Diğer iki kertenkele, arkadaşlarının ölümünü gördükleri anda donakaldılar. Beyinleri, avlarının bir anda avcıya dönüştüğü gerçeğini işleyemiyordu.
Aren onlara düşünme fırsatı vermedi.
Yere sağlam bastı. Bütün gücünü bacaklarına verdi ve kendini mermi gibi ileri fırlattı. Aradaki on metrelik mesafe bir anda sıfıra indi.
İkinci kertenkele, panikle kuyruğunu savurmaya çalıştı. Kuyruğu, bir gürz gibi kalındı ve uçları dikenliydi.
Aren, gelen kuyruğu durdurmaya çalışmadı. Kılıcını dikey olarak yukarıdan aşağıya indirdi.
Kuyruk koptu. Kılıç durmadı, kertenkelenin kafatasını ikiye böldü ve çenesine kadar indi.
Deneyim kazanıldı.
Üçüncü kertenkele, kaçmaya yeltendi. Pençelerini ağaca geçirip tırmanmaya başladı.
“Kaçamazsın.”
Aren, dizlerini hafifçe kırdı. Yer, ayaklarının altında çöktü. Bir gülle gibi yukarı fırladı.
Yerçekimine meydan okuyan bir hızla, ağaca tırmanan kertenkelenin hizasına ulaştı. Havada asılı kaldığı o salisecik anda, siyah kılıç gümüşi bir kavis çizdi.
Kılıç, kertenkelenin sırtından girdi ve göğsünden çıktı, yaratığı olduğu yere, ağacın gövdesine mıhladı.
Deneyim kazanıldı.
Aren, kılıcını sertçe çekip yere, kedi gibi ayaklarının üzerine yumuşakça indi. Kertenkelenin cansız bedeni, patates çuvalı gibi ağacın dibine düştü.
Beş saniye. Üç yaratığı öldürmesi sadece Beş saniye sürmüştü. Aren derin bir nefes verdi. Kılıcındaki o kor halindeki kanı silkeledi.
“Neden seviye atlamadım?” diye sordu Aren.
Seraphina’nın alaycı sesi zihninde yankılandı.
“Zindandayken seviyen aniden arttı çünkü sistemin sana sunduğu ‘özel’ kaynakları tükettin. Ayrıca seviyen arttıkça, düşük seviyeli yaratıklardan aldığın deneyim azalır.”
Seraphina “Ama yine de hiç yoktan iyidir.” Diye ekledi.
Aren, yerdeki kertenkele cesetlerine baktı. “Anladım.”
Aren kılıcındaki kanı silkeledi ve yoluna devam etti.
Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken aklına gelen bir soruyu Seraphina’ya sordu.
“Seraphina, ‘İlahi Anka Kuşu Mantrası’ sayesinde, manayı özümsemeyi ve vücudumun içinde yönlendirmeyi öğrendim. Ancak manayı saldırmak veya savunmak için nasıl kullanacağımı hala daha bilmiyorum.”
Seraphina’nın ciddi sesi zihninde belirdi. “Bu doğal. Sonuçta sen ‘İlahi Anka Kuşu Mantrasının’ hepsini öğrenmedin. Sadece, başlangıcın başlangıcını öğrendin.”
“Peki o zamana kadar ne yapacağım?” diye sordu Aren. “Sadece kılıcımı sallayıp fiziksel gücüme mi güveneceğim? Karşıma fiziksel saldırıların işlemeyeceği bir şey çıkarsa ne olacak?”
Seraphina hafifçe iç çekti. “Sana şimdilik ‘gerçek’ bir teknik öğretemem. Öğreticinin içerisindeyken bu sana faydadan çok zarar getirir. Ama bu, mananı ilkel bir şekilde kullanamayacağın anlamına gelmiyor.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Odaklan ve dediklerimi yap.” diye talimat verdi Seraphina. “Manayı, Mana Havuzundan çıkar ve meridyenlerin aracılığıyla bütün vücuduna yay. Temel Görüşü çoktan öğrendiğin için bunu da kolaylıkla yapabilmelisin.”
Mana, bir barajın kapakları açılmışçasına serbest kaldı. Önce göğsüne, sonra kollarına ve bacaklarına yayıldı.
Vücudu hafifledi. Kasları güçle doldu. Duyuları keskinleşti.
Önünde bir ekran belirdi.
YENİ BECERİ ELDE EDİLDİ!
Mana Güçlendirmesi (Aktif): Mananızı kullanarak vücudunuzu veya bir nesneyi güçlendirmenizi sağlayan en verimsiz teknik.
“Güzel.” dedi Seraphina. “Şimdi aynı mantığı kullanarak manayı kılıcı tutan eline odakla. Kılıcının, kolunun bir uzantısı olduğunu, damarlarının metalin içine kadar uzandığını hayal et.”
Aren odaklandı. Vücuduna yaydığı manayı sağ koluna çekti. Manayı parmak uçlarından kılıcın kabzasına doğru itti.
Normalde cansız bir nesneyi güçlendirmek, vücudunu güçlendirmekten daha zordur.
Ancak Aren’in elindeki siyah kılıç, Aunger’in gençliğinde kullanmış olduğu bir kılıçtı. Üretildiği malzeme doğal olarak manayı iletiyordu.
Mana metalle buluştuğu anda, kılıç sanki susamış bir canavar gibi titredi. Aren’in altın rengi manasını iştahla emdi.
Simsiyah kılıcın üzerinde, kabzadan uca doğru ince, altın renkli damarlar belirdi. Kılıcın mat siyah yüzeyi, aniden hafif, altın rengi bir alev halesi ile kaplandı.
Kılıcın etrafındaki hava, ısıdan dolayı dalgalanıyordu.
“Oldu.” dedi Aren
“Heyecanlanma.” dedi Seraphina, Aren’in zafer sarhoşluğunu bölerek. “Bu gerçek bir teknik değil, sadece ham mananın kaba bir uygulaması. Şu anki rezervinle bu formu en fazla üç dakika koruyabilirsin.”
“Üç dakika… Hızlı bir dövüş için yeterli.”
Aren yürümeye devam etti. Ormanda ilerledikçe, daha derinlere girdikçe sıcaklık artıyordu.
“Saat 12 yönünde.” dedi Seraphina aniden. “Güçlü bir tane. Ve tam da aradığın şey.”
Aren durdu. ‘Temel Görüş’ yeteneğini aktif etti. Gözlerinde o altın parıltı belirdi.
Yaklaşık elli metre ileride, devasa bir kaya parçasının arkasında yatan bir alev gördü. Hemen hemen Aren ile eşit seviyedeydi.
Sessizce yaklaştı.
Kayanın arkasındaki varlık, bir ayıydı. Ama dünyadaki ayılardan en az iki kat daha büyüktü.
Vücudu kürk, kızıl renkteydi. Kızıl kürkünün altından belli olan damarları, ayının nefes alışverişiyle birlikte parlayıp sönüyordu. Pençeleri, obsidyen kadar siyah ve jilet kadar keskindi.
Ayı, Aren’in kokusunu aldığı anda kulaklarını dikti ve kükredi.
“ROAAARRRR!”
Kükremesiyle yakınlardaki ağaçların kızıl yaprakları döküldü. Ayı, devasa cüssesine rağmen şaşırtıcı bir hızla, dört ayağı üzerinde bir tank gibi Aren’e doğru koşmaya başladı. Her adımında yer sarsılıyordu.
Aren kaçmadı.
Ayı devasa pençesini Aren’in kafasına indirmek üzereyken, yana doğru milimetrik bir manevra yaptı. Ayının pençesi yanından geçip yere çarptı, toprağı parçaladı.
Aren manasını serbest bıraktı.
Siyah kılıç aniden altın bir alevle kaplandı.
Hedefi ayının boynuydu. Normal bir kılıç ayının kalın kürküne çarpsa kırılırdı ya da sekerdi. Ama mana ile güçlendirilmiş Aunger’in kılıcı, tereyağına giren sıcak bıçak gibi kürkün içinden geçti, altındaki et yarıldı. Ayı acı içinde böğürdü ve geriye doğru sendeledi.
“Sertmiş.” dedi Aren, geriye sıçrayıp mesafe koyarken. “Boynunu tamamen kesemedim.”
Ayı, yarasına rağmen daha da öfkelenmişti. Ağzını açtı ve boğazının derinliklerinde turuncu bir ışık birikmeye başladı.
“Ateş püskürtecek!”
Aren, ayının saldırısını beklemedi. Üzerine doğru koştu. Ayı alev topunu fırlattığı anda yere kayarak ayının altına girdi.
Aren, kılıcını iki eliyle kavradı. Mana havuzundaki enerjinin büyük bir kısmını kılıca pompaladı. Kılıçtaki altın ışık kör edici bir parlaklığa ulaştı.
Kılıcı yukarı doğru sapladı. Ayının altından koşarak geçerken kılıcı boylu boyunca sürükledi.
Ayının karnı boydan boya yarıldı. İç organları ve kanı, Aren’in üzerine döküldü. Ayı, son bir iniltiyle yere yığıldı. Birkaç kez titredi ve hareketsiz kaldı.
Deneyim kazanıldı.
TEBRİKLER!
Seviye 12>Seviye 13
İstatistikleriniz 1 puan arttı.
Aren nefes nefese, ayının cesedine baktı. Mana havuzunun üçte biri, o son saldırıda tükenmişti.
Hemen manasını geri çekti. Kılıcın üzerindeki o görkemli altın alev, bir mum gibi sönerek yerini mat siyah metale bıraktı.
Üzerindeki ‘Kraliyet Ejderha İpek Cübbesi’, kumaşına bulaşan kanı ve mide bulandırıcı iç organ parçalarını yavaş yavaş temizlemeye başlamıştı bile.
‘Anlaşılan kendi kendini yenileyebilme özelliği, kendi kendini temizlemekle birlikte geliyor.’ Diye düşündü Aren.
“Daha derinlere gitmeden önce etraftaki yaratıkları öldürüp seviye atlasam daha iyi olacak gibi görünüyor.”
Seraphina, Aren’in sözlerini onaylarcasına. “Bunu anlayabilmiş olman güzel. Güvenli Bölgedeki güç gösterinden sonra güç sarhoşu olabileceğini düşünmüştüm, sanırım boşuna endişelenmişim. Unutma sadece bir canın var. Ölürsen her şey biter.”
Aren, önündeki ekranı kapattı. Bakışlarını yerde yatan devasa ayı cesedine çevirdi.
Arkasını döndü. Tam orayı terk edecekti ki Seraphina’nın sesi onu yarıda kesti.
“Bekle. Bu yaratığın eti yoğun miktarda, ateş elementi içeriyor. Eğer tüketirsen hem fiziğinin hem de mananın gelişimini hızlandıracaktır.”
Aren sakin bir ifadeyle. “Bu şey yenir mi ki?” dedi.
“Evet yenilebilir. Depolama Yüzüğünün içine koy. Güvenli bir yer bulduktan sonra tüketebilirsin.” Dedi Seraphina.
Aren başını onaylarcasına salladı ve “Dönüp diğer cesetleri de almalı mıyım?” dedi.
Seraphina “Hayır. Onların etinin içerdiği enerji seni geliştiremeyecek kadar zayıf.” Dedi.
Aren “Anladım.” Dedikten sonra ayının cesedini bir bütün olarak depolama yüzüğüne koydu ve yolculuğuna kaldığı yerden devam etti.
Bu sefer daha yavaş ve temkinli adımlarla ilerliyordu. Karşılaştığı ayı fazlasıyla güçlüydü. Daha derinlerdeki şeyler ayıdan çok daha güçlü olmalıydı. Bu yüzden Aren dikkatli olmayı tercih etti.
Saatler sonra.
Yukarıdaki volkanik bulutlar kalınlaşmış, ormanı loş, kan kırmızısı bir alacakaranlığa gömmüştü.
Aren, yüksek bir kayalığın tepesinde, girişi dar olan küçük bir mağara bulmuştu.
Mağaranın içi dardı, tavanı alçaktı.
Aren ayağa kalksa başı neredeyse tavana değerdi. Duvarlar, pürüzlü, simsiyah bazalt taşlarındandı ve dokunulduğunda dışarıdaki ısıyı yansıtırcasına ılıktı.
İçeride ağır, geniz yakan bir kükürt ve toz kokusu hakimdi.
Zemin, ince bir volkanik kül tabakası ve keskin taş parçalarıyla kaplıydı. Konfordan uzak, sadece saklanmak için sığınılacak geçici bir delikti.
“Burası yeterince güvenli.” dedi Aren ve yere, nispeten düz bir taşa oturdu.
Elini boşluğa uzattı. Depolama yüzüğündeki ametist taş hafifçe parladı ve mağaranın ortasına devasa ayı cesedi, tok bir sesle düştü.
Ceset, mağaranın neredeyse yarısını kaplamıştı. Ayının kızıl kürkü, loş ortamda bile için için yanan bir kor gibi parlıyordu.
Aren, belinden siyah kılıcını çekti.
Mana Güçlendirmesi.
Siyah kılıcın mat yüzeyi, altın damarlar belirdi. Kılıç altın bir ışıkla kaplandı. Kılıçtan yayılan hafif vızıltı, mağaranın sessizliğinde yankılandı.
Aren, cerrah titizliğiyle kılıcı ayının derisine yaklaştırdı. İleri Seviye Kılıç ustalığı sayesinde deri yüzmek gibi bir şey çok basitti.
Metal deriye değdiği anda, sanki sıcak bir bıçak tereyağına değmiş gibi pürüzsüzce kaydı.
Aren, kılıcı ustaca kullanarak deriyi etten ayırdı.
Ortaya çıkan manzara şaşırtıcıydı.
Normalde bir hayvanın derisi yüzüldüğünde, ortaya kanlı ve çiğ bir et görüntüsü çıkardı. Ancak bu ayının eti… Farklıydı.
Etler koyu kırmızıydı ve üzerinden yoğun bir buhar tütüyordu. Aren elini ete yaklaştırdığında yüzüne vuran ısıyı hissetti.
“Bu…” Aren mırıldandı. Parmağını etin üzerine bastırdı.
Sıcaktı. Hatta elini yakacak kadar sıcaktı.
“Pişirmeme gerek yok.” dedi kendi kendine.
Seraphina’nın sesi zihninde yankılandı. “Bu yaratık hayatı boyunca ateş elementiyle beslendi. Damarlarında kan yerine sıvı ateş dolaşıyordu. Öldüğü anda vücudundaki ateş elementi etine nüfuz etti. O et, senin bildiğin anlamda ‘çiğ’ değil. Yüksek ısıda, kendi yağı ve enerjisiyle mühürlenmiş durumda.”
Aren, kılıcıyla büyük, dumanı tüten bir parça kesti.
Elinin içinde tuttuğu et parçası, bir mangaldan yeni çıkmış gibiydi. Tek farkı, iştah açıcı bir koku yerine, yoğun bir sülfür ve demir kokusu yaymasıydı.
“Afiyet olsun o zaman.”
Aren, tereddüt etmeden etten büyük bir ısırık aldı.
Ağzına yayılan tat, beklediği gibi metalikti ama aynı zamanda tuhaf bir şekilde baharatlıydı. Sanki biberli bir biftek yiyordu ama biber yerine barut kullanılmıştı. Aren eti çiğneyebilmek için Mana Güçlendirmesiyle ağzını güçlendirmişti.
Lokmayı yuttuğunda, boğazından midesine doğru inen sıcak bir hat hissetti. Midesine ulaştığında ise bu sıcaklık bütün vücuduna yayıldı.
Aren ikinci ısırığı daha iştahla aldı.
“Tadı kötü değilmiş.”
Seraphina kıkırdadı.
Aren koca bir parçayı bitirdiğinde, alnında ter damlaları birikmişti. Vücut ısısı artmıştı ama rahatsız edici değildi. Aksine, mağaranın o rutubetli havasına karşı bir kalkan gibiydi.


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı