Rick’in sinsi sesi, Kızıl Orman’ın kükürtlü rüzgârında yankılanırken, Aren’in bilinci bir ip üzerinde yürür gibi gidip geliyordu.
Aren, sırtını yasladığı kömürleşmiş ağaçtan güç alarak hafifçe doğruldu. Bu basit hareket bile kaburgalarındaki kırıkların birbirine sürtünmesine neden oldu, ama yüz ifadesi değişmedi. Ağzındaki kanı yere tükürdü; kan, volkanik toprakta cızırdayarak buharlaştı.
“Beni bırakacaksın öyle mi?” dedi Aren. Sesi, boğazındaki yanıklardan dolayı hırıltılıydı ama içinde en ufak bir korku kırıntısı yoktu. “Tıpkı James’e yaptığın gibi mi Rick?”
Rick’in yüzündeki o sinsi gülümseme bir anlığına dondu, ardından daha da vahşi bir hal aldı. “James zayıftı Aren. O bir yüktü. Ve bir yükten kurtulmak, merhametin en saf halidir. Ama görüyorum ki hala konuşacak dermanın var.”
Mızraklı ve kılıçlı adam, Rick’in bir işaretiyle Aren’in etrafını daha da daralttı. Rick yayını gerdi, okun ucundaki yeşil zehir, alacakaranlıkta parlıyordu.
Seraphina’nın ciddi sesi zihninde yankılandı. “Manan kritik seviyede. Vücudun limitinde. Hızlı olmalısın. Eğer savaş uzarsa, kaybedersin.”
Aren’in sağ eli, siyah kılıcının kabzasını öyle bir sıktı ki, eldivenlerinden gelen gıcırtı duyuldu. Cevap vermedi. Konuşarak daha fazla enerji harcamak istemiyordu.
Rick kahkaha attı. Yanındaki mızraklı ve kılıçlı adama başıyla işaret verdi.
“Gördünüz mü? Aslanımız yarı ölü halde ama hala direnmek istiyor. Onu fazla acı çektirmeden halledin çocuklar.”
Aren’in gözleri kısıldı.
‘Üç kişi. Biri yakın, biri orta mesafe. Rick ise uzaktan destek verecek. Klasik ama etkili.’
Kılıçlı adam, Aren’in yaralı halinden cesaret alarak pervasızca atıldı. Bağırarak kılıcını savurdu.
Hızlıydı. Ama Aren için yeterince hızlı değildi.
Aren, yaralı olmasına rağmen yüksek istatistiklerinin verdiği reflekslere hala sahipti.
Adamın kılıcı havayı yararken, Aren olduğu yerde hafifçe yana döndü. Kılıç, cübbesinin boşluğunu kesti.
Adam şaşkınlıkla gözlerini açtı. Aren’in bu kadar çevik olmasını beklemiyordu.
Aren, siyah kılıcını ters bir tutuşla kavradı. Mana kullanmadı. Buna ihtiyacı yoktu. 61 Güç istatistiği, saf kas gücüyle bile ölümcüldü.
Kılıcın kabzasını, adamın şakağına sertçe geçirdi.
Kafatası kemiğinin kırılma sesi ormanda yankılandı. Kılıçlı adamın gözleri kaydı, bedeni bir kukla gibi yere yığıldı. Ölmemişti ama bilinci tamamen kapanmıştı.
Bir daha uyanıp, uyanmayacağı belirsizdi.
Mızraklı adam, arkadaşının tek hamlede yere serildiğini görünce panikle duraksadı.
“Ne?!”
“Aptallar!” diye bağırdı Rick arkadan. Yayını çoktan germişti. “Oyalanma, öldür onu!”
Rick, kirişi bıraktı. Yeşil sıvı damlayan zehirli ok, Aren’in göğsüne doğru vızıldadı.
Aren oku gördü.
Normalde rahatça yakalayabileceği bir hızdı ama şu an vücudu komutlarına geç tepki veriyordu.
Kılıcını kaldırdı.
Ok, kılıcın geniş yüzeyine çarparak sekti. Ancak çarpışmanın etkisiyle Aren’in bileği sızladı ve geriye doğru sendeledi.
Mızraklı adam bu fırsatı kaçırmadı. Mızrağını Aren’in karnına doğru sapladı.
Aren kaçacak durumda değildi.
Aren, sol elini, yani boş olan elini ileri uzattı. Mızrağın ucunu, avucunun içiyle yakaladı.
Keskin metal, deri eldiveni geçemedi. Mızraktan gelen darbe bütün vücuduna yayıldığında Aren’in yüzünde acı dolu bir ifade belirdi.
Aren kan öksürdükten sonra mızrağı eliyle iyice tuttu.
Mızraklı adam, silahını çekmeye çalıştı ama nafileydi. Mızrak, Aren’in eline bir mengene gibi kilitlenmişti.
Aren başını kaldırdı. Yanık yüzü ve altın rengi parıldayan ela gözleri, mızraklı adamın kâbusu oldu.
Görünmez, boğucu bir öldürme niyeti adamın üzerine çöktü. Pasif yetenek ‘Kan Arzusu’ devreye girmişti. Onlarca ‘canlıyı’ öldürdükten sonra Aren’in kan arzusu fazlasıyla güçlenmişti.
Adamın dizleri titredi, nefesi kesildi. Karşısındaki şeyin yaralı bir insan değil, köşeye sıkışmış bir canavar olduğunu o an anladı.
“Bı-Bırak…” diye kekeledi adam.
Aren, adamı mızrağından tutarak kendine doğru çekti.
Sağ elindeki siyah kılıç, bir yay çizdi.
Mızraklı adamın çığlığı, boğazının kesilmesiyle birlikte boğuk bir hırıltıya dönüştü. Bedeni yere yığılırken elleri hala boğazını tutmaya çalışıyordu.
Deneyim kazanıldı.
Aren, elindeki mızrağı tiksinerek fırlattı.
Bakışlarını yavaşça Rick’e çevirdi.
Rick’in yüzündeki o kibirli sırıtıştan eser kalmamıştı. Yayı tutan eli titriyordu. İki adamı, saniyeler içinde, hem de yaralı bir adam tarafından katledilmişti.
“Sen… Sen nesin be?!” diye bağırdı Rick, geri geri adım atarken. Bir ok daha atmaya çalıştı ama korkudan oku kirişe oturtamadı. Ok elinden kayıp yere düştü.
Aren, kan damlayan kılıcıyla ona doğru yürümeye başladı. Topallıyordu, her adımı acı veriyordu ama durmuyordu.
Rick ona barken sanki celladını görmüş gibi geriye doğru adımlar atıyordu.
Rick’in sırtı bir ağaca çarptı. Kaçacak yeri kalmamıştı.
“Bekle! Bekle anlaşabiliriz!” Rick, ellerini havaya kaldırdı.
“İksirler! Evet, iksirler bende! Hepsini sana veririm! İyileştirme iksirleri, panzehirler… Hepsi senin olsun! Sadece beni bırak!”
Aren durdu. Rick’in birkaç adım önündeydi.
“İksirler mi?” dedi Aren, başını hafifçe yana eğerek.
“Evet! Evet!” Rick, Aren’in durduğunu görünce umutlandı. Hızla belindeki çantayı çıkardı ve Aren’e doğru uzattı.
“Al! Hepsi içinde.”
Aren çantaya baktı. Sonra Rick’in gözlerine.
“O iksirleri zaten alacağım.” dedi Aren.
Rick’in gözleri dehşetle büyüdü.
“Bekle! Lütfen! Benim bir yeteneğim var. Sana başkalarını bulmanda yardım edebilirim! Hatta gizlenmene yardım edebilirim. İstediğin her şeyi yaparım lütfen. Sadece beni öldürme.”
‘Yeteneği çok işe yarar ancak ona güvenemem. Özellikle bu kadar yaralıyken. Onu öldürmeliyim.’ Diye düşündü Aren.
Rick son bir umutla elini belindeki hançere götürmeye çalıştı. James’i öldürdüğü o sinsi hamleyi Aren’e de yapacaktı.
Ama Aren, James değildi.
Kılıç parladı.
Aren’in hamlesi o kadar hızlıydı ki, Rick acıyı hissetmeden önce görüntüyü gördü.
Rick’in hançere uzanan sağ kolu, dirseğinden koparak yere düştü.
“AAAAAGGHHH!”
Rick, kanayan yarasını tutarak yere yığıldı. Çığlıkları Kızıl Orman’da yankılandı. Salyaları, sümükleri ve gözyaşları birbirine karışmıştı.
“Lütfen! Lütfen öldürme! Yemin ederim bir daha karşına çıkmam!”
Siyah kılıç indi.
Rick’in yalvarışları, keskin bir sessizliğe gömüldü. Kafası gövdesinden ayrılarak toprağa yuvarlandı.
Deneyim kazanıldı.
TEBRİKLER!
Seviye 18>Seviye 19
İstatistikleriniz 1 puan arttı.
Orman tekrar sessizliğe büründü.
Aren, derin bir nefes verdi ve o an vücudunu ayakta tutan adrenalin çekildi. Bacakları titredi ve olduğu yere, Rick’in kanlı cesedinin yanına yığıldı.
“İyi iş çıkardın.” dedi Seraphina.
“İyileştirme iksirleri.” dedi Aren, Rick’in yere düşürdüğü çantayı kendine çekerek.
Tahmin ettiği gibi içerisinde iki şişe kırmızı renkli ‘İyileştirme İksiri’ ve birkaç tane zehir veya panzehir olduğunu düşündüğü şişeler vardı.
Aren hiç düşünmeden kırmızı şişelerden birini açtı ve kafasına dikti.
Tadı iğrençti ama etkisi inanılmazdı.
İksir midesine iner inmez, vücudunda serinletici bir dalga yayıldı. Kaburgalarındaki batma hissi azaldı, yanık yüzündeki deri gerildi ve kaşınmaya başladı. Bu canlılık iksiri içtiği zamana benziyordu fakat etkileri önemli ölçüde azdı.
“Ah…” Aren rahatlayarak başını ağaca yasladı. “Bu gerçekten iyi geldi.”
İkinci şişeyi de hiç beklemeden hemen ardından içti.
Aren ‘Lekesiz Fiziğinin’ iyileştirme faktörü ve iyileştirme iksiri sayesinde şimdi biraz daha iyi hissediyordu. Basit hareketleri yaparken eskisi kadar acı çekmiyordu.
Aniden ormanın derinliklerinden tehlikeli kükremeler duyuldu. Sesler git gide yakınlaşıyordu.
Vücudu dinlenmek için yalvarıyordu ama zihni hayatta kalma modundaydı. Yine de içtiği iyileştirme iksiri onu buradan güvenle uzaklaştırabilecek kadar iyileştirmişti.
“Gidelim.”
Aren, son bir gayretle oradan uzaklaştı. Koşmuyordu, çünkü koşacak hali yoktu. Gölgelerin arasında, yaralı bir kurt gibi sessizce süzülüyordu.
Arkadan gelen yırtıcı sesleri, az önce savaştığı açıklığa ulaştıklarında şiddetlendi. Yaratıklar, Rick ve adamlarının cesetleri için birbirlerine girmişlerdi bile.
Aren bu kaosu fırsat bilerek izini kaybettirdi.
Yaklaşık otuz dakika sonra, devasa kayalıkların oluşturduğu dar bir çatlak buldu. Girişi sarmaşıklarla ve dikenli çalılarla gizlenmişti. İlk bulduğu mağaraya benziyordu fakat İçerisi dar ve basıktı ama şu an onun için bir saraydan farksızdı.
Aren kendini içeri attı ve sırtını ılık taşa yaslayarak yere çöktü.
Aren derin bir nefes aldı. İçtiği iyileştirme iksiri etkisini göstermeye devam ediyordu ama vücudu onu dinlemeyerek yavaş yavaş mayışıyordu.
“Uyumamalıyım.” Dedi. Ama göz kapakları onu dinlemeyi reddediyordu.
Aren daha fazla dayanamadı ve bitkin vücuduyla kendisini tatlı uykunun kollarına bıraktı.
Aren gözlerini açtığında, ne kadar uyuduğunu bilmiyordu.
Mağaranın içi zifiri karanlıktı, sadece çatlaklardan sızan cılız, kızıl bir ışık içeriyi aydınlatıyordu.
İlk fark ettiği şey, sessizlikti. Ormanın gürültüsü, uzaktan gelen boğuk bir uğultuya dönüşmüştü.
İkinci fark ettiği şey ise kokuydu.
Keskin, metalik ve yanık deri kokusu.
Elini yüzüne götürdü. Yanıklar yüzünden gerilen derisi, şimdi pul pul dökülüyordu. İyileştirme iksiri işini yapmıştı. Yüzündeki ve vücudundaki ağır yanıkların yerini, taze, pembe bir deri almıştı. Kaburgalarındaki batma hissi tamamen kaybolmuştu.
“Prenses uykusunu aldı mı?”
Seraphina’nın alaycı sesi zihninde yankılandı.
Aren, uyuşukluğu üzerinden atmak için omuzlarını esnetti. Eklemleri kütürdedi.
“Ne kadar uyudum?” diye sordu, sesi uykudan dolayı çatallıydı.
“Yaklaşık altı saat. Şanslısın ki hiçbir yaratık burayı fark etmedi.” Dedi Seraphina.
Aren derin bir nefes aldı. Ayağa kalkmaya çalıştı ancak muazzam bir acı onu karşıladı.
“Vücudun hala tam olarak iyileşmedi. Birkaç gün burada dinlensen iyi olur.” Seraphina kısa bir an duraksadı, ses tonu ciddileşti.
Aren başını sallayarak onayladı.
Bir süredir kontrol etmediği istatistiklerine bakmaya karar verdi.
Başlık: Yok
Seviye: 19
İsim: Aren Khan
Irk: İnsan
Fizik: Lekesiz Fizik
Soy: Yok
Yaş: 26
Boy: 192CM
Kilo: 88KG
Canlılık:65->73
Güç:61->69
Çeviklik:55->63
Dayanıklılık:77->86
Zekâ:114->121
Bilgelik:104->111
Ruh:192->199
Mana:100->116
Yetenekler:
Kan Arzusu (Pasif), İleri Seviye Kılıç Ustalığı (Pasif), Hayalet Adım (Pasif), İlahi Anka Kuşu Mantrası 1.Bölüm (Pasif & Aktif), Temel Görüş (Aktif), Mana Güçlendirmesi (Aktif)
Aren gözlerini istatistik ekranına dikti. Zihni bir muhasebeci titizliğiyle rakamları tarıyordu.
“Seviye 13’ten 19’a.” diye mırıldandı. Aren istatistik ekranını kapattı.
Mağaranın içindeki hava, dışarıdaki Kızıl Orman’dan bile daha sıcaktı. Ancak bu sıcaklığın kaynağı volkanik zemin değil, Aren’in önünde duran o avuç içi büyüklüğündeki çiçekti.
Kızıl Lotus.
Çiçek, zifiri karanlık mağarayı, sanki minyatür bir güneşmiş gibi kızıla boyuyordu.
“Bunu nasıl yiyeceğim?” dedi Aren, yutkunarak.
İçgüdüleri Kızıl Lotusu yememesi için onu uyarıyordu.
Seraphina’nın sesi zihninde net ve uyarıcıydı. “Onu yemeyeceksin. Bu bitki yemek için değil. Eğer şu an ki bedeninle böyle bir şeye kalkışırsan muhtemelen içten dışa doğru eriyerek ölürsün.”
“Peki ne yapacağım? Sadece seyredecek miyim?” diye sordu Aren.
“Hayır.” dedi Seraphina.
“İlahi Anka Kuşu Mantrasını kullanarak, yavaşça Kızıl Lotusun bütün enerjisini tüketeceksin.”
Kızıl Lotus’u iki avcunun arasına aldı, Lotus’un yakıcı ısısını avuçlarında hissedebiliyordu. Acı dayanıklılığı fazlasıyla yüksek olan Aren umursamadı.
Aren, avuçlarında tuttuğu Kızıl Lotus’a bakıyordu.
Bitki, sanki canlı bir kalpmiş gibi elinin içinde atıyor, ritmik bir şekilde ısı dalgaları yayıyordu.
Mağaranın zifiri karanlığı, bitkinin yaydığı o büyüleyici, kan kırmızısı ışıkla aydınlanıyordu.
“Başlamaya hazır mısın?” dedi Seraphina.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı