Eser hakkında hasbihal
Bunu okuyan herkese şimdiden hoş geldiniz demek ve teşekkür etmek istiyorum.
Kaleme aldığım "Öfkenin Tezahürü" eseri, yıllar boyunca zihnimde biriken fikirlerin, yarım kalmış hikâyelerin ve çeşitli roman taslaklarının tek bir çatı altında birleşmiş hâlidir. Bu nedenle benim için yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda uzun zamandır hayalini kurduğum bir projenin somutlaşmış şeklidir.
Bu hikâyeyi yazarken gerçekten çok eğleniyorum. Umarım sizler de okurken en az benim yazarken aldığım kadar keyif alırsınız. Eseri okuyup takip eden, yorum yapan ve destekleyen herkese ayrıca teşekkür etmek istiyorum. İlk yayımladığım proje olduğu için her geri dönüş benim için çok kıymetli.
Eseri yazarken birçok arkadaşımdan benzer sorular aldım. Özellikle:
"Enerji ve aura sistemini neden bu kadar biyolojik bir temele oturttun?"
sorusu birkaç kez karşıma çıktı. Bu nedenle bazı okuyucuların da aynı şeyi merak edebileceğini düşündüm.
Bu notların devamında, Öfkenin Tezahürü evrenindeki güç sisteminin mantığını, auranın ne olduğunu, kortizol ile olan ilişkisini ve bu dünyanın temel kurallarını daha detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım.
İyi okumalar;
Kortizol, insan vücudunun belirli durumlarda otonom olarak ürettiği ve halk arasında "stres hormonu" olarak bilinen hormonun adıdır.
Öfkenin Tezahürü'nü tasarlarken amacım yalnızca havalı isimlere sahip, aşırı güçlü karakterlerin bulunduğu klasik bir güç fantezisi oluşturmak değildi. Daha çok; felsefî ve edebî unsurlarla süslenmiş, okuyucuyu düşünmeye sevk eden, yer yer insanın kendisinden parçalar bulabileceği karakterler ve olabildiğince gerçek hissettiren diyaloglar yazmak istedim.
Hikâyenin biyolojik ve evrimsel temellerinin ortaya çıkmasının sebebi ise aslında kendi hayatımdan gelen bir gözlemdir.
Kortizol seviyem yükseldiğinde beni ciddi kaşıntılara ve ağrılara sürükleyen dermatolojik bir rahatsızlığım bulunuyor. Bu yüzden stresin insan bedeni üzerindeki etkilerini uzun süre düşünme fırsatım oldu.
Yoğun stres yalnızca bedenimizi değil;
- Düşüncelerimizi,
- Kararlarımızı,
- Davranışlarımızı,
- Ve hatta kişiliğimizi bile değiştirebiliyor.
Bu, gözlemlenebilir ve bilimsel olarak da desteklenen bir gerçek.
Bir noktada kendime şu soruyu sordum:
"Peki ya kortizol yalnızca bir hormon olmakla kalmasaydı?"
"Ya insanın psikolojisine, ruhuna ve karakterine bağlı olarak evrim geçiren bir enerji biçimine dönüşseydi?"
Aura sistemi işte bu sorudan doğdu.
Bu nedenle hikâyedeki aura, klasik anlamda bir büyü ya da mana enerjisi değildir.
Aura; kişinin kortizol seviyesine, psikolojik durumuna, karakterine ve ruh hâline bağlı olarak şekillenen biyolojik temelli bir enerji biçimidir.
Bu yüzden aura renkleri de yalnızca estetik görünmeleri için var değildir. Her renk, kullanıcısının iç dünyasını, bakış açısını ve karakter yapısını yansıtır.
Mavi Aura
Mavi, serideki en yaygın aura türlerinden biridir.
Suyu, sakinliği, kontrolü ve istikrarı temsil eder.
Dışarıdan bakıldığında saldırgan görünmeyebilir. Ancak üzerinde mutlak kontrol sağlanmış bir Mavi Aura kullanıcısı son derece tehlikeli olabilir. Hikâyedeki mühürleme, bastırma ve kontrol mekanizmalarının büyük kısmı bu aura türüyle ilişkilidir.
Önemli bir not olarak şunu da belirtmek isterim:
Aura renklerinin birbirine karşı doğrudan bir üstünlüğü yoktur. Gücü belirleyen şey renk değil, kullanıcının kendisidir.
Yeşil Aura
Yeşil Aura, şu ana kadar en belirgin biçimde Habel Green karakterinde gördüğümüz aura türlerinden biridir.
Genellikle;
- Hız,
- Algı,
- Refleks,
- Duygu yoğunluğu,
- Empati,
gibi kavramlarla ilişkilendirilir.
Diğer aura türlerine kıyasla çevresel değişimleri ve duygusal dalgalanmaları algılama konusunda daha hassas bir yapıya sahiptir.
Kızıl Aura
Kızıl Aura, öfkenin, arzunun ve yoğun iradenin temsilidir.
Kullanıcının çevresinde güçlü bir baskı alanı oluşturur. Bu baskı yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da hissedilebilir.
Kontrol altında tutulduğunda son derece etkili bir güç kaynağıdır.
Ancak kontrol kaybedildiğinde, hem kullanıcı hem de çevresindekiler için ölümcül sonuçlar doğurabilir.
Bu yüzden Kızıl Aura, hikâye boyunca en tehlikeli aura türlerinden biri olarak görülmektedir.
Ancak Kızıl Aura'nın özünde yalnızca öfke yoktur.
Arzu, hırs, tutku, sahiplenme isteği, koruma içgüdüsü ve insanı ileriye iten birçok yoğun duygu da bu rengin içerisinde yer alır.
Bu yüzden bazı Kızıl Aura kullanıcıları yıkım getirirken, bazıları ise başkalarını korumak için savaşır.
Çünkü aura, kişinin ne kadar güçlü olduğunu değil; aslında içinde ne taşıdığını gösterir.
Aynı zamanda kendim hakkında bir bilgi daha vermek isterim:
Karakter adı ve soyadı bulmak konusunda feci şekilde kötüyüm.
Serinin ana karakteri olan Kael bunun en güzel örneklerinden biridir. İsmi oluştururken Kutsal Kitap'taki Kâbil'den esinlenmiştim. Aynı şekilde Habel'ın ismi de Hâbil'den gelmektedir. Fakat hikâyeyi yayımlamaya başladıktan sonra Kael isminin sandığımdan çok daha yaygın kullanıldığını fark ettim.
Ama artık değiştirilemeyecek kadar Kael oldu sanırım. 😅
Madem Kael'den bahsediyoruz, sizlere karakter hakkında birkaç bilgi daha vermeme izin verin.
Kael, geçmişte yaşadığı feci bir trafik kazasında ailesini kaybetmiştir. Bölüm 11-13 arasında gördüğümüz olayların temelinde de bu bulunmaktadır. Ancak yalnızca ailesini kaybetmekle kalmamış, geçmişine ait birçok anıyı da yitirmiştir.
Bu yüzden Kael'in hayatındaki en baskın tema yalnızlıktır.
Çevresinde insanlar olsa bile çoğu zaman kendisini onlardan ayrı hisseder. Çünkü ne geçmişine tam olarak ulaşabilir ne de zihnindeki boşlukları doldurabilir.
Fakat Kael'i asıl farklı yapan şey geçmişi değil, sahip olduğu yetenektir.
Öfkepati.
Kabul edin, kelime oyunu olarak kulağa oldukça hoş geliyor. 😎
Öfke ve Empati kelimelerinin birleşiminden oluşan bu yetenek, Kael'in hem fiziksel hem de ruhsal anlamda başka insanların acılarını hissedebilmesini sağlar.
Ancak bu güç ilk bakışta göründüğü kadar güzel değildir.
Çünkü Kael yalnızca insanların duygularını anlamaz.
Onları yaşar.
Onların korkularını hisseder.
Acılarını hisseder.
Öfkelerini hisseder.
Ve zamanla kendi benliğini bu duyguların arasında kaybetmeye başlar.
Bu yüzden Öfkepati bir güçten çok, Kael'in taşıdığı bir lanettir.
Peki ana karakter neden bu kadar yorgun?
Neden sürekli dışlanıyor?
Neden çoğu zaman diğer insanlardan farklı davranıyor?
Ve en önemlisi...
Misyonu nedir?
Aslında bu soruların cevaplarını bölüm notlarında ve hikâyenin çeşitli noktalarında küçük parçalar hâlinde verdim.
Fakat henüz çok fazla spoiler vermek istemiyorum.
Şimdilik yalnızca şunu söyleyebilirim:
Kael'in hikâyesi güçlü bir insanın hikâyesi değil.
Aksine, taşıyamayacağı kadar büyük bir yükün altında ezilmesine rağmen yürümeye devam eden bir insanın hikâyesidir.
İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı
Gönderiler arasında kaybolmaktan sıkıldınız mı? Hesap oluşturarak kaldığınız yerden devam edebilir, yeni yanıtlar için bildirim alabilir, favorilerinizi kaydedebilir ve beğenilerle diğer kullanıcılara teşekkür edebilirsiniz. Birlikte bu topluluğu daha da harika bir yer haline getirebiliriz. ❤️
Yorum yapabilmek için kayıt ol veya giriş yap.