Yazar olmak istiyorum
Ne yazacağım bilmediğim için bölüm aticam direk seri isimi damlla tam adı gökten düşen bir damlla ilk 2 bölüm tamam ama nasıl olmuş diye soracağım bir bile yok o yüzden sözlerden eleştiri nersi kötü olmuş diye yorumlar beklerim 1 ci bölüm
**Gökyüzünden Düşen Bir Damla**
**Bölüm 1 — Tanışma**
**Karakter Tanıtımı**
*Jun* — 15 yaşında. Kahve rengi saçları hafif dağınık, alnına düşen birkaç tel var; gözleri ne tam mavi ne tam yeşil, ikisinin ortasında bir yerde asılı kalmış gibi. Boyu 170 santim. Okul üniformasını asla tam düzgün giymez — lacivert blazerinin düğmeleri genelde açık, beyaz gömleğinin yakası biraz gevşek, kırmızı kravatı gevşetilmiş bir düğümle boynunda sallanır. Lacivert pantolonunun paçası, koşarken her zaman biraz sıyrılır. Ayakkabı bağcıkları da çoğu zaman gevşek — çünkü onları bağlamaya zaman ayıracak kadar erken kalkmaz.
*...* — Jun'la aynı yaşta, doğum günü ondan sadece iki ay sonra. Saçları siyaha yakın ama tam siyah değil, güneşte hafif kahverengiye çalar; genelde iki örgüyle geriye toplu, ama birkaç tel yine de yanaklarına düşer. Gözleri mavi. Boyu 164 santim. Üniformasını tam tersine kusursuz giyer — blazeri ilikli, gömleği ütülü, kravatı düzgün bağlanmış. Sırt çantasının bir yan cebinde her zaman küçük, kahverengi bir defter taşır; kapağı biraz eskimiş, köşeleri kıvrılmış. O defter, unuttuklarını yeniden hatırlamak için yazdığı şeylerle dolu.
İsimlerini şimdilik bilmiyorsunuz. Ben de tam bilmiyordum aslında — sadece ikinci kez karşılaştığımızı biliyordum.
---
Sabah 7:42. Gökyüzü o günlerde hep aynıydı — ne tam açık ne tam kapalı, sanki yağmura karar verememiş gibi soluk bir gri.
Okula on dakika vardı, bana beş.
Koşuyordum. Ayakkabı bağcıklarımdan biri çözülmüş, her adımda tekmeleyip duruyordum; sırt çantam sırtımda hoplayıp zınlıyor, içindeki kalemlik her sıçrayışta metalik bir ses çıkarıyordu. Kravatım, koşarken rüzgârda yana savruluyordu, blazerimin önü açık kalmış, gömleğimin son iki düğmesi zaten çözülmüştü — annem görse azarlardı ama annem şu an burada değildi.
Nefesim düzensizdi, göğsümde o tanıdık yanma vardı, dilim damağıma yapışmış gibiydi.
O ise sokağın karşısında, sanki dünyada hiçbir yere geç kalınmıyormuş gibi yürüyordu. Adımları ölçülü, sakin; her adımda örgülerinden biri hafifçe sallanıyordu. Üniforması tertemizdi — kravatı düzgün bağlı, blazeri ilikli, gömleğinin yakası kolalı gibi durgun. Sırt çantasının yan cebinden o küçük kahverengi defterin kenarı görünüyordu; yürürken bile bir eliyle çantanın kayışını hafifçe kavramış, sanki içindekini kaybetmekten korkuyormuş gibi.
Yan yana geldiğimizde ben hâlâ koşuyordum, o hâlâ yürüyordu — aramızdaki bu hız farkı bana neden bilmiyorum ama gülünç geldi.
Hızımı kesmeden ona baktım. Bir şey vardı onda, tanıdık gelen bir şey — belki gözlerindeki o mavi, belki yürüyüşündeki o tuhaf sakinlik. Ama tanışmıyorduk. Yani ben öyle biliyordum.
"Koşma," dedi, bana bakmadan, sesi rüzgârın arasından net bir şekilde duyuluyordu. "Zil daha çalmadı."
Durdum. Tam durmadım, hızımı kestim demek daha doğru — nefes nefese, ellerim dizlerimde, kravatım göğsümün üstünde asılı kalmış halde. Ama sesi beni durdurmaya yetecek kadar tuhaftı. Sanki beni tanıyordu.
"Tanışıyor muyuz?" diye sordum, nefesim hâlâ düzensiz.
Bir an bana döndü. Örgülerinden biri omzuna kaydı, mavi gözleri kısa bir süre benimkilere kilitlendi — çok kısa, belki bir saniye. Onun gözlerinde bir şey kırıldı, sonra hemen toplandı, tıpkı bir camın çatlayıp da dağılmadan durması gibi. Sonra gülümsedi, ama o gülümseme gözlerine kadar çıkmadı; dudaklarının kenarında kaldı.
"Hayır," dedi. "Sanmıyorum."
Yalan söylüyordu. O zaman bilmiyordum ama sesindeki o küçük duraksama, cevaptan önceki o yarım saniyelik boşluk, parmaklarının çanta kayışını biraz daha sıkması — hepsi yalandı.
Ben yürümeye başladım, o da. İkimiz de artık koşmuyorduk; adımlarımız bir süre garip bir uyum içinde birbirine denk geldi, sonra tekrar kayboldu. Zil, okula girdiğimizde çaldı — ikimiz de tam zamanında, ikimiz de aynı anda kapıdan geçtik, ikimizin de nefesi hâlâ biraz düzensizdi, farklı sebeplerden.
Ama içimden bir ses, "bu ilk değildi," diyordu.
Bilmiyordum ki gerçekten de değildi.
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı
Gönderiler arasında kaybolmaktan sıkıldınız mı? Hesap oluşturarak kaldığınız yerden devam edebilir, yeni yanıtlar için bildirim alabilir, favorilerinizi kaydedebilir ve beğenilerle diğer kullanıcılara teşekkür edebilirsiniz. Birlikte bu topluluğu daha da harika bir yer haline getirebiliriz. ❤️
Yorum yapabilmek için kayıt ol veya giriş yap.