Yuan Jue göz kapaklarının giderek ağırlaştığını hissediyordu. Tam bu belirsizlik zihninde belirmişken, Ruan Qiuqiu’nun mahcup bir şekilde sorduğunu duydu:

''Söylemek istediğim sadece buydu… Ayrıca, yerde yatarsan üşümez misin?''

Gerçekten de sadece bunu söylemek istemişti. İnsanların düşünce yapısı gerçekten eşsizdi.

Bir anda içindeki gerginlik yok oldu. Neden böyle hissettiğini bilmiyordu, ama hissetmişti işte. Öyle rahatlamıştı ki Ruan Qiuqiu’nun sorusunu bile tam olarak duyamadı.

Ruan Qiuqiu ise ondan hiçbir yanıt alamadan gözlerini yavaşça kapattığını gördü. Onu buraya taşırken ardında bıraktığı kan izlerini hatırlayınca içi sıkıştı. Farkında olmadan, ona verdiği lakabı kullanarak seslendi:

''Bay Acil Durum Yemeği, iyi misin?''

Neyse ki, Büyük Kötü Kurt yarı baygın haldeydi ve neredeyse hiçbir şey duyamıyordu.

Yoksa, eğer Ruan Qiuqiu’nun ona yine ''Bay Acil Durum Yemeği'' dediğini duysaydı kesinlikle gereğinden fazla düşünmeye başlardı.

Muhtemelen, ''Ruan Qiuqiu, gerçekten çok zalimsin!'' diye içinden geçirirdi.

Ama Bay Gri Kurt onun söylediklerini tam olarak duyamadı.

Sadece, çok uzaktan gelen bir ses gibi algıladı. Kulaklarını dikmeye çalıştı, ama sözleri anlayamadı.

Ruan Qiuqiu gerçekten korkmuştu. Arada gelen bacak kramplarını umursamadan taş yataktan sendeleyerek indi ve elini uzatıp nefes alıp almadığını kontrol etti.

Hâlâ nefes alıyordu… Ama çok hafifti.

Biliyordum! Bu kadar ağır yaralanmışken, bir iblis bile olsan nasıl iyi olabilirsin ki?

Burası ilk geldiğinde gördüğü o küçük kurt yavrusunu düşündü. Şimdi ise, Bay Gri Kurt’un şu anki bedeni, öğleden sonra gördüğü yetişkin iblis kurt formuna kıyasla çok daha küçüktü.

Bu yüzden şu sonuca vardı: Bay Gri Kurt muhtemelen boyutunu isteğine göre değiştirebiliyordu.

Neden cesareti birden artmıştı, bilmiyordu. Büyük, tüylü kulaklarından birine doğru yüksek sesle seslendi:

''Kocacığım, biraz daha küçülebilme ihtimalin var mı?''

Büyük Kötü Kurt’un burnuna onun kokusu daha yoğun bir şekilde doldu. Ruan Qiuqiu’nun isteğini duydu. Bayılmaktan başka seçeneği kalmadığını hissederken, içinden düşündü:

İnsanlar ne kadar da titiz…

Tabii ki küçülebilirdi. Büyüyebilirdi de.

Eğer bu kadar ağır yaralı olmasaydı, beş metreden daha büyük hale bile gelebilirdi…

Ama Ruan Qiuqiu hâlâ bir yanıt alamayınca, bu sefer biraz daha yüksek sesle seslendi:

''Biraz daha küçülebilir misin?''

Neden küçülmesini istiyordu ki? Küçülürse, kapının önünü kapatamaz ve soğuk rüzgar yatak odasına dolardı…

Bu Ruan Qiuqiu denilen insan çok küstahtı. Sırf o istedi diye küçülürse fazla yüz vermiş olmaz mıydı?

Hemen ondan uzaklaşmalıydı. O, o kadar zayıftı ki... Bir an içinde tüm yaşam gücünü emerse ne olurdu?

Ayrıca ona ''Ruan Qiuqiu'' veya ''Qiuqiu'' ya da- demişti fakat sonrasında susmuştu... Acaba o zaman söyleyeceği şey neydi?

Yuan Jue’nin göz kapakları gitgide ağırlaşıyordu. Ne kadar direnmeye çalışsa da, gözlerini kapatmaktan kendini alamadı.

Bay Gri Kurt bunu kendine asla itiraf edemezdi, ama Ruan Qiuqiu’ya karşı hissettikleri başkalarına karşı hissettiklerinden biraz farklıydı..?

Bilincini tamamen kaybetmeden önce, muhtemelen kurt soyunun en fazla küçük düşen gri kurdu olduğunu düşünerek iç geçirdi ve yavaşça küçüldü.

İnsan formuna döndü.

Yere düştü. Görüntüsü perişan haldeydi. Boğazı kurumuş, sesi kısılmıştı. Ama yine de kendini zorlayarak, Ruan Qiuqiu ile ilk kez konuştu.

Sesi kısık, boğuk ve paramparça olmuş gibiydi. İçinde derin bir keder ve öfke vardı.

“Uzak dur... bir metre bile... yaklaşma...''

Sesi giderek alçaldı. Zar zor konuşuyordu ki tam konuşamamıştı bile. Sonunda sadece ağır ve acı dolu nefes alış-verişleri duyuluyordu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

Novebo discord sunucusu