Lonca, Hestia’nın büyüsü sayesinde Doran’ın bilinçaltına girerek yer altı köle ticareti örgütünün yerini tespit etmişti. Doran, infazı öncesi krallık zindanlarına atıldı. Soylu rütbesi onu bu sefer kurtaramamıştı; ayrıca adına kayıtlı tüm mal varlığına da krallık tarafından el konulmuştu.
İvor, ekibi yanına çağırarak haritayı masaya yaydı:
“Çocuklar, iyi iş çıkardınız. Doran’ın zihninden örgüt hakkında önemli bilgiler aldık. Örgütü yöneten kişinin adı Zadil.kendisinin Siyah bir göz bandı taktığı ve kolunda ise bir yılan dövmesi olduğunu biliyoruz Üsleri güneydeki harabelerde. Girişi ise gizli bir geçitle korunuyor olmalı. Marten, dikkatli olun. Örgütün kaç adamı olduğunu bilmiyoruz. Ters giden bir şey olduğunu farkederseniz bölgeden hemen ayrılın.”
“Anlaşıldı, Bay İvor.”
Yer altı örgütünün ana karargahı, krallığın en ıssız harabelerinde bulunan, nemli ve ışığın uğramadığı bir yerdi. Duvarlarda sadece meşale izleri ve kan lekeleri vardı. Bu karanlığın merkezinde, örgütün lideri Zadil, masasında oturmuş, elinde tuttuğu obsidyen bir hançeri ağır ağır bileyliyordu.
Odanın kapısı çalındığında. İçeri giren genç bir muhafız, nefes nefese Zadil’in önünde diz çöktü.
“E-efendim... Doran ile ilgili kötü haberlerimiz var.”
Zadil hançeri yavaşça bıraktı. Sesi sakin ama bir o kadar da soğuktu:
“Doran mı? O soylu şişmana Ne olmuş?”
“Doran... yakalanmış efendim. Ay Dönümü adında, bir maceracı grubu tarafından. Şu an loncanın gözetiminde, ancak asıl sorun bu değil.”
Zadil ayağa kalktı. Odanın içindeki hava bir anda buz kesmişti.
“Asıl sorun ne?”
“Lonca başkanı Ivor, Doran'ı konuşturmak için Yıldız Büyücüsü Hestia’yı çağırdı. Hestia, Doran’ın zihnine girerse, yer altı örgütünün tüm sığınaklarını, sevkiyat yollarını ve hatta sizin kimliğinizi...”
Zadil, muhafızın sözünü bitirmesine izin vermeden elindeki hançeri muhafızın arkasındaki duvara fırlattı genç muhafız hançerin kıl payı suratını sıyırdığını farkettiğinde ecel terleri dökmeye başlamıştı,
Zadil’in gözleri odanın karanlığında parlıyordu. Bir ihanet düşüncesi zihninde yankılandığında yüzünde korkutucu bir gülümseme belirdi. Doran sadece bir araçtı ama artık bir yük haline gelmişti.
Kael ve grubu gece vakti harabelere doğru geldiklerinde dikkatli bir şekilde yerlerini aldılar
Yapı, yıllar önce terk edilmiş, taşları yosun tutmuş devasa bir tapınaktı. Giriş, yıkılmış sütunlarla kaplıydı ve içeriden soğuk, rutubetli bir hava geliyordu.
Marten, kalkanını yere dayayıp etrafı kontrol etti.
Marten: “Loncanın dediği yer burası olsa gerek ortalık sakin görünüyor harabelerin girişinde
sadece 2 kişi var gibi Sofia etrafta başka kişiler varmı diye kontrol edebilir misin?”
Sofia mana alanını kullandığında girişte bekleyen 2 muhafız dışında kimseyi hissetmedi
“S-sadece 2 kişi hissediyorum”
Kael mana alanını kullandığında 2 kişiden fazlasını hissetmişti
“Marten bekle!”
“Ne oldu Rosvil bi sorun mu var?”
“Dışarıda bekleyen sadece 2 kişi var gibi ama yer altında çok fazla kişi hissediyorum farklı ırkların manaları akıyor”
Sofia şaşkındı mana alanı yer altındaki kişileri nasıl algılayabilirdiki ?
Marten: “S-sen büyücümüsün?”
“Aslında büyücü şovalyeyim belimdeki kılıç sizi yanıltmasın”
Marten kaeli belinde kılıç taşıyan sıradan bir maceracı sanmıştı ama kaelin büyü gücü 5 halka olan sofia’nınkinden bile farklıydı içinden:
“Bir büyücü şovalye demek daha önce hiç görmedim çok ilginç” diye söylendi
“Emin Misin Rosvil ?”
“Eminim hatta bir kişinin manası diğerlerinden çok daha farklı bu… başkanları olsa gerek uğursuz ve keskin bir manası var”
Marten :“Sofia sen burada kal eğer olurda kısıtlı bir alanda kalırsak, buz büyünle çıkışı dondur ve onları yavaşlat.”
Sofia derin bir nefes alıp başını salladı. “T-tamam, yapabilirim.”
Kael, maskesinin arkasından girişin olduğu noktaya baktı. Nöbetçiler tetikteydi, doğrudan yaklaşmak riskliydi.
“Ben dikkatlerini dağıtacağım. Noel, sen o sırada arkalarına sız.”
Kael, elini ileri doğru uzattı. Avucunun içinde hafif bir kıvılcım belirdi.
“Küçük bir ateş büyüsüyle girişin solundaki kayalıklara ufak bir patlama yapacağım. Ses ve ışık onların dikkatini çekecektir.”
Kael, elindeki ateşi doğrudan girişteki iki nöbetçinin uzağındaki kayalıklara fırlattı., yükselen duman ve parlak ışık nöbetçilerin dikkatini anında o yöne çevirmiştii.
“O da neydi?” diye bağırdı nöbetçilerden biri, silahını kayalara doğru doğrultarak.
“Kim var orada!”
Nöbetçiler sırtlarını tamamen Noel’e dönmüştü. Noel, bu fırsatı kaçırmadı. Gölgelerin içinden bir ok gibi fırladı. Göz açıp kapayıncaya kadar nöbetçilerin ensesine ulaştı İkisi de ses bile çıkarmadan yere yığıldı.
Noel, nöbetçileri tutarak yere bıraktı ve el işaretiyle ekibi çağırdı.
Harabelerin içerisi, dışarıdaki ormandan çok daha soğuktu. Duvarlardan sızan rutubet kokusu,tapınağın her yerine sinmişti. Ekip, birbirine yakın durarak temkinli adımlarla ilerleme başladı .
Kael, elini yavaşça maskesinin kenarına götürüp derin bir nefes aldı.ve Zihnini serbest bıraktı etrafındaki yoğun mana akışına odaklandığında . Kısa süreliğine, ayaklarının altındaki derinliklerden gelen mana dalgalanmaları hissetti.
“Bekleyin!” dedi kael
“Burada bir şey var. Alt katlardan gelen yoğun bir mana dalgalanması algılıyorum. Bulunduğumuz katta değil, tam altımızda gizli bir giriş olmalı.”
Marten duraksadı ve zeminle duvarların birleşim yerlerini kontrol etmeye başladı.
“Burası dümdüz taş gibi görünüyor ama Kael haklıysa, bir yerlerde mekanizma benzeri birşey olmalı.”
Noel duvarlardaki işaretleri incelerken, eliyle taşların arasına dokundu.
“Bunlar…sadece normal taşlar değil gibi , sanki burası tamamen büyüyle mühürlenmiş gibi.”
O sırada Noel, duvardaki bir çıkıntıya dokunduğu anda bulundukları kat sanki ağır bir mekanizma çalışıyormuş gibi gürültüyle titremeye başladı.
“Tuzak!” diye bağırdı Marten, kalkanını havaya kaldırarak.
“Noel! , Rosvil! geri çekilin”
Marten her ne kadar uyarmaya çalışsada artık çok geçti
koridorun ortasında, sanki zeminin altında devasa bir mühür parlıyormuş gibi mavi ve mor ışıklar yükselmeye başladı. Işık, ekibin gözlerini kamaştıracak kadar parlaktı. Ekip üyeleri birbirlerine tutunmaya çalışsa da, yükselen enerji dalgası onları havaya kaldırdı.
Kael, ışığın içinde Marten’in elini yakalamaya çalıştı ama enerji o kadar yoğundu ki vücudu etrafta savruluyordu. Bir saniye sonra ise etrafındaki her şey bir girdaba dönüştü.
Işık söndüğünde, Kael sert bir zemine düştü. Gözlerini açıp başını kaldırdığında etrafına baktı;
Marten, ve Noel yanlarında yoktu.Kael Harabelerin farklı bir katında, tek başına kalmıştı
kael mana alanını kullandığında hiçbir şey hissetmedi çok garipti etrafta sanki bir tek o var gibiydi iletişim büyüsünü kullandı ama kimseden geri dönüş alamadı kaelin bulunduğu kat sanki bütün iletişim büyülerini engelliyor gibiydi
Tuzak çalışmıştı. Ekip artık parçalanmış ve savunmasızdı. Kael ayağa kalktı, kılıcına daha sıkı tutundu ve karanlığa doğru ilerlemeye başladı .
Marten gözlerini açtığında, kendini harabelerin bambaşka bir koridorunda buldu.
"Rosvil? Noel?"
diye seslendi Marten. Sesi boşlukta yankılanıyordu. Kendi sesinden başka bir yankı gelmedi.
Kalkanını yere dayadı ve etrafını dikkatle inceledi. tek hedefi, ekibini tekrar bir araya getirmekdi.
"Eğer bu bir tuzaksa, bizi dağıtıp avlamaya çalışıyorlar,"
diye mırıldandı Marten. Kalkanını sol koluna sağlamca yerleştirdi,
Harabelerin bu kısmı, örgütün çalışma odalarına benziyordu. Bir masanın üzerinde haritalar ve bazı evraklar duruyordu. Marten masaya yaklaştı ve kağıtları inceledi. Bunlar sıradan lojistik kayıtlarıydı. Ancak gözü, masanın kenarında duran ve örgüt üyelerinin kullandığı siyah maskelerden birine takıldı.
Karanlığın içinden hafif bir ayak sesi geldi. Marten anında durdu ve kalkanını öne doğru kaldırdı.
"Kim var orada!?"
karanlıktan cevap gelmedi ama koridorun sonunda bir gölge hareket eder gibi oldu
Marten soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu. kalkanının arkasına gizlenerek yavaş adımlarla koridorun köşesine doğru yöneldi.
Köşeyi döndüğü an, karşısında iki muhafız belirdi. Muhafızlar Marten’i görünce beklemedikleri bir tepkiyle karşılaştılar. Marten, kalkanı ile ilk muhafıza sert bir omuz darbesi vurdu, ardından ikinci muhafızın kılıcını kalkanıyla savuşturup onuda sertçe yere indirdi.
"Eğer avcı olduğunuzu sanıyorsanız," dedi Marten,
"yanılıyorsunuz..."
Marten,tüm gücüyle hayatta kalıp ekibine ulaşmaya odaklanmıştı


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı