak “Bazen bu konular hakkında ne kadar cahil olduğunu unutuyorum. Bedenin kaldırabileceği Mana limitine yaklaşıyor. Bu yüzden absorbe ettiğinde bedeninde tutabileceğin Mana miktarı, limite yaklaştıkça düşecek. Mana ve Beden birlikte güçlendirilmelidir.”
“Bir bardağa okyanusu sığdıramazsın.” diye devam etti Seraphina.
“Şu anki halin, okyanusa kıyasla sadece bir bardak su alabilir. Eğer daha fazlasını zorlarsan, bedenin içeriden patlar. Mana kapasiteni artırmak istiyorsan, vücudunu da aynı oranda güçlendirmek zorundasın. Bu ikisi, bir kuşun iki kanadı gibidir. Biri eksikse uçamazsın.”
“Peki bunu nasıl yapacağım?” diye sordu.
“Vücudumu geliştirmek için bildiğim tek yol seviye atlamak, yaratık eti yemek veya iksir içmek. Mana için Mantram var ama bedenimi sistematik olarak güçlendirecek, Manama ayak uydurmasını sağlayacak özel bir tekniğim yok.”
Seraphina’nın sesi zihninde güven verici, ama bir o kadar da gizemli bir tonda yankılandı. “Merak etme. Aceleci olma. Seviye 100’e ulaştığın ve sistemden ‘İlk Başlığını’ aldığın zaman sana özel bir teknik öğreteceğim. Bu sayede bedenini, mana kapasitenle yarışacak seviyede, sorunsuzca güçlendirebileceksin.”
Aren duraksadı. “Neden Seviye 100? Neden şimdi değil? Eğer o teknik bu kadar güçlüyse, şimdi öğrenmem hayatta kalma şansımı artırmaz mı?” dedi.
Seraphina derin, ciddi bir nefes aldı. Sesi, bir uyarı gibi keskinleşti. “Oldukça sabırsızsın değil mi? Çünkü bu tekniği ölmeden uygulayabilmen için bedeninin belli bir dereceye ulaşması gerekiyor.” dedi.
“Şu anki halinle, ‘Lekesiz Fiziğe’ sahip olsan bile, o tekniği denediğin anda kemiklerin basınca dayanamayıp toza dönüşür, kas liflerin kopar. Seviye 100, bir canlının biyolojik sınırlarını aşıp, ‘Aşağı Irk’ zincirlerini kırdığı ilk gerçek eşiktir. Oraya gelene kadar sabretmek ve mevcut yöntemlerle idare etmek zorundasın.”
Aren, Seraphina’nın açıklamasını sindirdi. Mantıklıydı.
“Aynı zamanda seviye 100’e ulaştığın zaman doğuştan gelen potansiyelin uyanacak ve içinde gizlenen sadece sana özel bir yetenek ortaya çıkacak. Biz bu yeteneğe “İlahi Yetenek” deriz. ‘İlahi Yetenekler’ anlaşılamaz ve mistiktir. Rick’in yeteneği buna bir örnek.”
Aren sakin bir ifadeyle “Ama Rick seviye 100 olamayacak kadar zayıf görünüyordu.” Dedi.
Seraphina ciddi bir sesle “Evet ben de buna şaşırdım. Neden olduğunu bilmiyorum bir şekilde seviye 100 olmadan ‘İlahi Yeteneğini’ uyandırmıştı. Bu oldukça nadir görülen bir durum.”
Seraphina yaşanan olaylardan dolayı kendini fazlasıyla suçlu hissediyordu.
“Aren sana çok fazla yardım ettim ve bazı konularda bana bağımlı hale geldin. Bu bağımlılığın gardını çok kolay indirmene sebep oldu. Görüyorsun ya şu anki halimle ‘her şeye kadir’ bir varlık değilim. Hatalar yapıyorum. Benim Golemi ve Rick’i hissedememem yüzünden az kalsın ölüyordun. Hatta Golemin biraz zekâ geliştirdiğini ve bu sayede kendini patlatacağını bile öngeremedim. Zihnim ve hislerim ruhuma aldığım yaralar yüzünden bulanık. Bu yüzden bir süreliğine uyumaya karar verdim. “
“Seni asla suçlamadım Seraphina.” Dedi Aren.
Seraphina gülümsedi. “Biliyorum.” Dedi.
Aren’in zihni yalnızlığına gömülmeden önce içini ısıtan iki kelime yankılandı.
“Dikkatli ol.”
Aren sakinliğini koruyarak ayağa kalktı ve mağaranın çıkışına doğru bir adım attı.
Ancak daha fazla ilerlemeden durdu.
Dışarıdaki ormanın kaotik seslerini dinledi. Sonra bakışlarını sol elindeki depolama yüzüğüne çevirdi.
“Henüz değil.” dedi kendi kendine.
Aren tekrar mağaranın ortasına oturdu. Elini boşluğa savurdu. Depolama yüzüğü parladı ve mağaranın zeminine devasa et kütleleri düştü.
Önce, daha önce yarısını yediği o devasa Ayının kalan parçaları.
Hemen yanına ise, Rick ve grubundan çaldığı, bir kamyonet büyüklüğündeki Yaban Domuzu.
Aren, siyah kılıcını çekip Yaban Domuzu’nun sert derisini yüzmeye başlarken.
Ve böylece, Aren’in münzevi hayatı başladı.
1.GÜN ve 2. GÜN Ayı eti bitmişti. Aren’in vücudu, ‘Ateşin Çocuğu’ pasifi sayesinde artık ateş enerjisini çok daha hızlı ve verimli işliyordu.
Midesindeki yanma hissi, yerini tatlı bir sıcaklığa bırakmıştı.
Mantra, bir değirmen taşı gibi sürekli dönüyor, vahşi enerjiyi öğütüp Aren’in mana havuzuna ve kas liflerine aktarıyordu.
3, 4 ve 5.GÜN Sıra Yaban Domuzuna gelmişti.
Bu yaratığın eti, ayıdan çok daha sert ve yoğundu. Her lokma, Aren’in çenesini zorluyordu.
Enerjisi ise daha hırçındı.
Aren, her yemekten sonra saatlerce meditasyon yapmak zorunda kalıyordu. Terliyor, titriyor ama durmuyordu.
Vücudundaki kaslar, gözle görülür bir şekilde sıkılaşıyor, kemikleri yoğunluk kazanıyordu.
7. GÜN Mağaranın içinde tek bir et parçası bile kalmamıştı. Sadece köşeye yığılmış devasa kemikler vardı.
Aren, mağaranın ortasında bağdaş kurmuş oturuyordu. Gözleri kapalıydı. Vücudundan ısı dalgaları yayılıyordu.
Aren, son enerji kırıntısını da özümsediğinde, vücudundan altın rengi bir şok dalgası yayıldı.
Gözlerini açtı. Ela gözlerindeki altın halka, artık çok daha belirgin ve parlaktı.
Cübbesi özenle oyulmuş gibi görünen kaslarını saklamakta zorlanıyordu.
“Yedi gün...” dedi Aren, sesi mağarada tok bir şekilde yankılandı. Ses telleri bile güçlenmişti.
Ayağa kalktı.
Eklemlerinden top atışını andıran kütleme sesleri geldi. “Kontrol edelim.”
Başlık: Yok
Seviye: 19
İsim: Aren Khan
Irk: İnsan
Fizik: Lekesiz Fizik
Soy: Yok
Yaş: 26
Boy: 197CM
Kilo: 95KG
Canlılık:73->85
Güç:69->82
Çeviklik:63->70
Dayanıklılık:86->95
Zekâ:122->129
Bilgelik:112->119
Ruh:200-207
Mana:150->163
Yetenekler:
Kan Arzusu (Pasif), İleri Seviye Kılıç Ustalığı (Pasif), Hayalet Adım (Pasif), İlahi Anka Kuşu Mantrası 1.Bölüm (Pasif & Aktif), Temel Görüş (Aktif), Mana Güçlendirmesi (Aktif), Ateşin Çocuğu (Pasif)
Dayanıklılığı neredeyse 100’e dayanmıştı. Gücü ise korkutucu seviyelere ulaşmıştı. Seviye atlamamıştı belki ama istatistikleri fazlasıyla artmıştı.
“Artık gidebilirim.”


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı