Aren, düşünmeden geriye doğru sıçradı. Sıçradığı anda, az önce durduğu yere devasa bir lav kütlesi çarptı.
Lavlar, göletin içinden yükseldi, yükseldi ve şekil almaya başladı.
Önce iki kalın bacak, sonra geniş bir gövde ve en sonunda kayalardan oluşmuş, aralarından lavların aktığı korkunç bir kafa.
Dört metre boyunda, tamamen erimiş kaya ve ateşten oluşan bir canavar.
Yaratığın gözleri yoktu, sadece yüzünün ortasında kor gibi yanan yatay bir yarık vardı. Ağzını açtığında, mağara duvarlarını titreten, gıcırdayan bir kükreme duyuldu.
“GRAAAAAGHH!”
Bu bir lav golemiydi.
Kükremesiyle birlikte ağzından fışkıran lavlar etrafa saçıldı. Aren’in cübbesinin üzerine birkaç damla düştü.
Sıradan bir kumaş olsaydı anında alev alır, Aren’in derisine yapışırdı. Ama Kraliyet Ejderha İpek Cübbesi farklıydı, lav damlaları kumaşın üzerinden kayıp gitti.
“Çok güçlü. Dikkatli ol.” dedi Seraphina, sesi gergindi.
Aren, siyah kılıcını çekti.
Aren sakinliğini hiç bozmadan “Seraphina, böyle şeyleri biraz daha erken söylemen gerekmez mi? Ölebilirdim.” dedi.
Seraphina suçluluk dolu bir sesle “Haklısın. Üzgünüm.” Dedi.
Aren üstelemedi.
Golem, hantal görünümüne tezat bir hızla elini savurdu. Eli, bir balyoz gibi Aren’in üzerine indi.
Aren yana kaçtı. Golemin yumruğu yere çarptığında volkanik zemin patladı, taş parçaları şarapnel gibi etrafa saçıldı.
Aren, fırsatı değerlendirip Golemin koluna doğru bir hamle yaptı.
Mana Güçlendirmesi.
Altın alevlerle kaplı kılıç, Golemin koluna indi.
Kılıç, magma tabakasını kesti, kayaya ulaştı ama durdu. Kılıç, yoğun ve yapışkan magmanın içinde yavaşlamıştı.
Golemin diğer eli Aren’e doğru savrulurken, Aren kılıcını zorlukla çekip geriye takla attı.
“Onu bir et yığını gibi kesmeye çalışmayı bırak! O ‘aşırı elementten’ doğan bir ‘Golem’. Onu yok etmenin tek yolu, içindeki çekirdeği parçalamak.” Dedi Seraphina.
“Çekirdek mi?” Aren bir an duraksadı, bir yandan da Golemin ağzından fırlattığı lav topundan kaçınıyordu.
“Nasıl?”
“Gözlerin ne güne duruyor aptal!” diye azarladı Seraphina.
“Temel Görüşünü kullan! Onun manasının en yoğun olduğu, akışın başladığı o düğüm noktasını bul.”
Aren derin bir nefes aldı. Golemin bir sonraki saldırısını beklerken zihnini odakladı.
‘Temel Görüş.’
Gözlerinde o tanıdık altın parıltı belirdi.
Dünya bir anda değişti. Kızıl ormanın renkleri soldu, yerini gri tonlara bıraktı. Ancak karşısındaki Golem, kör edici bir turuncu ışık kütlesi halinde parlıyordu.
Golemin vücudunun içinde, mananın aktığı kanallar örümcek ağı gibi bütün vücuduna yayılmıştı.
Göğüs kafesinin biraz altında, kalbin olması gereken yerde değil, daha çok diyafram bölgesinde, yumruk büyüklüğünde, kor gibi yanan, yoğun bir enerji topu vardı. Bütün bu mana kanalları bu enerji topuna bağlıydı.
“Buldum.” dedi Aren.
Golem tekrar saldırıya geçti. İki elini birleştirip balyoz gibi Aren’i ezmek için havaya kaldırdı.
Bu sefer Aren kaçmadı. Hedef belliydi.
Dizlerini kırdı. Bütün gücünü bacaklarına yükledi.
Zemin çöktü. Aren, bir mermi gibi doğrudan Golemin üzerine fırladı.
Golemin hantal yumrukları yere inerken, Aren havada süzülüyordu.
Golemin gövdesindeki o parlak noktaya kilitlenmişti.
Aren, kılıcını iki eliyle kavradı ve var gücüyle Golemin göğsünün altına, o parlak enerji düğümüne doğru sapladı.
Siyah kılıç, erimiş kayayı delip geçti, içeriye gömüldü. Ve aniden sert bir şeye çarptı.
Metalik bir ses yankılandı. Kılıcın ucu, Golemin çekirdeğine dayanmıştı.
“ŞİMDİ!” diye bağırdı Seraphina. “Parçala onu!”
Aren durmadı. Mana Havuzundaki enerjinin yarısını, tek bir saniyede kollarına, oradan kılıca aktardı.
Altın renkli mana, kılıcın ucundan çekirdeğe muazzam bir basınçla yüklendi.
Golemin içindeki turuncu magma akışı aniden durdu. Göğsünün derinliklerinden bir çatırtı sesi geldi. Sanki cam bir küre balyozla kırılmıştı.
Göğsünün derinliklerinden bir çatırtı sesi geldi.
Golemin kükremesi boğuk bir iniltiye dönüştü.
Seraphina’nın endişeli sesi zihninde yankılandı “ÇABUK GERİ ÇEKİL!”
Seraphina’nın uyarısı ne yazık ki bir saniye geç kalmıştı.
Golemin içerisindeki basınç, bir bomba gibi patladı.
BOOOM!
Aren geriye doğru sıçramaya çalıştı ama patlamanın şok dalgası ondan daha hızlıydı. Patlamaya havadayken yakalandığı için, şok dalgası onu metrelerce geriye fırlattı.
Golemin parçalanan gövdesinden fırlayan, mermi hızındaki erimiş kaya parçaları tıpkı bir füzenin patladıktan sonra saçtığı şarapnel parçaları gibi havada vızıldadı.
Kraliyet Ejderha İpek Cübbesi, şarapnel parçalarını ve hasarın çoğunu engellemiş olmasına rağmen, patlamanın şokunun etkisiyle kemikleri birçok yerden kırılmış, organları hasar görmüştü.
Aren dişlerini sıktı. Acı, bütün vücuduna yayılıyordu. Eliyle kan öksürüklerini bastırdı. Avcu sıcak ve yapışkan kanla doldu.
“AGGHHHH”
Vücudu giydiği cübbe sayesinde yanmamıştı ama aynı şey yüzü için geçerli değildi. Yüzünün birçok yeri, son derece ciddi yanıklarla kaplanmıştı. Eğer içgüdüsel olarak zamanında kollarıyla kafasını korumasaydı çok daha kötü olabilirdi.
Aynı zaman Kraliyet Ejderha Cübbesinin sağlam kumaşının birçok yeri yanmış hatta yırtılmıştı. Cübbenin kendini yenileme özelliği devreye girmiş, tıpkı bir örümceğin ağlarını örmesi gibi kendi kendini yeniliyordu.
“Kalk!” diye bağırdı Seraphina. “Şimdi sızlanma zamanı değil!”
Aren zorlukla doğruldu. Ayakta durmasına rağmen onun için dünya dönüyordu. Dengesini zorlukla koruyabiliyordu.
Golemden geriye sadece etrafa saçılmış, dumanı tüten siyah kaya parçaları kalmıştı. O parlak turuncu ışık tamamen sönmüştü.
Önünde bir bildirim belirdi.
Deneyim kazanıldı.
TEBRİKLER!
Seviye 16>Seviye 17
İstatistikleriniz 1 puan arttı.
TEBRİKLER!
Seviye 17>Seviye 18
İstatistikleriniz 1 puan arttı.
Aren, acıya rağmen sırıttı. Dişleri kendi kanından kıp kırmızı olmuştu.
Lav Golemini yenmişti.
Ancak kutlama yapacak zaman yoktu. Ödediği bedel fazlasıyla ağırdı. Mana havuzu ise tehlikeli derecede boşalmıştı.
Bakışlarını lav göletine çevirdi.
Kızıl Lotus, patlamadan mucizevi bir şekilde etkilenmemişti. Hâlâ o büyüleyici kızıllığıyla parlıyordu. Fakat patlamanın etkisiyle lav gölünün ortasından kıyıya kadar savrulmuştu.
Aren, her adımda kaburgalarının ciğerlerine battığını hissederek, Kızıl Lotusa doğru yöneldi.
Bedeni, kırılan kemiklerini ve hasar gören organlarını iyileştirmek için çıldırmışçasına çalışıyordu ama hasar çok büyüktü.
Eğilip titreyen kanlı elleriyle, Kızıl Lotusu yerden aldı.
‘Sıcak’ diye düşündü.
Avucunda tuttuğu şey, sadece bir çiçek değil, saf bir güçtü. Bitkinin yaydığı yoğun yaşam enerjisi ve ısı, Aren’in acısını bir nebze olsun hafifletti.
“Hemen yüzüğe at.” dedi Seraphina.
“Ve buradan uzaklaş. Patlamanın sesi bütün ormanı ayağa kaldırdı.”
Kızıl Lotusu depolama yüzüğüne gönderdi.
Görev tamamlanmıştı.
‘1.Kural Hayatta kal’ diye hatırlattı kendine.
Şimdi tek yapması gereken güvenli bir yer bulup iyileşmekti.
Aren arkasını döndü.
Açıklığın kenarına, ormanın gölgeli sınırına doğru ağır ve topallayan adımlarla ilerledi. Her nefes alışında ağzından kanlı baloncuklar çıkıyordu.
Tam gölgelerin arasına karışıp oradan uzaklaşacaktı ki, keskin duyuları yaklaşan ayak seslerini duydu.
Aren derin bir nefes aldı. Ciğerlerindeki o keskin acıyı görmezden gelmeye çalışarak gelecek olana kendini hazırladı.
Aren, titreyen elini siyah kılıcının kabzasına götürdü. Sırtını, patlamanın etkisiyle kömürleşmiş kalın bir ağaca yaslayarak ayakta kalmaya çalıştı.
Bacakları onu taşımakta zorlanıyordu ama duruşundaki o ölümcül hava değişmemişti.
“Çıkın ortaya.” dedi. Sesi hırıltılıydı, boğazından kan tadı geliyordu.
Ağaçların gölgesinden yavaş, ritmik ve sinir bozucu derecede alaycı bir alkış sesi geldi.
Şak… Şak… Şak…
“Bravo… Gerçekten bravo. Yeteneğimi bozduğum anda bizi fark ettin.”
Sıska, elinde yayıyla sırıtan o tanıdık figür gölgelerin arasından, sanki bir tiyatro sahnesine çıkarmışçasına rahatça yürüdü.
Rick.
Hemen arkasından ise mızraklı ve kılıçlı adamları belirdi.
Üçü de Aren’e bakıyordu.
Ama bakışlarında korku yoktu. Tam tersine, yaralı, kanlar içinde ve tükenmiş bir aslanı kıstırmış sırtlanların o açgözlü, sinsi parıltısı vardı.
Rick’in gözleri, önce Aren’in elindeki siyah kılıca, sonra üzerindeki parçalanmış ama kendini onarmaya çalışan cübbeye ve en sonunda…
Aren’e odaklandı.
Rick’in yüzündeki sırıtış genişledi.
Seraphina’nın şaşkın sesi zihninde belirdi. “Bu nasıl olabilir? Nasıl onları fark etmem?”
Aren cevap vermedi.
Rick, elindeki yayı gevşekçe tutarken Aren’e doğru bir adım daha attı. Yüzündeki o iğrenç, kendinden emin sırıtış, Aren’in kanlı ve yanıklarla dolu yüzünü inceledikçe daha da genişliyordu.
“Gizemli ‘1 numara’ tam karşımda duruyor. Haline bir bak dostum…” dedi Rick, sahte bir acıma duygusuyla. “Ayakta durabildiğine şaşırdım. O patlama… Bahse girerim sesi kilometrelerce öteden duyulmuştur. O yaratıkla olan savaşın fazlasıyla heyecan vericiydi.”
Rick’in bakışları, Aren’in sol elindeki depolama yüzüğüne kaydı. Gözlerinde açgözlü bir parıltı belirdi.
“O yüzüğü Markette görmüştüm. Stokta sadece bir tane olması çok yazık, yoksa kesin alırdım. Onun yerine bu eski püskü şeyi aldım.”
Rick kendi çantasını gösterdi.
“Sanırım aldığın o garip çiçek de o yüzüğün içerisinde değil mi?”
Aren sadece nefes almaya odaklanmıştı. Ciğerleri her nefeste yanıyordu ama zihni buz gibiydi.
“Beni mi izliyordun?” dedi Aren. Bir yandan zaman kazanarak manasını toparlamaya çalışıyordu.
“İzlemek mi?” Rick kahkahalarla gülmeye başladı.
“Dostum, ben seni o domuzu öldürdüğümüz andan beri takip ediyorum. Aslında muazzam hızın yüzünden az kalsın izini kaybediyorduk, fakat şansa bak ki ben eski bir avcıyım, senin gibi bir aceminin izini sürmek çok zor olmadı.
Aren şaşırabilseydi gerçekten şaşırırdı fakat onun yerine yüzü sakinlikle ve acıyla örtülüydü.
“Ağaçların gölgesinde saklanıp bizi bir böcek gibi izlerken seni fark etmediğimi mi sandın?” dedi Rick, yüzünde hafif bir gülümsemeyle.
Rick devam etti, zaferinin tadını çıkararak her kelimeyi üzerine basa basa söylüyordu.
“Şaşırdın değil mi? Tanrıların gözlerinden kaçabilmek için ‘Gizlilik’ ve En karanlık sırları bile görebilecek ‘Sezgi’...”
“En azından sistem bu şekilde adlandırılan iki harika yeteneği bana verdi. Sen bizi izlediğin o anda, ben ‘Sezgi’ yeteneğim sayesinde senin yerini çoktan fark etmiştim. Hatta beni fazlasıyla korkuttun dostum. Eğer oracıkta bize saldırmış olsaydın bizi kolaylıkla öldürebilirdin.”
‘Demek bu yüzden etrafına kısa sürede bu kadar insan toplayabilmiş. Onları yeteneği sayesinde bulmuş.’ Diye düşündü Aren.
Seraphina şok olmuş bir sesle “İlahi yetenekler… Hem de iki tane... Bu nasıl olabilir?” dedi.
Rick, Aren’in etrafında bir akbaba gibi dönmeye başladı.
“Bizi öldürmedin. Belki acıdın, belki de bizi buna değmeyecek kadar aşağılık gördün. Ama işte hatan buradaydı. Merhamet ya da kibir... Hangisi olursa olsun, bu senin sonun oldu.”
“‘Gizlilik’ yeteneğim sayesinde savaşmadığım veya istemediğim sürece beni görmezsin veya hissedemezsin. Sayende bu yeteneğin daha da değerli olduğunu hissediyorum. Burnunun dibine kadar girdik ama sen hiçbir şey anlamadın. Lav Golemiyle olan savaşını izlemek tam bir gösteriydi. Tam da beklediğim gibi oldu. Aslan yaralandı ve şimdi sırtlanlar sofraya oturuyor.”
“Anlıyor musun Aren? Sen ne kadar güçlü olursan ol, zekâ ve sabır her zaman kaba kuvveti yener. İşte bu insanlığın geçmişten bugüne kadar gelen avlanma biçimidir. Şimdi, o yüzüğü, kılıcı ve zırhını güzellikle ver, eğer verirsen seni bırakacağım. Hatta sana iyileşme iksiri vereceğim. Ne dersin?”


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı