insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Aren, kılıcını eline aldı. Cübbesinin üzerindeki külleri silkeledikten sonra mağaranın dar girişinden dışarı çıktı.
Kızıl Orman, her zamanki kasvetiyle onu karşıladı. Gökyüzündeki volkanik bulutlar dönüyor, ormanın derinliklerinden vahşi kükremeler yükseliyordu.
Aren topraktan güç alarak ileri fırladı. Adımları hafif ve hızlıydı.
Aren rastgele bir yön seçti ve ormanın derinliklerine daldı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra, sol tarafındaki yoğun bitki örtüsünün arasında garip bir hareketlilik sezdi.
Yapraklar kımıldamıyordu ama içgüdüleri ona bir şeylerin yanlış olduğunu haykırıyordu.
Aren durdu ve ‘Temel Görüş’ yeteneğini aktif etti.
Dünya grileşirken, üç tane parlak, turuncu aura belirdi. Saldırmak için doğru anı kolluyorlardı.
Aren, fark etmemiş gibi yaparak yürümeye devam etti.
Bu bir Panter’di. Ya da daha doğrusu panteri andıran bir yaratıktı. Simsiyah kürkü onu bu ormanda neredeyse görünmez kılıyordu.
Ama Aren hazırlıklıydı.
Panter havada pençesini savurduğu anda, Aren hafifçe eğildi. Kılıcını çekmesiyle savurması bir oldu.
Siyah kılıcın üzerindeki altın parıltı karanlığı yardı.
Panterin ikiye ayrılan bedeni Aren’in iki yanına düştü.
Deneyim kazanıldı.
Diğer iki panter, arkadaşlarının düştüğünü görünce tereddüt etmeden aynı anda saldırdılar. Biri önden, diğeri arkadan.
Aren olduğu yerde döndü. ‘Ateşin Çocuğu’ olması sayesinde, manasına dilediği gibi ateş enerjisini enjekte edebiliyordu. Kılıcı havada titreşirken etrafında yakıcı bir ısı dalgası oluşturdu.
Kesik sesleri ve yanık et kokusu.
Saniyeler içinde, pusu kuran avcılar ava dönüşmüştü.
Deneyim kazanıldı.
Deneyim kazanıldı.
‘Çok zayıf.’ Diye düşündü.
Aren, panter cesetlerinin üzerinden atlayarak ormanın daha derin, daha karanlık bölgelerine doğru ilerledi.
Aren, Kızıl Orman’ın giderek çürüyen dokusu içinde sessizce ilerliyordu.
İlerledikçe havadaki o kükürtlü, boğucu sıcaklık yavaş yavaş kırıldı; yerini derisine işleyen hastalıklı ve nemli bir serinliğe bıraktı.
Ayaklarının altındaki kuru, çatlak volkanik toprak, her adımında biraz daha yumuşuyor, adeta onu içine çekmek isteyen siyah ve yapışkan bir batağa dönüşüyordu.
Kızıl yapraklar yerini gri, hastalıklı dallara, sıcak volkanik toprak ise yerini yapışkan, siyah bir çamura bırakmıştı.
‘Çok garip. Volkanik bir biyomdayız böyle bir yer burada var olmamalı.’
Aniden durdu.
İleride, ağaçların seyreldiği o ölü bölgeden çatışma sesleri geliyordu. Metalin metale çarpma sesi, buzun kırılma sesi ve boğuk, öfkeli hırıltılar.
Aren, 'Hayalet Adım'ı kullanarak ses çıkarmadan bir ağacın gölgesine süzüldü. Manzarayı görebileceği bir konuma yerleşti ve 'Temel Görüş' yeteneğini aktif etti.
Gözlerinde altın parıltılar belirdi.
Gördüğü şey, beş metre boyunda, simsiyah, obsidyenden yapılmış bir kâbustu. Kollarından biri devasa bir orak şeklindeydi ve her hareketinde göğüs kafesinden etrafa mor, zehirli bir gaz yayıyordu.
Yaratığın hiçbir element yakınlığı yoktu fakat gücü Aren’in karşılaştığı bütün yaratıkları gölgede bırakıyordu.
Yaratığın karşısında ise tanıdık buz gibi bir figür vardı.
Lilith.
Otel lobisindeki o temiz, kusursuz halinden eser yoktu. Mavi zırhı parçalanmış, alnından akan kan sol gözünü kapatmıştı.
Elindeki buzdan yapılmış gibi görünen beyaz kılıcıyla umutsuzca savaşıyordu. Kılıcını her savurduğunda etrafa dondurucu bir soğuk dalgası yayılıyor, altındaki siyah balçığı donduruyordu.
Ama nafile.
Lilith’in buz saldırıları, yaratığın obsidyen derisine çarptığında cam gibi parçalanıyordu. Yaratık, bu saldırılardan etkilenmişe bile benzemiyordu.
Aren, olduğu yerde kıpırdamadan izledi.
Zihni soğuk bir bilgisayar gibi çalışmaya başladı.
‘Biraz daha bekleyeceğim ve en kritik anda savaşa dahil olacağım. Bu şekilde onu etkilemek daha verimli olur. Aynı zamanda yaratığı gözlemleyerek saldırı ve savunma gücünü ölçebilirim. Bu sayede savaşırken riski de en alta indirmiş olurum.’
Savaş devam etti.
Yaratık, devasa cüssesine rağmen korkutucu derecede hızlıydı.
Orak kolunu savurduğunda hava yırtılıyor gibi ses çıkarıyordu.
Lilith, bu saldırıları bloklamak yerine kaçınmak zorundaydı. Bir kez bloklamayı denediğinde, buz kılıcı çatlamış ve metrelerce geriye savrulmuştu.
‘Yaratığın fiziksel gücü benden yüksek olabilir. Kafa kafaya çarpışmak riskli.’
Lilith, son bir çabayla manasını topladı.
Yerden devasa buz mızrakları çıkarıp yaratığın göğsüne fırlattı. Mızraklar yaratığa çarptı ama sadece yüzeyde yüzeysel çizikler bırakarak parçalandı.
‘Büyü direnci çok yüksek. Ya da en azından buza karşı dayanıklı. Derisi doğal bir zırh görevi görüyor.’
Lilith’in hareketleri giderek yavaşlıyordu.
Yüzü kireç gibi beyazlamıştı. Yaratığın yaydığı o mor gazı soludukça manası tükeniyor, kasları zayıflıyordu.
‘Zehir. Yakın dövüşte sürekli maruz kalacağım. Tehlikeli.’
Yaratık güçlüydü, dayanıklıydı ve zehirliydi. Ama yenilmez değildi. Hareketleri biraz hantaldı.
O sırada, durum kritik bir noktaya ulaştı.
Lilith, zehrin etkisiyle sendeledi. Ayağı siyah balçığa takıldı ve dizlerinin üzerine düştü. Kılıcını kaldırmaya çalıştı ama kolları titriyordu. Manası tükenmişti.
Yaratık, avının düştüğünü görünce gıcırtılı, tatmin olmuş bir ses çıkardı.
Beş metrelik devasa gövdesiyle Lilith’in üzerine yürüdü. Devasa orak kolunu havaya kaldırdı. Gölgesi, yerdeki çaresiz kızın üzerine düştü.
Lilith başını kaldırdı. Buz mavisi gözlerinde korku yoktu, sadece yaklaşan ölümü kabulleniş vardı.
Aren, ağacın gölgesinde derin bir nefes aldı.
Birini müttefik yapmanın en iyi yolu, ona asla ödeyemeyeceği bir borç vermekti. Ve hayatından daha büyük bir borç yoktur.
‘Şimdi.’
Yaratığın orağı, ölümcül bir kavis çizerek inmeye başladı.
Aren, saklandığı yerden patlayıcı bir güçle fırladı.
Vücudundaki tüm manayı bacaklarına ve kılıcına pompaladı. Siyah kılıç, kör edici bir altın alevle kaplandı.
Aren, siyah balçığın üzerinde altın bir şimşek gibi ilerledi.
Orak, Lilith’in boynuna sadece santimler kala, Aren araya girdi.
Metal ve obsidyenin çarpışma sesi ormanda yankılandı.
Aren, kılıcını iki eliyle tutarak orağı durdurmuştu. Yaratığın muazzam gücü altında dizleri titredi, ayakları altındaki çamur çöktü ama geri adım atmadı.
Altın alevler ile yaratığın karanlık hiçliği birbirine sürtündü.
Yerde ölümü bekleyen Lilith, gözlerini açtı.
Gördüğü ilk şey, önünde duran, sırtı kendisine dönük, siyah cübbeli figürdü. Kılıcından yayılan altın ışık, karanlık ormanı aydınlatıyor, onu adeta gökten inmiş bir kurtarıcı gibi gösteriyordu.
Bu sahne, herhangi bir masal kitabından fırlamış gibi kahramancaydı.
Tabii Aren’in yüzündeki o buz gibi sakin ifadeyi kimse görmüyordu.
Aren, yaratığın baskısına direndi. Başını hafifçe omzunun üzerinden çevirip, şok içindeki Lilith’e baktı.
“İyi misin?” dedi Aren, sesi sakin ama bir o kadar da soğuktu.
Lilith kanlı yüzünde şaşkın bir ifadeyle “Sen…” dedi.
Aren, ani bir güç patlamasıyla kılıcını itti ve yaratığın orağını savuşturdu.
Yaratık dengesini kaybedip bir adım gerilerken, Aren boşta kalan eliyle Lilith’i zırhının yakasından yakaladığı gibi ayağa kaldırdı.
“Git.”
Aren, kızı sertçe geriye, güvenli bir mesafeye doğru fırlattı. Lilith bir çuval gibi yere düştü ama en azından saldırı menzilinin dışındaydı.
Aren tekrar yaratığa döndü. Siyah kılıcını yan tarafında tuttu, altın alevler toprağı yalıyordu.
Yaratık, avının elinden alınmasına öfkelenerek kükredi ve mor gazı daha yoğun bir şekilde püskürtmeye başladı.
Aren daha mor gazı daha fazla solumamak için geriye doğru birkaç adım attı ve nefesini tuttu.
Yaratık, Aren’in uzaklaştığını gördüğü anda devasa orağını gökyüzüne doğru kaldırdı, dikey bir kesiş yapmak ve onu ortadan ikiye ayırmak istiyordu.
‘Dövüş zekâsı fazlasıyla düşük.’ Diye düşündü Aren.
Aren’in hızıyla yaratıkla arasındaki mesafeyi kapatmak ve yaratığın adeta ‘gel beni kes’ diyerek açtığı açıklığı kullanmak çocuk oyuncağıydı.
‘Onu hemen öldürmeyeceğim. Eğer bu yaratığı hiç zorlanmadan, saniyeler içinde yok edersem, Lilith benden minnetten çok korku duyacak ve beni öngörülemez bir tehdit olarak görecektir. Ancak kendi hayatımı riske atıp, onu ucu ucuna kurtarırsam, duyguları devreye girecek ve bana sarsılmaz bir can borcu hissedecektir. 1. Kuralı uygulamak ve gelecekte Hayatta kalabilmek için güvenilir ve yetenekli piyonlara ihtiyacım olacak. Bu küçük teatral gösteri, geleceğim için iyi bir yatırım.’
Yaratığın devasa orağı, havayı iğrenç bir ıslık sesiyle yararak Aren’in üzerine doğru inerken, Aren siyah kılıcını iki eliyle sımsıkı kavrayıp yukarı kaldırdı.
Obsidyen ile metalin çarpışmasından doğan şok dalgası, etraflarındaki siyah balçığı bir krater gibi dışarıya doğru itti.
‘Güçlü. 7 gün önceki benin bu yaratığın karşısında şansı olmazdı.’
Aren, bunu düşünürken bilerek dizlerini büktü. Yaratığın muazzam gücü altında eziliyormuş gibi bir izlenim yaratmak için yüzünü buruşturdu, dişlerini sıktı ve boğuk bir inilti çıkardı. Kılıcı tutan ellerini kasten titretiyordu
Yerde çaresizce yatan Lilith’in buz mavisi gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Aren’in o darbeyi nasıl karşıladığını aklı almıyordu ama adamın gözlerindeki o 'çaresiz' direnişi görebiliyordu.
Yaratık, kurbanının direncini kırmak istercesine orağına daha fazla yüklendi. Aynı anda göğüs kafesindeki boşluklardan fışkıran mor, zehirli gaz yoğunlaştı ve Aren’i bir sis bulutu gibi sardı.
Aren’in teninden yayılan görünmez, yakıcı mana, mor gazı cızırdayarak yakıyor, onu tamamen zararsız bir hale getiriyordu. Aren, zehrin tek bir zerresini bile hissetmiyordu.
Ama dışarıdan izleyen biri için bu ölümcül bir andı. Aren, tiyatroyu sürdürmek için kasten şiddetle öksürmeye başladı. Nefesi kesilmiş, zehirden boğuluyormuş gibi bir ifade takındı.
Kılıcını güçlükle yana kaydırıyormuş gibi yaparak orağın yönünü saptırdı ve geriye doğru hantal, çaresiz görünen birkaç adım atıp mesafeyi açtı. Nefes nefese kalmış gibi omuzlarını indirip kaldırıyordu.
Yaratık, avının zayıfladığını düşünerek kükredi ve devasa adımlarla tekrar üzerine atıldı.
Yaratık, orağını bir kez daha yatay olarak savurdu. Aren, bu kez kasten yavaş davrandı. Son anda yere atlayarak çamura bulandı. Kraliyet Ejderha İpek Cübbesi siyah balçığa bulandı. Dışarıdan bakıldığında, sınırlarını aşmış, ayakta zor duran bir adam gibi görünüyordu.
Aren, yerden kalkarken sendeledi. Yaratık, bu 'açığı' affetmedi ve koca ayağıyla Aren’i ezmek için havaya kalktı.
‘Bu kadarı Yeterli. İlk olarak o kolu gövdesinden ayıracağım.’
Yaratığın ayağı inmek üzereyken, Aren’in o yorgun, tükenmiş duruşu bir anda silindi. Gözlerindeki altın halka kör edici bir parlaklığa ulaştı.
Aren’in bedeni bir anlığına bulanıklaştı. Yaratığın ayağı sadece çamuru ezerken, Aren çoktan yaratığın sağ tarafında, zayıf omuz ekleminin tam altında belirmişti.
Mana Havuzundaki enerjiyi kılıcına pompaladı. Siyah kılıç, adeta minyatür bir güneşe dönüşerek altın alevlerle kaplandı.
Aren, kılıcını aşağıdan yukarıya doğru muazzam bir güçle savurdu.
Metalin, sert kayayı parçalama sesi ormanı sağır etti. Yaratığın devasa orak kolu, omuz kökünden koparak büyük bir gürültüyle çamura saplandı.
Yaratık, hissettiği bu ani 'uzuv kaybıyla' dengesini yitirdi ve acı dolu, gıcırtılı bir çığlık atarak geriye sendeledi. Mor gazı kontrolsüzce etrafına saçılıyordu.
Aren durmadı. Bacaklarındaki patlayıcı güçle havaya sıçradı. Yerçekimine meydan okuyarak yaratığın göğüs hizasına geldi. Kılıcını iki eliyle başının üzerine kaldırdı ve tüm gücüyle yaratığın boyun köküne indirdi.
Altın alevler, yaratığın kalın boynunu bir kâğıt gibi yardı geçti.
Yaratığın başsız bedeni bir saniye kadar olduğu yerde dikildi, ardından dizlerinin üzerine çöktü ve volkanik zemine yığıldı.
Önünde peş peşe ekranlar belirdi.
Seviye 19>Seviye 20
Seviye 20>Seviye 21
Seviye 21>Seviye 22
Seviye 22>Seviye 23
Seviye 23>Seviye 24
‘Art arda 5 seviye.’
Aren, havada asılı kalan bildirimleri sakince okurken kılıcındaki karanlık kalıntıları silkeledi. Seviye atlamanın getirdiği o yenilenme hissi vücuduna yayılırken, rolüne geri döndü.
Kılıcını yüzüğüne gönderdi.
Bilerek dizlerinin üzerine çöktü, bir elini çamura dayadı ve sanki tükenmiş gibi şiddetle solumaya başladı.
Birkaç saniye o şekilde durduktan sonra, zorlukla ayağa kalkıyormuş gibi yaptı.
Ardından, omuzlarını düşürerek ve sanki her adımı acı veriyormuş gibi hafifçe topallayarak Lilith’e doğru yürüdü.
Lilith, çamurun içinde öylece oturuyordu. Buz mavisi gözleri, az önce parçalanan devasa yaratıktan Aren’e kaymıştı. Gururu paramparçaydı, ancak bu adamın kendisi için o zehirli gazın içinde nasıl ölümle burun buruna geldiğini kendi gözleriyle görmüştü. Rasyonel zihni ona tek bir şey söylüyordu: Hayatını bu adama borçluydu.
Aren, Lilith’in önünde durdu.
Kırık buz kılıcına yaslanarak zorlukla ayağa kalktı. Uzun boyuna rağmen, Aren’in 197 cm’lik cüssesinin karşısında küçük kalıyordu.
“Neden?” diye sordu Lilith. Sesi hala soğuktu ama o kış rüzgârının içinde gizleyemediği bir sarsılma vardı.
"Çünkü güvenilir bir müttefike ihtiyacım var." dedi, sesi soluk soluğa ama bir o kadar da netti.
Lilith duyduğu bu cevap karşısında şaşırmıştı.
"Yine de... Tanımadığın birisi için hayatını bu kadar riske atmak... Pek akıllıca değil biliyorsun. Beni orada ölüme terk edip yaratık zayıfladığında da saldırabilirdin." Dedi.
Aren ciddi bir sesle “Bazen eylemler, sözlerin kanıtlayacağından daha fazla şey kanıtlar.” dedi.
Yüzüğünden küçük, yeşil sıvıyla dolu iki şişe çıkardı. Rick’in cesedinden aldığı panzehirdi.
Şişeyi Lilith’in ayaklarının dibindeki çamura attı.
“Panzehir.” dedi Aren. Sesi, yorgun ve hırıltılıydı.
Aren hiç beklemeden birini içti.
‘Feda edilebilir bir kaynak.’
Lilith çamurdaki şişeye, sonra da Aren’in gözlerine baktı. Zehirden dolayı titreyen elleriyle şişeyi aldı, tereddüt etmeden kapağı açıp tek dikişte bitirdi.
İksirin etkisi hızla kendini gösterdi; damarlarında dolaşan mor renk soldu, nefes alışverişi düzene girdi.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı