insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Aren, sırtını mağaranın pürüzlü ve ılık duvarına yasladı. Midesi o kadar doluydu ki, nefes almakta bile zorlanıyordu. Mana Güçlendirmesini o kadar uzun süre kullanmıştı ki, manası neredeyse bitmişti.
Göz kapakları, sanki her biri birer ton ağırlığındaymış gibi kapanmak istiyordu. Elini şişkin karnının üzerine koydu ve hafifçe vurdu.
“Hayatımda hiç bu kadar dolu hissetmemiştim.” dedi Aren, sesi mayışmış bir tonda çıkarken.
“Hareket edecek halim kalmadı. Birkaç saat uyusam fena olmaz.”
Yediği etin sıcaklığı midesinden tüm vücuduna yayılıyor, onu tatlı bir rehavete sürüklüyordu.
“Uyumak mı?” Seraphina’nın sesi keskin ve öfkeliydi.
“O yediğin şey sıradan bir et değil! O, saf ateş elementiyle dolu, bir yaratığın eti!”
“Eğer hiçbir şey yapmayıp uyursan, o enerjinin yüzde doksan dokuzu kaybolacak!” diye azarladı Seraphina.
“Sadece karnını doyurmuş olacaksın, güçlenmiş değil! Şu an o enerji midende hapsolmuş durumda ve serbest kalmak için çırpınıyor. Eğer onu yönlendirmezsen, sadece boşa gitmekle kalmaz, iç organlarına da zarar verebilir.”
Aren’in gözlerindeki uyku bir anda silindi. “Ne yapmam gerekiyor?”
“Derhal meditasyon pozisyonuna geç.” dedi Seraphina, sesi artık daha otoriterdi.
“İlahi Anka Kuşu Mantrasını başlat. Ama bu sefer manayı dışarıdan, atmosferden çekmeyeceksin. İçeriden, midenden çekeceksin. O vahşi enerjiyi evcilleştir ve kendi manana kat.”
Aren zorlukla doğruldu. Midesindeki doluluk hissi onu rahatsız ediyordu ama Seraphina’nın uyarısını dikkate aldı.
Bacaklarını çaprazladı, ellerini dizlerinin üzerine koydu ve gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Zihinsel odaklanmasını midesine yönlendirdi. Orada, sanki yutulmuş bir güneş varmış gibi, yoğun ve yakıcı bir enerji kütlesi duruyordu. Aren, ‘İlahi Anka Kuşu Mantrasını’ zihninde tekrar etmeye başladı. O anda, midesindeki o durgun enerji kütlesi harekete geçti.
“Enerjiyi özümsemeye odaklan.” dedi Seraphina.
Midesindeki ısı aniden dayanılmaz bir noktaya ulaştı. Sanki içinde bir volkan patlamıştı.
Yediği etler hızla çözülüyor, fiziksel formunu kaybedip saf, kızıl bir enerji akışına dönüşüyordu. Aren bu akışı kontrol etmeye çalıştı.
Enerji vahşiydi. Ayının o öfkeli iradesini taşıyordu.
Aren’in meridyenlerinde ilerlerken duvarlara çarpıyor, yakıp yıkmaya çalışıyordu. Aren’in alnından terler boşaldı.
Teninin rengi kıpkırmızı kesilmişti. Vücudundan çıkan buhar, mağaranın içini dolduruyordu. “Çok... Çok sıcak!” diye inledi Aren.
Kendi altın renkli manasını, o kızıl enerji nehrinin üzerine saldı. Altın mana, kızıl enerjiyi sardı, sıkıştırdı ve domine etti.
Vahşi enerji, Aren’in iradesi karşısında sakinleşti, saflaştı ve itaatkâr bir hale geldi.
3 gün sonra.
Artık acı yoktu.
Onun yerini, tarif edilemez bir güç hissi almıştı.
Saflaştırılan enerji, Aren’in kaslarına, kemiklerine, tendonlarına ve en önemlisi mana havuzuna aktı. Mana havuzundaki altın alev, üzerine benzin dökülmüş gibi harladı. Aren, zaman kavramını yitirmişti.
Dakikalar yerini saatlere bırakırken zaman akıp geçti. Midesindeki o şişkinlik ve ağırlık tamamen kaybolmuştu.
Son enerji kırıntısını da mana havuzuna hapsettiğinde, Aren’in vücudundan güçlü bir şok dalgası yayıldı. Mağaranın zeminindeki küller havalandı.
Aren gözlerini açtı.
Karanlık mağaranın içinde, gözleri iki altın fener gibi parlıyordu. Ağzından siyah bir duman üfledi.
Aren ellerine baktı.
Yumruğunu sıktığında, havanın avcunun içinde patladığını hissetti.
Hemen istatistiklerini kontrol etti.
Başlık: Yok
Seviye: 13
İsim: Aren Khan
Irk: İnsan
Fizik: Lekesiz Fizik
Soy: Yok
Yaş: 26
Boy: 189CM
Kilo: 86KG
Canlılık:60->65
Güç:56->61
Çeviklik:49->55
Dayanıklılık:70->77
Zekâ:112->114
Bilgelik:102->104
Ruh:191->193
Mana:93->100
Yetenekler:
Kan Arzusu (Pasif), İleri Seviye Kılıç Ustalığı (Pasif), Hayalet Adım (Pasif), İlahi Anka Kuşu Mantrası 1.Bölüm (Pasif & Aktif), Temel Görüş (Aktif), Mana Güçlendirmesi (Aktif)
“Seraphina, seviye atlamak için tek yol öldürmek mi?” diye sordu Aren.
Seraphina’nın sesi zihninde yankılandı. Bu sefer sesinde alaycılık değil, bir eğitmenin ciddiyeti vardı.
“Evet, seviye atlamanın tek yolu öldürmektir. Birini öldürdüğün zaman ‘sistem’ o varlığın ‘özünü’ alır ve seni güçlendirmek için kullanır.” dedi.
“Yediğin şey sana ‘deneyim’ puanı kazandırmadı fakat doğrudan kaslarını, organlarını, kemiklerin, tendonların güçlendirdi ve mana havuzunu genişletti.”
“Senden daha yüksek seviyedeki biriyle karşılaştığında, senin temelin onlardan çok daha sağlam olacak.”
Aren kafasını onaylarcasına salladı.
“Anladım.”
Aren ayağa kalktı. Vücudu, önceki yorgunluğundan tamamen arınmıştı. Hatta eskisinden çok daha enerjikti.
Artık tamamen doymuştu. Tekrar yemeden önce beklemesi gerekecekti. Ayıdan kalanları depolama yüzüğüne koyduktan sonra mağaranın çıkışına doğru yöneldi.
Kılıcını ise depolama yüzüğüne koymak yerine, her ihtimale karşı yanında taşımaya karar verdi.
Dışarıdaki kızıl orman, volkanik küllerin altında daha da kasvetli görünüyordu. Aren mağaradan dışarı adımını attığında, Kızıl Orman’ın boğucu atmosferi onu karşıladı.
Aren derin bir nefes aldı ve ileriye doğru ilk adımını attı.
Yarım saatlik bir yolculuğun ardından, Seraphina’nın yönlendirmesi sayesinde Aren sonunda yeni avlarını bulmuştu.
Kömürleşmiş ağaçların arasında, kül renkli, insan kafası büyüklüğünde on tane kurt duruyordu. Boyutları sıradan kurtlardan üç kat daha büyüktü. Kül rengi kürkleri sıcak rüzgârda dalgalanırken huzur içinde dinleniyorlardı.
Aren varlığını olabildiğince gizlemeye çalışarak bir ağacın arkasına saklandı ve ‘Temel Görüş’ yeteneğini aktif etti. Gözlerinde o altın parıltı belirdi.
‘Ayı kadar güçlü değiller fakat ondan çokta uzakta sayılmazlar. Ayrıca sayıları çok fazla. Kaçmalıyım.’ diye düşündükten sonra Seraphina’nın ciddi sesi zihninde belirdi.
Aren sessizce arkasını döndü ve sessiz adımlarla kurtlardan olabildiğince uzaklaşmaya başladı. Birkaç dakika sonra kurtlardan biri Aren’in kokusunu almış olacaktı ki, vahşi ulumaları Aren’in kulaklarında yankılandı.
Kurtların peşinden geldiğini fark eden Aren bacaklarını sınırlarına kadar zorlayarak ağaçların arasında bir gölge gibi süzülüyordu.
Ancak arkasındaki hırıltılar azalmıyor, aksine yaklaşıyordu.
‘Çok hızlılar.’
Aren’in çevikliği çok yüksekti. Ancak buna rağmen kurtlar ondan daha hızlı görünüyordu.
Sağ tarafından gri bir bulanıklık geçti. Sol tarafından bir başkası. Önüne bir üçüncüsü atladı ve hırlayarak yolunu kesti.
Aren aniden durdu. Ayakları volkanik toprağı kazıdı. Etrafı sarılmıştı. On çift, aç ve vahşi göz ona kilitlenmişti.
“Kaçış yok.” dedi Seraphina, sesi sakindi. “Savaşmak zorundasın.”
Aren derin bir nefes aldı ve elini kılıcını sıkıca tuttu.
En yakındaki kurt, bir yay gibi gerildi ve Aren’in boğazına doğru fırladı.
Aren kılıcıyla o kurdu engelledi, sol tarafından gelen başka bir kurt baldırına dişlerini geçirdi. Aynı anda, arkasındaki bir diğeri sırtına atıldı.
Aren, dişlerin etine gömülmesini ve kemiklerinin çatırdamasını bekleyerek dişlerini sıktı. Ancak beklediği acı gelmedi.
Sadece sert bir baskı hissetti.
Kurdun jilet kadar keskin dişleri, Aren’in üzerindeki Kraliyet Ejderha İpek Cübbesine temas ettiği anda, cübbenin üzerindeki kızıl ejderha işlemeleri hafifçe parladı. Kumaş, çelikten daha sert bir hale gelerek dişlerin deriye ulaşmasını engelledi.
Kurt, şaşkınlıkla hırladı ve kumaşı çekiştirmeye çalıştı ama nafileydi. Cübbe yırtılmıyor, delinmiyor, sadece esniyordu.
Savunmasının aşılamaz olduğunu fark eden Aren’in tereddüdü anında yok oldu. Tek yapması gereken kafasını korumaktı.
Mana havuzundaki enerjiyi serbest bıraktı.
Mana Güçlendirmesi.
Siyah kılıç, altın alevlerle kaplandı. Aren, bacağına yapışan kurdun kafasına kılıcın kabzasıyla sertçe vurdu.
Kurt sersemleyerek geriye düştü. Aren fırsatı kaçırmadı ve kılıcını aşağıya, kurdun boynuna indirdi.
Başsız beden yere yığıldı.
Deneyim kazanıldı.
Diğer kurtlar, arkadaşlarının ölümünü umursamadan topluca saldırdılar.
Ama Aren artık kaçan bir av değil, köşeye sıkışmış bir yırtıcıydı.
Sırtına atlayan kurdu, omzunu sertçe bir ağaca vurarak ezdi. Önüne gelene tekme attı, kılıcını savurdu.
Cübbesi, pençe darbelerini ve ısırıkları absorbe ederken, Aren sadece saldırıya odaklandı.
Kılıç, havada altın bir kavis çizerek bir kurdu daha ikiye böldü.
Bir diğerinin kalbini delip geçti.
Kızıl Orman’ın zemini, kurtların kızıl kanlarıyla sulanmıştı. Sona kalan alfa kurt, sürüsünün katledildiğini görünce kaçmaya yeltendi ama Aren ona bu şansı vermedi. Kılıcını sıkıca tuttu ve Mana Güçlendirmesi ile fırlattı. Kılıç, bir mermi gibi kurdun kafatasını parçaladı.
Deneyim kazanıldı.
TEBRİKLER!
Seviye 13>Seviye 14
İstatistikleriniz 1 puan arttı.
Sessizlik geri geldi.
Aren nefes nefese, cesetlerin ortasında duruyordu. Cübbesinde tek bir yırtık bile yoktu, sadece kurtların salyaları ve kanları vardı.
“Bu orman düşündüğümden daha tehlikeli.” dedi Seraphina. “Ama çok dikkatsizdin. Eğer o cübbe olmasaydı, şu an ölmemiş olsan bile kesinlikle birkaç uzuvlunu kaybedip, ağır yaralanırdın.”
Aren ciddi bir sesle “Haklısın. Daha dikkatli olacağım.”
Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Adrenalin yavaş yavaş çekiliyor, yerini kaslarında tatlı bir sızıya bırakıyordu.
Aren, yerde yatan Alfa kurdun yanına yürüdü.
Siyah kılıcı, yaratığın kafatasının derinliklerine saplanmıştı. Kabzasından tuttu ve tek bir sert hareketle çekip çıkardı. Kılıcın üzerindeki kan, leke bırakmadan akıp gitti.
‘Manam neredeyse bitti. Bu şekilde devam edemem. Dinlenmeliyim.’
Aren, ormanın giderek koyulaşan kızıl karanlığında, geldiği izleri takip ederek mağarasına doğru yola koyuldu. Dönüş yolu sessizdi. Az önceki katliamın kokusu ve gürültüsü, diğer yırtıcıları o bölgeye çekmiş olmalıydı ama Aren o bölgeden çoktan uzaklaşmıştı.
Bu dar, basık ve kükürt kokulu delik, şu an onun kalesiydi.
Aren, sırtını mağaranın duvarına yaslayarak oturdu. Midesi kazınıyordu. Kurtlarla yaptığı savaşta çok fazla enerji harcamıştı. Mana havuzu neredeyse boşalmış, kasları yorgunluktan titremeye başlamıştı.
Hiç vakit kaybetmeden depolama yüzüğünden ayı etini çıkardı. Et hala sıcaktı. Üzerinden buharlar tütüyordu.
"Beslenme vakti." dedi Aren ve büyük bir ısırık aldı.
Ağzına yayılan o metalik, baharatlı tat ve hemen ardından boğazından aşağı inen yakıcı sıcaklık...
Seraphina’nın somurtkan sesi zihninde yankılandı. "Yavaş ye boğulacaksın." Dedi.
Aren onu dinlemedi. Kurt gibi acıkmıştı. Koca bir parça eti dakikalar içinde midesine indirdi. Son lokmayı yuttuğunda, vücudundan yayılan ısı mağaranın içini ısıtmaya yetmişti. Gözleri kapanmak istiyordu ama zihni fazlasıyla berraklaşmıştı.
Aren meditasyon pozisyonuna geçerek ‘İlahi Anka Kuşu Mantrasını’ zihninde tekrar etmeye başladı.
Midesindeki o yoğun et kütlesi, mantranın kadim ritmiyle birlikte yavaşça çözülmeye başladı. Ayının etindeki vahşi enerji, Aren’in iradesine boyun eğdi ve saf bir güce dönüşerek meridyenlerine ve vücuduna aktı.
Aren, Kızıl Orman’ın yoğun bitki örtüsü arasında bir hayalet gibi ilerliyordu. Vücudundaki yorgunluk tamamen silinmişti.
Besleyici ayı eti, onu hiç olmadığı kadar dinç bir hale getirmişti.
“Sol taraf. Onlar insan.” dedi Seraphina aniden.
Aren durdu.
Kulaklarını o yöne dikti. Rüzgârın ve hışırdayan yaprakların arasından, metalin metale çarpma sesi ve boğuk bağırışlar geliyordu.
Bu sesler bir hayvana ait değildi.
Gözlerinde bir anlık bir tereddüt belirdi ama hemen kayboldu.
Sessizce sesin kaynağına doğru süzüldü.
Yaklaşık yüz metre ileride, ağaçların nispeten seyreldiği küçük bir açıklıkta, dört kişilik bir grup vardı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı